
Kötü
| Taammüden
Cinayet - Yekta Kopan
- Alo - Su senaryonun bazi yerleri hakkinda konusmak istiyorum Isin yoksa hemen bana gel - Seyy, aslinda - Hadi uzatma da hemen gel Çayi demledim bile Bu telefon konusmasini yaklasik üç saat önce yapmistik. Gazetelerden kestigim yazilari defterime yapistirmakla ugrastigim bir sirada gelen telefonun beni bu noktaya getirecegini nereden bilebilirdim? Senaryonun ilk halini de yanima alip yola koyuldum. Engin'in evi yürüme mesafesindeydi. Hava yeni kararmaya baslamis, sokak kedileri çöp arabalari gelmeden ganimet toplama isine girismislerdi. Sokak kedileri çöp arabalarinin gelme saatini çok iyi bilirler. Üniversite yillarimda, okulla ev arasindaki uzun mesafeyi kisaltmak için buldugum en keyifli oyundu kedi davranislarini incelemek. Hangi yazarlarin kedi düskünü oldugunu çok iyi bilirdim, ne garip, su anda birini bile hatirlamiyorum. Engin kapiyi her zamanki güleç surati ve aceleci tavriyla açmisti. - Sigaran var mi yahu? Tekrar telefon ettim, gelirken al demek için ama çikmissin Sigaram vardi. Hala var Onunla ilk tanistigimda, yillardir küçük defterime yazdigim notlardan yola çikarak kisa öyküler yaziyordum. Bunun için büyük bir defter almis, küçük defterdeki notlari büyük defterde parildayan küçük öykülere çevirmeye çalisiyordum. Tanistigimizda o da benim gibi ögrenciydi. Bir yandan bitirme filmini çekmeye çalisiyor bir yandan da sagda solda asistanlik falan yapiyordu. Gerçek bir sinema delisiyle tanismak beni öylesine mutlu etmisti ki Engin çok komik bir adamdi Iyi bir insan Iyi Okulun kantinindeki "öylesine" sohbetlerden birinde (biraz da utanarak) öykülerimden söz açtigimda inanilmaz heyecanlanmis ve "Hemen okumak istiyorum" demisti. Gece boyunca en sevdigim öykülerimi büyük defterden beyaz kagitlara temize çekisimi dün gibi hatirliyorum. Öyküleri ona verdikten üç gün sonra beni karsisina oturtup saatlerce konusmustu: - Tamam, hersey güzel de, karanlik yahu Açikçasi seni gören biri öykülerinin bu kadar karanlik olacagini düsünemez. Neye kapatiyorsun kendini? Sence oluyor mu yani? Öykünü herkesin anlattiklarindan farkli kilmaksa amacin bu kötü yolda yürüyerek hiçbir yere varamazsin. Kisacasi yazdiklarinla kendinden baskasini huzursuz edemiyorsun Beynimden vurulmusa dönmüstüm. Açikçasi o konusmaya kadar farklilik, huzursuz etmek, karanlik bir anlatim gibi seyleri hiç düsünmemistim. Sadece yazmak istiyordum. Okuldan eve yürürken kedilere bakip bakip aglamistim. Kediler sir saklamayi bilir. - Yahu aslinda çok önemli bir sey degil diye düsünebilirsin ama okudukça su adamin kadini öldürme olayi daha çok gözüme batmaya basladi. Sürekli ayni soruyu sorup duruyorum: Bu adam bu kadini neden öldürüyor? Adamimiz iyi bir adamEe, isin içinde bir cinnet falan da yok Peki kadini neden öldürüyor? Bir yandan çaylari koyarken bir yandan da o gür ve neredeyse kiskanilacak kadar kendinden emin sesiyle bagiriyordu. Bu samimi ses tonunun altinda beni kirmamaya çalisan bir üstten bakis var miydi? Artik bu sorunun cevabini aramak için çok geç Çok Aylarca ne büyük defteri ne de küçük defteri aldim elime. Engin'i gördükçe uzak durmaya, onunla ayni ortamlarda olmamaya çalisiyordum. O ise hiç bir sey yokmus (tabi onun açisindan hiç bir sey yoktu), her sey gayet sicakmis gibi davranmaya devam ediyordu. Bir gün elinde bir dosyayla çikageldi. - Su senin öykülerinin birinden yola çikarak bir senaryo denemesi yaptim. Okumani ve bana fikirlerini söylemeni çok istiyorum, dedi. Sasirmistim. Çok sasirmistim. "Tamam, okuyup yarin getiririm" diyecegimi anlamis gibi devam etmisti; - Hemen simdi, yanimda oku. Yorumunu bekleyebilecek kadar sabirli degilim. Hadi, hadi Kantinde çay ve sigara esliginde her satiri en az iki kere okuyarak