Rüya

  Bir Kac Dolar Icin - Murat Gulsoy

 

Insan hep bir baskasinin yerinde olmak istiyor, ne tuhaf. Hep yazarak hayatimi kazanmak istemisimdir. Simdi ise, su toplanti masasinin basinda gecen her gecen dakika sanki icimden bir seyleri koparip goturuyor. Keske, diyorum, keske bambaska bir iste calissaydim ve yazmak yalniz gecelerimin hos bir avuntusu olarak kalsaydi. Gunduz insan gece melek... Iste mesleki yozlasma dedikleri bu olsa gerek: Hemen bir ad ve ardindan kisa bir sinopsis. Gunduzleri bir fabrikada urun muduru olarak calisan Edip K. geceleri kravatini cikarip bir yazara donusmektedir. Takma isimle yazdigi oykuler ve romanlar ona baska bir hayatin kapilarini acmaktadir. Cagdas insanin bolunmuslugu ve bolunmenin yarattigi sahte katmanlasma: Gunduz insan gece melek! Toplantinin gevsedigi su saatlerde birinin toparlanip ortami diriltmesi gerekli diye dusunup aptalca fikirleri kovalayip yogunlasmaya calisiyorum.

Bir suredir bu senaryo grubunda calisiyorum. Medusa (saclarinin yilankavi kivrimlari yuzunden), Clark (efendi gorunusu ile Clark Kent'in kucuk kardesini andirdigi icin), Patron (sirketin adami oldugu icin) ve ben her allahin gunu oturup televizyon icin senaryo yaziyoruz. Bu gunlerde, teklifini verdigimiz bir yerli alacakaranlik kusagi dizisi icin hikaye uretmeye calisiyoruz. Ve isin kotu yani hafta sonuna kadar 12 bolum cikarmamiz gerekiyor. Medusa'nin onerileri genellikle Amerikan korku filmlerinin tadinda. Clark ise gotik edebiyatindan devsirdiklerini uyarlamaya calisiyor. Benim temel tezim ise bu filmlerin mutlaka bu topraklarin mitolojisini barindirmasi, insanlarin zihinlerinin derinliklerindeki korkulari tetiklemesi gerektigi yonunde. O yuzden evde Muhiyyidun ibn ul-Arabi, Diyarbakir efsaneleri, 1001 Gece Masallari gibi kitaplari hatmedip duruyorum. Eminim Clark da evinde gizli gizli Borges, Poe, Kafka, Lovecraft falan kurcaliyor. Medusa ise Stephen King'lerle gelmekten cekinmiyor.

Zaman ilerledikce geriliyoruz, gerildikce de tikaniyoruz. Patronumuz oylesine kendinden emin, hepimizi (gelecekteki seyirciler ve biz) parmaginda oynatabilecegine oylesine inaniyor ki zaman zaman sinirler oldukca yipraniyor. Herkesin ilgisini cekmek ve herkesin anlayabilmesini saglamak ilk gorevimiz, bunu hatirlatiyor. Ve bunu saat basi yapiyor. Onerdigimiz hikayeler biraz karmasik oldugunda hemen devreye giriyor. Gunler boyle gecip gidiyor. Ya produksiyonu pahali olur diye ya karmasik diye ya da oynatacak kimse bulamayiz diye hikayeleri birer birer cope atiyoruz. Buyuler, lanetli evler, mezarindan kalkan sehit meselleri, gizemli yatirlar, sihirli elyazmalari... Akliniza ne gelirse denendi. Artik hikaye oguten buyuk bir makineye donustugumuzu hissediyordum ki Patron'dan soyle bir soru geldi:

"Arkadaslar, kendimizi sinirlayalim. Eger bir resim cizmek istiyorsak once onu nereye cizecegimize karar vermeliyiz. Bir duvara mi yoksa bir tuvale mi cizecegiz? Bu resme kimler bakacak? Biz kimlerin bakmasini istiyoruz? Bu ve bunun gibi sorulari defalarca kendimize sorduk. Simdi size bir kez daha soruyorum: Herkesi ilgilendiren, herkesin basindan mutlaka gecen olagandisi bir olay, bir deneyim soyleyebilir misiniz?"

