
Rüya
| Yazarini
Dusleyen Yazi - Deniz Ekin Ozsoysal
Onemli olan duyulari kandirmakti. Madde bagimliligi gibi dus bagimliligi da beynin amygdala bolgesinin uyarilmasina yariyordu herhalde. Dopamin salgilatan uyariciysa, beynin dogasinin urunuydu: 'Dusunce'ydi. Yazari, dunyasinda algiladigi herseyi, zaman ve mekanin kimseyi yonetmedigi dusunce alaninda malzeme yapar, secer, ayiklar, hepsini yeniden ve yeniden kurardi. Tabii onu da. Kurgularin kahramani olurdu hep. Ruyalarda, gunduz duslerinde, yazilarda sekilden sekile girerek yasam suruyordu. Salgilanan dopamin gri hucrelere dogru akarken, dozu artirma egiliminde olan yazarinin, isi nereye goturecegini ve onu nasil bir duse uyandiracagini bilemezdi. O gece, doz artmadan once, siradan duslerden birinin kurgusuna dahil edilmis birisi olarak sekilleniyordu. Insanlarin kurmaca duskunlugunu tatmin etmek icin, salonlarinda oyunlar izledikleri bir binadan cikmak uzere oldugu hayali, sozcuklere donuserek bilgisayar ekranina kodlanmaya basladi.... Oyun bittiginde izleyenler binayi terk ederken onlarla birlikte cikarsa, oyun sonrasi kitle psikozu sendromu dedigi seye tanik olur da kendini yapiskan, yogun bir sivi icindeymis gibi hisseder endisesiyle alkislar bitmeden salondan cikti. Binaya disardan bakti. Sanki oldugundan daha buyuk gorundu gozune. Belki bina da buyuyordu. Tipki onun gibi. Yolda yururken, az once izledigi oyunda, oyuncularin zamaninin rollerin zamaniyla, izleyicinin zamaninin yazarin zamaniyla birbirine karistigi bir 'simdi'nin birden bire 'gecmis' oluverdiginin ve evine giderken her 'simdi' dediginde gecmise gomulen simdilerin, her 'gelecek' dediginde 'simdi' olacak anlarin ve onlarin da sonra gecmisdeki simdiler olacaklarinin, aslinda 'simdi' ile butunlesmis gecmis ve gelecegin ayni anda icinde oldugunun dusunu kurup, yanilsamalari icinde, izledigi oyunla yasadigi anin dussel zaman kaymasinda bir ruyaya uyandigini ve bu ruyanin icinde gezindigini dusundu. O an kolundaki saat gosterdigi kurmaca zamaniyla birlikte eriyip, akti, gitti. Mekansa artik duslerle orulmus bir degiskenlige burunuverdi. Ruyanin gozle ya da gormeyle bir ilgisi yoksa, hersey dusuncenin kollarinda sallanabilirdi. Boyle bir anda artik zaman ne cizgisel ne donguseldi onun icin. Gecmis, simdi ve gelecek diye yapilan ayrimlarin butununu ayni anda kapsayandi zaman. Gecmis ve gelecegin simdinin karsiti olmadigi bir dusun zamani. Salt dusuncenin zamani; gercekten daha gercek, ruyadan daha ruya.... Yazari onu salt/saf dusunce olmanin ruyasina uyandirmisti. Belli bir sekle sokulmadan, zaman ve mekanla sinirlanmadan. Ilk kez boyle bir sey oluyordu. Bir firsat mi verilmisti yoksa? Kendine ait iradesi olabilirdi belki de. Kucuk bir hile yapip ondan habersiz onun malzemeleriyle kendini herhangi bir yerde, zamanda, herhangi birileriyle dusleyebilir onu sasirtabilirdi. Ama kendini kendi olarak duslemek istiyordu. Zorlu bir is. Sadece bir yaziydi, yazida sekillenen dusunceydi. Yazarin dusuncesi. O olmadan kendini nasil varedebilirdi? Ayrilmaz parcasiydi. Oyleyse? Once onu mu duslemeliydi? Yazarini!? Ondan bagimsiz onu dusleyebilir miydi? Bilmiyordu. Sairin sozlerini hatirladi birden. Hatirlamak! Iradesi vardi, olmaliydi! Gecmisin algisina sahip olmak ne kadar da garip. Sairin dedigi gibi, eger, dusler iradenin ari bir oyalamasiysa ve bu alanda sonsuz bir guce sahipse, onu cagirabilir, sinirliliklarinin otesinde bir ruyaya uyanabilirdi. Nasil baslayacagini bilemedi. Beynin gri hucrelerinde dolandi durdu. Goruntu! Aslinda dukkanlarin vitrinlerinde, aynalarda, gumus tepsilerde, opsidyen taslarinin yuzeyinde adi konulmamis bir zamandan onu gozlemis oldugunu farketti. Goruntuyu mu cagirmaliydi once, yoksa, paylasmaya zorlandigi