
Rüya
| Cember
- Buket Turkmen
Ruyamda yeniden iletisim kurdugumuzu gordum. Yeniden birbirimizin gozlerine bakiyorduk, korkusuzca. Kendimizi, amacimizi, icine girdigimiz mekanizmanin mantigini ve kendi mantigimizi kaybetmemistik daha. Bitmez-tukenmez test sorularindaki o sonu gelmez sekiller ve sayilardan bunaldikca, arka siralara sigisip romanlarimizi okuyorduk gizlice. Disardaki okulun avlusunun, o avlunun disindaki sehrin kalabaliginin ve butun bunlari cevreleyen ugultunun bir dekor oldugunu dusunuyordum. Kartondan bir dekordu bunlar, katlanip-firlatilacakti gokyuzune, sonra da gokyuzu katlanacakti ve en sonunda boslukta asili kalacaktik... O avludan cikip, alkolle damittik yine hayallerimizi. Sonra uyandim. Tuhaf hissetmemek elde degildi. O gece yolculugunun verdigi rahatsizlik bir yana-eskiden severdim oysa gece yolculuklarinda hic uyumadan yildizlara bakarak muzik dinlemeyi, ama o zaman otobuslerdeki bu gece lambalari yanmiyordu, yildizlar yerine yuzumun yorgun aksini gormuyordum camin ardinda -yanimdaydin yine, ama goruntun degisikti. Cemberi donduren iplere asilarak yonunu degistirmeye calismis, ama bir sure sonra onunla donmeye baslamis insanlara ozgu o uzerine oturmayan, yakismayan goruntunle uyuyordun. Camdan gordugum aksime bakip, "ben de mi degistim?" diye kendimi inceledim bir sure... Tabii ki gitgide hatlar karisti, bulaniklasti. Sonunda kendimi kocaman bir kongre salonunda buldum. Salon bir tuhafti. Ucsuz-bucaksiz bir seyirci kitlesinin onunde, sahne gibi bir yukselti vardi. O yukseltinin uzerindeki dev bir cember, uzerine cevrilmis projektor isiklarinin altinda parliyor, bakan herkesin gozunu aliyordu. Cember donuyordu, ama bunu nasil yaptigini, sabit zeminde dik aciyla dururken, hic ilerlemeden nasil dondugunu anlamadim. Yeraltinda gizli bir mekanizma oldugunu, ustteki bu sik insanlarin gormedigi bazi iscilerin yerin altinda, bu isiltili cemberin donmesi icin calistiklarini dusundum. Genelde boyle olur, degil mi? Ama onemli olan, o cemberin neden donduguydu. Anlamamistim bunu. Neden sonra, konusmacilar sunuslarini yapmaya baslayinca, cemberin donusu uzerine teorilerini acikladiklarini anladim. Her bilimden uluslararasi isimler orada toplanmislardi. Cemberi donduren mekanizmalarin ihtiyaclarindan soz ettiklerini anlamistim, ama soylediklerinin karmasikligi icinde tam olarak ne dediklerini anlamama imkan yoktu. Asagi-yukari anlayabildigim kadariyla, bu mekanizmalarin ihtiyaclarini doyurmak ugruna yapilmasi gereken fedakarliklar, gozden cikarilmasi gereken insanlar, cember disinda kalanlar ve onlarin cembere minimum zarar vermeleri icin devreye sokulabilecek bilumum baska mekanizmalardan soz ediliyordu. Temel bilimlerdekiler cemberi mukemmellestirecek formullere hizmet edebilecek yeni matematiksel -ya da fiziksel, herneyse, anlamiyordum iste ne olduklarini- buluslarindan bahsettiler. Sonunda, seyircilere soz verildi. Elimi kaldirdim ve sordum: "Iyi ama bu cember donmek zorunda mi?" Dogrusu sordugum sorunun, boyle bir toplantida sorulmus