Bu soylevleri saat basi dinlemekten yorgun dusmus olan zihnim bir sure daha bu iste calismaya devam edersem yazi ile, edebiyat ile bir iliskim kalmayacagi fikriyle bogusuyordu. Icimdeki bir ses yaptigim bu isin edebiyat sevgisini oldurdugunu, son alti aydir is disinda tek satir yazamadigimi, bu gidisle asla yazamayacagimi, daha once yazilmis olan tum oykuleri, ele alinmis konulari izlenebilirlik oranlari suzgecinden gecirerek algilayan bu zihinden artik hic bir sey cikmayacagini, tum o ustalari 'bir kac dolar icin' sattigimi soyluyordu. Icimdeki bir baska ses ise: Artik her seyin degistigini, soylenebilecek olan her seyin coktan soylenip tuketildigini, bunun suclusunun ben olmadigimi, ozgunluk denilen seyin insanin kendi anilariyla sinirli oldugunu, kaldi ki anilarin bile ortak bir izleme surecinde ozgunlugunu yitirdigini, metinlerin defalarca bir araya gelip carpismalarindan bir edebi mutasyon sonucunda belki yeni bir seyler cikabilecegini soyleyerek beni yatistiriyordu ki Medusa mirildanarak: "Ruya" dedi.

Hepimiz bos gozlerle ona donup bir aciklama beklemeye basladik. Kendisine haksizlik edilen caliskan bir ogrenci gibi acikladi: "Herkesin yasadigi olagandisi bir deneyim dememis miydiniz? Bence ruya boyle bir sey. Herkesin yasadigi, hic kimsenin tam olarak aciklayamadigi bir deneyim..." Acikcasi hakliydi. Ama biz de yorgunduk. Saat onbirbucuga yaklasiyordu ve birazdan cift tarifeye gececek olan taksiler bizden cok patronu rahatsiz ediyordu. Ruyalar uzerine dusunmemizi tavsiye ederek bizi azadetti. Taksi duragina kadar arabasiyla birakti ve bizim hic bir ayrintisini bilmedigimiz ozel hayatina dogru gazi kokledi. Arkasindan kisa bir sure dusundum.

Is arkadasliklari iste kalmali, hep buna inanmisimdir. Clark ile Medusa boyle bir ilkeye sahip olmadiklarindan, sanirim Clark'lara dogru gittiler. Acikcasi umurumda degildi. Otuziki yasindaydim ve yon vermem gereken bir hayat onumde duruyordu. Ask nedense eskiden okudugum bir siirden ote bir anlam tasimiyordu. Ah evet beraber bitirecegiz bu filmi... Denize savrulan cep kanyaklari, alelacele opusmeler, universite kantini kokan kizlar... Hepsi cok uzaklarda bir bilboardun uzerinden gulumsuyor, ben asfaltin kenarinda yaslanmaya devam ediyor ve hâlâ, inatla hayatin bir sey icin olduguna inanmaya devam ediyordum.

O gece tuhaf bir ruya gordum. Sabah mesleki bir aclikla hatirlamaya calistim. Butun ruyalar tuhaftir ama bu ruyanin tuhafligi garip bir gerceklik yanilsamasina sahip olmasindaydi saniyorum. Yani oylesine gercek gibiydi ki. Uyandigimda bile ruyada telefon edip kendisini tren garindan almami isteyen kizin kim oldugunu dusundum. Sabah kahvaltisina kadar ruya gercekligini dayatti (ne demekse!).

