
Kežif
| Kesifler
Ve Icatlar Ansiklopedisi - Murat
Gulsoy
Dorduncu katin balkonunda oturmus yildizlara bakiyorsun. Insanlar bulutsuz yaz gecelerinde yildizlara bakip neler dusunurse sen de oyle seyler dusunuyorsun. Kesifler ve Icatlar Ansiklopedisini dusunuyorsun. Iki kocaman cilt. Tamami cizgi roman seklinde tasarlanmis, cocuklara yonelik yani oldukca pedagojik bir eserdi. Cocuktun. Kimbilir kimin kutuphanesinin unutulmus bir kosesinden cikarilip sana armagan edilmisti. Ilkokuldaydin. Hepsini soluk soluga okumus, tum kasiflerin yuzlerini, hayatlarini cocuk zihnine kazimistin. Edison'un cocukken trenlerde nasil gazete sattigini, Columbus'un kendinden baska hic kimse basaramasin diye seyir defterlerini nasil tahrif ettigini, hatta donerken kraliceye sunmak icin kafeslere koymus oldugu yerlileri, Amundsen'i, Kaptan Cook'un bir mizrakla yaralanip Avustralya topraklarina dususunu, Pasteur'u, Madam Curie'yi, Bethoven'in sagir ve aksi bir yasli adam olarak cocuklari bastonuyla nasil kovaladigini herseyi bir kac gun icinde ogrenmistin. Insanligin buyuk macerasindan etkilenmistin. Okulda kucuk bir deha yapmisti bu bilgiler seni. Yillar once kaybettigin o cocuk ansiklopedisini bulmak icin sahaflara gitmek, artik cop yiginina donusmus eski dergilerin, ciltleri dagilmis kitaplarin arasinda saatlerce oyalanmak siradan cumartesi gunu islerinden birine donusmustu. O mavi ciltleri bulamamistin ama bir dolu kesifler ve icatlarla ilgili kitap biriktirmistin. Ve simdi bir tane de sen yazacaktin. Gizli kalmis, yanlis veya eksik bilinen olaylara isik tutacaktin. En azindan kesfedilecek bir seyin kalmadigi su tarih diliminde maceraci aydinlanma hayaline romantik bir sekilde veda edecektin. Ama aksilikler pesini birakmiyor. Biraz once kalemin ellerinden kayip apartman girisindeki basamaklara carpip parcalanarak gece kedilerinin huzurlu basiboslugunu bozdu. Yukaridan kalemin boslukta bir kursun gibi yol alisini sonra da parcalanisini izledikten sonra, neden sonra, butun o rakilardan sonra sandalyene yaslanip yildizlara bakmaya basladin. Kedilerin huzurlu yasantisi goz acip kapanincaya kadar yeniden kuruluverdi. Belleksiz hayvanlar diye gecirdin icinden. Oysa sen hala sinirlerini yatistirmaya caliyorsun. O kalemi uc yil once heyecanla satin alip, ona derin anlamlar yukledigini hatirliyorsun. Uzun sure onunla yazmayip ona cok ozel bir alet, bir silah, bir emanet muamelesi yapmistin. Simdi inip parcalarini toplayip yapistirmayi kendine yediremedigin gibi, bir baska kalemle, bir baska ruh haliyle, bir baska yerden baslamayi da goze alamiyorsun. Kalemin elinden kayip gidisini olagan sarhosluguna verecegin yerde ugursuz bir isaret olarak gorme egilimindesin. Oyle miyim? Peki ama, gercekten de ugursuz bir isaret olmadigini kim iddia edebilir ki! Daha kirk yasina gelmeden ellisini coktan devirmis bir adama donusmus benim gibi biri icin tum isaretler kotuye yorumlanmaya o kadar acik ki. Iyi tarafindan bakmaya calisalim. Tum isaretlerin, tum simgelerin, tum kehanetlerin iki zit yuzu oldugunu hatirlayarak inip kalemin parcalarini bulalim, yapistiralim. Kaldigimiz yerden devam edelim. Insan kaldigi yerden devam edebilir mi? Kalinan yere geri donulebilir mi? Bir yerde kalinabilir mi? Bir toplu konutun dorduncu katindaki balkonun korkuluklarina