
Rüya
| Ruya
Belki - Zeynep Direk
Freud, ruyalari bastirilmis cinsel arzular temelinde acikladiginda, 'bastirilmis olanin geri donusu', 'unutulmus olanin tekrari' seklinde ifade edilebilecek olan yapilar cercevesinde ruyalari yorumlanacak bir metin, cozulecek bir sifre olarak ele aliyordu. Ruyanin artik gomulu izlerini takip eden, gun isigina ait olabildigince vahsi bir yorumsal etkinlik, meydana getirdigi ani acilim icinde, yollayani belirsiz, geri gonderilemeyecek olan tekil bir mesaji okur. Bu mesaj, uyanikken icinde bulundugumuz cemberi kiran, bizi konusan, kendini kandirma ya da kandirmama olanagina oncel olan bir dilde yazilmistir. imgesel beden bu dilde zamansallasir, mekansallasir, kendi kaliplarini kirar, baskasi olur, zaman ve mekanin surekliligini yitirir ve hatta cinsiyet bile degistirir. Ruyanin, bir dil olarak icinde barindirdigi siddet, rasyonel soylemin sozde kendi kendine cakili, yapisik, bolunmemis, yarasiz ve yariksiz oldugunu varsaydigi uyanik bilincin diliyle sanki alay eder gibidir. Ket vurulmamis yaraticiligin dili gibi, kolayca deli, yikici ve siddetli hale gelebilen ruya dili, uyanikken su yuzune cikmayi basaramayan cozumlerin isiltisiyla parlar. Bazen bir dus oyle derin bir ilham verebilir ki insan tum hayatinin akisinin degisebilecegini sanir ya da ruya bir seylerin coktan degismis oldugu saptamasini gormezlikten gelemeyecegi bir bicimde insanin yuzune vurur. Baudelaire ustune yazan Walter Benjamin, ruyalarda ve narkotik maddeler kullanildiginda yasanan deneyimlerde 'gizli iliskilerle orulmus bir dunyanin kendisini ortaya serdigini' anlatir. Bu dunya icindeki nesneler birbirleriyle belirsiz bir yakinlik iliskisi icinde bulunurlar ve bu yakinlik celiskileri de barindirabilir. Bu nesnelerle 'tensel' bir iletisim icinde bulunan 'ben' gercek yasamda kolayca anlamlandiramayacagi benzerlikleri algilama yetenegi ile donanmistir. Deneyimin temeli, gunluk yasamin ongorulebilir mantigi icinde benzerlikler uretmek ya da benzemezlikleri farketmektir. Belki de, ruya gorurken, uyanik beni asan, yogun bir sekilde baglanti kurma yetenegini kullandigim icin, uyandigim zaman ruyada kurdugum benzerlikleri tekrar kuramam ya da ruyami hemen not almaz ya da tekrarlamazsam unutmam kacinilmazdir. Bellek, ruyayi cok kirilgan bir bicimde tutar; kuyruklu yildizin kuyrugu, gozlerin acilmasi ile birlikte hizla kaybolan bir isin demeti haline gelip, ikincil anlamda hatirlayan bellege donusemez. Bunun nedeni, belki de, tekrar edilmemis, alisilmamis baglantilarin hizla unutulmasidir. Ruya katastrofik olabilecek bir sinir ihlâli, beni boydan boya gecen, oznesi olmadigim bir yolculuga benzer. Bu yasanti, yasam ve olum gibi iki tuketici kategoriye sigmayan bir belirsizlik olarak tarif edilebilir belki. Insan ruyalarinin akisini belirleyemeyeceginden, ruyada neyin, ne zaman, nerede gelecegini ongoremediginden, ruyanin mantigi yasami idare eden az cok guvenceli ve kosullu bir mevcudiyetin mantiginin otesine gecer. Belki de bu oteye dogru atilan adim sayesinde, yasamin otesine dair, olumden sonraki 'yasam'a ait kurgular, ornegin, cennet ve cehennem gibi dinsel inancin alanina ait eskatolojik zaman ve mekanlar, 'akla aykiri olmak' ya da 'akilla curutulebilir olmak' ozelliklerini tasimazlar. Shakespeare, Hamlet'te, ilk cumlesi unlu 'Olmak ya da Olmamak' sorusuyla baslayan tiradinda bize