Yemek

  Gulmek ve Yemek - Pinar Turen


O sihirli karisimdan ictigim gecelerden biriydi. Bin yilin son yilinin ilk gunleriydi galiba. Sonumun da, yeni milenium kadar olmasa bile bir hayli yakin oldugunu kesinlikle bilmiyordum ama sihirin ve yasamimin getirdikleri beni o soguk Ocak gecesi olumumu hayal etmeye goturdu.

Yalnizdim, soguktu, yagmura benzeyen kisiliksiz bir kar yagiyordu. Caddeler bostu, neredeyse dunyada o gece sokakta bir tek ben varmiscasina bostu her yer, sanki hersey uyuyordu da bir ben direniyordum uykuya. Aslinda isteyerek direnmiyordum, direnmek zorundaydim. Hayata direnmek zorunda olmak gibi bir seydi bu da; o buyuk direncin parcaciklarindan sadece biri.

Ortaokul fizik derslerinden direnc konusunu hatirliyorum ve guluyorum. Nasil da hostur bu ufak benzetmelerle hayati hafife almak! Herhalde bu komik benzetmelerle hafife alinmasa hayatin agirligi pek fazla yasatmaz insani diye gecirdim icimden.

Soguk, bos ve isiklari solmus caddeler; yalnizlik; gittikce artan uykuda herseyi unutma istegi; radyoda kimbilir hangi alemde ucarken yapilmis bir muzik ve gel de kopma... Herseye ragmen yine de o gece olumumu niye o kadar siddetle merak ettigimi anlayamiyorum. Acaba bir seyler mi hissetmistim? Ortamin ve ruh halimin sizofrenik olmasi yeterli bir aciklama olamaz zira cok alisik oldugum seylerdi. Benzer durumlarda boyle abuk konulara taktigim cok olmustur. Ah o sihir yok mu siradan bir sehir caddesini Lost Highway'e ceviriveriyordu.

Kayip Otoban'imda bana gore isik hiziyla, gostergeye gore 80 km hizla giderken once hafiften kendimi dusundugumu hatirliyorum. Isim geregi baskalarini dinlemekten kendimi ne kadar az dinleyebildigimi biliyordum. Isimi hem seviyor hem de cok degil alti yedi yil sonra acayip sikilacagimi, ilk yillardaki heyecan ve istegi duyamayacagimi biliyordum; tipki ask gibi heyecanla baslayan herseyde oldugu gibi. Ustelik insanin meslegi ona yapisan ve durmaksizin ruhunu emen suluk gibi bir sey oldugundan, kolay kolay kurtulunamadigi gibi kurtulunsa bile insani bekleyenler de cok cazip seyler olmuyor. Bu insan ve isi' kismi cok sikicidir. Cogu insan bunu hayatinin k,busu yapar. Cok da haksiz sayilmazlar ama hayat her gun cesitli sekillerde irziniza gecerken ortalama otuz yilinizi kapsamak durumunda olan birseye her gun kafayi takip dunyayi kendimize dar etmeye de pek gerek yok.

Sonucta ben neydim? Herkes kadar siradan, herkes kadar kendine ozgu bir insandim. Hayatimin baharini hafiften asmaya baslamis, akli basi yerinde tabir edilebilecek, belirli kistaslara gore basarili, neseli olmayi daha dogrusu gulmeyi seven, ne cok mutlu ne de mutsuz, kendine gore korkulari ve umutlari olan milyarlardan biriydim iste. Ama o soguk Kayip Otoban gecesinde olumumu dusunuyordum; kimileri uyurken, kimileri orospuluk yapip para kazanirken, gece bekcileri �ne kotu isim var� diye sabahi beklerken ve dunyanin baska bir yerinde coktan sabah olmusken; ben araba kullanip olumumu merak ediyordum. Resmen merak ediyordum iste. Tum bu karmasa ve kosusturma nasil bitecekti acaba ?

