RED,
KABUL, TARTIŞMA, VESAİRE...
Bazı fotoğrafçılar, sanatçı olmalarının yanı sıra fotoğraf faaliyetinin
diğer sektörlerinde de ilgi gösterir ve somut çabalarını sergilerler.
Akademisyenlik, küratörlük, galeri yöneticiliği, sanat danışmanlığı,
fotoğraf editörlüğü, eleştirmenlik, dernekçilik, fotoğraf stüdyosu
sahibi olmak, fotoğraf endüstrisinde araştırmacılık ya da tasarımcılık,
fotoğraf materyali ve ekipmanı ticareti yapmak v.b. gibi.
Her
biri kendine özgü mantık, işleyiş ve espriye sahip bulunan söz konusu
sektörler, genel olarak fotoğraf üretim ve tüketiminin nicel kapasitesiyle
doğru orantılı; gelişir, biçimlenir, etkinleşir. Diğer bir ifade
ile önemli bir ekonomi alanı, kültürel bir gereksinim, sosyal bir
gerçeklik haline gelirler. Bu bağlamda, fotoğraf sanatı, fotoğraf
endüstrisi ve ticaretinin sofistikasyon platformudur. Yanı sıra,
bu sektörlerde edinilen eşzamanlı deneyimler, fotoğraf fenomenine
ilişkin objektif projelere temel oluştururlar. Yine bir ülkede açılan
fotoğraf sergileri ve fotoğraf bibliografyasına yapılan katkılar,
aynı coğrafyadaki fotoğraf yaşantılarının kalitesini arttırır.
İbrahim
Göğer, prestij sahibi bir fotoğraf
sanatçısı olmanın yanı sıra, faal bir AFSAD (Ankara Fotoğraf Sanatçıları
Derneği) üyesidir. Yaklaşık yirmi yıldan bu yana çok sayıda ulusal
ve uluslararası sergiye katılmış, yarışmalarda ödüller kazanmış,
saydam gösterileri yapmış, jüri üyeliklerinde bulunmuş, fotoğraf
yayın kurullarında yer almış, fotoğraf sergilerinde küratörlük yapmıştır.
Başarılı
bir tanıtım fotoğrafçısıdır. Dolayısıyla fotoğraf estetiği ile ilgili
ütopik bakış, realist bakış ile dengelenmiştir. Ayrıca heykel sanatı
ile bizzat ve yoğun ilişkiler içindedir. Öyle ki bu ilgi, zaman
zaman fotoğrafik tasarımlarını yönlendirebilmektedir. Konvansiyonel
anlamda heykel yaratıcılığı bir sürece yayılmıştır ancak fotoğrafik
yaratıcılık bir enstantane sorunudur. Dolayısıyla zaman kavramı
bağlamında iki sanatın farklı niteliğinden kaynaklanan bu saf çelişki,
Göğer’in yorumlarına özel bir dinamik kazandırmakta, tema seçimini
ve mise-en-scene’i etkilemektedir. Örneğin, Gıyabında (1997) başlıklı
kişisel sergisi için kullanılan masklar sanatçı tarafından yaratılmıştır.
Yanı sıra, sergide yer alan fotoğraflardaki kompozisyonların kahramanlarının
zamanı, Klasik Mitoloji’nin biçimlendirdiği antik zamandır. Dolayısıyla
binlerce yıllık bir flash-back, bir enstantane aralığında kristalize
hale gelmekte ve iki sanat arasındaki fantastik etkileşime tanık
olunmaktadır.
Ülkemizdeki en önemli fotoğraf kuruluşlarından biri olan AFSAD,
yalnızca fotoğraf sanatının sevilmesini ve yaygınlaşmasını amaçlayan
bir kültür yuvası değildir. Aynı zamanda şimdiye dek beşincisi gerçekleştirilen
Fotoğraf Sempozyumu dolayısıyla fotoğrafın çeşitli alanlarından
kişileri bir araya getirerek, Fotoğraf Kuramı açısından kayda değer
bir ortam sağlamış, Üniversite ile Dernek arasında verimli bir diyalog
ve işbirliği gerçekleştirilmiştir.
İbrahim
Göğer, dernekçiliğe özgü heyecanlı ve enerjik tavrı, entelektüel
bir sorumluluk duygusuyla donatarak, ülkemiz fotoğrafının protagonistlerinden
biri haline gelmiştir. Nitekim AFSAD sergi ve sempozyum komitelerindeki
görevleri bunun birer göstergesidir.