bu dersi verir: Olum, bir daha hic uyanmayacagimiz bir uyku olarak dusunuldugunde, korkulacak bir sey degildir. Ama ya bu uykuda da dus goruyorsak? Cennet, guzel bir dus, cehennem de bir kabus mu, o zaman? Neden olmasin? Cennetin ya da cehennemin 'gercek' olup olmadiklarinin ne onemi var? Bilincin devreden cikmasini firsat bilen zalim ve masum bir cocugun gunisiginda kendisine yasaklanmis olan bir odaya girip, kapali bir kutuyu acip icinde buldugu seyleri keyfince birlestirip, parcalayip kendi kendisine eglenmesine benzetilirse ruya, icimdeki zalim cocugun bir hayvana iskence eder gibi ruhuma iskence ettigi agir gecelerin sabahinda, rahat, bos, derin, yari-olum gibi bir uykunun hicbir zaman bir hak degil, bir nimet oldugunu defalarca yeniden idrak ederim. Ve bu dunyayla oteki dunya arasindaki sinirin cok ince oldugunu. Ama geceleri kendimi uyumaya birakirken coktan unutmus oldugum ilk sey de budur. 'Yari-olum' tabir ettigim ve arzuladigim, o karanlik, ruyasiz uyku, bilimsel buluslarin basit ozetleriyle ilgi ceken dergilerin bile yalanladigi bir kurgu olsa da, hatirlanmayan o ruyalarin icinde gizli olan kabuslarla bazen haftalarca suren 'nedensiz' sikinti ve bezginlikler yasasam da, 'gercege' denk gelmeyen bir seylerin gundelik gercekligime sizmasina engel olamam. Geceleri, benim olup olmadigi bile belli olmayan garip bir 'yasanti' parcasina sarilmis olarak, varliktan ve yokluktan daha az ya da daha fazla bir bilmece icinde yol alarak, birbirimizden herseyi gizledigimiz bir sabaha variyoruz iste... Ve bu yasanti, butun eklektik harikaligi ve kul yutmazligiyla bizim icin dusunulemez olana, henuz bize ait olmayana yakinlastiriyor bizi. Ruyanin mantigi gecilmez olan sinirlari gecerek, benligimiz ustundeki efendilik hakkini elimizden alarak, egonun oncelligini, ozdeslik mantigini iptal ederek yasami idare eden akisi kesintiye ugratir; belki de boylece, daha derin bir surekliligin kaynagi haline gelir. 'Ruya' ve 'gercek' terimleri arasindaki karsitlik iliskisinin garipliginin en basit isareti, bazen yasami indirgeyici tavrimizi da gozler onune serecek bir bicimde, en yogun, en guzel yasantilara, sakadan bile olsa 'bu gercek olamaz olsa olsa bir ruyadir' tepkisini gostermemiz, en kotu ve proje disi olaylari da bir 'kabus' olarak nitelememizden belli degil midir? Zaman bilincimiz de ruya ile sarsilir sik sik: Simdiki zamani yasamak ustune yapilan vurguyla, sanki varolan, bir gecis halinde yasansa bile, yalnizca simdiki zamanda ve burada olanmis gibi, ve gecmis bir anlamda simdi olmadigindan, artik varolmadigindan, gecmise akan yasantilar, acaba gercekten hic yasanmis midir diye defalarca soracaktir insan kendi kendisine. Bu soru ciddi bir cevap beklemedigi hallerde bile, davetsiz bir misafir gibi, kacinilmaz olarak calar kapiyi. Yillar sonra, ister istemez, yasanmis hersey sanki bir ruya gibi gelecektir. Gecmis tasdik olmak istegini bu 'ruya gibi' ile mi belirtir ve hep olamadan kalir? Ama yasadigim su olay 'oldu' iste... Nedir bu 'oldu'nun anlami, kimi ikna eder, yillar sonra ne fark eder? Yasanmis guzel ya da kotu seylerin (ikinci ve ucuncu sahislari ilgilendiren ahl,ki, politik ve hukuki sonuclarini disarida birakirsak) ruya mi gercek mi olduklari sorusu muhurlenmis izlerin yasantisiyla beraber bizde sakli kalir. Ruya basimizdan gecer, etkin bir bicimde ruya gormeyiz, hayal