Yemek

  Kitmiir, Kitmiiiir - Murat Gulsoy



Sevgili Mehmet,

Camalti yaylasindan merhaba diyorum. Disarida kar yagiyor ve ben sominede yanan odunlarin citirtisinin esliginde masaya kurulmus bir yandan kahvemi yudumluyor bir yandan da sana bu mektubu yaziyorum. Benim boylesine basimi alip kacmam sasirtmistir seni biliyorum. Aslinda haksiz da degilsin. Cok da alisik oldugum bir dinlenme bicimi degil. Fakat Cuneyt evin anahtarini elime tutusturunca, hayattan bir on gun calip belki biraz kafami dinler, biraz da birikmis kitaplari okurum (belki de bir turlu tamamlayamadigim kitap projem uzerinde calisirim) umidiyle solugu bu yayla koyunun kiyisina kurulmus bu kucuk dag evinde aldim.

Telefon yok, televizyon yok, kalorifer yok, gurultu yok. On kucuk evden olusan bir yer burasi. Bir tek bekci ve ben variz. Ahmet. Cok konuskan biri degil. Ortalarda da gozukmuyor. O yuzden yalniz sayilirim. Hemen her isi kendim yapmam gerekiyor. Dun vardigimda ev biraz soguktu ama hem sobayi hem de somineyi yakip bir kac saat icinde paltomu cikaracak kadar bir sicaklik elde ettim. Daha sonra da kendime hizli bir ziyafet cekip, esyalarimi yerlestirip deliksiz bir uykuya yuvarlandim. Bugun ikinci gunum. Once bana vermis oldugun oykuyu okudum. Ne zamandir firsat bulup basina gecememistim. Keyfini cikara cikara okuyabilecegim bir zamani kolluyordum, kismet Camalti yaylasinaymis. Bu mektubu da oykun hakkinda dusunduklerimi aktarmak icin yazmaya niyetlenmistim gerci ama galiba sikintidan isi biraz gevezelige vurdum.

Once sunu belirteyim, cok severek okudum. Her yeni oykunde sanki biraz daha ustalasiyorsun, yeni bir seyler kesfediyorsun gibi geliyor bana& Anlatimin ve uslubun uzerine soyleyecek fazla bir seyim yok. Belki oykunun sonu biraz sorunlu ama bu da bakis acisina gore degisir. Oncelikle konu cok guzel. Gerci bana yillar once seyretmis oldugum bir oyunu cagristirdi ama tum zehirleme oykulerinin paylastiklari ana madde yuzunden herhalde. Simdi elestiriler:

Oncelikle mekan. Kafeteryanin adresini vererek baslaman, hatta cok bilinen bir semtte, herkesin mutlaka onunden gectiginde farkedebilecegi baska dukkanlara gondermeler yaparak tarif etmen, ve dukkani konumlandirmak icin gercekte birbirine bitisik olan iki dukkanin arasina sikistirman yine de mekanin dus urunu bir yer oldugunu ortmeye okuru kandirmana yeterli olmamis gibi geliyor bana. Belki de inandirici olmasi gibi bir kaygin yoktu. Bilirsin, benim takintimdir. Oyku yazmayi ustaca yalan soylemekle cogu zaman karistiririm ve okuyanlarin kafasinda bir soru isareti olusmasini isterim. Bu da sanirim benim kusurum. Kendimi birinci tekil sahisa mahkum etmeme neden oluyor ama ne yapayim, huylu huyundan vaz gecmez. Oykundeki mekanin olagandisiligi orada sunulan yemeklerin tuhafliginda degil (ki bu noktaya birazdan deginecegim); onbes masasi olmasi... Bu da demektir ki en az altmis kisi kapasiteli bir yeri iki kisinin isletiyor. En azindan mutfakta bir bulasikciya, salonda da bir kac garsona izin vermeliydin. Mudavimleri, kendine ozgu bir sosyal yasami olan, hatta belli bir cevre icin oldukca populer oldugunu iddia ettigin bir mekanin masalarinin sik sik dolmasini bekliyoruz, okur olarak. Boyle bir beklenti oyku icersinde karsilanmadigi icin inandiricilik dozu azaliyor, bu yuzden de daha sonra anlattigin siradisi olaylar iyice inanilmaz hale geliyor. Bu konuda ustadin sozlerini hatirlatmak isterim: "Bir oykude sadece bir tane olagandisi bir sey olmasina izin veririm; eger birden fazla olurlarsa oyku binbirgece masallarina doner". Insan yazarken, bu sozlerin aslini kelimesi kelimesine buyuk bir kagida yazip gorebilecegi bir yere asmali. "Bu bir secim meselesi, ustalarin soylediklerini bilmek guzel ama her zaman uymak bana gore degil" dedigini duyar gibi oluyorum. Haklisin. Yeni bir seyler denemek cehaletin cesareti olmadan mumkun degil. Her yenilik bir baskaldiri tabii. Fakat isyani devrime goturen yol biraz uzun. Sandigimizdan da uzun.