İbrahim
Göğer, Fotoğraf Sanatı bağlamında yaptığı çalışmaları kamuoyunun
beğenisine takdim etmek konusunda titiz bir tutum içindedir. Hatta
hazır olup henüz sergilenmemiş birçok serisi vardır. Bunların varlığı,
sergilenenlere oranla bir aysbergin yüzeydeki zirvesi kadardır.
Örneğin,
90’lı yılların ikinci yarısında başlanan ve devam eden ‘Fotogramlar’
serisinde, yumuşak tel malzemeden, Sanatçı’nın heykelci maharetiyle
oluşturduğu figürler, fotogram tekniğiyle dönüştürülerek fotoğrafik
görselliğe kavuşmaktadır. Sözkonusu figürler çocuksu çizgilere sahiptir
ve muzip devinimliliği temsil etmektedir. Diğer bir ifade ile, karmakarışık
bir çizgi yumağı, fotogram platformuna girmekte, bir shape’i oluşturup,
kinetik serüvenine devam etmektedir. Bu durumda söz konusu naif
figürler, absürd bir animasyon filmin fotogramlarının görsel elemanlarına
dönüşmektedir.
Picassovari
bir ironi, Mirovari bir şiirsellik ile biçimlendirilmiş, çocuksu
bir saflığı ifade eden bu görüntüler, yarattığı avangard çağrışımların
ötesinde bir başka ironik boyut daha oluşturmaktadır. Figürlerin
çizgisel niteliği, fotogram tekniği bağlamında Gjon Milivari bir
ışık yazısı deneyselliğini yansıtarak fotoğraf / ışık yazısı fenomeninin
kavramsallaşmasına ve saf bir başlangıç yapılmasına olanak vermektedir.
Yine
aynı şekilde “Polaroid Transferler” polaroid bazlı photo-peinture
çalışmalarıdır. Sanatçı, Boccioni’den Dali’ye, Schmidt-Rotluff’dan
Truffaut’ya zengin bir pastiş düzlemi oluşturarak, eserleri boyunca
“kadın” temalı bir puzzle kurmaktadır.
Aynı
bağlamda “Şaka,Şaka” da dijital yorumları kapsamaktadır. Bu kez
de Edward Weston’unkilere nazire erotik biberler, ülkemizdeki popüler
gastronomi kültürünün ironik simgeleri, absürd dikiş malzemeleri
v.b. gibi görüntüler kelimenin tam anlamıyla şaka kavramının fotoğrafik
bahaneleridir.
Göğer’in
Cloroflorocarbon (1989, Ankara, TAD.) ve Gıyabında (1997, Ankara,
TAD.) başlıklı kişisel sergilerinin teması, heykel sanatçısı Eşber
Karayalçın ve ressam Nilhan Saygon ile de paylaşılmış ve bu sergilerin
ilk açılışları birlikte gerçekleştirilmiştir.
CFC
Cloroflorocarbon’un teması çevre kirliliğidir. Göğer’in siyah-beyaz
yorumlarında, Azrail’e dönüşmüş bir bostan korkuluğunun hakimi olduğu
sonsuz ve minimalist bir peyzaj içinde ya da klişe bir rafineri
ya da fabrika siluetinin oluşturduğu background önünde ..., kadın
ve erkek figürler, bez bebekler..., bazen sarkastik bir teknokrat
tavrı, bazen de trajik bir şiirsel ifade kullanılarak eleştirel
bir ekoloji retoriği kurgulanmaktadır.
Gıyabında’nın teması ise Klasik / Mitolojik maskların arkasında
sosyo-kültürel kaostan kurtulmayı projelendirmeye çalışan çağdaş
bireyin bekleyişidir. Bu sergi ile ilgili görüşlerimiz daha önce
ifade edilmiştir (Utopyalar Bazen Gerçekleşir, Kasım 1997).*
“RED’e gelince, Sanatçı’nın yeni sergisidir. 03-17 Mayıs 2002 tarihlerinde
Ankara Türk-Amerikan Kültür Derneği’nde açılan ve diğer bazı kentlerimizde
de tekrarlanacak olan sergi, yirmibir eserden meydana gelmektedir.