kurariz ancak. Buna karsin, bazen ruya goren ruya gordugunun farkina varir ve eger gordugu seyler hosuna gitmemisse ve o ruyadan uyanamiyorsa, hayalgucunun bir sicramasiyla, hatta ucuz bir yogunlasma ve dikkati dagitma numarasiyla ruyasini baska bir ruyaya donusturmeye calisir. Uyanik olmayan bir bilincin 'bilincli' mudaheleleri, bilincaltinin hamleleriyle belirlenen sureci butunuyle denetleyemeyeceklerinin farkindaligi icinde yapilirlar. Bir kabustan bir mutluluk ruyasi cikarmak mumkun olmasa bile en azindan istirabin katlanilir bir turune dogru kulac atilir, ters yonde guclu bir akintiya ragmen. Bu sansini deneme cabasi, yorgun bir caresizlige ve korkunun delip gectigi bir kalbin pinarindan bosalan soguk ter damlalarina donusecektir cogunlukla. Kaybettigimiz ve ozledigimiz insanlar ruyamiza girdikleri zaman, bu mudahale mekanizmasi onlari olabildigince uzun sure yakinimizda tutabilmek mucadelesi haline gelir. Proust, ruyalarinda kaybettikleri bir yakinlarini asla goremeyen kisilerin, surekli olarak, uyanikken tanismis olmanin bile fazla geldigi, sayisiz cekilmez insanla karsilastikca cileden ciktiklarina deginir. Ruyada bilincin risk alisini ciddiye alirsak, ruya yalnizca bilincaltinin bir eseri gibi gorunmeyecektir. Ruyanin kabusa donen anlarinda tereddut, tedirginlik ve korkudan ayrilmayan bir akil, edilginliginden silkinen bir alimlayis haline gelir. Gittikce derinlesen bir hatalar girdabinin icinde bazen deliligi goze alir, delirir, belki kaynaginda zaten varolani tekrar yasamaya baslar. Ama risk, sadece akla ait degildir; en gercek kabuslar vucuda yonelik bir tehdidi icerir. Imgesel vucut, yarip gectigi alanda tehlikeye maruz kalir; bilmeden ihlâl ettigi bu alanda kaybolur, aniden acilan bir batakliga saplanip kalir. Huzur ve guvence icindeki varolusuna donememenin riskini secmeden yuklenmistir. Ruyanin ayniya geri donusu olmayabilecek bir avarelik olabilecegi, sinemada ornegin Tarkovski'nin Stalker (Kilavuz) filminde okunabilir. Kacisi belki imkânsiz degil ama cok zor olan bir imgeler ve anlamlar sureci icinde, kisi varolusuna teslim edilir. Kendisine ait olan ama aslinda asla sahip olamayacagi bir ust-bilinc tarafindan hakikati en detayli cizimiyle gosteren bir oyuna mahkum olur. Beden ruyadan sagsalim kurtulabilse bile, imgesel beden olum tehlikesini yasamis olmanin izlerini tasiyacaktir. Yasanmis deneyiminin icine olumun deneyimi de sizmis olacaktir. Ruyanin bize bizden haber verebilecegine inansam bile, onun, bize kisisel hakikatimizi sunmak amaciyla yorumlanan bir metinden daha fazla bir sey oldugunu dusunmek egilimindeyim. Yorum, her ogeye bir ozdeslik atfetmek ustune kurulu oldugu halde, ruya yasantisi, belki de varliginin belirsiz statusu yuzunden, bir ozdeslikler semasina ancak biraz keyfi bir zorlamayla uydurulabilir. Her ruya yorumu benden iceri bir ben oldugunu varsayar ama bu beni ister istemez bilinen bene indirger. Buna karsin, ruyada kendisini yaratan dusunce, uyaninca tum belirlenimler yakalanip birarada tutulamadigi icin bir sentetik bir bilgiye donusemese bile, anlik bir gorunun saglayabilecegi kadar guclu bir bicimde, anlama yakinlik hissini yaratabilir. Ama boyle bir gorunun de soylemin evrenine uyarlanmasi zordur, oykulestirilebilse bile bu ruyanin tekrar anlatimi ya da yazimidir. Ruya yorumu da bu yeniden yazim ya da anlatimla ilgilenmez mi?
|