Yenilik dedim de, o yemek tariflerini nasil uydurdun allahaskina? Kestaneli findikli sehriye pilavi, zencefilli pancar corbasi, hamuruna biberli yagda kizartilmis siyah zeytin taneleri katilmis kofte, haslanmis havuc uzerine karadut receli ve kahve konularak yenilen tatli& Acikcasi hic duymadigim yemekler. En tanidik gelen pancar corbasi, onun da icine zencefil konur mu bilmiyorum& Yemek yapmaktan zevk alan biri olsam zeytinli kofteyi gercekten denerdim. Bu oykudeki en begendigim buluslardan biri. Olmayan fakat olabilecekmis gibi duran yemekler. Buna bir itirazim yok. Fakat lokantayi (Kafeterya? Bar?) biraz daha gercekci konumlandirmis olsaydin kafamiz karismayacakti. Ornegin bu yemeklerin musteriler acisindan hic bir tuhafligi yokmus gibi anlatiyorsun. Halbuki ben okur olarak merak ediyorsam, en azindan musterilerin uzerinden bu meraki biraz olsun giderebilir, ya da altini cizebilirdin. Cunku oyku daha sonra karsiliksiz ask meselesine dogru akmaya basladiginda bu tuhafligi unutturuyorsun. Finale kadar her sey seri bir bicimde akiyor. Sara'nin delikanliya olan ilgisini kendine itiraf edememesi, sadece yemeklerine hos tadlar vermesi icin bir iki ufak malzeme katmasi, malzemelerin uzerinden giderek kadinin duygularini acman iyi bir cozum. En azindan oykuyu basmakalip bir karsiliksiz ask oykusune donusmekten kurtarmissin. Kadinin duygularini yemek yapma surecine dahil etmesi, malzemelere yaklasimindaki simyaci bilgeligi, birbiriyle ilgisiz gibi duran yiyeceklerin bilgi, deneyim ve ruhla bir araya getirilisindeki incelik okurlarin gozunden kacmayacaktir. Dogayi mutfaginda uygarliga donusturen kadinin kapaliligi, anlasilmazligi bir kac kalem darbesi ile cizilmis, bu guzel! Biraz daha usteledigin zaman kolaylikla kliseye donusebilecek bir durum bu. Cagdas oykude sinir sorunlari uzerine tartistiklarimizi animsatti bana.