dayanarak asagiya bakan adamin ne gibi bir yerde kaldigini acaba kendisi soyleyebilir mi? Kesifler ve Icatlar Ansiklopedisi projesinin onsozu? Belki. Boyundan buyuk bir ise girismisti. Tipki bundan oncekiler gibi uc dort sayfasi karalandiktan sonra bir tarafa kaldirilacak olan birbirinden farkli renklerde ve boyutlardaki defterlerden, bir heves bir heyecan satin alinan kitaplardan sikilmamis miydi artik? Gercegi kabullenmesi bu kadar zor muydu? Balkonun demirlerine abanarak bir ornek dagilmis uzay kolonisi seklindeki toplu konutlarin aydinlik pencerelerine dogru soylenmeye basladi: "Peki ya siz! Siz ne yapiyorsunuz? Sizin buyuk bir hayaliniz yok mu? Piyangodan para ciktiginda yapilacak olan dunya seyahati disinda bir hayaliniz var mi? Hic bir zaman cikmayacak olan bir piyangonun hayali ile aslinda hic bir seyin hayalini kurmadan yasayip gittiginizin farkinda degil misiniz? Uykulara daldiginizda gunduzden yarim kalan isleriniz disinda bir ruya gorebiliyor musunuz? Sizler, asla karanlik bir ormanda bir kaplanla gozgoze gelmeden yasayip oleceksiniz, bunun farkinda misiniz?" Oysa onlar her zamanki gibi oylece yasayip gidiyorlar. Onlar: onlardan biri olduklarinin farkinda olmayanlar toplulugu! Farkinda olsalar da bunu degistiremeyecekler toplulugu. Bir topluluk. Cogunluk. Kalabalik. Kurallari koyanlar. Uretenler. Tuketenler. Kisacasi onlar. Bir an sonra aptalca davrandigini farkedip iceriye giriyorsun. Isiklari tamamen sondurulmus evin icinde soylene soylene dolasiyorsun. Ne kadar aptal ve ahmak oldugunu degisik ve suslu benzetmelerle fisildiyorsun kendine. Okuduklarinin etkisi ile sacma sapan seyler yapip komik duruma dusen, yine okuduklarindan asirdiklari cumlelerle kendilerini savunan mutsuzlardan birine donusmus oldugunu dusunuyorsun. Hizla kapiyi cekip cikiyorsun. Merdivenlerden asagiya nefes nefese iniyorsun. Sokak kapisini hisimla acip kalemin parcalarinin dagilmis oldugu yere yoneliyorsun. Kalemin kapagini ve govdesini buluyorsun. Ucu kirildigi icin ellerin, ustun basin murekkebe bulaniyor. Elini silebilecegin bir seyler araniyorsun ve o anda disariya cikarken anahtarlarini almamis oldugunu farkediyorsun. Hemen ayiliyorsun. Ayilmak icin gecenin bir yarisi kendi evimin onunde, yalinayak, elimde kirilmis bir dolmakalemle, iyot gibi acikta mi kalmam gerekiyordu? Bu kadarini haketmek icin ne yaptim? Iste ofkeyle kalkan zararla oturur. Bu saatte nereye gidebilir, kimin kapisini calabilirim ki... Gidebilecegim insanlarin bu kadar uzakta oturmalarinin belli bir nedeni oldugundan hep kuskulanmistim ama nedenini anlamak bu gune kismet oldu. Sabaha karsi gecenin serinligi daha da artacak. Burada sabaha kadar duramam ki! Bir goren olsa... Ne yapalim gorurlerse gorsunler. Simdi bu durumdan kurtulmanin bir yolunu bulalim. Sabaha kadar burada beklesek bile bir sey degismeyecek. Ancak bir cilingir bulup kapiyi actirmamiz gerekecek. Oysa eve girmenin bir yolunu bulabilirsek... Kirik kalemi cebine ozenle yerlestirerek caddeye dogru yurudu. Karsiya gecip dairesine uzaktan bakmaya basladi. Balkon kapisini acik biraktigini gordugunde midesinde kotucul bir seyler buruldu. O acik birakilmis kapinin bu aksamin hikayesinde onemli bir rol oynadigini anladi. Oradan eve girebilirdi. Ama oraya cikarken dusebilirdi de. Durduk yere basi