Rüya

  Cemal Usta'nin Meshur Tarhanasi - Yekta Kopan

 

Gunumuzden 50 yil once Bursa'da "Bol Kepce" namiyla un salmis Cemal Usta diye orta yasini coktan geride birakmis bir ascibasi vardi. Meslege ustalar ustasi Haci Sahap'in yaninda cirak olarak baslayan Cemal, kisa zamanda hem caliskanligi hem zekasi hem de tadina doyum olmayan yemekleriyle kendini sevdirmeyi basarmis, disinden tirnagindan artirdiklarina karisi Muzaffer Hanim'in besibiryerdelerinden, sari burmalarindan gelen parayi katip, Haci Sahap'in da icazetiyle carsinin icinde kendine ait bir dukkan acmisti. Dukkani actiktan hemen sonra carsinin en sevilen, hatta kimi zaman islerinin bollugundan dolayi giptayla bakilan esnafi haline gelmisti. Yillar icinde ogullari Celāl ve Kemal de baba meslegine gonul vermis 'Bol Kepce' Cemal Usta'nin yaninda altin bileziklerini takmislardi. Dukkanin isleri iyi oldugundan kisa surede borclarini kapatan Cemal Usta, tutumlulugu ve caliskanligi sayesinde iki katli ahsap bir ev almis, ogullarina olan guveninden dukkana gec gitmeyi goze alip sabah kahvesini buyuk odanin cumbasinda icmeden evden cikmamayi adet haline getirmisti. Yillar suren calismanin ardindan bunun hakki olduguna inaniyordu. Ne yalan soylemeli gercekten de hakkiydi. Cunku hālā dukkaninda ilk gun koydugu kurallara harfiyen uyulmasina oze gosteriyor, musteriyi uzecek, damak ya da goz zevkini bozacak bir sey yapilmasina asla izin vermiyordu. Calisanlarin hepsi gunde en az on kere ellerini, yuzlerini, enselerini, kulak arkalarini defne sabunuyla yikamaya ondan sonra da kaliteli cinsinden limon kolonyasiyla ovmaya mecburdu. Dukkan sabah, oglen oncesi ve sonrasi ve de aksam bol arap sabunu katilmis suyla temizleniyordu. Kap kacak zurnaciligi da meshur bir cingene olan Sari Niyazi tarafindan ayda bir kalaylaniyordu. Yemeklere gosterilen ozen ise bir baskaydi. Zeytinyagi Gemlik'ten, tereyag Hasan Efendi'nin mandirasindan, sebzeler Orhaneli'den, etler de Karacabey'deki Mehmet Efendi'den geliyordu. Dukkanin yagsiz etten yapilan tas kebabi, bol taneli kelle paca corbasi, agizda helme helme dagilan kuru fasulyesi ve tabaga konuldugunda tanelerin ayri ayri oturup musteriyi seyrettigi tel sehriyeli pirinc pilavi pek meshurdu. Hele bir de Cemal Usta'nin dillere destan tarhanasi vardi ki, iste onu anlatmaya omur yetmezdi.

Ne var ki o yilin 20 Subat'inin, yani birinci cemrenin havaya dustugu gunun gecesi Cemal Usta'ya bir haller oldu. Muzaffer Hanim'in parmak isirtan yemeklerini yiyip, binbir zahmet gerektiren kirk kat baklavadan da yarim tepsiyi mideye indirdikten sonra kuzinede kahvesinin fokurdayisini seyrederken kafasina ne oldugunu bilemedigi bir dusunce takildi. Bir ses durmadan 'Dusun!' diyor ama ne dusunmesi gerektigi konusunda hic ipucu vermiyordu. Ev ahalisi Cemal Usta'dan izin alip odalarina cekildikten sonra cumbadan disari seyrederken kahve sonrasinda icmek hic de adeti olmadigi halde sari tutunden bir cigara daha sardi yillarin koca ustasi. Ne dusunmesi gerektigini bulabilmek icin, cocuklugundan bu gune hatirlayabildigi butun onemli olaylari gozunun onune getirdi. Rahmetli anasinin Balkan Savasi sirasinda bacisiyla kendini bir atin sirtina atilan kufelerde cepheden kacirisini, mektepteki yaramazliklarini, ilk kez yardim almadan yaptigi pilavi tadan Haci Sahap'in 'Sen oldun artik' derkenki o nurlu yuzunu, Muzaffer Hanim'i istemeye gittikleri gunu, Celāl'i, Kemal'i dusundu durdu. iste bu dusunceler kafasinda birbirine kuyrugu degmeden dolasan tilkiler gibi cirit atarken sabahi sabah etti. Ama kafasindaki ses gitmemisti. 'Dusun !'