Bilirsin ask hikayelerinden nefret ederim, hele karsiliksiz olanlarindan. Neyse ki delikanli Sara'yi karsiliksiz birakmiyor ve birlikte oluyorlar. Ortayasli bir kadin ile genc bir delikanli arasinda yasanan cinselligin dozunu da iyi ayarlamissin. Karanligin, Sara'nin yaslilik cizgilerinin, ellerinin, saclarinin baska kisiler gibi sevismeye dahil edilmesi, yasananlarin cogul bir dille aktarilmasi (neredeyse bir toplu seks partisi!) gercekten buyuleyici. Fakat daha bu guzel gecenin murekkebi kurumadan delikanlinin nisanlandigini aciklamasi ve ahlaki olarak bir anda asagilara indirilmesi ayni ustalikta olmamis. Ornegin, daha o satir bitmeden Sara'nin delikanliyi zehirleyecegini tahmin ettim. Bu kotu bir sey. Merak edecek bir seyin kalmamasi. Merak edilecek tek sey belki Sara'nin yontemi. Ve akibeti. Onu da biraz gercekustu bir bicimde cozmussun. Sara'nin hirpalanmis ruhunu dinlendirmek icin bir kir gezisine cikmasi, yaralarini iyilestirmek icin sifali otlar arar gibi dolanirken yari bilincli bir secimle zehirli mantarlar toplamasi vesaire& Yani boyle bir lokantanin sahibi (Ahcisi? Garsonu? Neyi?) sevdigi adami zehirlemek icin ormanda mantar topluyor& Zorlamissin dostum. O aksam yemekte mantar soslu (tarcin cubuklarina gecirmeyi ihmal etmedigin) hindi kizartmasi ismarlayan herkesin beraberce zehirlenmelerine izin vermesi Sara'yi taammuden cinayetten kurtariyor ama yine de okuru inandiramiyor. Bana kalirsa zehirleme meselesine hic girmeseydin, Sara'nin hayalkirikligi baska bir kanaldan ortaya ciksaydi, ornegin yemeklere hosluklar katma yetenegini agir agir yitirseydi, bu yuzden musterilerini de yavas yavas kaybetseydi ve en nihayetinde lokanta kapansaydi (boylelikle oyle bir yerin simdi gercekte varolmayisi ile de cakisabilirdi) daha iyi olurdu. Oykude kaybeden sadece Sara olurdu. Cunku gunumuzde sadece kaybedenler herseyi kaybetmeye devam ediyorlar. Dusenler hep dipte kalir.

Iste boyle dostum. Umarim oykulerin uzerinde bu kadar denetimsiz konusmama kizmiyorsundur. Gerci bu mektubu defalarca temize cektikten ve duzelttikten sonra sana verecegim. Muhtemelen de seni rahatsiz edecegini dusundugum bir cok cumle bu ozur cumleleri ile birlikte silinip yok olacak. Keske gercek hayatta da temize cekme imkanimiz olsa&

***

Sikintidan yine kagidin basina gectim. Bu gun ucuncu gunum. Sominede odunlar yanmaya devam ediyor. Kar yagmadigi zamanlarda yaptigim kisa yuruyusler ve odun tasimak disinda hemen hemen hic bir sey yapmiyorum. Okurum diye getirdigim kitaplar da bu ortama hic gitmedi. Karsimda, geceleri hic bir isigin yanmadigi Camalti yayla koyu ve cam agaclari ile kapli yukselip giden bir dag. Iste hepsi bu. Koyde kis oldugu icin kimseler yok. Bir kac kez sokaklarini gezmeye niyetlendim ama sik sik bastiran kar izin vermedi. Zaten arabami da cikarmam mumkun degil. Bu kisa tatili koylulerinin bile gelmedigi bir koyun tenhaliginda gecirmek buyuk bir hata gibi geliyor simdi. Hem yalniz kalmaktan hoslanmam, hem de dogadan. Hem de boylesine bakir dogadan. Evet bazi muziklerle icimi disimi yikarken, yuksek daglarin doruklarinda veya collerin issizliginda gezinir dusuncelerim ama gercekten orada olmak baska bir sey. Ne kadar ugrasirsam ugrasayim usumeyi unutup manzaranin keyfini cikaramiyorum. En keyifli zamanlar, karin durup etrafin isikla parladigi ikindi saatlerinde pencereden disariyi seyrettigim anlar. Dagin zirvesinden asagiya dogru sarkan yogun ve soguk sis tabakasi& Sanki ardinda dunyayi istila edecek buz askerlerin golgesi.. Arada pencere var ya rahatim. Fonda muzik, somineden yayilan sicaklik, tutun ve manzara. Aslinda evde televizyon seyretmekten bir farki yok. Bu satirlari okudugunda cok sasiracagini biliyorum. Hatta inanmayacaksin bile. Belki de herseyi evde calisma masasindan bir metre bile uzaklasmadan yazdigimi dusuneceksin. Fakat degil dostum, degil. Bu kadar uzaklara gelmek zorundaydim. Boylesine yalniz kalmaliydim. Senden ogrendigim bir sey bu. Bir seferinde bana soyle demistin: "Madem ki bir takintin var mutlaka bir nedeni olmali. Istersen sonsuza dek uzerine gitmeden o takintiyla yasayabilirsin. Fakat uzerine gidersen kendine acilan yeni bir yol kesfedersin." Hatirladin mi? Boyle laflar, soylendikleri anda cok dogru gozukseler bile aslinda insani hic etkilemez. Yani beni etkilemez. Sen bunlari soylerken, ben senin bu laflari hangi dusunce sisteminin etkisi altinda soylemis olacagini kestirmeye calismis, psikanalitik yontemin vazgecilmez bayatliginda karar kilmis ve zihnimdeki unutulacaklar bolumune almistim. Daha sonra, cok daha sonra, Serap'la berbat bir kavgaya tutustugumuz bir gecenin sonunda, kendimi dar attigim bir barda basimi kadehin icine gomup soylediklerinin ne kadar dogru oldugunu gormustum.