belaya girmisti. Hem de bu aptal kalem yuzunden. Birden kalemle kendisinin arasinda organik bir bag oldugunu, ona aptal derken kendisinden bahsettigini anladi. Sonra kalemi cebinden cikarip bir kez daha bakti sokak lambasinin altinda. Oldukca kotu kirilmisti. Icinde bir seyler ezildi. Kalemin onun en iyi dostu oldugunu, uc yildir gecelerini onunla gecirdigini, onunla maceradan maceraya kostugunu, gerci hic bir macerayi tamamlayamadiklarini ama basarisiz iki yoldas olarak bosluga karsi savastiklarini dusunup huzunlendi. Kalemi tekrar cebine yerlestirdi. Ellerini beline koyup Cingoz Recai gibi durumu gozden gecirdi. Hatta onun gibi bir kahkaha da patlatmak gecti icinden. Mr. Fog dunyayi seksen gunde dolasmak icin yanina bir canta icinde ne zaman faydasinin dokunacagini dahiyane bir seziyle kestirdigi bir suru ivir ziviri bosuna almiyordu tabii. Evet bir anahtara bile sahip cikmaktan aciz biriydi ama belki bu bir sinav olacakti. Evine , balkonuna tekrar ulasabilirse artik hayatta karsisina cikan sorunlarin ustesinden gelmeyi bilen bir adam olacakti. Herkes gibi davranmayan bir adam. Herkesin yapacaginin aksine bir davranista bulunacak, siranin disina cikacakti. Bu anahtari unutma ve sokakta kalma meselesi tamamen simgesel bir olaydi. Hayatinin donum noktasiydi. Ve Cingoz Recai gibi kolayca halledecek, balkona varir varmaz o meshur kahkahasini patlatacak hatta Ayhan Isik icin bir kadeh daha icecekti. Kararini vermisti. Kendi balkonuna tirmanacakti. Kafasini kaldirmadan hayalindeki seyirciye soylendi: Evet bayanlar baylar! Birazdan gosterimiz basliyor! Nefes nefese izleyeceginiz bu gosteri suresince kabuklu yemis yememenizi hatirlatmak istiyoruz. Heyecandan ve korkudan kabuklu yemislerin yemis kismini atip kabuklarini yutabilirsiniz ve kumpanyamiz bu tur kazalar karsisinda sorumluluk kabul etmez. Ayrica kucuk cocuklarin ve hamilelerin de gosterimizi izlemelerinde buyuk sakincalar vardir. Bir yazarin kalemi ile girisecegi bu tehlikeli gosteriden sonra geceleri cocuklarinizin altlarina kacirmalari veya hamile hanimlarin cocuklarini dusurmeleri, delikanlilarin siir soyleme yeteneklerini kaybetmeleri, genc kadinlarin gelecege iliskin pembe hayallerini yitirmeleri vakayi adiyeden sayilir! Evet sizler, televizyonlariniz araciligiyla sentetik uykulara dalan, daldigi uykularin farkina bile varmayan sizler! Mujdeler olsun ki mahallemizin kalemsoru ve kalemi sizin icin, sadece bir kez tekrarlanacak bu gosteriyi gozlerinizin onune sermek icin, hic bir fedakarliktan kacinmayacaklardir. Artik biliyorlardi. Yukariya tirmanacaklardi. Korkudan baslari donmeye baslamisti bile. Korku ile basa cikmak icin kendilerine iyimser telkinlerde bulunuyorlardi. Geldikleri yoldan geri donecekler, tekrar masalarina oturacaklar, kiriklarini tamir edecekler, maceralarina kaldiklari yerden devam edeceklerdi. Kesifler ve Icatlar Ansiklopedisi'nin onsozunun ikinci sayfasinda son yazdiklari cumleyi tekrar okuyacaklar, begenmeyecekler; yerine oturmamis kelimeleri sanki kendileri yazmamis gibi cizip, sonra bir takim notlar almak icin uzun bir cizgi cekecekler, bir kac cumle daha yazdiktan sonra huzur icinde yataklarina gidip uyuyacaklardi. Ruyalarinda Amundsen'i goreceklerdi kutup sogugunun dondurdugu golgesine basmadan ilerleyecekler adim adim dunyayi