Onumde guzel bir haftasonu vardi. Hikaye bulmak icin gecirecegim iki kocaman gun. Ise gitmeyecegim icin o cuma gecelerine has rahatsiz edici, insani oz elestiriye ve alkole surukleyen dusuncelerden uzakta aklimda cesitli sinopsisler belirmeye baslamisti bile. Ilki dedemden kaynaklanan bir hikayeydi. Okuduklari her hastaligin emarelerini kendinde bulmaya basladigi icin tip egitimini birakip bankaci olmayi secen dedem... Aklimda canlanan film, kahramanimizin genis bir anfide uyku ve ruyanin fizyolojisi dersini dinlerken basliyor. Derste uykunun duzeylerini, REM denilen ruya asamasinda vucudun nasil kilitlendigini, bu kilidin biz ruya gorurken ayaga kalkip ruya geregi hareketler yaparak kendimizi tehlikeye sokmayalim diye evrimsel bir surecin sonucunda olustugunu, hatta goz hareketlerinin her hangi bir tehlikesi olmadigi icin bu kilit mekanizmasinin disinda kaldigini anlatan profesorun uzerine dusen jenerigi bile gozumun onune getirebiliyordum. Hocanin gosterdigi slaytlar, ilgiyle dinleyen ogrenci yuzleri. Ve kahramanimizin buyuyen gozlerine zoom. Boyle akip giden bir hikaye. Kahramanimiz bu kilit mekanizmasina takiyor ve 'ya bozulursa' diye endiselenmeye basliyor. Daha dogrusu bunun uyurgezerlik oldugunu anlatiyor profesorumuz ve kahramanimizin uykusuz geceleri basliyor. Tip ogrencilerinin en sik yakalandiklari hastalik hastaligina yakalanarak 'ya benim de bu mekanizmam bozulursa, ya uyurgezer olursam, ya ruya gorurken kendimi pencereden atarsam...' diye baslayan paranoyasi insomnia yani uykusuzluk hastaligina donusuyor ve azap dolu geceler basliyor.

Cumartesi sabahina iyi bir kahvalti ile girmistim. Kahvaltidan sonra eve gidip dun gece belirmeye baslayan bu hikayenin notlarini almaya baslamistim ki telefon caldi: Arayan Clark'di. Aksam yemegini birlikte yemeyi teklif ediyordu. Hem de biraz beyin firtinasi yaratiriz diyordu. Icimdeki alarm vermeye merakli ses ciliz bir sekilde 'Is arkadasligi iste kalmali' diye parazit yapiyordu ama kabul ettim. Telefonu kapattiktan sonra ilham verir dusuncesiyle kitapligimda eselenmeye basladim. Arada sirada aklima ruyadaki kiz geliyordu. Bir adi vardi ruyada ama bir turlu hatirlayamiyordum. Bu arada ikinci sinopsisin notunu defterimi dustum: Ruyada tanisma ve ask. Tam bir alacakaranlik kusagi oykusu. Sadece ruyada yasanabilen bir birliktelik. Bitkisel hayatta sonlanan bir ask hikayesi. Oyle cekilmeliydi ki filme, seyirci, kahramanlari serumlara baglanmis durumda gorene kadar onlarin uyku hastaliklarini cani gonulden desteklemeliydi. Bu hikayenin alternatifi olarak dogan bir baska hikaye de otenazi ile ilgili olabilirdi. Bitkisel hayatta yasayan, umitsiz bir hastanin zihninin icinde varolan muhtesem ruya alemine taniklik eden seyircinin daha sonra otenazi isteyen hasta yakinlarina duyacagi ofkeyi korukleyecek bir hikaye. Bunun patronun denetiminden gecmeyecegini bile bile kaydettim. Ne de olsa isimiz eglendirmekti, rahatsiz etmek degil. Is! Yine o ugursuz sozcuk. Aksam olmadan biraz kestirmenin dogru olacagini dusunerek vantilatorun yapay ruzgarinin altinda yataga uzandim.