O gecenin sabahinda evden ogullariyla birlikte cikti. Bu degisiklik Muzaffer Hanim'i da korkutmus, boyle lakirdilar etmek adeti olmadigi halde ister istemez 'Neyin var Cemal Bey?' demesine neden olmustu. Yol boyunca Celāl'le Kemal'in dukkanla, alinacaklarla, yapilacaklarla ilgili anlattiklari bir kulagindan girip oburunden cikmis, 'Aferin evlatlarim, siz halledersiniz.' deyip gecistirmisti. Gun icinde Usta'yi gorenler onda bir haller oldugunu anlamis, ama bu heybetli adamin yanina yanasip da sorgu sual etmeye cekinmislerdi. Yalniz oglen namazindan sonra 30 yillik dostu aktar Munip Efendi 'Ne bu boyle be Cemal Usta, agzini bicak acmiyor, derdini soylemeyen derman bulamaz.' deme cesaretini gostermis ama aldigi cevap 'Dusunuyorum'dan oteye gecmemisti.

Gunler gunleri kovaladi. Kirlangic firtinasinin basladigi 7 Nisan gunune ulasildiginda Cemal Usta'nin uykusuzlugu ve 'dusunce'si devam ediyordu. Artik cevresindeki herkes adamcagiza mustarip olan bu illetten haberdardi. Herkes kendince cozumler bulmaya calisiyor, kimi edilmesi gerekli dualari kulagina fisildiyor kimi de sifali otlardan hazirladigi her derde deva karisimlari sunuyordu Usta'ya. Aglamaktan gozleri sisen Muzaffer Hanim'in gitmedigi hoca, adamadigi adak kalmamisti. Bu illet gectigi gun Derder Dede'ye gobek atmaktan tutun da Zilli Baba'ya ziyafet sofrasi kurmaya kadar yerine getirmesi gereken onlarca adagi vardi.

Ama Cemal Usta bu cabalarin hic biriyle ilgilenmiyor, dusunuyordu. Uykusuz gecirdigi bunca gunden sonra ozledigi tek sey ruya gormekti. Sabah oldugunda Muzaffer Hanim'a 'Yahu hanim, bil bakalim aksam ruyamda ne gordum?' demeyi ve 'Hayirsa beri, serse geri' lakirdisini duyduktan sonra hararetli hararetli anlatmayi ozlemisti. Hayal kurmak ruya gormenin yerini tutmuyordu. Hayal kurarken her olacagi siz belirliyordunuz. Oysa ruya gormek oyle miydi ya ? Ne zaman ne olacaginin belli olmadigi bir bilinmezler ālemi. Cemal Usta ruya gormeyi ozlemisti.

Gunlerden bir gun Bursa'nin yerel gazetelerinden birinde Aleāddin Tevfik imzasiyla yayinlanan bir kose yazisini okurken birden tuyleri diken diken oldu. Aleāddin Tevfik'in yabanci bir edipten naklettigine gore elli yil sonra beseriyetin uyku ihtiyaci ortadan kalkacak ve uykunun verebilecegi butun faydalari temin eden haplar icat edilecekti. Ancak insanlar uyumak istediginde vucuda faydali haplar alacak ve kisa sureli bir uykuyla ruya alemine de dalabileceklerdi. 'Iste' dedi Cemal Usta, 'Yuce Rabbimin beni uykusuz birakip, dusun dedigi sey budur. Benden bekledigi budur. Benden istenen ruya hapini bulmamdir.'

O gece ve o gunu takip eden gunlerde cevresi Cemal Usta'yi pek bir mutlu gordu. Gerci yine uyuyamiyordu ama artik yuzu guluyor, cevresindekilerle sohbet ediyor ve en cok da okuyordu. Bir gunlugune istanbul'a gitmis ve sahaflardan iki sandik kitap almisti. Butun gun dukkandaki kosesinde oturuyor bir yandan hesap alip para ustu veriyor, bir yandan da okuyordu. Geceleri de ev ahalisi artik olayi boyle kabullendiklerinden olsa gerek misil misil uyurken, O tavanarasinda tikir tikir calisiyordu.

