
Rüya
| Ruya
Olamayacak Kadar Gercek - Tansu Celikel
Eger ruyalarin anlamli olmadigi konusunda kati dusunceleriniz varsa, isterseniz simdi okumayi birakip diger yazilara 'yol alabilirsiniz'; haberiniz olsun yazi boyunca sizi aksine inandirmaya calisacagim. Milattan onceki yillarda bile ruyalari anlamaya, yorumlamaya calisan profesyoneller vardi, gunumuzdeki gibi. Cogu buyucu, tanrinin adamlari veya olmayan tek tanrili dinlerin temsilcileri gibiydiler. Hemen tumu ruyalarin ruhani bir kokeninin oldugunu, gercekligin, gercek hayatin bir yansimasi veya bir alternatifi ve belki de doga ustu guclerin kutsal isaretleri olabilecegini savundular. Bu inanislar tarih boyunca uzun sureler ya cok az ya da hemen hic degisiklige ugramadan suregeldi ta ki XIX. yuzyilin sonlari ve XX. yuzyilin ilk yarisinda Sigmund Freud'un psikolojide varolusuna kadar. Freud diger profesyonellerin aksine ruyalarin mistik bir olaydan farkli olarak, bir temeli oldugunu ve bunun 'bilincdisi' dusuncelerde oldugunu savundu. Ruyalarin sebeplerini inceledigi kitabi, 'Ruyalarin Yorumu'nda ruyalarin insanlarin bilincdisi yasamlarina giden en onemli yol oldugunu, ve insanlarin yasamlarinin en gizli, sakli kalmis taraflarina ait ipuclari olduklarini one surdu. Freud'un ruyalarin sebepleri uzerine dusunceleri ve teorileri modern bilim icin bir gecis olmus ve bununla kalmayip cesitli revizyonlarla gunumuzde bile (!) onemli sayida taraftar toplama basarisini gostermistir. Freud ve ruya uzerindeki goruslerinin modern bilime katkisi literaturde ilk olarak ona karsi bir teori olusturulmasi ile belirir. Bu yeni teoriye gore ruyalar beyindeki rastlantisal elektriksel etkinlikten kaynaklanir. Aktivasyon ve Sentez teorisi olarak adlandirilan bu yeni goruse bilimsel destek beyin sapinda yer alan PGO adli bir bolgenin islevinden gelir. Teoriye gore PGO etkinligi gece boyunca ozellikle REM (Rapid Eye Movements, Hizli Goz Hareketleri) uykusu sirasinda baslar. PGO'nun etkin hale gelmesi bir seri degisiklige sebep olur, beynin zihinsel islevleri ile ilgili bolgesi etkin hale gelmeye baslar, daha sonra gorme ile ilgili olan korteks bolgesi etkinlestirilir. Bunlari beyinde temel olarak islevi bellek ve ogrenme oldugu dusunulen hippokampus'un etkinlestirilmesi izler. Iste bu sema ruyaya iliskin bir cok ipucu verir gibidir. Ruyada temel olan nedir? Gecmise veya gelecege ait yasanmis ya da yasanmasi belki de imkansiz gibi gorulen bir dizi surecin goz onune* gelmesi, yasanmis duygularin hissedilmesidir. Bunlar ve beyindeki bu onerilen rastlantisal elektriksel etkinlik bir araya getirildiginde ortaya cikan sonuc ilginc bir ruya semasidir. Bizim ruya gordugumuzu farketmemiz gozumuzun onunde bir dizi 'resim'lerin belirmesi ile olur. Fakat ondan once ruyalarin iceriginin kurulmasi ve buna ait bilginin beyin icerisindeki sinir aglari sayesinde gorme korteksine iletilmesi gerekir. Dolayisiyla zihinsel etkinlikler ile ilgili on beyin bolgeleri gorme korteksini uyarirken bu iliski sonucunda gercek ya da yasanmasi imkansiz gibi duran resimler, hikayeler gecer gozumuzun onunden. Bununla kalmaz, bazen gecmisimizden izler gozumuzun onune gelir. Bu da ruyalarin olusumuna bellegin -beyindeki temel taslarindan birisi hippokampusun- katkisini dusundurur. Bu surecin tanimlanmasi her ne kadar Aktivasyon