***

Clark'lara giderken defterimde oniki hikaye adayi kuzu kuzu yatiyordu, icim rahatti; eglenmeyi haketmistim. Cumartesi geceleri benim icin agir dusuncelerin gundeme gelmesinin yasak oldugu gecelerdi. Yillardir ruh sagligimi korumak icin (!) boyle bir karar almistim. Cumartesi geceleri iki elim kanda da olsa kendimi eglendirmenin, aklimi dagitmanin, eglenmenin bir yolunu buluyordum. Bulamasam da bulmus gibi yapmanin daha yararli oldugunu anlamistim coktan. Ben -mis gibi yaparken hayat da rayindan cikmayan bir tren gibi yoluna devam edebiliyordu boylece.

Clark'lara vardigimda bir surpriz beni bekliyordu. Orta yasli uzun boylu Hitchcock filmlerinden cikip gelmis James Stewart stilinde biri. Hemen kaynastik, hos sohbet bir adamdi. Zekice espriler, ince bir tras losyonu, her lafa karisan bir percem. Anlattigimiz hikaye taslaklarini ilgiyle dinliyor hatta arada sirada ilginc sorularla katkida bile bulunuyordu. Keske Patron boyle bir adam olsaydi diye dusunuyordum ki adam cok ilginc bir oneride bulundu. Yillar boyunca siirle ilgilenmis; siirin ilham kaynaklari uzerine kafa yormus ve ruyalarin mantiginin siirin mantigi ile bir sekilde ortustugu sonucuna varmis. Ruyalara olan ilgisi de boyle baslamis. Heyecanla anlatiyordu:

"Ruyalarin siirin cagladigi kaynakla ayni yerden dogduguna olan inancim ruyalarimi biriktirmeye, incelemeye, analiz etmeye itti beni. Zamanla sadece kendi ruyalarimla yetinmemeye, karimin, cocuklarimin, is yerinde samimi oldugum kisilerin ruyalarini da biriktirmeye basladim. Bu tutku yuzunden siirden uzaklasip mistisizm ile psikoloji arasinda gidip gelmeye basladim. Bu alemle bir kez ilgilenmeye baslayinca insan geri donemiyor, hep daha fazlasini, daha derinini istiyor. Sunu da anladim ki herkes, en siradan insan bile oyle muhtesem ruyalar goruyor ki hic bir resim, hic bir film ya da siir o buyulu alemi tasvir etmekte basarili olamaz. Ve yine uzuntuyle anladim ki ben hic bir zaman William Blake gibi ruyamda harika bir siir yazamayacagim... Yani sonu yok bu tutkunun. Afyonkeslik gibi bir sey. Artik gercek hayatin cirkin yuzu beni ilgilendirmiyor, hatta insanlar da ilgilendirmiyor. Kendim bile. Tek ilgilendigim insanlarin ruyalari. Ve bu gunlerdeki en buyuk tutkum ruyayi gercek zamanda izlemek. Ne yazik ki bu istegimi paylasacak insanlari her zaman bulamiyorum..."

Evet adamin derdini, o gece Clark'in neden boyle bir toplanti duzenledigini anlamaya baslamistim. Adam teklifini yapti. Biz uyuyacaktik ve adam bizi izleyecekti. Ruya gormeye basladigimiz anda bizi uyandirip ne gordugumuzu anlatmamizi isteyecekti. Ben bu deneye hemen gonullu oldum. Belki de bir gece once gordugum telefon ruyasinin devamini gorebilir o kizin kim oldugunu bulabilirim diye dusunuyordum. Medusa da gonullu olmakta gecikmedi. Clark ise genellikle ruya gormedigini, gorse de asla hatirlayamadigini soyledi. Adam Clark'in bu sozlerini duyunca daha da heyecanlandi. Bakir topraklarin fatihi gibi hissediyordu, oyle bir seyler soyledi. Biz ise pazartesi gunune ozgun oneriler buluruz umidi icindeydik.