Tam uzumlerin kizarmaga basladigi 26 Temmuz gunu, Cemal Usta tavanarasina cuvallar, torbalar, bakraclar, siniler, piril piril kalayli tencereler cikarmaya basladi. Muzaffer Hanim artik adadigi adaklarin sayisini unutmus, hic degilse o dusunceli hali gidip eski neseli kocasi geldigi icin Allah'a sukurler ediyordu. Ama tavanarasina tasinan onca malin neye yarayacagini da merak etmeden duramiyordu. Aksam herkes birbirine 'Allah rahatlik versin' deyip yataklarina cekildikten sonra Celāl'le Kemal'i tavanarasinin ahsap kapisindaki goz budagindan iceriyi gozetlemeye yollama kararini vermesi de bu meraktan kaynaklaniyordu. Ama cocuklarin butun gordugu babalarinin tenekeli bir komur sobasinin ustune koydugu koca kazanda un kavurdugu, domates rendeledigi, soganlari ince ince kiydigi, patates hasladigi olmustu. Bir de yaptigi her isten sonra saman kagidindan bir deftere notlar aliyordu. otuzuc yillik kocasinin geceleri uyumayip tavanarasinda yemek yapmasina akil sir erdiremeyen Muzaffer Hanim ertesi gun kirkbir kere Yāsin suresini okuyup tesbih cekti.

Bir kac gun sonra Cemal Usta kusluk vaktinde arka bahceye buyuk bezler yayip ustune bir seyler doktu ve kurumaya birakti. Muzaffer Hanim, kocasi dukkana gittikten sonra meraktan kurdesenlerini kasiya kasiya bezlerin yanina kosup, peksimet gibi kare yapilip yanyana dizilmis bulamaclari soyle bir koklayinca 'Aaa, ayol bu bildigimiz tarhana' deyiverdi.

Cemal Usta hālā uyuyamiyordu. Kurdugu hic bir hayal kisacik bir ruyanin yerini alamazdi. Kucucuk bir ruya anini yakalayabilmek icin gunlerdir surdurdugu calismanin sonuna gelmis, binbir emekle hazirladigi eserini kurumaya birakmisti. Bu yuzden gun boyunca nese icinde saga sola sakalar yapti ve oglen yemeginde halinin vaktinin yerinde olmadigini bildigi musterilerinden pilav parasi almadi.

Aradan gunler gecti, peksimetler kurudu. Kimi duzgun sekilli, kimi egri bugru tarhana peksimetler Cemal Usta tarafindan buyuk bir ozenle toparlandi bezlerin ustunden. Gecenin gelmesini, daha sonra da el etek cekildiginde yalniz kalmayi dort gozle bekleyen koca usta yalnizligin karanlik kokusu ahsap evi sarinca cumbanin onundeki sedire oturup bir bardak balli ihlamurla bir tane tarhana peksimetini istahla yedi. Aylar suren hummali calismadan sonra ruya ilacini bulduguna inanan Cemal Usta sari tutunden sardigi cigarasini tellendirirken yavas yavas tatli bir yorgunlugun bedenini kapladigini hissetti. Ensesine bir kasinti gelmis, ayaklari tonlarca agirlik tasimiscasina peltelesmis, gozkapaklari bereketli bir agacin seftali dolu dallari gibi asagi sarkmisti. 'Sonunda' dedi, 'Sonunda ruya gorebilecegim. Rabbimin verdigi gorevi yerine getirmenin gururuyla ak sakalli dedeler, huriler, cennet bahceleri icinde huzur bulacagim. Allahima binlerce sukur...' Sonra uykunun sessiz ruzgari kulagina tatli nāmeler okurken kendinden gecti...

Leyleklerin goce basladigi 27 Agustos sabahi, yani aylar sonraki o ilk uykunun sabahi akli olan ademoglu Cemal Usta'nin yanina yanasmaz, hatta bir firsatini bulup leyleklerle birlikte Bursa'dan gocerdi. Cunku sabahin tatli alasinda derin uykusundan uyanan Usta, yine ruya gorememisti. Icinde gavurun dunyayi titreten bombalarinin patlamalarina benzer patlamalar oluyordu. 'Neyi eksik yaptim Ya Rāb' dedi. 'Aylarca calistim, bana verdigin gorevi yerine getirdim. Neden kucucuk bir ruyayi cok gordun bana, nerede hata yaptim?'

Bu isin sirrina ancak o yazinin edibinin ermis olabilecegi dusuncesiyle Aleāddin Tevfik Bey'in evine yollanmaya karar verdiginde vakit ogleyi gecmisti. Binbir zahmetle adresi bulup iki katli ahsap evin tokmagini vurdugundaysa aksam uzeri olmustu.