ve Sentez teorisinin ortaya koydugu surecler olsa bile, ruyanin bir unutma fazi oldugunu ileri suren bir baska akim zamanla bu teorinin yerini almistir. Bu teorinin temel ilgi alani ruya surecinin raslantisal bir faz olmadigini, belirli bir amaca yonelik oldugunu aciklayabilmek ve ruyanin aslinda yasamin gerekli bir islevsel isbirlikcisi oldugunu gosterebilmektir. DNA'nin ikili sarmal yapisini aciklayan bilim adamlarindan biri olan Watson'in basini cektigi bir grup, ruyayi bu cerceve icerisinde evrimsel degeri olan bir mekanizma olarak tanimlar. Onlara gore gercekte Aktivasyon ve Sentez teorisinin ortaya attigi ve daha sonralari kanitlanan beyindeki ruya sistematiginin esas amaci uyaniklik devri boyunca gerceklesen, kendimize ve cevremize ait olaylari bir suzgecten gecirerek saklanmaya deger olanlarin beyinde, ozellikle hippokampusta saklanip, digerlerinin ise unutulma surecine sokulmalaridir. Bu suzgec sistemi, onceleri bir cok bilim adami tarafindan his ve algi duyularinin aciklanmasi gibi cok daha farkli amaclar icin ortaya atilmis bir teoriydi. Cesitli degisiklikler ile Watson ve arkadaslarinin ileri surdukleri bu unutma modeli sanki bilissel sinir bilimlerindeki suzgec modellerinin bir akrabasi gibidir. Bu model canlilarin uyaniklik surecleri icerisinde bir cok algisal ve bilissel olay ve uyaran ile karsilastiklarini ve bunlarin tamaminin uyanklik sureci icerisinde degerlendirilmesine imkan olmadigini savunur. Iste bu noktada ruyalarin islevi onemli bir hale gelir. Ruyalarin bu suzgecleme basamaginda ustlendikleri gorev, yasamin devam etmesi icin gerekli olan bilginin bilincdisi olarak beyinde degerlendirilmesi ve bunun sonucunda, bu degerlendirmenin yapildigi bolgelerden farkli yerlerde bu bilgilerin depolanmasi seklinde gerceklesir. Bu gorus icerisinde Aktivasyon ve Sentez teorisinden farkli olarak temel surecler ikiye ayrilir. Ilki ve daha cok karar alma mekanizmasi olarak kabul edilen kismi on beyin ve korteksin etkin oldugu degerlendirme islevi ve digeri de suzgecten gecmis bilginin depolanmasi gorevini ustlenen hippokampal etkinliktir. Yine bir onceki teoriden farkli olarak 'unutma' teorisi PGO aktivitesinin onemli oldugunu fakat bunun gorme korteksi ile yaptigi islevsel isbirliginin ruyanin islevi ile temelden bir baglantisinin olmadigini savunur. Freud'unkinden baslayarak tum teoriler temel olarak, ruyanin basli basina islevsel bir kavram olmadigini ancak uyaniklik doneminde yasananlarin etkisi/esligi altinda anlam kazandigini veya onlarla baglantisi oldugunu savunur. Bu genel yaklasimdan farkli olarak son yillarda ortaya atilan bir diger sav pek cok yonuyle diger teoriler ile basa cikabilmektedir. Ruyalarin bir ogrenme sureci oldugunu one suren bu teoriye gore ruyalarin varolus sebeplerinin arasinda ogrenmenin devamliligi ve bellek mekanizmasinin olusumunun saglanmasi gibi oldukca ust duzey islevlerin gerceklestirilmesi vardir. Ruyalar aslinda ogrenme surecinin bir devamidir. Uykudan uyandiktan sonra uyku doneminin sonunda gorulen ruyalarin hatirlanmasi da buna davranissal bir kanittir. Fizyolojik kanitlar ise davranissal kanitlardan daha ilginc bir sema ortaya koymaktadir. Ogrenme ve bellek etkinlikleri bazi temel hucresel sureclerden olusur. Hucre reseptorlerinin uyarilmasindan tutun da ikincil haberci