
Sonsuz
| Zumrut
Kurbaga - Balku
isiktan geldi o; saganak yagmurun hemen ardindan dunyayi yagmur damlasindan suzulmus ince bir aydinlikla tanistiran gunesle geldi. Toprak kokusuna karisan ezilmis cimen kokusu insani ova boyunca uzanan otlaklarda at kosturmaya, zaten bizim olan bu cenneti yeniden fethetmeye kiskirtiyordu. Ama islanmistik; altimizdaki atlar yagmur ve terden sirilsiklamdi. Babam Buyuk Mekan Han da benim gibi onumuzde uzanan sonsuz cimenligin seyrine doyamamamis olacak ki, buyuk sogut agacina kadar yarismayi teklif etti. Sonra donerdik, altimizda ki kuheylanlarin hakkini vermemek gunah olurdu. Sogut agaci ovadaki tek agacti; icinde su perilerinin oynasamayacagi kadar kucuk bir golcugun yaninda, dumduz ovadaki tek yukselti olarak duran bir salkimsogut. Belki bu agaca ve cocukluguma dair anilarin arkamdan itmesi, belki de babamin her babanin oynadigi alcakgonullu oyunu oynayarak kasten geride kalmasi yuzunden yasli salkimsogude once ben vardim, hem de babami hayli geride birakarak. Ama babam bana olmasi gerektigi gibi kisa bir an sonra mi yoksa bir asir sonra mi yetisti, asla bilemedim. Salkimsogudun yapraklarinda biriken damlalar gecikmis bir pismanlikla topraga dusuyor, suya dusuyor,ama Tanrim, sanki tum damlalar agacin altinda anlasilmaz bir sabirla oturan muhtesem yaratigin ustune dusuyordu. Beni gorunce, kahretsin, urkuttum onu, korkuyla ayaklandi. O zaman sahiden gordum onu, keske hic gormeseydim duygusuyla; Ufka baktim, gidilecek yer mi yoktu bu agacin altindan baska, diye hayiflandim, keske hic gelmeseydim duygusuyla. Beyaz, ipek bir entari vardi uzerinde; ovaya dusen tum yagmuru emmis gibi islak, yapiskan, seffaf. Belindeki gumus kemerden gelen sinsi sikirti gafil avladi beni: gormemesi gereken sinirin otesine gecti civan bakislarim: Bir ceylan yavrusunun dehsetle acilmis gozlerini, bir kisragin krallari birbirine dusurebilecek kadar gosterisli yelesini ve bir sercenin pitirtisi aleme sigmaz minnacik telasini gordum. Sagima donunce farkettim benim yuzyillardir gordugum seyi, babamin da, diyelim ki, onyildir seyrettigini; onun da benim gibi mekanin ve zamanin bunaltici sinirlarindan koptugunu, siyrildigini. Babam, bu bir peri, dedi, gol suyundan can bulmus. Yoksa mumkun mu bu denli guzel olmasi, gozlerinde onlarca sandik zumrut ve elmas icinde bile emsali bulunmaz bu sahane piriltiyi tasimasi. Hayir, dedim babama, bu saraydaki tum hazinenle karsilastirilamayacak kadar guzel bir kadin. Ama kadini alip saraya dogru telasla at kostururken ruzgarla ucusup yuzumde kirbac gibi saklayan saclarindan yayilan yagmur ve toprak kokusu ve bedeninden yukselen bugu ve gogsume yasladigi sirtindan kaptigim cocuksu sefkat beni babamin soylediklerine inandirdi. Saraya vardigimizda kendimizi alisik oldugumuz bir telasin icinde buluverdik. Babamla her habersiz ortadan kaybolusumuzda yasananlar tekrarlandi. Babam kendisini olculu bir isbilirlikle azarlamaya kalkan aksakalli danismanlarini sakinlestirdi. Bense, bunu her zaman yaptigimi, boyle giderse asla iyi bir idareci olamayacagimi, zamanimi cayirda at kosturarak