| |
Etimizin
Cigligi - Cemal Ener
Uzerine dusunulmeyi ve yazilmayi bekleyen seylerin oncelikler
siralamasinda -en azindan benim icin- on saflarda bir yer tutmadigina
inandigim su "yiyenler ve yenenler" dunyasi, kisacasi
"Yemek" uzerine bir yazi yazmaya soz verdigim icin, kendime ne
kadar ofkelensem azdir. Yeni bir yazinin basina oturdugum her seferinde
uzerime coken o tanidik tutukluk, bu kez zihinsel bir felc bicimini
aliyor. Bilgisayarin soguk ekranindan uzaklasarak, kalem ve kagidin
neredeyse buyulu bir imgeye donusen mahrem sicakliginda
"ilham" aramak beyhude. Ben uzerine dusunmeye cabaladikca,
"yeme edimi" kendini bana bir durtu olarak hissettirmek icin
gitgide artan bir direnc gosteriyor sanki. Evdeki tum dolaplar tamtakir
oldugu icin, caresiz kosedeki esnaf lokantasinin yolunu tutuyorum. Once
bir nohutlu pilav, ardindan bir "firin kofte"si (bu
lokantalardaki bazi yemek isimlerinde, tamlanan sozcugun son hecesi
anlasilmaz bir nedenle dusuyor). Herhangi bir zamanda bu yemek beni
butun gun tok tutmaya yetebilir. Ancak bu kez oyle olmuyor ve oglen
yemeginin uzerinden ancak iki saat gecmisken kendimi disariya dar atiyor
ve polisin yakindaki meydandan kovalayarak, neredeyse kapimin esigine
kadar surdugu seyyar kokorec saticisinin cazibesine kapiliyorum. Nihayet
karanlik cokerken manavdan aldigim, havuc, turp ve kirmizi lahanayi zar
gibi dograyarak yaptigim "kis" salatasinin limonunu, yani
asitini bol tutuyor ve bu kez de daha once yediklerimi
"sindirmek" uzere yemeye basliyorum. Yakinlarda bir Japon ya
da Cin lokantasi olmadigi icin sansli sayilirim. Yoksa yemegi somonlu
bir sushi ya da limonlu ordekle de surdurebilirdim. Az cok
"rafine" saydigim damak zevkim, ansizin zincirlerinden
bosalan, sapkin bir istahin, bir tur oburlugun karsisinda caresiz ve
korunmasiz kaliyor.
Bu durumun psikolojik bir aciklamasi vardir mutlaka. Insan gonulsuzce
ustlendigi bir is karsisinda, bu gonulsuzlugunu dayandirabilecegi akilci
gerekcelerden mahrumsa, gelistirdigi bilincdisi bir direnc
mekanizmasinin yardimiyla uzun zamandir ihmal ettigi pek cok baska isin
sirada bekledigini hatirlar sozgelimi: Yillardir elini surmedigi
kutuphanesinin tozlarini alirken ya da gelisiguzel doldurulmus
cekmecelerini duzenlerken buluverir kendini. Ancak soz konusu is
(gorev!) yemek uzerine bir yazi yazmaksa eger, bilincdisinin da
kutuphanenin tozundan once birtakim gidalarla mesgul olmasi
"dogaldir" herhalde. Bu bazi filmlerden cikarken duyulan karsi
konulmaz aclik hissi ve yeme arzusundan pek de farkli bir sey degil. Bu
arzuyu, biraz once seyrettiginiz filmdeki bazi yemek sahnelerinin
uzerinizdeki uyarici etkisine baglamak icin oyle uzun boylu dusunmeniz
gerekmez. Oysa uzerine dusunulmesi gereken canalici sorun tam da bu