Deprem, sel, yangin gibi dogal afetlerde olmek en korkunclar listesindeydi. Kendimi eteklerim gercekten tutusmus veya besinci kattaki evimin yere yapismis bir duvarinin altinda cirpinirken dusunmek hic hosuma gitmedi. Trafik kazasi veya maganda kursunu ile olmek de cok salakcaydi. Ilk basta korkunc gelen bir baskasi da, kanser veya aids gibi oldurucu bir hastaliga yakalanarak olumumu beklemekti. Ama bu dusunceyi biraz gelistirince cok da korkunc olmadigini farkettim. Tum zorluguna ve sikintilara ragmen, olecegini bilen insanlari digerlerinden ayiran cok onemli bir sey vardi. Onlar olume karsi mucadele veriyorlardi, hepimiz olecegimizi bilerek yasariz ama ne zaman olecegimizi bilmedigimizden sanki hic olmeyecekmis gibi hayati kucaklariz. Olumu karsisinda gorup yasama sarilmak enteresan gibi gorunse de sikintiyi seven birisi olmadigimdan bunu da pek begenmedim.

Bir de cok yaslanip hayattan elini etegini ceken ve davetkar bir sekilde olumu bekleyenler vardir ki bence bu bir insanlik dramidir. Bilindik olumler icimi sikinca daha mistik seyler dusunmeye basladim& Uykuda olmek cok cazip geldi. Ruyamda Azrail ile satranc oynayacaktim ama yillardir satranc oynamadigimdan sadece atlarin L seklinde hareket edebildiklerini hatirlayabilecektim ve muhtemelen bir iki el sonra yenilecektim. Belki biraz satranc ogrensem iyi olur, hic olmazsa ise biraz heyecan katariz diye dusundugumu bile hatirliyorum. Bir de intihar vardi ama gayet planli bir hareket oldugundan ayri bir felsefeyi temsil ediyordu ve bu geceki konunun disinda kaliyordu.

Ve boylece olumume yavas yavas karar verdim. Cok yasamakta bir enteresanlik yoktu, 60-65 yas olmeye yatmak icin idealdi. Uykuda acisiz ve ansizin olmek de guzeldi. Oldugumde arkamda ne birakacagimi bile uc asagi bes yukari tahmin edebiliyordum: Acilar, sevincler, milyonlarca gulus, bir o kadar gozyasi, bol bol duygu, dostlar, sevgililer, ev, araba, torun, kredi kartlari, kardes... uzun bir liste iste, herkesde oldugu gibi.

Artik yolun sonuna gelmistim, arabama uygun bir park yeri ariyordum ki aklima birsey daha geldi: Cok sevdigim bir seyi yaparken olmek. Mesela denizde yuzerken bogulmak veya dalip da bir daha cikamamak. Bu da bir cesit dogal felaketler kategorisine girse de 'bana yakisir be!' diyerek farlari kapattigimi hatirliyorum.

***

Yeni milenium'un ilk yillariydi. Dunya hizla donmeye devam ediyordu. Astronotlar komsu gezegenlere gitmeye baslamislar, bizim algilayabilecegimiz turden hayat bicimleri olmadigi anlasilmis ve bu tam dile getirilmese de dunyanin dortte ucunde hayal kirikligi yaratmisti. Acaba sahiden yalniz miydik?

Psikoloji kongresinden yeni donmustum. "Ileri Toplumlarda Psikolojik Yaklasimlarda Teknolojinin Etkileri'' konulu calismam cok begenilmisti. Bir ara icimden nihayet oldu iste' diyerek, cabalarinin faydali bir ise yaradigini goren insanlarin kalbine vuran mutlulugu bile hissettim, hatta o kadar da anlamsiz degilmis be!' diye sirittigimi da hatirliyorum.

Haftasonu kuzenimin verdigi yemege gelirken de icimde tasidigim minik cocugumun sicakligini daha fazla hissetmeye baslamistim. Yemege, ozellikle O' nun yemeklerine olan duskunlugumu iyi bilen kuzenim odul olarak benim icin nefis bir ziyafet hazirlamisti. Yillardir rutin olmus bu haftalik ziyafetlerin tanidik simalari, sevgili dostlarim, degisen onca seye ragmen hep beraber oradaydilar iste.