harcamak yerine dusmanlarimizin topraklarinda at kosturacacagim gunler gelinceye kadar her sehzadenin ogrenmesi gerekenleri ogrenmeye harcamam gerektigini soyleyen hocalarima yasima yakisir bir asilikle sirtimi dondum; salkimsogudun altinda buldugumuz esrarengiz guzelin attan inmesine yardim ettim.Elinden tutarak indirdim, bir parca kor tutarcasina. Hizmetciler onu alip yikayip giydirmek icin goturduler. Yasayip da yitmemek mumkun mu? Ben de yittim, yoldan ciktim, sahidim ol ki onu ilk gordugumde meftun oldum. Halayiklar onu hamama gotururken, beraberinde cigirindan cikmis kalbimi de goturduler hamamin sicak, buharli ve nemli losluguna. Kalbimin sikismasi da bu yuzden olmaliydi. Aksam yemegine indiginde uzerinde gul rengi, ipek bir elbise vardi; kivrimlari icimi kanatti, uyuyan yerlerimi uyandirdi. Bir kere incinince artik ne onun kinali parmaklari ile sereflendirdigi kizarmis kuzuyu gordu gozlerim ne de buyulenmis gibi Nilufer'e - adiymis bu: Bir golden vucut bulan birinin baska bir adi olabilir miydi? - baktigini sonradan ogrendigim Han babami. Sadece onu gordum, ona baktim; baktim ki, degil babaminki gibi kucuk bir hanligin, tum dunyanin ugrunda feda edilebilecegi zumrut rengi gozleri, yaya benzer kaslari, hokka burnu ve Tanrim, olgun bir visnenin sehevi renginden calinti dudaklari; upuzun saclariyla , ben ona baktim diye yeniden, yeniden varolsun. Bakisimla kendini tamamlasin . Peki o bir an olsun gozucuyla bize, bana bakti mi? Sanmiyorum. Zumrut gozlerinde aska degil, ilgiye dair olsun bir bakis yakalayabildim mi? Asla. O zaman, gun batip el ayak cekildiginde ayakbileklerindeki halhalin sikirtisini takip ederek ona ulastigimda, nar bahcesinde yetisip kolundan tuttugumda; yanagindan, dudagindan optugumde, peki Tanrim itiraf ediyorum, beline sarilip yere devirdigimde; boynunu, tarcinla ovulmus memelerini isirdigimda neden karsi koymadi? Han oglu olmamin hatrina mi yoksa gecenin kendinden sehveti benim gibi onun da icindeki tarihoncesi icguduleri tutusturdugu icin mi? Ne onemi vardi ki, iste egdi basini ve bir basakla bulustu saclari; ne guzel, ne umutlu iki bedeni erimis, birbirine dogru akarken gormek! Binlerce nar arasindan sadece ikisini, en guzellerini, taklid olanlari sectim: asli anlamlandirmak icin surete siginanlarin safina gectim. Seni seviyorum dedi, ne guzel dedi, memeuclarini bir tirtil tirmaliyora donustu sesindeki bugu. Ay isiginda bedeni kararli bir sut rengindeydi. Dokundum, sute kesti ellerim, beyaz sirayet eder, etti. icimde asi dalgalari kabardi sutun. Sonra sut tasti, dantele kesti. Su icmis gibi sucsuzdu bakislari. Olmasi gereken olmustu; tipki onlarca cariyenin ortasinda olmasina ragmen gercek aski bir kez bile tatmamis olan Han babamin acili bir ozlemle soyledigi gibi: Asksa sahiden, yumruk yemis sogan cucugu gibi firlamali yurek; yurekli bir firlama gibi bicak cekmeli beden. Aynen oyle oldu .Evet, ask. Ertesi gun bizi tatli uykumuzdan uyandiran sey, bir kac atlinin saraya dogru geldigini haber veren gozculerin borazanlari degil, kapali gozkapaklarimizi delip gecen gunisigiydi. Gelenler