noktada gosterir kendini: Izlediginiz film (ya da okudugunuz bir kitap,
vs.) kurdugu cetrefil yapiyla, gelistirdigi karmasik sorunsal ya da
incelmis uslubuyla entelektuel birikimlerinize seslendiginde bile,
perdede gordugunuz bir kap yemek zihninizin tum calismasini ansizin
dumura ugratabilir. Bir anlamda bedeninizle "tanirsiniz"
yemegi, onunla arzulariniz uzerinden bir bag kurarsiniz. Tipki John
Berger'in bize anlattigi koyluler gibi: "Koylu icin tum yiyecekler,
halledilmis bir isi temsil ederler. (& ) Yiyecek, bedensel calismayi
temsil ettiginden yiyenin govdesi ta basindan yiyecegi yemegi
"tanir". (Koylunun, "yabanci" bir yiyecegi ilk kez
yemege karsi siddetle direnmesi, kismen o yiyecegin is surecindeki
kaynagini bilmemesindendir.)" (J. Berger, O Ana Adanmis icinde
Yiyenler ve Yenenler, s.157, cev. Muge Gursoy, Istanbul 1988)
Dogayla kulturun bu iciceligi, dahasi ozdesligi (agriculture), yeterince
"uygar" saymadigimiz bir koylunun bilincinde sorun teskil
etmeyebilir. Oysa dogumunu bir anlamda dogayla kultur arasindaki
kirilmaya borclu olan burjuvazi icin, durum bunun tam tersidir.
Burjuvazinin yeme pratiginde "Yiyenler ve yenenler soyutlanmis,
cercevelenmis, yalitilmis olarak ayrik bir an yaratirlar. Bu anin, kendi
icerigini hic yoktan yaratmasi gerekir." (J. Berger, a.g.e., s.157)
Gercekten de bu pratik, yeme ediminde dogal saydigi (dogayi cagristiran)
herseyin uzerini ortmeye yonelik teatral bir caba vardir: Masanin
"dogal" tahtasi uzerine serilen beyaz bir ortuyle acilir sahne
ve sofra donanimina ve adabina, isiklandirma ve kostume yonelik, kili
kirk yaran bir titizlikle yemek oyunu oynanir. Pisirme surecinin de bu
dogadan kacis surecini desteklemesi beklenir haliyle. Yemek yenilen
mekan (sahne) mutfaktan koparilmistir ve sofraya gelen yiyecegin
olabildigince donusturulmus; dogadaki halinden uzaklastirilmis olmasi
gerekir. Bugun bile, sayfalarindan "kultur" damlayan, pahalli
ve zarif yemek kitaplarinda verilen yemek tariflerinin dilindeki o
ezoterik buyu, bakiri altina donusturmeye calisan ortacag simyacisinin
modern izdusumunden baska bir sey degildir. Sozgelimi pirasayi bir
yemege nasil donustureceginizi size anlatmak uzere kullanilan bu dil
"kultive" edilmeye calisildikca, yeme zorunlulugunun
"cig" gerceginden uzaklasir ve gozlerden gizlemeye cabaladigi
bu dogal zorunlulugu cirilciplak ortada birakir. Gastronomik soylemlerin
"yuksek" dilinde insani neredeyse utandiran o mustehcenlik
biraz da bu noktadan kaynaklanir.
Yemek soz konusu oldugunda, John Berger'in "burjuva gorusundeki bir
celiski" olarak isaret ettigi kararsizlik (ya da rahatsizlik) da bu
mustehcenligin sezgisiyle baglantili olmalidir. "Bir yandan,
ogunler burjuva hayatinda degismez ve simgesel bir onem tasir. Ote
yandan burjuva, yemek yemeyi tartisma konusu yapmayi sacma bulur.