ve Engin'in bakislarini her an üstümde hissederek yaklasik iki saatte bitirmistim kisacik senaryoyu. Bir çok yerinde öykümü taniyamamis, benden çikan duygularin Engin'in kaleminde "öteki"nin yolculuguna dönüstügünü görmenin acisi, kiskançligi ve doyumsuz begenisiyle kapamistim dosyayi. O iyi bir yazardi. Benim gibi kötü bir yazarcigin kötü öyküsünden güzel bir senaryo olusturacak kadar iyi bir yazar. Ama kötü de olsalar bunlar benim öykülerim. - Adamin karakterinde seyirciyi rahatsiz edecek hiçbir sey yok. Basbayagi iyi bir adam. Zaten bir çok yerdeki göndermenden de anlasiliyor ki, yine "hepimiz aslinda iyiyiz" mesajini vermeye çalismissin. Tamam, senin dedigin gibi adam özünde iyi bir adam olsun. Bu kötülügü yapmasinin nedeni de toplumsal baskinin onu yozlastirmasi olsun. Ama nedir o baski? Iyi o zaman herkes aslinda sütten çikma ak kasik ve ayni zamanda potansiyel birer katil. Bu da öyküyü iki ayak üstünde durmaya çalisan bir masaya çeviriyor. Bir çay daha içer misin? Aylarca yazmam için baski yapti bana. Içimde benimle bile yüzlesmeyen (ama her nasilsa onun yakindan tanidigi) bir yazar oldugunu söylüyordu hep. Hatta yasgünümde bana deri kapli bir defterle harika bir dolmakalem hediye edip, "Bu sayfalar dolmayi, bu mürekkep senin sözlerinin izini birakmayi istiyor" demisti. Yazdim ben de. Küçük defterime notlar aldim, büyük defterime taslaklar karaladim ve deri kapli defterime dolmakalemimle öyküler yazdim. Engin her yazdigimi büyük bir dikkatle okuyor ve her seferinde elestiriyordu. - Tamam bu fena degil ama bir yerde tikaniyor. O tikaninca okur da bogulacak gibi oluyor. Sanki biri sana karanligin tonlarini yaz diye siparis vermis sen de aceleyle onu yetistirmeye çalisiyorsun. Bak, bunlari moralin bozulsun diye söylemiyorum, aslinda her sey iyiye gidiyor. Ama hala oturmayan bir sey var Sonuçta defterler dolusu yazim oldu. Bir çogu aceleye gelmis, yeterince pismemis, kendini bulamamis öykülerdi ama olsun her halleriyle seviyordum onlari. Aralarindan bazilarini (tabi ki Engin'in zorlamasiyla) dergilere gönderdim. Iki tanesi basildi. Bir öykümü ilk kez dergi sayfalarinda gördügüm günü hatirliyorum su anda. Ne güzeldi, ne güzeldi Engin bunu kutlamamiz gerektigini söyleyip salas bir balikçi meyhanesine götürmüstü beni. Sallana sallana eve dönerken meyhaneciden aldigimiz balik kafalarini, kilçiklarini kedilere ikram etmistik. - Aslinda bir yere adamla ilgili çocukluktan kalma falan bir ani sikistiralim diyecegim ama onu da sen istemezsin biliyorum. Hem zorlama olur hem de sonunu bastan ele verir dersin. Haklisin aslinda ama böyle olunca da insan planli gibi duran bir cinayet durup dururken islenir mi diyor? Ne yapacagimizi bilemedim Haa, bu arada karnin açsa bir makarna yapayim istersen Aç degildim. Genelde çok yemem zaten. Çok yemem, çok konusmam Konusmak. Öykümün yayinlanmasindan sonra bir gece geç vakitte telefon edip, o saatte esine az rastlanacak bir enerjiyle bu konuya girmisti: - Buldum yahu, sonunda buldum. Tabi bunlari senaryolastiramayiz. Senin öykü karakterlerin durup, senin onlara yaptiracagin seyleri bekliyorlar. O zaman da yasamiyor, sadece senin izleme alaninda dolasiyor gibi oluyorlar. Ölü kadar suskun bunlar yahu Karakterlerin hiçbir sey paylasmiyor, sen onlara ne yaptirtirsan o eylemle sinirli kaliyorlar. Iste bu senaryo da o konusmadan sonra ortaya çikti. Konusan bir öykü yazmistim günler, geceler boyunca ugrasip. Öyküyü okur okumaz bundan bir senaryo yazmamiz gerektigini söylemisti. Artik kahramanlarim (ben hiç bir zaman karakterlerim demem, onlar benim kahramanlarim) konusuyordu. Benim agzimdan mi? Asla. Oysa bireyin hayata karsi sorumlulugu sadece kendisine aitse baskalari için hesap yapmanin bir mantigi olamazdi. Ölümün