komsu beyliklerden birinin elcileriymis. Han babamin huzuruna ciktiklarinda ben de ordaydim. Komsu bey, sagligin ve esenligin babamin uzerinde olmasi dileklerinin ve daima baris ve iyi komsuluk icinde yasama arzusunun bir nisanesi olmak uzere bazi hediyeler gondermisti. Elciler, gereksiz bir telas icinde ipek Tebriz halilarini yere actilar, kabzalari paha bicilmez gozalici taslarla suslu hancerleri ve dort agizli bir baltayi diz cokup babama sundular. En maharetli sairlerinin babamin cengaverligini ovmek icin yazdigi bir siiri ayakustu okudular ve en sonunda elcilerden en yaslisi, yani en kaypak yuzlusu, kucuk altin kakmali bir mucevher sandigindan ,daha kapak acilir acilmaz koskoca kabul salonunu seffaf yesil bir renge burunduren bir sey cikardi: Gulunc; yagmur sonrasindaki ovanin islak, aydinlik yesilini andiran kucuk ,zumrut bir kurbaga . isik bizleri de seffaflastirdi sanki; yuzumuzde yesil bir ruzgar kosusturdu. Zumrut kurbagayi gosteren elci zumrut kurbaganin degerinin sadece zumrut olmasindan kaynaklanmadigini, basta veba ve nezle olmak uzere bir suru derde iyi geldigini ama illeki bir hastaligi, soylemesi ayiptir, iktidarsizligi sipin isi kestigini anlatti, zumrut kurbaganin meziyetlerini anlatan risaleyi babama vermeden once. Han babamin saraydan disari adim atmadan gunlerdir zumrut kurbagaya dair risaleyi okudugunu, donup tekrar okudugunu biz; ben ve Nilufer gunler sonra bir aksakallidan ogrendik. Askin katisiksiz sapsalligi bizi oylesine sarmisti ki, kimseyi gorecek, kimsenin bizi gorebilecegi durumda degildik. Gunduzleri saraydan kacip salkimsogudun altina siginiyor, onumuzde uzanan yesil deryayi bile gormeden isretin ve isvenin billur kadehini kiriyorduk sayisiz kere. Gecelerse asil sirdasimizdi; siginagimizdi : Sarayin avlusundaki agaclarin urkutucu golgesinde, yani karanliginda , basini kuma gomen devekuslari gibi bizi kimsenin duymadigina, gormedigine, hatta odasinin penceresinden disariya bakip sahibi oldugu yeryuzu parcasini hakli bir gururla seyretmesi muhtemel olan babamin bile goremeyecegine inanarak ruhlarimizi ve bedenlerimizi tedavi edici kacamaklar yapiyorduk. Bu yuzden bilemezdik babamin gunler sonra saraydan gozlerinde o gune kadar kimsenin gormedigi bir ifade ile ciktigini ve cariyelerin mutlulugunun duvarlari kadife kapli harem odalarindan tasip halayiklarin agzina dustugunu ve iki kadinin bir araya geldigi her yerden, her koseden yukselen kahkahalarin ve fisiltilarin ne anlama gelebilecegini. Ondan sonraki gunler zumrut kurbaganin hikmetlerini, onunla ilgili anlatilan hikayeleri, efsaneleri ; kadinlarin uydurdugu ve en az onlar kadar dedikoducu erkeklerin bir nebze guc, cengaverlik ve aptallik katarak erkeklestirdikleri her dedikoduyu sarayin girisindeki mermer aslanlardan bile duyabilirdin Tanrim. Zumrut kurbaganin muhayyel yetenekleri senin ilahi kudretine yaklastiginda bile ben inanmiyordum o yesil tastan kurbaganin erkekleri daha guclu kildigina, ona sahip olaninin onda ickin oldugu soylenen kudrete de sahip olabilecegine; ona dokunma serefine nail olanlarin hastaliktan ve olumden