kesfedecekler sonra diger alemlere dalacaklardi. Kendi evinin balkonuna giden yolu arastirmaya baslamistin ki hirsizlarin isinin ne kadar zor oldugunu hemen oracikta teslim ettin. Hirsiz fikri ile birlikte onu kovalayarak zihin sahnene polislerin girmesi bir oldu. Evet, ya tirmanirken, en zor yere gelmisken bir polis ekibi oradan gecip de seni hirsiz zannedip yakalamaya calisirsa, ates acarsa... Boyle bir durumda herhangi bir kursunun daha sana degmeden kendini yerde bulacagina o kadar eminsin ki. Ertesi gunun gazetelerini dusunmek bile istemiyorsun. Aptalca gerceklesen bu olum ahmakca yasanmis yillarin bir imzasi, fiyakali bir muhru gibi olacak. Aile yakinlarin, arkadaslarin, uzaktan tanidiklarin gozunun onunden mustehzi ve hatta acik acik alayci bir kalabalik olarak gecmeye basladilar bile. Cenazede karsilasan uzun suredir birbirini gormeyen es dost tanidigin olayin tuhafligini konusmak ve sozde seni anmak icin bir araya gelecekleri ickili toplantinin sonlarina dogru olayi konustukca gulusmelerini, gitgide kahkahalarini tutamayacaklarini; mazeret olarak da sinirlerinin bozuldugunu soyleyeceklerini simdiden ezbere biliyorsun. Eski karini gozunun onune getirmeye calisiyorsun. Onun neler hissedecegini tahmin etmeye calisiyorsun. Uzulecegine adin gibi eminsin. Ne de olsa bes yil birlikte bir hayati paylasmistiniz. Fakat bu sacma sapan olum, kendi yasamini, kendi tarihinin temellerinden dinamitleyecegi gibi eski karinin da hayatinin bes yilini salak bir adamla gecirdigini kanitlamayacak mi? Herkes ona aciyan gozlerle bakmayacak mi? Binanin cephesini inceliyorsun. Gozlerin dorduncu kata, balkonuna ulasan kestirme bir yol ariyor. Balkonlar birinci kattan baslayarak bir ornek yukariya dogru yukseliyor. Birinci kattakilerin tatilde olduklarini hatirlayip seviniyorsun. Bu sevincin ikinci kattakilerin kopeginin goruntusu ile hemencecik karariyor. Neyse ki balkonlarini tamamiyle demirle kapatmislar, balkonu kucuk bir acik hava hucresine donusturmuslerdi. Demirleri basamak gibi kullanarak ucuncu katin balkonuna varabilecegini dusunuyorsun. Yeterince hizli davranirsan, kopegi uyandirmadan yukariya varabilecegini, ve ucuncu kattan kendi balkonuna nasil varacagini hesaplamaya calisiyorsun. Yalniz ve nemrut bir kadin olan ucuncu kattaki komsunu gozunun onune getiriyorsun. Seni balkonunda yakaladigi anda butun mahalleyi ayaga kaldiracagina emin oluyorsun. Tekrar zemin kata donuyorsun. Birinci katin balkonunun oldukca yuksek oldugunu goruyorsun. Moralin bozuluyor. Terden sirilsiklam olmus gomlegin gece esintisi ile sirtina yapisinca sinirlerin biraz daha bozuluyor. Canin sigara istiyor. Acaba bir taksi tutup Mehmet'e mi gitsem? Evde midir ki? Taksi bu saatte inanilmaz bir para yazacaktir. Ya Mehmet evde degilse. Evdeyse bile beni karsisinda gorunce hic sevinmeyecegi de cok acik. En son ne zaman gorustugumuzu bile hatirlamiyorum. Eskiler... Eskilerden kimseyi hatirlamiyorum. Onlar da beni unutmuslardir zaten. Eski arkadaslar daha dogrusu eski karimin arkadaslari ve akrabalari... Nasil kapilarini calabilirim ki. Ustelik bu saatte ve bu halde. Delirdim sanirlar herhalde. Gerci son bes yildir... Aman neyse ne! Onlara hesap mi verecegim. Onlardan bir sey beklemedim ki hic bir zaman. Kendime gore bir dunya kurdum iste. Simdi o kurdugumuz