Onyedi yasina kadar Sam'da yasayan Aleāddin Tevfik Bey, onbes yasinda bir tas koprunun ustunden kuru dere yatagina ucmus, civardaki tabiblerin akil almaz hatalari sonucu kemiklerinde meydana gelen yanlis kaynamalardan oturu de bir bacagi digerine gore hem kisa kalmis hem de bukulmez olmustu. Basarili bir ogrenci olan bu genc, kaderin kendine oynadigi oyun yuzunden hayata kusmemis, okul hayatinda basarili olmus sonrasinda da hem matematiginin iyi olmasi dolayisiyla kucuk sirketlerin muhasebe kayitlarini tutmaya hem de Arapca, Fransizca ve yeni harflerle Turkce'ye olan hakimiyetinden dolayi Bursa'nin en cok satan gazetesinde kose yazarligina baslamisti. Cevresi tarafindan her zaman onunde saygiyla egilinen, fikirlerine deger verilen, her konuda akil danisilan ve ekābirin saygi duydugu bu zat, butun takdir edilen ozelliklerinin nedeni olarak hep okumasini gosterirdi. Her konuda tevazu icinde olan Aleāddin Tevfik Bey'in iki katli evinin tokmagi tam da karisi Seniha Hanim yemek hazirligindayken ve o da cocuklari Cetin, Engin ve Metin'e o gunku derslerini sorarken calmisti.

Bilgi yuvasi ahsap evin kapisinin Tanri misafirleri tarafindan sikca calinmasi alisildik bir sey oldugundan aile efradi hic saskinlik yasamadi. Cemal Usta iceriye buyu edildi ve hemen kuzinenin ustune caydanlik yerlestirildi. Evin hanimi ve cocuklar buyuk odayi terkettikten sonra Cemal Usta binbir ozurle basladigi hikayesinde, uykusuzlugunu, kendisine 'Dusun' diyen sesi, gazetede okudugu yaziyi, gunler suren ugrasini, okuduklarini ve tumuyle dogal yollarla uyku saglayan karisimi nasil buldugunu bir bir anlatti Aleāddin Tevfik Bey'e: 'Ustadim, dusundukce hic bir ilacin anamizin tarhanasindan daha faydali olamayacagina kanaat getirdim. Cunku bu ilac hem besleyici hem rahatlatici hem de ic huzurunu saglayarak ruya alemi denilen o ulasilmaz aleme yapilacak yolculugun tasiyicisi olmaliydi. Ben de giristim ise. Unun en kalitelisini Konya'dan getirttim. Peynir icin Mihalic'taki mandiralari tek tek dolastim. Yogurdu ellerimle mayaladim. Haslanmis nohudu uc kere suzgecten gecirdim. Faydasi butun tip alemince kabul edilen havuctan, patatesten yeter olcu kattim. Domatesin, soganin lezizini ellerimle sectim. Aktarlarin en bilgilisi dostum Munip efendi'nin ozel olarak hazirladigi baharat karisimini kullandim. En son olarak da haslanmis asma yapragini ekledim tarhanama. Sonra da rahatca yensin diye peksimet kivaminda bulamac yapip kuruttum. Uyku dersen en rahatlaticisini verdi bana. Ama ustadim, bir parca ruya gormek icin servetini feda etmeye hazir bu kuluna bunca emegin karsiligini vermedi yuce Allah.'

Aleāddin Tevfik Bey, bir kendi kucucuk vucuduna bir de karsisindaki adamin heybetli vucuduna baktiktan sonra buyuk bir keyif icinde, 'Ustadim, herseyden once benim nacizane tercumesini yaptigim, senin de okudugun o yazi bir faraziyeden ibarettir. Bundan elli sene sonra neler olacagini gormeye Allah gecinden versin ama ne senin ne de benim omrum yeter. Yine de diyelim ki uyku ihtiyaci ortadan kalkti ve diyelim ki insanlarin ruya ihtiyaclarini karsilayacak ilaclar, karisimlar bulundu. Inanir misin ki boyle bir ilac senin de az once dedigin gibi ruya alemi denilen o ulasilmaz aleme yapilacak yolculugun tasiyicisi olabilsin?'