anilari mi? Onun anilari. Hersey garip bir hayal icinde ucusuyordu. Denizin derinliklerine tutkuyla daldigi, tek bir cicek icin daglarin doruklarina tirmandigi gunleri, ya da yirmiikinci paralelin collerinde yildizini aradigi geceleri, icinde uykularini biriktirdigine inandigi kavanozu, belki de kaya mezarlarinda bin yilardir bekleyen olulerle gecirdigi anlari cagirmaliydi. Oyle coktular ki. Hangisi onu getirebilirdi? Birden farketti ki aslinda ickiyi ayni kadehten yudumlamislardi, ayni dumani cekmislerdi iclerine, ayni asklara baglanmislardi. Hayatta tek kesifleri dusler olmustu. Yasam zamanda iz biraksin diye, varolabilsinler diye bir dusten otekine uyanmislardi yillar yili. Dus bagimliligi. Dopamin. Yeterince taniyordu onu sanki ikiziymiscesine ama yeterince sevmiyordu. Bilmedigi diyarlarin, tanimadigi insanlarin kahramani yapilmisti, istemedigi halde harflerle kagitlara kodlanmis, binlerce adin icinde gezinmisti, beynin labirentlerinde hapis kalmis, ozgurluge dair, sonsuz uyanikliga dair yalanlarini dinlemisti. Oysa ozgurlestikce dertleri artmisti. Yine de nefret etmiyordu ondan, kiskanmiyordu bile. Belki bir sekli olsa bunlari hissedebilirdi ama bilincin, dusuncenin bir sekli var midir? Belki de onun suretindeydi ve onun ruhunda, olasi butun dus-gercekliklerin olusturdugu koca bir dusunce yelpazesine dahildi. Hem hicbiryerde hem heryerde, hem sekilsiz hem her sekilde. Kendine kalan ve kendinin olan tek dus Oíydu ama nasil cagiracagini bilmiyordu. Belki adini soylerse gelirdi. Soyledi. Bekledi. Sonra gizli rengi ve sayisini soyledi. Bekledi. Gelen olmadi. Onun ozune ait olani dilin sozcuklerini dusunerek cagiramiyordu. Goruntu ya da tek tek anilar da ise yaramiyordu. Boyle olmayacakti. Dusuncenin tuzaklarina dusuyordu. Her defasinda, baska turlu olmasini hayal edebilecegi bir seye donusuyordu. Titresimler!.. Titresimler ise yarar miydi acaba? Son bir cabayla, gri hucrelerde dolasti. Ona ait ve kimsenin bilmedigi gizli titresimi buldu. Sozcuk olmayan, kimsenin ogretmedigi, hicbir anlam, ani, goruntu ya da sekil icermeyen seyi. Mantrasini. Titresimi tekrarladi, tekrarladikca derine kayiyor gibiydi. Hiclige dogru. imgelere burunse, denizin derinliklerine dalan birinin kendini biraktiginda su yuzune itilmesinin tam tersine, bilincin karsi konulmaz, cekim kuvvetinin onu yuzeyden diplere dogru indirdigi soylenebilirdi ama ne yuzey ne dip vardi. Sanki yavas yavas buharlasiyordu. Molekulleri nedensiz bir 'cunku!'nun zamaninda oradan oraya ucustular. Varlik ve yoklugun, olanin ve olmayanin hepsiydi. Ne bekleyis, ne arayis, ne de beklentinin otesi. Yalnizca dusunce. Salt dusuncenin kendisi. Adsiz, maddesiz, zamansiz, mekansiz ve sorusuz. Oldugu icin olan, kendisi olan bir sey. Artik onu nasil dusleyecegini biliyordu. Hicle hicin arasi kac fersahtir? Uzak ne kadar uzaktir ya da yakin ne kadar yakin? Yazarinin bu satirlari dusunuyor, onu dusluyor ve yaziyor oldugunu dusledi ve yazarin yazdigini, yazilanin yazarini ayni anda dusledigi bir ruyanin zamaninda birlestiler. Yazilan yazan, yazan yazilan oldu ama yine de 'bir' olduklarindan emin olamadilar. Dusunce, yazinin matematiginde kodlanirken ekrana, yazarini mi kendini mi yaziyor oldugunu bilemedi. Sadece yazdi, 'Beklentinin ve kendimin otesinde ariyordum seni, goruntulerden, anilardan, seslerden, titresimlerden cikip gelmeni ve seni dusume cagirdigimdan beri bilmiyorum artik simdi olmayan kim, sen mi, yoksa ben mi?' Dusunce gercegi asti, kurgu kurguyu yaratti. Belki yazarini dusleyen yaziyi da kurgulayan biri vardi bilindik bir ruyanin kurmaca zamaninda yasayip giden, yuzyillardir soyunun yaptigi gibi kendini bekleyen. Onemli olan duyulari kandirmakti. Bagimlilik surdukce ruya mevsimi biter mi?
|
