
Sonsuz
| Nibbana
- Gorkem Kiter
Yemek yerken, dusunurken veya bu yaziyi okurken gecirdiginiz her an birbirine baglanip tarihe ekleniyor. Yasantilar cogu zaman onemsiz ama bircok onemli olaya yol acan anlarla dolu. Gecmise her donup bakisimizda orada kendimize ait baska bir yasam, baska bir soru isareti, baska bir neden buluyoruz. Bunlar bizi kendimizi ve varligimizi sorgulamaya itiyor. Dunyaya ve varolusumuzun tinsel kaynagina dair gercekler bize cok eskilerden sesleniyorlar. Karsilastigimiz her bilgi kendini bugune tasiyan tarihini de beraberinde surukluyor. Elimize gecen yazili kaynaklarin, tarihin aydinlanmasindaki onemi yadsinamaz kuskusuz. Ama ilgi cekici bir sey daha var ki o da hala varligini surduren, neredeyse bu yazilardan da eski inanc ve yasam tarzlari. Dunya uzerindeki yasayan kaynaklarin basini da Dogu inanclari cekiyor. Mezhep ayrimlarindan daha oncelere goz atarsak bu inanclarin butununde Budizm'i goruyoruz. Gecmisin, yanlislariyla ve dogrulariyla kitaplardan goz kirpisi gibi Budizm de hala dunyada birilerinin uzerinde hayat buluyor. Gordugumuz kadariyla Hindistan, &laqno;in, Japonya ve Tibet, ibadet bicimleri ve felsefelerinde hala atalarinin yolunu izliyor. I.O. 6. yuzyil'da Hindistan'a, daha sonralari Asya'nin bircok yerine yayilmis bir din ve felsefe sistemi olarak Budizm, Dogu dunyasi'ni oylesine derinden etkilemis ki inanc duzeyini asip kultur ve yasam tarzlarinda gercek bir kalicilik saglamis. Gecmisin toplumsal yasam icersindeki varligi cag disiligi cagristirsa da bu kaliciligi anlamak icin Budizm'in kaynaklarina goz atmak dogru olacak. Siddharta Gautama, 'Aydinlanan' anlamiyla Buda, insanligin cektigi acilara karsi duyarliligi sayesinde evrensel dogruyu aramaya koyuldu. Buda, teolojik inanclarin coguna gore peygamberlik sifatini varliga getiren ilk insandi. Arayisini derin dusunceyle surdurup bu sayede Dort Soylu Dogru'nun bilincine vardi. Bu noktaya geldigi aksam ilk olarak onceki varoluslarin (Pali dilinde pubbenivasanussati-nava) bilgisine erismisti. Daha sonra varliklarin yokolup yeniden dogusunu gorme gucune, insanustu tanrisal goze (dibba-cakkhu) kavustu. En sonunda da zihnini tum hastaliklari ve iffetsizlikleri yok etmenin bilgisiyle kusatip Dort Soylu Dogru'ya ulasti. Boylece Ð.O. 528'de Aydinlanmaya eristi. Bu Dort Soylu Dogru'nun ilki aci gercegiydi. Yasam ozunde duskirikligi ve aci demekti. insanlar bilincinde olsalar da olmasalar da bunlarsiz yasayamiyorlardi. Cunku aci, bireyin iktidar, haz ve kalici bir varolus arzusunun sonucuydu. Bu noktada ikinci Soylu Dogru, istek gercegi ortaya cikiyor ve bu arzularini yerine getiremeyen insan aci cekiyordu. Duskirikligini ve aciyi sona erdirmenin tek yolu arzunun yok edilmesiydi. Bu da acinin yok edilmesi gercegi olarak karsiladi Buda'yi.Cunku arzu yok olunca sebep ortadan kalkacak ve aci olmayacakti. iktidari duslemeyen insan istek ya da aci duyamazdi. Peki acinin yok edilmesine yani arzu duymaya son vermek mumkun muydu? Bu sona giden Dorduncu Soylu Dogru Sekiz Asamali Yol'u kapsiyordu. Buna gore zihnini dogru yogunlastirmak, katiksiz inanc;dogru niyet etmek, katiksiz ir,de; dogru konusmak, katiksiz soz; dogru davranmak, katiksiz eylem; gecimini dogru yoldan saglamak, katiksiz gecim araclari; dogru caba harcamak, katiksiz calisma; bilincini dogru tutmak , katiksiz bellek ve dogru dusunmek, katiksiz dusunce icin gereken eylemler ve temelleri zinciriydi. Tabii ki insan icin hicbir sey istemeden yasamak olanaksizdi. Bu yuzden Gautama Buda insanlara elde edebileceklerini istemeyi ogutluyordu. insan Sekiz Asamali