olmasindan dolayi, oldukca safca kactiginin farkindaydim. Bu soruyu duyunca butun bu saygin bilim adamlarinin ve onlari dinleyen sik kalabaliklarin tepki vereceklerini tahmin edebiliyordum, ama o her zamanki safligimdan mi desem, aptalligimdan mi, herneyse iste dogal halimden ileri gelen o merakima yenilmistim iste, sormasam olmazdi: Cember neden donmek zorundaydi? Neden bu fedakarliklari yapsindi insanlar? Neden bunca vazgecilmezdi? Alt tarafi, karsimda donup-duran parlak bir cember degil miydi? Bu ne ise yarardi? Biz cemberin isine yarayacak birseyler yapmaliydik, onu anlamistim da, cember ne ise yarardi? Hic anlamamistim. Yoksa onun donmesinin ne ise yaradigi sorulamaz miydi? Galiba sorulamazdi. Salonun diplerinden biryerlerden uniformali adamlar cikip-geldiler buyuk bir gurultuyle. Bana vurmaya basladilar. Bagirmaya calisiyordum, ama sesim cikmiyordu. Uniformali adamlardan biri mideme tekme indirirken "Simdi gorursun cemberin neden donmesi gerektigini, seni anarsist seni!" diye bagirdi. Yere duserken, burnuma aci-eksi kan kokusu geldi ve o sik kadinlardan birinin, ben duserken, ipek corapli uzun bacaklarini sakinarak kenara cektigini gordum. Gozlerimi, yuzune kaldirdim, Emile Zola'nin romanlarina tas cikarircasina gozlerimiz karsilasti. Igrenc gorunuyor olmaliydim.Oyle bakiyordu. Kan kokuyordu, buna ragmen o kadinin guzel kokusunu alabiliyordum. Bana, ayiplayarak bakiyordu. Neden ayiplandigimi ve nerede aykiri oldugumu hic anlamamistim. Neden utanmam gerekiyordu? Beni surukleyerek biryere goturduler. Cok canim aciyordu, sirtim cok aciyordu, oraya da vurmuslardi herhalde. Sicrayarak uyandim. Sirtim tutulmustu galiba. Otobusteydik. Ama otobus milim milim ilerliyordu. Sorunsuzca giden otobusun monoton sesini kendine ninni bellemis yolcular, bu yavaslama ve durma arasindaki gidisle beraber uyanmislardi. "Ne var, ne oluyor?" "Ilerde kaza mi olmus acaba?" "Yol tikali galiba..." Yanima dondum. Gozlerin, bana bakiyorlardi. "Sebep sensin" dedin. "Ne?" "Sebep sensin...Sen! Ruyalarin ve sen! Hayallerin! Fikirlerin! Sen bu serzenislere fikir mi diyorsun? Simariksin! Donmuyor iste! Donmuyor! Donmezse ne olur, biliyor musun? Siddet! Kan akar, gozyasi akar! Simdi olacagi gibi!" "Nasil yani? Ne olacak ki simdi? Yahu ne diyorsun sen yaa?" Butun otobus bana bakiyordu, ayiplayarak. Sen bile oyle bakiyordun. Bagirmaya basladim. Bu bir ofke haykirisi degildi. Dehset cigligiydi. Ben bu bakisi biliyordum! "Ama sen...Sen bana boyle bakamazsin! Sen beni taniyorsun... Aaaaaa..." Bir krizdi bu ve attigim ciglik kulaklarimi doldurdu. Bir sure sonra agzimi acmadan ve hicbir caba gostermeden de cigligimi duydugumu fark ettim. Cigligim havada asili kalmisti ve korkuyordum. Bu bir deli cigligiydi. Kendi cigligim yuzunden korku icinde, kendi cigligim kulaklarimda, insanlarin "Kan!"diye bagristiklarini duydum. Pencereden disari bakmaya calistim. Senin suclayan-ayiplayan bakislarin uzerimdeydi. Anayolda milim milim ilerleyen otobusumuz, gunduzun ilk isiklarinda parlayan kan izlerini takip