"Endiselenmenize gerek yok. Hepiniz ruya goreceksiniz. Yeter ki uykunuz iyice gelsin. Uyuduktan bir-birbucuk saat kadar sonra ruya gormeye baslarsiniz. Ve ben ruyanin basladigini goz hareketlerinizden anlayacagim ve bir dakika sonra sizi uyandiracagim. Tam ruyanin icinde uyandiginiz icin hemen anlatabileceksiniz. Iste hepsi bu." Ardindan bizi gevsetmek icin ihlamur kaynatmak uzere mutfaga kostu. Sonucu gormek icin hepimiz heyecanlaniyorduk. Clark'a goz kirpip: "Bak bunu da alacakaranlik hikayelerine ekleyebiliriz. Boyle bir deneye girisen uc kisi bir daha asla uyanmaz ve ruhlarini calan Mefisto baska kurbanlar aramak uzere sehrin sokaklarinda kaybolur..."

Daha sonra ihlamurlari icip laflamaya devam ettik. Belli ki bu gece burada sabahlayacaktik. Adam cantasindan bir video kamera cikarip uclu kanapenin karsisina kurdu. Ilk olarak Clark'dan baslamak istedi. Gercekten de en uykulu gozukenimiz oydu. Kanapeye uzanan Clark gozluklerini cikarirken oyle bir ifade takinmisti ki, kameranin vizorunden uzay kapsulune binen bir astronot gibi gorunuyordu. Gozlerini kapatip uyumaya calisti. Sessizce beklemeye basladik. Adam eskisinden daha heyecanli ve enerjik bir bicimde Clark'i izliyordu. Bir saat kadar sonra adam sessizce Clark'in kapali goz kapaklarinin altinda vizir vizir oraya buraya giden gozbebeklerinin kabartisini isaret etti. Kronometresini calistirdi ve tam bir dakika sonra hafifce durterek onu uyandirdi. Medusa ile ben cok heyecanlanmistik. Hizli goz hareketlerinin boyle acik secik izlenebildigini bilmiyorduk. Ruya goren kisinin garip bir trans haline gectigi izlenimi yaratan bu bilincsiz hareketler urkutucuydu. Clark sicrayarak uyandi. Adam israrla 'ne gordun?' diye soruyordu. Clark mahmur bir sesle anlatmaya basladi:

"Bir sitenin sokaklarinda yuruyorum. Bir evin verandasinda iki kopek goruyorum. Once arkadakini farkediyorum. Yasli adam surati olan bir kopek. Sonra ondeki dikkatimi cekiyor. Elleri ve ayaklari maymununkiler gibi kivrik ve killi. Kafasi ise pullu ve cirkin. Kocaman ince bir yilan dili var. Ben onu gorur gormez etrafin gormesinden cekinerek cam bir kapinin ardina saklaniyorum. Bu kopek geliyor, diliyle bana dokunmak istiyor adeta. O sirada sahibi gelip bunun bir kopek olmadigini fakat bir bocek oldugunu soyluyor. Uzak bir diyardan getirmis oldugu garip ve nadir bulunan bir bocek. Bir hilkat garibesi. Tam diliyle dokundugu sirada korkudan olecek gibi oldum ve uyandim"

Adam 'nefis bir ruya', diye mirildanarak vizorden Clark'i izliyordu. Clark uyumaya devam etmek istedigini soyleyerek yatak odasinin yolunu tuttu. Sanirim uzun suredir ruyalarini hatirlamayan biri icin agir bir ruya gormustu. Sira Medusa'daydi. Gerci Medusa'nin uykuya dalmasi biraz zor oldu (Yalniz kalmak istedigini soyledi ama bir yandan da sirf kadin oldugu icin erkeklerin oyunun disinda kalmak istemiyordu galiba) ama ayni sekilde yarim saatin sonunda Medusa'nin anlattigi ruya soyleydi:

"Iki erkek cocugunu ardarda pencereden asagi atiyorum. Hem de annelerinin gozu onunde. Bir tanesi sargilar icinde geri dondugunde otekini atiyorum. Sadece digerleri beni gordugu icin tedirgin oluyorum. 'Eyvah deli oldugum anlasilacak' diyorum icimden."