Bazen kendimi tutamiyorum. Icimden tasan ofkeye hakim olamiyorum. Patlayiveriyorum. Karsimdakinin hakli oldugunu bile bile uste cikmaya cabaliyor ve kirici olabiliyorum. Bu durum uzerine dusundum. Sogukkanli bir bicimde dusundum. Yalnizliktan hoslanmayisim, insanlarin yanina dogru kacisim, herkese iyi davranisim ve cok yakinimdakilere, Serap'a ornegin, kan kusturusum hep birbirine bagli seyler. Ona kan kusturuyorum cunku beni cok iyi taniyor. Sanirim duymak istemedigim, yuzlesmek istemedigim noktalarima degiyor soyledikleri. Iste bunlari anladigim zaman artik bu yalnizlik takintimin uzerine gitmeye karar verdim. Bu dagbasina da o yuzden geldim. Fakat goruyorsun, burada bile yalniz degilim, aksama kadar mektuplar yaziyorum. Senin mektuba ara verdigimde Serap'a yaziyorum. Onunkini bitirince Cuneyt'e. Herkese soyleyecegim seyler var. Kendime soylemeyi geciktiriyorum boylece. Yazmaya baslayinca karsimda beliriveriyorsunuz ve tartismaya, yasamaya kaldigim yerden devam edebiliyorum. Yine yalniz kalmamis oluyorum.

Burada tek dostumdan bahsetmeyi unuttum galiba: Kitmir. Bekci'nin kopegi. Ya da ben oyle saniyorum. Koyluk yerde insanlar kopekleri ile daha farkli bir iliski gelistiriyorlar galiba. Yani sehirli bir insanin evcil hayvanini, cocuk yetistirir gibi beslemesine benzemiyor. Adini bile cagirdigini hatirlamiyorum. Ben de Kitmir adini taktim ona. Cagirdigimda gelmiyor. O kadar urkek bir kopek ki. Dev cussesi sadece buyuk bir korku yigini gibi. Havladigini duymadim. Dost olmak icin ona yiyecek veriyorum. Dun tereyagli ekmekleri govdeye indirdikten sonra benimle gezinmeye ikna oldu. Fakat bir kopegin yapmasi gerektigi gibi yirmi otuz metre onumden yurumek yerine beni uzaktan takip etmeyi yegledi. Yanima aldigim yarim sucukla onu bir kac saat oyaladim. H,l, basini oksayabilecegim kadar yaklasmiyor bana fakat verdiklerimi buyuk bir istahla yiyor. Bekciyle de ahbaplik etmek istedim fakat dunden beri ortada yok. Buyuk bir ihtimalle bekcilik gorevini kendi aklinca bana devredip koye indi.

Boylece Kitmir ile birlikte yalnizligimi kesfetmek uzere gunleri sayiyorum. Bana bu deneyimden bir sey cikmayacakmis gibi geliyor. Sadece sayfalar dolusu mektup kalacak geriye. Onlari da siki bir sansurden gecirilmek uzere cekmeceme kilitleyecegim ve tembelligim yuzunden zaman asimina ugrayincaya kadar orada kalacaklar.