dunyanin burclarina tirmanmanin bir yolunu bulmamiz gerekli. Once zemin kati asmaliyiz. Su bakkalin dondurma dolabini biraz cekebilirsek uzerine de bira kasalarindan birini yerlestirebilirsek, birinci kata varmamamiz icin bir neden kalmaz. Ondan sonra da balkonlarin hemen yanindan asagiya inen su borularinin kelepcelerine basarak ikinci katin demirlerine... Ondan sonrasi da cocuk oyuncagi zaten... Hemen ise giristi. Icinden islik calmak geciyordu. Dolabi ses cikarmadan cekmeye calisti ama dolap zincirle dukkanin kepenk demirlerine baglanmisti. Yine de oldukca basarili bir sekilde dolabi balkonun hizasina getirmeyi basardi. Uzerine hizla bira kasasini yerlestirdi. Kendisinden beklenmeyecek bir ceviklikle dolabin uzerine sicradi. Kasanin agirligini cekip cekmeyecegini elleriyle denedikten sonra dikkatli bir bicimde kasanin uzerine cikip ellerini havaya kaldirip birinci katin balkon demirlerini tutmayi basardi. Evet bayanlar baylar, gosteri basladi iste. Simdi nefeslerinizi tutun ve imkansiz tirmanisi izleyin. Birinci balkon demirlerine kolayca ulasiveren kalemsorumuz su anda kendini yukariya cekmeye calisiyor. Basit bir barfiks hareketi ile kendini balkona cekiverecegini sanan izleyicileri uyarmaliyiz, gormus oldugunuz gibi kalemsorumuzun kol kaslari yok denecek kadar zayif ve yumusak, govdesi ise bir patates cuvali kadar agir ve hantal. Cunku kumpanyamiz size daha heyecanli seyirler sunmak amaciyla bu adami yillarca bir masanin basinda oyalamayi basarmis, neredeyse bedensel bir ozurlu durumuna getirmistir. Fakat o da ne, birinci katin balkonuna kendini cekmeyi basariyor gibi, evet evet su anda yerle tek iliskisi olan bira kasasindan ayaklari ayrildi ve cenesi balkon hizasina kadar ulasti bile. Bir eliyle birkac santim yukarisina uzanabilirse isin dortte birini basarmis olacak. Kalemsorumuz biraz zorlaniyor galiba, evet evet gucu tukendi gibi, vazgeciyor, ayaklari bira kasasini ariyor, parmak ucuyla yakalamaya calisiyor, aman tanrim kasa yere yuvarlandi ve kalemsorumuz birici katin balkon demirinde sallaniyor. Elleri yavas yavas kayiyor. Boslukta sallaniyorlardi. Kalem daha once dusmus oldugu icin, hem de daha yuksekten dusmus oldugu icin olacaklara hazirlamisti kendisini. Bu sefer neresinin kirilacagini tahmin etmeye calisiyordu. Adam ise bir kac saat once oturup yildizlari seyrettigi balkonunun bir kac metre asagisinda gucunun son zerrelerini iyi bir dusus yapmak icin kullanmaya calisiyordu. Hayati tehlike karsisinda duyduklari korku ile herseyi unutmusa benziyorlardi. Balkonundan demirlerinden sallanmakta olan bir ceset gibiydiler. Belki birazdan duseceklerdi, belki birazdan hersey onlar icin bitecekti. O ana kadar yasadiklari bir film seridi gibi gozlerinin onunden gecmeliydi, fakat hayir, bu durumdan kurtulacaklarina inaniyorlardi. Onlar, dogduklari gunden itibaren ozel bir misyonu dunya uzerinde gerceklestirmek icin yetistirilenlerin acikli dramini yasadiklarini farketmiyorlardi bile. Ne onlara anlatilanlar, ne de iclerinden bir gunes gibi dogmasini bekledikleri deha ve yetenek gercekti. Yaptiklari herseyin bir gun ama mutlaka bir gun kesfedileceginin, attiklari copun bile muzelerde bir yer kaplayacaginin, her cektirmis olduklari fotografin binlerce kitapta tekrar tekrar basilacaginin, onlari taniyan