azade olduguna yahut, tovbe Tanrim, isterse bir oluye bile can verebildigine. Ben ona degil sana inaniyordum Tanrim. Som agizli asifteler Han Babama yaranmak icin soylesinlerdi bakalim bu kurbagaya dokunan erkeklerin terinin bile kisir kadinlari topac gibi oglanlara gebe biraktigini. Zumrut Kurbaga'ya dokundurulan her madenin som altina dondugu yalanini yaysinlardi aksakalli ihtiyarlar. Ben bir kurbagaya inanmaktansa sana siginmayi tercih ettim Bir kac gun sonra yine atlarimiza atlayip ovada ava cikmayi teklif ettigimde Han Babam, gozlerini ovaya dikip herseyi ilk kez goruyormus gibi uzun uzun bakti ve artik tavsan avlamaktan biktigini soyledi. Anlamadim; o halde at yaristiralim, dedim. Evet, dedi, yaristiracagiz, orduyla birlikte, zaten zumrut kurbaga iki gundur tuhaf bir bicimde isildiyor. Saskinligim gecmeden bana donup geceyarisi Kuba Hanligi'na karsi taaruza gececegimizi soyledi. Ama Tanrim, ona inanmadim, inanamadim; ordu Kuba Hanligi'nin her yerini isgal ettiginde, han paramparca edildiginde, her yerden yukselen dumanlar ve kadin cigliklari gozumu kor, kulagimi sagir ettiginde bile inanmak istemedim ona. Ama Kuba 'dan sonra cevredeki diger dort hanligi da topraklarimiza katinca artik inandim babamin yureginin insanustu bir hirsin esareti altinda olduguna . Ðstelik komsu hanliklari kolayca isgal etmemiz ordularinin bizimkinden daha zayif olmasindan kaynaklanmiyordu; zumrut kurbagayla ilgili anlatilanlar onlarin da kulagina gitmis; anlasilmaz sihir onlari da etkisi altina almisti. Babam direnmeye calissalardi, zumrut kurbaganin onlari savas ve esaretten daha beter belalara ducar edecegini soyledi bana. Hanliklarin isgali ve sozumona savas bitince babamin gozlerindeki hirs kendisiyle birlikte saraya dondu. ilk is olarak sarayin girisindeki mermer aslanlari yiktirip yerlerine zumrut kurbaganin tarihoncesi atalari olabilecek kadar devasa ve cirkin kurbaga heykelleri yaptirtti hangi diyardan geldigini bilmedigim yesil mermerden. Daha sonra buyuk salkimsogudun ve altindaki golcugun yasakli oldugunu, izni olmadan oraya giden kim olursa olsun , zaten oradan dogmus olan ve devletimiz icin hayirli seylerin baslangici olan Nilufer haric, boynunun vurulacagini duyurdu ugursuz suratli tellallarla. Bu anlamsiz buyrugun sebebini sordugumda ise sogudun altindaki golcugun kutsal olduguna en yakin tanigin ben oldugumu ve ordaki kutsiyetin avamdan kimselerce bozulmasina izin veremeyecegini soyledi. Oranin kutsal falan olmadigini, icinde kocaman mandalar ve sivrisinek kurtcuklari oynasan bir golun kutsal oldugunu nasil dusunebildigini anlamadigimi soyledim saygisizca. Tabi ki kutsal dedi, Nilufer Sultan oradan neset etti, o kutsal bir su perisi olduguna gore gol de kutsal. O kutsal degil dedim, peri de degil, sadece bir peri kadar guzel. Oyle mi, dedi, gozlerine dikkatle hic bakmadin herhalde; gozlerinin tipki kutsal kurbaga gibi zumrudi sualar yaymasi neden? Saskinliktan soyleyecek bir sey bulamadim. Hem zaten senin bunlari dusunmene gerek yok dedi, yapacak cok isin var, seni Susa hanligina Emir olarak atadim. Yeni eyaletimizin