Baskı boyutları 12x12 cm, 13x18 cm, 50x60 cm v.b. gibi arasında
değişkenlik gösteren siyah-beyaz fotoğraflar, tekli ya da çoklu
tasarımlar şeklinde, boyutları 47x47 cm, 80x100 cm, 100x100 cm v.b.
gibi arasında değişkenlik gösteren çerçeveler içinde ve duvarlar
boyunca ritmik bir şekilde sıralanarak sunulmuştur. İbrahim Göğer,
bu kez, Antikite’den de daha eski, arkaik dönemlere uzanmaktadır.
Öyle ki stüdyosunun zamandan azade kaotik karanlığında, yavaş yavaş
devinerek varlık kazanan, krizalitlikten yeni kurtulmuş adam ve
ona katılan kadın, performanslarıyla ütopik bir başlangıcı, uygarlığımız
adına temsil etmektedir. Bu bağlamda ıbrahim Göğer’in modelleri,
birer modern dansçı gibi kayda değer bir yorum gerçekleştirmişlerdir.
Göğer’in
poetikası itibariyle CFC’de ortaya çıkan, Gıyabında’ sında belirginleşen
science-fiction’a özgü metaforik zaman spekülasyonu burada da mevcuttur.
Sanatçı’nın stüdyosunun steril ortamında, bedenin plastiği, kontrast
aydınlatma efektleri ve ışık reflektörüne dönüşmüş ten ile yarattığı
bu Genesis protagonistleri, bu ışık insanları, bizzat Göğer’in ifadesiyle:
“RED’ Reddetmek eylemini temsil eden sembollerdir. Red, ‘80 sonrası
Türkiye ve küreselleşme karşısında bir tavır olarak değişmeme çabasını;
Aynılaştırma, sıradanlaştırma karşısında pasif direnişi;... Dayatılan
değişim yönünde... kabul etmeme uğraşını ifade etmektedir.
Bu
bağlamda gözden geçirmek gerekirse, Üçüncü Dünya’nın kültürel sorunları
vardır ve sanatçı olmak kendine özgü mantık ve esprisinin ötesinde
de zordur. Örneğin: Üçüncü Dünya’nın egocentric hayatta kalma stratejilerinden
biri çifte standart uygulamasıdır. Bu durumda Sanatçı’nın bir performer
olarak yaratıcılık simülasyonunun mise-en-scene’ini gerçekleştirmesi
ya da ‘eleştirmenin bir performer’ olarak kronik başarısızlık paranoyasını
temsil etmesi; sık rastlanan bir kültürel fenomendir.
-Travmalı
demokrasilerde yaşayan bireyler, evrensel standartlara uygun seçkin
birer entelektüel niteliğine sahip olsalar da, uluslararası varoluş
projelerine dahil oluncaya kadar, yerel faşizan koşullarda kağıttan
kaplan, üçüncü dünyalılık kompleksini rasyonalize etmiş meslektaşlarının
ya da akademisyenlerin oluşturduğu engelleri aşmak zorundadır.
-Globalizasyon, kapitalizmin merkezlerinden, liberal ekonominin
varoşlarına tek taraflı bir şekilde transfer olmakta, geleceğin
projelendirilmesinde, üçüncü dünyanın seçkinleri ancak taşeron konumunda
yer alabilmektedir.
-Sanat
evrenseldir prensibi istismar edilerek, üçüncü dünyanın serüveni,
Kapitalizmin merkezlerinde hikaye edilmektedir.
-Yine de üçüncü dünya coğrafyasının kronik sorunsallığı realist
ya da metaforik bağlamda, sanatçılar için zengin bir ilham kaynağıdır.
İbrahim
Göğer’de bir üçüncü dünyalıdır. Ama Red’din cool figürlerini yaratarak,
söz konusu coğrafyaya ait zaman ve mekan zorunluluğunu aşmakta,
kristalize bir eleştiri modeli önermekte ve bütün bunları klasik,
görkemli siyah-beyaz fotoğraf estetiği geleneğinin bir temsilcisi
olarak gerçekleştirmektedir.
Her
zamanki gibi, “RED” sergisine gelin, müstesna heyecanlar sizi bekliyor,
gerçekleşmiş ütopyalar adına!
İzmir/2002
Simber ATAY
Dokuz Eylül Ünniversitesi GSF.
Fotograf Böl. Bşk.
|