acisi ölen için midir, kalanlar için mi ? - Adam o kadar iyi ki ölüm ona aci çektirmeli. Ama cinayetten sonra kötü bir insan kadar sogukkanli hatta neredeyse mutlu oluyor. Iste beni rahatsiz eden de bu Keske adam hiç konusmasaydi diye düsünmüstüm Engin bunlari söylerken. Çünkü aci çekiyordu, bunu bir ben biliyordum belki ama aci çekiyordu. Daha büyük bir aci olamazdi ki Ama ben ölümden büyük acinin olmayacagini söylerken ne öleni düsünüyordum ne de kalanlari. Öldürendi kastettigim. Ölümü hem yasatan hem de yasayan yani. Senaryoyu bu hale getirene kadar aylarca ugrastik. Engin genel yapiyi olustururken benim öykümden sapmamaya çalistigini söylüyor ancak kötü buldugu yerleri budadikça "ben" olmayan bir metin çikiyordu ortaya. Yine de hummali bir çalismanin içinde olmak, ait olmak duygusu basimi döndürüyordu. Benim öyküm kötüydü ama "biz" onu iyiye götürecektik. - Katil olabilmek için ölüme asik olmak gerekli. Çocukken ilk olarak çikolataya asik olmustum. Bayram ziyaretlerinde sunulan çikolatalar beni kendimden geçirirdi. Annemin bütün kas göz isaretlerine ragmen büyük bir hirsla saldirirdim o büyülü tada. "Aman oglum çok yeme karnin agrir sonra." Olsun ask karin agrisi dinlemez çünkü basli basina bir karin agrisidir. Derken komsumuzun benden iki yas büyük kizina asik olmustum. Bir gün onlara oturmaya gittigimizde çorabimda delik oldugunu fark edip ayaklarimi nereye saklayacagimi bilememistim. Iste o an ölüme asik oldum. Ölüme tutkun bir insan için ölmek kadar dogal bir tapinma degil midir öldürmek? Yavas yavas ama kararli. Belki gülerek belki aglayarak. Belki bir baska dünyaya ait törenin kendine ait yumusakligiyla. Soguk bir biçagin kimsenin anlayamayacagi duygusalligini ancak bayramlara asik çocuklar kavrayayabilir. Her sabah tiras olurken yüzüne degen jiletin ölümle yasam arasindaki kararligini bir çiçegi koklamak kadar duyarli karsilayamiyorsan ölüme karsi nasil ayakta durabilirsin. Öldürmeye asik olamazsan nasil ölebilirsin ? - Zaten aslinda adamla kadinin iliskisinin hatlarini belirlerken iradeyi gözardi etmissin. Bir yandan anlatiyor bir yandan da fanilasinin etegiyle gözlügünün camlarini temizliyordu. Ne kadar da neseli, ne kadar da kendinden emindi. Peki ne yapmisti bu güne kadar? Kendine ait bir öykü, bir senaryo ya da onun deyimiyle "iyi bir film" Bir sey yapmasina gerek yoktu ki. O iyiydi. Yetmez mi? - Çikis noktasi olarak akil ve duyulari almissin. Dogrudur akil ve duyular çogu davranisimiza egemen olur ama bir görüse bizi en dogru haliyle ulastiran irademiz degil midir ? Iyi ve kötü burada girmez mi devreye? Bir hayata son verme karari buna en iyi örnegi olusturan görüs degil midir ? Irade, akil ve duyularin önünde gelir. Kendine ait degildi bu sözler. Ama zaten bunu hep yapardi. Kendine ait olmayan sözlerden olusan bir bilgi imparatorlugu kurmustu. Bunlar da yanilmiyorsam Schopenhauer'in sözleriydi. Biliyordum ama bildigimi söylememe gerek yoktu. "O" dogruydu. Her ne kadar Schopenhauer'a göre iradenin kör oldugunu, bu yüzden de bütün acilarin temeli oldugunu bilmese de - Oooo, sana kalsa açliktan ölürüz yahu Ben kendime bir seyler hazirlayacagim. Yavasca ayaga kalkip, mutfaga yönelmisti. Son anda aklina bir sey gelmis gibi dönüp, her zamanki teatral ve kendinden emin ifadesiyle gerçegime ayna tuttu: - Alinma ama yillardir yazman hiç bir seyi degistirmedi aslinda. Hala kötü öyküler yazan kötü bir yazarsin. Mermer kültablasi bütün agirligiyla elimde. Engin'in alnindaki yariktan haliya dogru süzülen kani seyrederken, komsumuzun benden iki yas büyük kizinin öykülerimi nasil bulacagini düsünüyorum. Keske okutabilseydim ama artik çok geç. Yooo, belki de geç degildir. Çünkü ben hala kötü öyküler yazan kötü bir yazarim.
|