Sihirli karisimdan ictikten sonra yine cilginca gulmeye basladik. Sihirli karisim arkadaslarimizdan birinin icadi olan inanilmaz bir ickiydi ve nasil hazirlandigini asla kimseye soylemedi. Eger soylerse sihirin bozulacagini ve asla ayni etkiyi yapamayacagini ileri surup savustururdu bizi. Bazen, icine kurbaga boku, tirtil sumugu gibi igrenc seyler koydugundan suphelenirdik. Bu gecenin konusu henuz dondugum kongre oldugundan gecenin en cok konusani bendim. Kongreden insan karikaturleri ciziyordum ve herkesle dalga gecerek egleniyorduk. Sonra yemege gecildi.

Kuzenimin buyuk bir askla hazirladigi nefis yemeklerin goruntusu ve kokusu beynimizdeki ve midemizdeki tum istah mekanizmalarini calistirmisti. Yillar once beraber seyrettigimiz bir filmde harika yemekler yapan ustelik bunlari buyuk bir ask ve duyarlilikla yapan bir kadinin her yemegi hazirladigi anki duygularinin yemeklerini yiyen insanlara gectigini gormustuk. Eger kadin o an uzgunse ve agliyorsa yemegi yiyenler de agliyordu. Kadin yemek degil kendisinden bir parca yapip baskalarina sunuyordu adeta. Herhalde kuzenim o geceki yemekleri hazirlarken cok gulmustu zira yemek oncesi oldugu gibi yemek boyunca da gulmeye devam ettik. Onun kadar iyi yemek yapamamakla birlikte bu ozel yetenegin cok az insana nasip olabildigini bilirdim ve tanriya bana boyle mukemmel yemek yapan bir kuzen verdigi icin tesekkur etmeyi de ihmal etmezdim. Yemenin, hayatta kalabilmek icin nefes almak gibi en temel gereksinimlerden olmanin cok otesinde, icinde ask ve zevke dair her turlu unsuru barindirdigina inanirdim. Bir kadeh kirmizi sarap icin savasilabilir, hele yaninda uzumle zevkin doruklarina cikilabilir; cikolata icin ise olunur bile&

Kilciksiz olduguna yemin edilen baligimdan aldigim kacinci lokmaydi hatirlamiyorum ama tam gulerken bir kilcigin girtlagima girdigini hissettim. Gulmeyi birakip oksurmem ve kilciktan kurtulmam gerektigini farkettigimde birkac saniyedir nefes alamiyordum. Beynim hizla calisiyor ve bir suru emir veriyordu : Gulme, oksur, girtlagini temizle, su ic, nefes almaya calis, burnunu kullan, bir seyler yap!!! BIRSEYLER YAP!!!

Yapmam gereken basit birkac hamle hayatimin en trajikomik mizansenine dondu. Yavas yavas nefes almak dunyanin en zor ve karmasik seyi haline geldi; arkadaslarim orama burama vururken ben morarmaya basladim, agzimdan igrenc sivilar gelmeye basladi, kesinlikle nefes alamiyordum. Etrafimda donen insanlar, gittikce uzaklasan cigliklar ve son cirpinislarim& Anladim ki bir daha asla nefes alamayacagim, bir daha onlari boyle goremeyecegim. Anladim ki ben artik oluyum ve baska bir yere aitim. En kotusu, o iki dakika kadar suren panik aninda hayatimin gozumun onunden film seridi gibi gecmesine bile vakit kalmamasiydi. Halbuki tam hayatimin son aninda, hayatimdaki en onemli seyleri bir an olsun tekrar gormek cok isterdim.

O gece arabada kurguladigim olumlere uyan iki sey vardi. Birincisi, en cok sevdigim seyler yuzunden oldum: Gulmek ve Yemek. Bana yakisti diyemeyecegim cunku biraz salakcaydi ama komik oldugu da kesin. Ikincisi ise arkamda biraktigim liste. Bazi eksiklikler olsa da benden geriye kalan tek seydi.

***

Sonrasi ise, tam da yasarken tahmin ettigim gibi asla tahmin edilemezmis.

 

 

Hosted by www.Geocities.ws

1