Yol'a gore yasayip sinirlarini bilirse ve bu sinirlara uygun hedefler secerse elde edemeyecegi birsey icin aci duymazdi. Buda'ya gore istek bilgisizlikten dogardi. Kendini tanimayan insan sinirlarini cizemez ve ozunde kendini bilmezligin acisini cekerdi. Dunyada var olan bu bilgisizlikle basa cikabilmek icin eski bes yoldasi, babasi, annesi ve eski karisi dahil, kisa zamanda 60 kadar inanan (bhikku) yetistirdi. Onlara nasil yetkinlesmis kisi (arahant) ve tumuyle uyanmis kisi oldugunu anlatti. Olumsuz olani (amata) buldugunu ve evrensel dogruyu (dhamma) once onlara, sonra onlarinda yardimiyla digerlerine ogretmek istedigini soyledi. 80 yasina kadar insanlari egiten Gautama Buda, bilinen kadariyla, uscu dusunce sistemini ve yasam bicimini sadece d�n� yasamda degil, sosyal yasamada da kullanmisti. Hindistan'in Kast Sistemi'ne karsi cikarak toplumda uyandirdigi ses temelde sucun cezayla yok edilemeyecegine olan inancindan kaynaklaniyordu. Cunku sistemin hiyerarsisi alt kastlarin ezilmesini on goruyordu. Yani aci, kast dustukce artan bir aciydi. Yoksulluk arttikca aci da artiyordu. Yoksullugu ayni zamanda ahlaksizligin ve sucun temeli olarak da goruyor ve tum bunlara dayanarak maddi gorunumun manevi gelisimi de etkiledigini savunuyordu. Bugun bu fikirlerin sadece Dogu'da degil Bati'da da kulturel ve manevi degerlerin korunmasi ve toplumsal reformlarin yapilmasi amaciyla insanlari harekete gecirdigi biliniyor. Onun gunumuze en buyuk seslenislerinden biri de bu olsa gerek. En buyuk mucizenin dogruyu aciklamak ve insanlarin bunu kavramalarini saglamak oldugunu savunan Buda, bunun temellerini yine arzu-aci ikilemesine baglamisti. Birey olmak sinirlanmis olmakti. Sinirlanmisligin sonucu arzu, arzunun sonucuysa aciydi. Peki acinin temelinde yatan neydi? Buda'ya gore arzu edilen hersey fani, degisken ve tukenebilir nitelige sahipti. insanin ruhsal ve bedensel butunlugu ve tum dis nesneler anlik ogelerin ardisikligindan olusuyordu. Yani nesnelerde ozsel bir gerceklik yoktu. O halde tek bir gercek vardi, bu da evrensel dogru, dhammaydi. Boylece dinsel yasamin amaci ben ve dunya yanilsamalarindan kurtulmak; oncesiz ve sonrasiz bir benlik olmadigi gercegini kavramak olmaliydi. Bu da bizim herseyi kendimizden siyrilarak ama zaman kavramini kaybetmeden (gecmise ve gelecege bagli olarak) degerlendirmemiz anlamina geliyordu.Bunu basaran kisi aydinlanmaya (bodhi) ulasacak ve dunyadaki kisirdonguden kurtulacakti. Aydinlanmis insan Nirvana'ya (Nibbana) ulasmis oluyordu. Nirvana sonmek demekti. Aydinlanma ancak uc buyuk gunah olan sehvet, kotu niyet ve cilginca sevmek duygularinin insanda yarattigi atesin sonmesiyle gerceklesiyordu. Buda Nirvana'yi aciklarken kavranamaz ve betimlenemez oldugunu belirtiyor. Bunun yani sira Nirvana'ya ulasmanin yok olmak degil, sonsuza ve olumsuze ulasmak oldugunu da vurguluyordu. Nirvana'ya her hangi bir betimleme yapmaksizin onu tanimlamadan birakmayi ozellikle tercih eden Buda yine de kendinden sonra gelen tek tanrili uc din kadar evrensel iradeden soz etmis. Oyle ki gerek mezheplere bolunmesi, gerek yuzyillarin ibadet (puca) bicimlerine ve kulture etkisi bile Budizm'in bu temel dusuncesinin asinmasina yetmemis. Siddharta Gautama'nin ortaya koydugu bu dusunce sistemi en az Nirvana kadar sonsuz ve olumsuz gozukuyor. Belli bir noktadan sonra bizi surekli geriye donup bakmaya iten neden bu olsa gerek. Cunku biz hala ayni ilkeleri kovaliyor ve ayni uscu dusunceden medet umuyoruz. Acilarimizi dindirmesi ve bizi sonsuza tasimasi icin... *Pali dilinde Nirvana anlamina geliyor. |