ediyordu. Yol kenarina firlamis kopuk kollar-bacaklar, gozleri acik baslar gordum ve ciglik siddetlendi. Sonunda koca bir cemberin agzina geldik. Otobusten inmemiz soylendi disardan. Indik ve butun otobusce cemberin iplerine asilmamiz gerektigini anladik, donsun diye. Bizden once gelenlerin akibetine ugrayabilecegimiz dusuncesinden dehsete dustuk ve var gucumuzle asildik, olmek, acliktan, siddetten, can sikintisindan olmek istemedigimiz icin asildik. Ben de anlamistim: Enerji oradan yayiliyordu. Bir adam bagirdi: "Halklarin kurtulusu icin asilalim arkadaslar! Cemberi o yone dondurelim!" Ona butun inananlar destek verdi. Baska otobuslerden inen insanlar da geldiler, inancla, hevesle giristiler ise. Cemberi istedikleri yone cevirebilmek icin cok calistilar. Cemberin nimetlerinden yararlanarak, kendi amaclari gayesinde kullandilar uzun sure onlari. Bir anda ne olduysa oldu, onlar bunlardan yararlandikca, cember gozumuzun onunde onlari yavas yavas icine almaya basladi. Kurduklari minik cember mekanizmasi o kadar minikti ki, verdikleri azicik bir ivmeyle donmeye baslayan koca cember, onlarin minik cemberini sildi-supurdu. Bir baska grup, hic cesaretleri kirilmadan, "onlarin cemberi gercek insan dogasina aykiriydi zaten de ondan yok oldu!" diye fisildasarak, ellerinde carmiha gerilmis Isa'yla asildilar cemberi donduren iplere. Isa yol kenarina dustu ve kendilerine cemberde bir yer buldular, biraz sonra tekbir getirerek iplere asilanlar gibi, bulduklari yere iyice yerlestiler. Cemberin ayrilmaz parcalari oldular. Bu sekilde sirayla herkes iplere asiliyordu. Ben seni ruyamizi, o mutevazi ruyamizi gerceklestirmek icin, o mavi deniz ve begonvilli Ege evimiz icin, verilecek kocaman bos vakitler ve bu vakitlerde gonlumuzce okuyacagimiz kitaplar icin cabalamaya, cemberi o yone donecek sekilde cevirmeye ikna ettim. Sende de bir umut uyandi. Bir hevesle asildik iplere. Cember hepsini verdi bize. Tek bir sartla: Kocaman bos vakitleri dusunmek yerine icine girmeliydik. Icine giriverdik ve begonviller bogazimiza sarildilar. Nefes alamiyorduk en basta. Sonra oyle yasamaya alistik. Hepimiz cemberi once ideallerimiz ve ruyalarimiz dogrultusunda cevirir gibi olduk, sonra icinde kendimize guzel birer yer edindik ve cember eski yonune geri dondu. Her yeni giren, cemberin gucunu ve donus hizini artirmaktan baska birsey yapamiyordu. Lukstu, piriltiliydi, guzeldi ama, o ciglik dinmiyordu ve bir de kan kokuyordu aksi gibi. Bu ciglik neden dinmiyor diye bakinip dururken, onlari gordum: yol kenarindaydilar, cembere girmemislerdi. Hicbirsey yapmiyorlardi. Tel orguler cemberi onlardan koruyordu - ne yapmalarindan korkuluyordu? Sicrayarak, ter icinde uyandim. Yanimdaydin. Beni her zamanki nezaketinden odun vermeden, hafifce dokunarak uyandirmistin: "Deniz gorundu, buna kacirmak istemezsin, genelde" Otobus bir viraji dondu ve begonvilli Ege evlerinin ardindan gorunen masmavi denize baktim."Aslinda cember bize gore degildi, ama secenegimiz yoktu, degil mi?" dedim. "Ne cemberi?" dedin.
|