***

Dostum dorduncu gunun sabahi burada mahsur kaldigimi farkettim. Su anda besinci gunun aksami ve acliktan midem yapisti. Kalan sucuk ile patatesi bitireli neredeyse bir tam gun oluyor. Buzdolabinda biraz sarap ve tereyagi kaldi. Buraya geldigimden beri karin dinmedigini ve her gecen saat yollarin biraz daha yok oldugunu gormeme; arabami saplandigi karin icinde guc bela bulup calistirabilmeme ragmen burada mahsur kalmis olabilecegimi yeni farketmem gercekten aptalca. Bekcinin de neden ortada olmadigini ancak anladim: Cunku yollar kapanmis! Ben, degil bir haftalik erzak, ancak bir kac gun yetecek kadar nevale almis oldugum icin su anda ac susuz karin dinmesini bekliyorum. Gelirken ugradigim markette yaptigim miymintiliktan dolayi pismanim. Fazla kilolar yuzunden seker, bal ya da recel turevi bir sey almadigim icin lanet ediyorum. Gerci bu zorunlu perhiz yuzunden mutlaka zayiflamis olacagim fakat saglikli bir diyet yontemi degil ki bu. Hizla verilen kilolar, ayni hizla geri kazaniliyormus. Ayrica aclik dayanilir bir sey degil. Ne kadar surecek bu durum? Belki bekci bu durumun farkinda oldugu icin yardima gelecektir. Ya da buradan gitmek icin bir seyler yapmak zorunda kalacagim. Camalti koyunun kislik yeri yirmi kilometre uzaklikta. Aslinda saatte dort kilometre yurusem bes saatte varabilirim. Fakat hem arabayi burada birakmak istemiyorum hem de orman hayvanlarinin da en az benim kadar ac olabileceklerini ve kendimi savunacak bir silahim olmadigini dusunerek vaz geciyorum.

Tereyagi yemekten midem bulaniyor. Bir ogunluk daha yag var ama yanina katik edebilecegim hic bir sey yok. Kitmir'e hesapsizca verdigim yarim sucuk icin o kadar pismanim ki& Karin duracagi da yok. Acligin ve sarhoslugun verdigi bitkinlikle uyuyup kalmisim. Gecenin ucunde soguktan uyandim. Hemen sonmus somineyi tekar yaktim. O sirada kullerin icine gommus oldugum ve daha sonra gozumden kacmis olan iri bir patates buldum. Dostum o anki hislerimi nasil tarif edeyim bilmiyorum. Dagin basinda, sabaha karsi ilik bir patates buluyorsun. Iyi pismis ve doyurucu. Agzimin sulari akarak ve ellerim titreyerek evdeki en buyuk tabagin icine yerlestirip kendimce nefis bir sofra kurdum. Son sarap kadehi ile gercekten krallara layik bir yemek. Tereyagini iyice emdirip tuzlayarak bir cirpida govdeye indirdim. Ancak o zaman biraz kendime geldim. Tek bir kirinti bile artmadigi icin Kitmir yine ac kalacakti ama onu dusunecek durumda degildim. Zaten yarim sucugumu yemisti. Simdi bir plan yapmaliyim. Sabah olunca once buyuk bir dal bulacagim ve ucunu bir mizrak gibi sivriltecegim. Bir kac buyuk bicakla birlikte silahlanip yola dusecegim.

***

Basarisizlik dostum hem de mutlak bir basarisizlik. Uyandigimda planimi uygulamak icin cok gec olmustu. Hazirliklarimi tamamlamam aksami bulacakti. Dolayisiyla hersey ertesi sabaha kalacakti. Bir gun daha dayanabilirdim bu onemli degil. Insan bir ay ya da kirk gun ac kalabilir saniyorum. Yani olmeden. Daha kotusu, saglam bir dal parcasi bulmak icin cevreyi arastirmaya ciktigimda (tereyagli ekmek ve sucuk anilarini coktan zihninden silmis olan Kitmir her zamankinden daha az yaklasmisti bana) yolun kar ile iyice kapanmis oldugunu, buralari bilmeyen birinin kolaylikla yanlis bir yone gidecegini farkettim. Ustelik yarim saat gecmeden bir tipi bastirdi ki sorma! Bu tipinin altinda bes saatlik yolu asla bitiremeyecegim acikti. Bosuna mizrak yapacak dal ariyordum. Boylesi bir tipide bir saat bile yuruyemezdim ki.