Medusa sirasini savdiktan sonra Clark gibi uyumak istemedi. Gordugu ruya onu etkilemise benziyordu. Ben koltuga uzanirken onun balkonda sessizce sigara ictigini gordum en son. Koltuga uzanir uzanmaz uyudum diyemem. Zaten uykunun tam olarak ne zaman basladigini hic bir zaman anlayamam. Fakat uyandirilma ani cok siddetliydi. Sanki bir deprem veya buyuk bir felaket oluyormus gibi geldi. Uyandirilmadan once gordugum ruya soyleydi:

"Bizim evin onundeki sokak, gece galiba babamla geziniyoruz. Yokusun basinda marketin oldugu yer cok farkli, dar, bahceli evlerle bezenmis bir sokak. O tarafa yonelmekten nedense vazgeciyoruz. Fakat o sirada evden cikanlari goruyorum. Bu arada olaylarin gece geciyor. Evin kapisinda bir kac limuzin gibi araba ve evden cikan tuhaf insanlar. Uzerlerinde eski Avrupalilarin giydikleri tarzda dantelli elbiseler var. Ozellikle bir genc kizi hatirliyorum. Saclari gozleri her seyi XIX.yy. Bunlarin vampir oldugunu ya da buna benzer dogaustu yaratiklar oldugunu hissediyorum. O sirada hava aydinlaniyor. Aniden. Oysa aydinlanmamasi gerek, daha gece. Bundan sonrasini kopuk kopuk hatirliyorum. Tum telefon hatlarinin arizali oldugunu hatirliyorum. Sinyal sesi yok. Onun yerine acar acmaz hatta birilerini buluyorsunuz. Herkes birbirini dinliyor gibi. Birisiyle bu sahte aydinligi konusuyoruz. Bakin gokyuzune diyorum. O sirada ben de masmavi gokyuzune bakiyorum, fakat hakikaten sahte, tiyatro dekoru gibi. Sahte diyorum. O vampirlerin oyunu oldugunu iddia ediyorum. O sirada gokyuzu dekoru muthis bir gurultuyle yirtiliyor..."

Uyandigimda Medusa'nin da bir koltukta uyuyakalmis oldugunu gordum. Ruya koleksiyoncusu ise halinden memnun kasetin uzerine tarih atip, adlarimizi yazdi ve cok basarili bir gece oldugunu soyleyip izin istedi. Kapiyi cekip ciktiginda bir sure kararsiz bir bicimde balkonda sivrisineklere yem oldum ve ruyadaki kizi gozumun onune getirmeye calistim. Daha sonra evde uyanmak istedigime karar vererek Clark'lardan ayrildim.

***

Sonraki gunler ve geceler cok kotu gecmeye basladi. O haftasonunu izleyen pazartesi, goturdugumuz ruya hikayelerinin hepsi cope atildi. Projeyi kaybettigimiz icin ekibin daraltilmasi gerektigi ortaya cikti. En son ekibe ben katilmis oldugum icin ilk gidenin de ben olmasi gerektigini dusunerek kendim ayrildim. Iki ay daha idare edecek param oldugu icin kendime onbesgunluk bir tatil izni verdim. Daha sonra is aramaya karar verdim. Fakat hic bir sey umdugum gibi gelismedi. Ruya deneyinden sonraki geceler muthis bir uykusuzluk basladi. Onceleri otuz yas bunaliminin issizlikle birleserek beni sarsmaya calistigini sandim. Uc gun sonra Clark'in telefondaki berbat sesi hepimizin benzer bir durumda oldugunu anlamama neden oldu. Bulusmayi kabul ettim. Baska yapacak bir sey aklima gelmemisti.