herkesin irili ufakli hatiralarini gazetelere ballandira ballandira anlatacaklarinin, kadinlarin kalplerindeki en ozel koselerde kendi resimlerinin asili olacaginin hayalleri ile gecen bir omrun, bombos bir omrun, yanlis hayallerin golgesinde sararip solan bir omrun tek bir karesini, tek bir anini bile hatirlamaksizin orada, boslukta sallaniyorlar ve hala umidediyorlardi. Fakat atlamaya hic de hazir olmadiklari bir anda kayip dustuler. Dolabin kosesine carpip yere yuvarlandilar. Kulce gibisin. Yuzun yere yapismis. Orada ne kadardir yattiginin farkinda degilsin. En son hatirladigin kaleminin ellerinden kayip asagiya dustugu. Sacilan parcalari izledigin ani hatirliyorsun. Sandalyeye yaslanip yildizlari seyretmen. Yildizlardaki olasi yasamlari, zaman mekan makinalari uzerine cekilmis filmleri, uzayin derinliklerinde kaybolup sonra bilinmeyen bir gezegende yeni bir uygarligi kesfeden kozmopolit federasyon gemilerini, kisa zamanda tas yontmaktan yildizlara cikan insanligi, bir yandan da olmekte olan insanligi, basitligi, bayagiligi, cirkinlikleri, kotulukleri, siradanlasmis anlamsizligi, hepsinin hikayelerden baska bir sey olmadigini, yazmak istedigin isyankar ve cilgin ansiklopediyi, herseyi ters duz edecegine olan inancini, inandigin icin cabaladigini, inandiklarin degismesine ragmen inanma durumunda bir degisiklik olmadigi icin hala yildizlara bakip hayaller kurabildigini, aslinda kurdugun hayalleri bir matah sanma gafletine kapildigini, tum bunlarin, cocuklugundan beri dusundugun tum sacma sapan hayallerin hic bir seye yaramadigini, senin gibi yuzlerce insanin yaz gecelerini bir kac kadeh raki ictikten sonra balkonlarindan gozuktugu kadariyla yildizlara bakarak birbirinin ayni hayaller kurdugunu, murekkep lekelerinin artik gomleginden vucuduna nufuz etmis olabilecegini karmakarisik bir sirada aklindan geciriyordun ki cesitli yerlerinden beynine ulasan aci uyarilari aptalca dustugun ana geri donmene neden oldu. Heryerim kan icinde kalmis. Siyah murekkebe bulanmis... Kan revan icinde degil, kan murekkep icinde kalmisim. Bir yerimi kirmis olmasam. Ne yapiyorum burada? Bir goren... Uzaklara gidelim. En azindan biraz yuruyelim. Burada duramayiz. Durdukca dusuyoruz. Dusuyoruz. Kiriliyoruz. Otoyolun kenarina ulasabilsek, bir agacin altinda yatar uyuruz belki. Belki sabah olunca yatagimizda uyanir, guleriz bu aptal kabusa. Televizyonda belki Cingoz Recai'nin maceralarina rastlar seyrederiz... Belki aksama dogru onsozu yazmayi bitiririz... Belki... Ayaga kalkmaya calisti. Beceremedi, kendini kendi kaniyla isitmis oldugu betona birakti. Baylar bayanlar gosterimiz burada nihayetleniyor. Bir baska gece, bir baska gosteriyle birlikte olmak uzere hosca kalin. Bu arada isiklarinizi sondurmeyi unutmayin. Sonra sivrisineklerin istilasindan sizi kimse kurtaramaz. Onlar, kirik bir kalem olarak, dusmus bir adam olarak kendilerinden gectiler. Parca parcaydilar. Parcalar birbirine oturmustu. Yillarca ugrasip kendi maceralarini kendileri yazmaya calismislardi. Hep kirik dokuk, hep yarim yamalak, hep sarsak, hep hataliydi yaratmaya calistiklari dunya. Onlarin hayaller bircoklarininki gibi hic bir zaman gerceklesemedi. Fakat bu sefer kimseye aldirmadan betonun uzerine cizdiler kendilerini. Hepsi buydu. Bir avuc kan ve biraz murekkep.
|