molekullerin olusumu ve otesinde her zaman olmasa da, genetik malzemenin etkinlesmesi, ogrenme ve bellek etkinliklerine en temel hucresel cevaplardir. Ruyalarin olusumunda bu temel ozelliklerin bulunmasi, ruyalarin ogrenme ve bellek olusumunda rol oynadigina inananlari, destekler. Deney hayvanlari uzerinde yapilan calismalar gostermistir ki, yukarida sozu gecen hucresel cevaplarin deneysel yontemler ile durdurulmasi ruya olusumuna engel olmakta, denekler ruya gormemektedirler. Bunun da otesinde ruyalarin %80'inin goruldugu donem olan REM uykusunda elde edilen elektrofizyolojik kayitlar uyanik hayvanda ogrenme ve hatirlama sirasinda elde edilen kayitlara neredeyse tipatip benzemekte, ogrenme ve bellek olusumunda rolu olduguna inanilan ozel bir hucresel elektrofizyolojik cevap ruya gorulurken de alinabilmektedir. Iste bu biyolojik verilere dayanan dusunce tarzinin isiginda, ruyalarin ogrenme ve bellek olusumunda rol aldigi ve zaman icerisinde bellegin devamliligi gibi onemli sureclerde islevsel oldugu ileri surulmektedir. Bu kadar degisik teori ve bu teorileri destekleyen bulgularin acaba sadece biri mi dogru yoksa birden fazlasi ruya olusumuna katkida bulunuyor mu? Bilim adamlarinin su anda yaptiklari calismalar yeni bir teori olusturmaktan cok bu soruyu cevaplamaya yonelik. Bu sorunun cevabi belki de iki degisik ruya tipinin varolusunda yatiyor. Ruyalarin goruldugu uyku donemleri acisindan iki farkli tipi vardir: kisa dalga uyku doneminde gorulenler ki bunlarin toplam gorulen ruya icerisindeki orani %20 kadardir, ve REM uykusu sirasinda gorulenler. Belki de bir gun biyolojik ve davranissal sonuclar Aktivasyon ve Sentez teorisinin kisa dalga uyku doneminde gorulen ruyalari, ogrenme ve unutma teorilerinin ise REM uykusu sirasinda gorulen ruyalari acikladigini kanitlayacak.
REM (Rapid Eye Movements, Hizli Goz Hareketleri) Uykunun fizyolojisi uzerine ilk yayinlanmis calisma 1953 yilinda literaturde belirir. O zamana kadar uyku hakkinda bilinen, uykunun duzenli bir surec olmadigi cesitli fazlarinin olabilecegi idi. Fakat o zamana kadar her hangi bir calisma uykudaki degisik surecleri deneysel veriler ile destekleyebilmis degildi. Tanimlanan uyku surecine gore uyku hipnogogik faz denilen ve birkac dakikalik uyku uyaniklik arasinda bir gecis olusturan surec ile baslar. Bunu kisa dalga uykusu izler ki ona bu ad verilmesinin sebebi EEG dalgalarinin dusuk frekansli ve buyuk genlikte olmasidir. Kisa dalga uyku sureci genellikle 4 defa REM (hizli goz hareketleri) fazi ile kesilir. Ilk REM'in gorulmesi ilk kisa dalga uyku surecinin baslamasindan 90 dakika kadar sonradir. Gece boyunca kisa dalga uyku sureci REM fazi ile kesilir. REM uykusunun suresi gece icerisinde arttikca, ruyalarin hatirlanma olasiligi da artar. Bu sadece REM'in suresi yuzunden degil ayni zamanda son REM uykularinda gorulen ruyalarin daha kolay hatirlandigi gerceginden dolayidir. REM sirasinda hippokampustaki elektriksel etkinlik uyaniklik surecindekinin aynisidir, duzensiz frekansli ve kisa genlikte EEG kayitlari alinir. Sadece elektriksel etkinlik degil, metabolik etkinlikte pek cok yonu ile uyaniklik donemine benzer. Hippokampus etkinlik suresinde oldugu icin enerji ve oksijen kullanimi artar, ogrenme surecine iliskin metabolik ve fizyolojik surec gerceklesir.
|