En guzeli evi arastirmak diye dusunup kullerden basladim. Bir patates daha unutmusumdur belki deyip sicak kulleri karistirmaktan basima agrilar girdi. Mutfak dolaplarini ezbere biliyordum ama yine de herseyi bastan arastirdim. Tereyagin bos kabi, tuzlukta biraz tuz, copun icinde sucuk zarlari, bir kac sise mantari. Mantari bile isirip tattim ama bos. Yapabilecegim fazla bir sey olmadigi icin somineyi beslemeye, caydanliga kar doldurup su elde etmeye devam ediyorum. Sirtustu uzanip yatiyorum. Hic bir sey okuyamiyorum. Aclik uyutmadigi icin, uyudugumda da kisa lokanta ruyalari beni daha da aciktirdigi icin iyice bitap dustum. En son ruyamda senin Sara'yi gordum. Kirmizi renkli bir corba sunuyordu bana, mercimek corbasinin bu renk olmamasi gerektigini, kattigi zehirin bu rengi olusturmus olabilecegini dusunuyordum. Sicak corbayi uzerime dokmesi ile uyandim. Aksama dogru basimin agrisi katlanilmaz oldu.

***

Bu sabah acliga biraz alistigimi hissediyorum. Agrilar surekli bir hal alinca etkilerini biraz olsun yitiriyorlar. Yine de dikkatimi toplamakta gucluk cekiyorum. Senin oykuyu bir kez daha okudum. Yemek bolumleri oylesine aciktirdi ki& Bir oykunun boyle bir iskence aletine donusecegini tahmin edemezdim. Ayrica o kadar guzel anlatmissin ki& Yemekler gozumun onune tum renkleri ve kokulari ile geliyorlar. Iyi ki bu evde bir de yemek kitabi yok.

Sozde kendimle basbasa kalacaktim, yuzlesecektim. Su anda tek dusundugum buradan kurtulunca yiyecegim yemekler. Insan garip mahluk. Milyonlarca yil daha cetin kosullarla savasip genlerini bana aktaran atalarim benim su zavalli ve caresiz halimi gorseler utanc duyarlardi herhalde. Su Kitmir kadar olamiyorum. O nasil yasiyor? Belli ki kislar burada hep boyle geciyor ve bekcinin de kopegi dusunmek gibi bir aliskanligi yok. Belki de kopeklerin aclik siniri daha genistir. Belki de bir yerlere kemik falan saklamistir. Kaynatilip corbasi yapilacak kemikler!

***

Yukaridaki satirlari yazarken aklima korkunc seyler geldi ve disariya firladim. Kitmir'i bulmak icin! Sadece su icerek gecirdigim bu kacinci gundu bilmiyorum. Tek bildigim karnimi doyuracak, hatta kendime bir hafta boyunca ziyafet cekecek bir yol bulmus olmamdi. Bir yandan yagan karin icinde Kitmir'in nerede oldugunu arastiriyor bir yandan da yapacaklarimi planlamaya calisiyordum. Once hayvani yakalamaliydim. Kafasina bir seyle vurup (Odun? Tas? Kurek?) bayilttiktan sonra bogazini kesip kanini karin icinde actigim bir cukura bosaltip derisini yuzmeliydim. Gozumun onunde kurban bayramlarinda umursamaz bir tavirla izledigim kasabin elleri. Kisa bir dua ile hayvanin bogazini oksadigi bicagi ani bir hareketle sahdamarina surtmesi ve kanin buyuk bir telasla topraga dogru akmasi& Sonra da deriyi yuzmek icin bir yerinden sisiriyordu hayvani ama neresinden? Sanirim hayvani kestikten sonra bu noktayi icgudulerimle halledebilirdim. Derisini yuzdukten sonra bir agaca asmak iyi bir fikirdi galiba. Yoksa deriyi yuzmeden mi asmali? En iyisi bu galiba. Daha sonra planim oldukca basitti: Arka butlarindan birini hizla govdesinden ayirip demir somine gereclerinden birine gecirip atesin uzerine yerlestirecektim. Benim bugunku ziyafetim agir agir piserken ben de hayvanin barsaklarini, sidik torbasini falan cikartip bir yere gommeliydim. Geri kalan eti mundar etmenin bir alemi yoktu. Hatta belki karnim doyduktan sonra geri kalan tum eti daha sonra pisirilebilecek kucuk porsiyonlara ayirmali ve buzdolabina yerlestirmeliydim. Basini bile bir torbaya koyup saklayacaktim. Yollarin ne zaman acilacagi belli degil, civarda baska bir canli da olmadigina gore bir hafta, belki idareli gidersem on gun dayanabilirdim. O anda bir yandan bunlar aklimdan karmakarisik bir sirayla geciyor bir yandan da gozlerim Kitmir'i ariyordu. Bir elimde kalin bir odun parcasi bir elimde bicak sesimi olabildigince tatlilastirmaya calisarak bagirmam: "Kitmir, Kitmir, Kitmir& "