Butun bir Bursa'nin fikrini alabilmek icin kapisinda kuyruk oldugu, herkesin fikirlerine hurmetten onunde ceket ilikledigi 'Cift Bastonlu' Aleāddin Tevfik Bey'in olaya boylesine umursamaz, basite alir ve hatta alay edercesine yaklastigini goren Cemal Usta bir anda beyninden vurulmusa dondu. 'Sen ne dersin ustadlarin ustadi. Gecemi gunduzume kattim ben bu hayalin ugruna. Mubarek Ramazan boyunca dualarim hep Rabbimin beni mahcup etmemesi icindi. Ugrunda her ne kadar daglar taslar kadar olmasa da servetimi harcamaktan korkmayacagim bir hayaldi bu. Bir kucuk ruya gorebilmek ugruna okumakla, calismakla gecirdigim uykusuz gecelerden sag gozume perde gibi inen katarakttan baska hic bir sey kalmayacak mi yani bana ?'

Yillarini kitaplarin tozu arasinda gecirmis Aleāddin Tevfik Bey yavasca yerinden kalkip kuzinenin yanina gitti. Bir yandan ince belli bardaklara mis gibi karanfil kokan caydan koyuyor, bir yandan da yasamin en buyuk sirrini paylasircasina fisiltili bir sesle 'Ama sen zaten gorevini yerine getirmissin Cemal Usta' diyordu. 'Sen uykusuz gecirdigin onca gece boyunca en guzel hayalinin pesinden sonuna kadar kosmussun. Kaderin sana kim bilir neden oynadigi bu oyun yuzunden hayata kusmemis, dusunmussun. Zaten senden istenildigine inandigin sey de bu degil miydi ? Dusunmek. Bir hayalin pesinden korkmadan kosabilmek. Okumak.'

Dumaninda huzur sakli cayi Cemal Usta'ya verip kosesine kurulduktan sonra sozune devam etti : 'Ruyaya gelince. Bilir misin ki uyku icin yari olum hali derler. Yani olum de sonsuz uyku. Kitap der ki sonsuz uyku da kiminiz cennete kiminiz de cehenneme gideceksiniz. Kim bilir?' Sozunun tam burasinda kapinin onunden gecen kucuk oglu Metin'e bakip sonra huzur icinde devam etti: 'Yari olum denen uykuda ruya gordugumuz her an cennet, kabus gordugumuz her an da cehennemdir belki. Olamaz mi Cemal Usta?'

Yillardir yasam savasinda hic bir sey tarafindan yikilmayan, birakin yikilmayi sarsilmayan Cemal Usta bir an iki katli ahsap evin ayaginin altindan cekildigini hissetti bu cumleyi duyunca. Demek gunlerdir cennetin anahtarinin pesindeydi. Demek bu yuzden basarili olmasina izin verilmemisti. Tabii ya, ne haddineydi bir olumlunun obur dunyanin kapisini aralamak ? Hemen Aleāddin Tevfik Bey'in elini opmek, kendisine dogru yolu gosteren bu muhtereme saygisini gostermek icin ayaga kalkti. Ama o kucucuk adam bir el hareketiyle yerine oturmasini sagladi.

'Ne dusundugunu biliyorum ustalarin ustasi. Ama sen zaten o anahtari almis, boynuna asmissin bile. Icinden obur dunya korkusunu atip, bir sirrin, ummanlar buyuklugunde bir hayalin pesinde kosmussun. Simdi gel at kafandan sikintilari da keyifli keyifli caylarimizi yudumlayalim. Unutma, cennet ruyana dokunabildigin yerdedir.'

Cemal Usta evinin yolunu tuttugunda gun coktan geceye donmustu. Kafasinda Aleāddin Tevfik Bey'in sozleri yankilaniyor, icindeki huzur her adiminda yavas yavas hucrelerine yayiliyordu. Muzaffer Hanim kapida karsiladi evinin diregini. Celāl'le Kemal de sofrada bekliyorlardi babalarini. Yemek boyunca Cemal Usta icinde buyuyen mutlulukla, mutluluk sacti yuvasina. Muzaffer Hanim adaklarini, Celāl komsularinin dunyalar guzeli kizini, Kemal almak icin yanip tutustugu motoru dusundu. Babalarini dusunmelerine gerek yoktu artik, cunku buyuk odanin cumbasinda otururken eskisinden de mutlu gorunuyordu.

O gece kahvesini ve sari tutunden cigarasini ictikten sonra tatli bir uyku kucagina cagirdi 'Bol Kepce' Cemal Usta'yi. Ruyasinda ne gordugunuyse kimse bilemeyecekti...

 

 

Hosted by www.Geocities.ws

1