imari ve nizami icin elinden geleni yapacagina eminim; ne de olsa sen Buyuk Mekan Han'in oglusun ,dedi. Daha sonralari, babamin dort kucuk hanliktan olusan yeni devlete '' Zumrut Kurbaga Hanligi C adini vermesi ve ustunde zumrut kurbaga kabartmasi olan gumus sikkeler bastirmaya kalkismasi da gulunc duruma dusmektense baslarindan olmaya razi dirayetli danismanlarin ve vezirlerin baskisiyla gecistirildi. Ama ben babamin beni Kuba eyaletine Emir olarak atama kararini gecistiremezdim; carnacar gittim Kuba'ya, aklimi ve yuregimi sarayda, Nilufer'in eteginde birakarak. iyi bir emir olmam zaten beklenmiyordu: devlet islerini isguzar pasalara birakip Kuba'nin ceviz agaclariyla suslu daglarinda Nilufer!in gozlerindekine benzer bir yesil aradim. Onun ozlemiyle yandim, kavruldum. icimden babama lanetler savurdum. Ama ona kizdigim, ondan nefret ettigim, hatta onun olmesini arzuladigim anlarda bile gercekten istemedim tum bunlari. Son zamanlarda yaptigi seyler ona, Buyuk Mekan Han'a yakismiyordu elbette ama o benim babamdi, kaynagimdi. Beraber at kosturdugumuz, av avladigimiz zamanlarda nasilsa oyleydi; babamdi. Yeter ki, cocukluk arkadaslarimdan iki bey oglu hasretlik gidermek icin Kuba'ya gelmeseydiler ; gelseydiler ama o korkunc haberleri getirmeseydiler. Ne olurdu Tanrim butun iyiniyetini bir yana birakip o mesum haber tasiyicilarin agizlarini muhurleseydin! Yahut hasret gidermeye gittikleri bahtsiz , zavalli adamin kulaklarini sagir, yuregini tas etseydin... Bunu bile yapmadin. Ve onlarda dostlarinin acisindan gizlice haz duyan tum insanlar gibi anlatmasalardi keske, anlatamasalardi: Buyuk Mekan Han,in Nilufer'e goz koydugunu ve bir iki aya kalmaz onu sarayin kralicesi yapacagina dair haberleri sehirden koypazarlarina, oradan yoksul evlerin perisan yatakodalarina tasiyan halktan insanlarin soz erisip bana geldiginde gozlerinde beliren acima ve kirli bir uzuntu dolu bakisi. Anlatmasalardi ben coktandir korktugum seyin basima geldigini dusunerek kendime acirdim ama baskalarinin sana acidigini bilmek, sen de bilirsin ya, katlanilmazdir. Ðstelik tum bunlarin senin takdirinle degil, gulunc bir kurbaganin cani istiyor; onun olur olmaz yesil yesil parildamasi babam icin emirdir diye olmasi ne kadar aci... Kaldi ki senin ilahi takdirinle bile olsa, senden gizlemem mumkun degil ya Tanrim, hasa, sen herkesten iyi ve once bilirsin askin aslinda uslu bir isyan oldugunu; isyan ettim. Olduresiye isyan ettim. Artik anlamistim: Ben Kuba'ya surgune gonderilmistim ve babamin beni geri cagirmasini beklemek safdillik olurdu. Babam, Nilufer'in yuzunu ve gonlunu benden cevirinceye, onunla evlenerek kutsal hanligini daha kutsal kilincaya degin benim geri donmem bir hayal bile olamazdi. Ama bazen kucuk, basit bir karar; yerinde bir kararlilik gosterisi hayali kolayca gercege donusturebilir. Yanima Kuba'daki eli silah tutan herkesi ve benim icin canlarini bile vermekten geri durmayacaklarindan adim gibi emin oldugum dort yigit arkadasimi alarak Nahcevan'a dogru ilerledigimde dort can dostum bile aslinda nereye ve ne icin gittigimizi