Clark'lara varir varmaz ilk sordugum, o adami nereden buldugu, kimin nesi olduguydu. Bir kac ay once bir cafede rastlasmislardi. Onceleri rastlastikca konusup bir iki kadeh bir sey iciyorlarmis. Sonra o gece adami da davet etmeye karar vermis. Cunku adamin ruyalarla ozel olarak ilgilendigini daha onceki gorusmelerinden biliyormus. Medusa da icine dustugumuz durumun tek sebebinin o gece oldugunu dusunuyordu. Hatta bize icirdigi ihlamura bir ilac karistirmis olabilecegini bile iddia etti. Bence de, her nasil olduysa adam buna sebep olmustu ve yol actigi bu durumu yine o duzeltebilirdi dolayisiyla onu bir an once bulmamiz gerekiyordu.

Adamin telefonunun cevap vermedigini, o rastlastiklari cafede gunlerce beklememize ragmen ortaya cikmadigini soylememe gerek var mi? Butun o bekleme saatlerinde (ise gitmedigim icin en cok ben nobet tutuyordum) bu durumdan nasil kurtulabilecegimizi dusunup durduk. Uykusuzluktan bitap dusmus zihinlerimiz saglikli fikirlerden cok paranoyalar ve yanilsamalar uretiyordu. Zaten besinci uykusuz gunun sonunda uyanikken hayaller gormeye baslamistik bile. Denedigimiz uyku ilaclari (Clark temkinli bir insan oldugundan hemen bir doktora gorunup bir suru recete yazdirmisti) bize yardimci olmaktan cok dayak yemisiz gibi bir etki yaptigi icin sadece bitki caylari iciyorduk. Birinci haftanin sonunda cafeye gidip beklemekten vaz gectik. Mecalimiz kalmamisti. Ben Clark'lara tasinmistim. Ikinci haftanin basinda onlar da isten izin aldilar ve ucumuz eve kapandik. Hareket edecek gucu kendimizde bulamiyorduk. Sik sik uykumuz geldigi hissine kapilarak koltuklara uzaniyor fakat ne kadar beklersek bekleyelim uyku gelmiyordu.

Onuncu gun aklima soyle bir soru geldi: "Eger bu yasadiklarimiz, bizim yazmaya calistigimiz hikaye taslaklarindan biri olsaydi, kahramanlarimiz bu durumdan nasil kurtulurlardi?" Bu sorunun cevresinde dusunceler uretmeye basladigimizda durumumuzun hic de ic acici olmadigi bir kez daha ortaya cikti. Birincisi yazdigimiz hikayelerin buyuk bir kisminda kahramanlar gercekten de kurtulamiyorlar ve korkunc kaderlerini sonuna kadar yasiyorlardi. Ve asil onemlisi iradeleri ve zekalari ile kendilerini kurtarabilen kahramanlar da digerleri gibi mutlaka isledikleri bir gunahin, yiktiklari veya kurcaladiklari bir tabunun, ya da bir sucun bedelini mutlaka oduyorlardi. Yani bizim basimiza gelen bu acayip olayin mutlaka aciklanabilir bir nedeni olurdu, eger bu hikayeyi biz yazmis olsaydik. Ve boylelikle, kurtulus makul bir gunahla mumkun olabilirdi. Fakat ne kadar dusunursek dusunelim kendimize toz konduramiyorduk.