En nihayet ortaya cikti. Yirmi otuz metre otemde duruyordu. Her zamanki urkekligi ile uzaktan beni izliyordu. Sanirim onun durumu benden de vahimdi. Ona en son ne zaman yiyecek bir sey vermis oldugumu ben bile hatirlayamiyordum. Fakat onun hatirladigini umarak, elimdeki kucuk tas parcalarini sucuk sanmasini umit ederek benden tarafa atiyor bir yandan da ona yaklasmaya calisiyordum. Kitmir once merakla bir iki adim yaklasti. Sonra biraz daha. Arkami donup gidecekmisim gibi yaptigimda bir kac adim daha. Daha fazla yaklasmayacagini anladigim anda odunu kafasina dogru firlattim. Cevik bir hareketle bu hamlemi savusturdu ve hizla kacmaya basladi. Durumum iyice umitsizdi. Bu hayvanin neden bu kadar korkak oldugunu simdi anliyordum. Korku onun hayatta kalma stratejisiydi. Onu kaybetmis olmaktan dolayi icimde yakici bir aci duyuyordum. Hem midem yaniyordu, hem de buralardaki iletisim kurabilecegim tek canliyi yitirmis oldugum icin yalnizliga dayanamayan yanim aciyordu. Ismini haykirarak bir sure izlerinin pesinden kostum. Beni bu halde gormeni isterdim dogrusu. Elinde bicakla "Kitmiiiir, Kitmiiiir" diye bagirarak kosan bir adam. Aniden Bekci Ahmet'le burun buruna geldigimde bir an neler oldugunu anlayamadim. O anki utancimi asla unutmayacagim. Aklimin basimdan gitmis oldugunu o an fark ettim.

***

Tabii ki Ahmet yaninda bir haftalik erzakla geri donmustu ve bunlari iyi bir ucret karsiliginda benimle paylasmaya hazirdi. Kizarmis ekmek, peynir, bal, cay, zeytin& Ne buldumsa govdeye indirdim. Yedikce zihnimi toparladim. Sucustu yakalandigim an ne yapmakta oldugumu Ahmet'in anlamamis oldugunu farkedip utanci tamamen sildim. Ne de olsa Kitmir benim taktigim bir isimdi. Elimdeki bicagi aciklamak icin cevrede bir ses duydugumu, kurt indigini sandigimi soyledim. Adinin Boncuk oldugunu sonradan ogrendigim kopegin dostlugunu tekrar kazanmak icin bir kangal sucugu cebime yerlestirdim ve Ahmet'ten ayrilir ayrilmaz kopege sundum. Kin tutar gibi bir hali yoktu. Sonra kendimi sominenin basinda deliksiz uykulara biraktim. Sara'nin basrolu ustaca oynadigi hos ruyalar gordum.

Bir kac saattir kar yagmiyor. Tum olup bitenleri sana ozetlemek icin su masaya oturdugumdan beri gunesin yollari yavas yavas eritmeye basladigini da fark ettim. Sanirim yarin yola cikabilecegim. Unutulmaz bir tatil oldu. Sanirim bu mektubu sana vermeyecegim, o da digerleri gibi cekmecedeki yerini alacak. Ben sana her seyi ballandira ballandira bir kebapcida anlatirim.

 

 

Hosted by www.Geocities.ws

1