bilmiyorlardi. Yine de Nahcevan topraklarina girer girmez niyetimi anlayip oyunbozanlik yapmaya kalkisan ve babama sadakatlerini takdir etmekten geri duramadigim bir kac tecrubeli askeri omuzlarinin ustundeki basin gereksiz agirligindan kurtarmaktan geri durmadilar. Dort canyoldasimin haricindeki odlek, hain guruhun isini ilk firsatta bitirmeye yemin ettim diye gunah islemis olamam degil mi Tanrim? Sanmam, olsa olsa cennet yesili cayirlari atlarin nallari altinda kule dondurmem gunah sayilabilir. Bir de , bizim geldigimizden haberdar olan babamin askerleriyle ilk karsilasmamizda dort bir yandan yagan oklarin tislamalari , havada simsek gibi cakan kilic piriltilari ve atlarin atlara, atlarin zirhli insanlara carpmasiyla olusan o igrenc, tok ses kesildiginde ; yesil cayirlara yayilmis bassiz bedenlerin ve bedensiz baslarin, ellerin, kolllarin ve nal izlerinde toplanmis kanlarin solan kizilligina bakarak bir an icin, evet bir an icin, yesil olan herseyden, hatta Nilufer'in zumrut gozlerinden bile nefret etmem de gunah , degil mi Tanrim? Babami nerede bulabilecegimi biliyordum. Dort arkadasimla birlikte bas koparip can alarak atlarimizi dortnala oraya surmeyi onceden kararlastirmamistim ama. Yemin ederim. Babami orada , salkimsogudun altinda yanliz basina, gogsune bastirdigi zumrut kurbaga ile birlikte kucuk golcuge sanki biraz otesinde yuzlerce insan birbirini kilictan gecirmiyormus gibi sukunetle bakarken bulmayi ise hic mi hic beklemiyordum. Hikayenin bundan sonrasi icin senin gokkubben altinda anlatilan rivayetlerden , sen zaten bilirsin Tanrim, sadece birisi dogrudur: Kucuk Mekan Han, kendisinden beklendigi gibi yurekli olamamis , babasini oldurememistir. Zumrut kurbagayi topuzla ezip parcalarini Nahcevan ovasindaki ve Surmeli Cukuru'ndaki sonsuz cayirlara serptirmesi ve babasini saraydan kovmasi ise ona halk arasinda ancak Kucuk Mekan Han olacak kadar itibar saglamistir. Hic bir zaman Buyuk Mekan Han olamayacaktir. Nilufer'in, o zumrut gozlu perinin , savas sonrasinin hararetiyle insanlar, atlar ve develer tarafindan icilip bitirilen kucuk golcukle birlikte sirra kadem bastigi rivayetinin dogrulugunu ise ancak sen bilebilirsin Tanrim. Zaten bildigin gunahlarimi hatirlatmak icin degil, hasa, gunahlarinin farkinda olan bir kulunun sevaba ne denli yakin durdugunu takdir edersin diye anlatiyorum. Ama biliyorum: sana karsi ne kadar durust olsam, benligimden ne denli siyrilsam, sana ne kadar cok secde etsem bir zamanlar senin yerine o zumrut kurbagaya siginmis olmami ve simdi olan biteni oglumun gozunden ve dilinden anlatmami bagislamayacaksin. Onun agzindan konusmamin nedeni onu anlamaya calismak , belki senin huzurunda ondan gecikmis bir ozur dilemek bile olsa ... Asla bagislamayacaksiniz. Ne o ne de sen. Ama ben de kullarini guc icin alcalacak kadar gucsuz ve caresiz kildigin icin seni ve hem insanin dogasini anlamaktan aciz oldugu hem de beni sonsuza degin bu ucsuz bucaksiz yesil cayirlar arasinda zumrut kurbaganin yesil billursu parcaciklarini aramak zorunda biraktigi icin oglum Kucuk Mekan Han'i asla bagislamayacagim. |