Ornegin bu makale, dogasi geregi ciddi olamaz; kendini ciddiye aliyorsa
da ancak gosterisci olarak nitelendirilebilir. (& ) Burjuvazi, yeme
edimine temel bir edim olarak bakmaz." (J. Berger, a.g.e., s.156)
Dogal ve kulturel arasina yerlestirilen karsitlik iliskisi ve bu
dogrultuda yurutulen, dogal'in kultur tarafindan massedilmesi projesinin
asla nihayetine erdirilemeyecegi, belki de hicbir alanda yemek konusunda
oldugu kadar ciplak bir bicimde serilmez gozler onune. Burjuva, yeme
ediminin cevresinde ordugu tum gizemli rituellere, yani tum yuceltici
yatirimlarina karsin nihai yenilgisinin bilinciyle, yemek konusunu
"yuksek" kulturun tapinagindan kovmak zorunda kalir. Bu, onun
gorusune ickin bir celiski olmaktan cok, varligina ozgu bir paradokstur.
Bu paradoksu en iyi betimleyen kavram, su "cig" sozcuguyle
dile getirilen pismemislik, yani dirilik ve dogallik tasarimidir. Cig
olanin, hem gidayla, hem de dille iliskilendirildigini vurgular Roland
Barthes. Kavramin bu cifte anlamliligindan, daha dogrusu cifte
islevliliginden, dil alaninda onemli bir gorev beklenir: Dilin (yani
kulturun) dogasini hayal edebilmemizi saglamali; yani doganin yerine
gecerek, onu massederek bizzat "doga -olus"unu
tasarlayabilmemize yardimci olmalidir cig kavrami. (Sozgelimi Herder
gibi bazi Alman idealistleri, dilin kokeninde onomatopik sozcukleri
bulurlar.) Bu "dogal" dilin besin alanindaki karsiligi ise
sebzenin ve etin pismemis durumlaridir. Oysa besinlerin ve sozcuklerin
kokendeki durumlari, yani "ciglikleri" uzerine gelistirilen bu
tasarim cokmeye mahkumdur, cunku "cig olan, dolaysiz bir bicimde
bizzat kendi gostergesine donusur: Cig dil, (sehveti, histerik bir
bicimde taklit eden) pornografik bir dildir ve cig gidalar, ancak uygar
bir ogunun mitik degerleri ya da bir Japon yemeginin estetik bezemeleri
olabilirler. Yani ciglik tasarimi, o tiksinilen sozde-dogallik
kategorisine donusur: Dilin ve etin cig haline karsi duyulan guclu ikrah
buradan gelir." (R. Barthes, Uber Mich Selbst, s. 69, Munih 1978.)
Bununla birlikte, yeme ediminin "cig" gercegiyle; yani
yediklerimizle "tozdes" oldugumuz gercegiyle yuzlesmekten
kacinmayan hinzir bir alaycilik, hayat deneyimimize iliskin temel bir
boyutu hic de pornografik olmadan da dile getirebilir. Nasil mi? Tipki
VladimirNabokov'un Amerika deneyimini ozetlerken yaptigi gibi:
"Amerika'ya 1940 yilinda geldim ve Amerikan vatandasi olmaya;
Amerika'yi yurt edinmeye karar verdim. Rastlanti sonucu, geldigim andan
itibaren Amerika'nin sundugu herseyin en iyisiyle karsilastim; ulkenin
zengin entelektuel hayatiyla ve gerginlikten uzak, iyi huylu
atmosferiyle. Buyuk kutuphanelerine ve Grand Canyon�una daldim. Zooloji
muzelerinin laboratuvarlarinda calistim. Avrupa�da bulduklarimdan cok
daha fazla dostlar edindim. Kitaplarim -eskileri de, yenileri de-
hayranlik uyandiran bazi okurlar buldu. Cortez gibi semirdim - ozellikle
de sigara icmeyi biraktigim ve onun yerine melas bonbonlari cignemeye
basladigim icin; bunun sonucunda agirligim, alisageldigim 63 kilodan, 90
kiloya firladi. Yani ucte birim Amerikali benim - beni isitan ve guven
icinde sarmalayan, iyi bir Amerikan eti."
|