Clark ve Medusa icin bu dusuncenin omru fazla uzun olmadi. Onlar caresiz uykusuzluklarina geri dondukleri su anda ben de hem dikkatimi toplamak hem de aklima gelen bu dusunceyi desmek amaciyla hikayemizi bastan yazmaya basladim. Ise yaramayacagini bile bile defalarca o gordugumuz ruyalari okudum, duzelttim. Insanin kendi hikayesini yazmasi, hele bir alacakaranlik hikayesi ise iyice trajik bir hale geliyor. Alacakaranlik hikayeleri, hele bizim yazdigimiz turden, (Patron'un gonlunden gecen basitlikte ve yalinliktaki hikayeler) nasil da onemsiz, nasil da degersizdirler. Kolaylikla yazilip, dusuncesizce hayatin icine firlatiliverilirler azap cekmeye bastan mahkum kahramanlar. Simdi, agustos sicaginin hic dinmedigi bir gecenin, uykusuz bir gecenin ortasinda, kader yoldaslarim iceride umitsizce kivranirken masanin basinda gittikce bulanan zihnimde ben, Clark ve Medusa yazdigimiz o karton karakterler gibi siliklesip belirsizlesiyoruz. Birer gercek kisi olmaktan cikip uydurulmus, gercek hayatlari varolmayan, kelimelere donusuyoruz. Dusunuyorum da o toplanti masasinin cevresine kurulup agzimizin kenarina ilistirdigimiz sigaranin dumani savura savura uydurdugumuz hikayeler ve onlarin zavalli kahramanlarindan bizi ayiran, ustun kilan sey nedir? Cizgi nerede basliyor? Yoksa bizi gercekten varoldugumuza inandiran sey o olumun kardesi, o gece sacli uyku mu? Ruya mi?

Simdi oylesine bulaniklasti ki her sey, geriye donup yoldaslarimin isimlerinin uzerlerini cizip onlara uyduruk isimler taktim. Birini Clark digerini Medusa yaptim. Ne degisti? Bilemiyorum, yazari olmayan bir hikayenin ortasina dusmus gibi hissediyorum. Bu, bulanik zihnimin urettigi garip dusuncelerden sadece ifade edebildigim bir tanesi... Belki de basindan her seyi yanlis anlamisim. Kendimi icine biraktigim sularin akisi beni hep yaniltmis belli ki. Simdi gozlerimi bir tapinakta acmayi isterdim. Arabesk bir halinin kivrimlari uzerinde yapayalniz duran bir peygamber, bir insan, bir nefes olmak. Sadece hayal edilen, hayal edildikce varolan, ismi anildikca hayal edilebilen, her nefeste zikredilen bir tanriyi yaratan bir insan... Duslenen bir tanridan daha guclu bir varlik dusunemiyorum. Bir avuc kan ve gozyasinin gordugu ruyanin onunde, kendi ruyasinin onunde egilen bir insan... Sanirim biz, Clark, Medusa ve ben, farkinda olmaksizin duslerimizi bir kac dolara (otuz parca gumus muydu yoksa?) satmisiz... Hem de su icer gibi, nefes alir gibi, buyuk bir dogallikla. Hâlâ, kendimi tutmasam bunu bile, su acikli durumumuzu bile sinopsis defterine not etmeye kalkisacagim. Uykusuzlugu da, ruhunu caldirmayi da coktan hak etmisiz.

***

Dusuncelerimin zinciri bosaldigi icin bir sure yazmayi birakip iceriye yoldaslarimin yanina gittim. Gordugum misil misil uyuyan iki insandi. Bogazima bir seyler dugumlendi. Uykunun kaslarima yavas yavas yayilmaya basladigini hissediyorum. Nedenini, nicinini bilmiyorum... Gunahimiz ve odedigimiz bedel neydi gercekten bilemiyorum... Belki de bizim de karton birer hikaye kahramanina donusmemiz gerekiyordu bazi seylerin degerini hatirlayabilmemiz icin... Kim bilir? Bildigim tek sey uykunun ve ruyanin kapilarinin tekrar acildigi... Uyandigimda baska biri olacagimi cok iyi biliyorum...

 

 

Hosted by www.Geocities.ws

1