Kežif

  Insan Haritasi - Gorkem Kiter

 

Puslu Kitalar Atlasi'nda Bunyamin, casuslarin basi Buyuk Efendi'yle girdigi varlik tartismasinda, varolanin varolmayandan yaratildigini soyleyen ve herseye sahip olmayi hedefleyen bu adama karsi 'Guc ancak oluleri korur' diyordu. Casuslarin basi, guce, varligini surdurmek icin ihtiyaci oldugunu one suruyordu. Tipki digerleri gibi. Peki guc neydi? Kaynagi neydi?

Dunya uzerinde hedeflenen guc, gucun nerede olduguna iliskin karmasadan dolayi bizi surekli farkli yollara ceker. Herkes gucu damarlarindaki kanin varligini belli bir zaman surdurebilmek sanir ama bu bir amac degil, aslinda yalnizca gerekli bir baslangictir. Eger bizi bekleyen yolculuk olumlu yasamimizin otesinde, ruhumuzda da devam edecekse, insan gucun yalnizca dunyadaki varligimizi surdurmek kaygisiyla ilgili oldugu fikrinden siyrilmalidir. Varligini surdurmek kaygisiyla aranan guc insani bir kisirdonguye surukler. Bir olu bu kaygidan ve bedenden siyrildigi icin guc ona zarar vermez hale gelir. Onun gucu sadece bir dusunce oldugundan onu korur ve yuceltir. Olu bize gucu bir cisim gibi elimizde bulunduramayacagimizi hatirlatir. Olunun dusuncelerinden habersiz oldugumuzu sansak da bir ses kulagimiza bunlari fisildar.

Puslu Kitalar Atlasi bu fisiltilar arasinda geciyor. Yedi bolumun her biri bir hikayeyle baslayip baska diyarlardan gelen hikaye kahramanlariyla Konsantiniye'ye daliyor ve romanin asil kahramani Uzun Ihsan Efendi'nin dusuncelerine daliyor. Uzun Ihsan Efendi hayatini ruyalar vasitasiyla dunyayi kesfetmeye adamis bir adam. Ruyalari sayesinde hazirladigi atlasi, maceraya atilmaya karar veren oglu Bunyamin'in yanina veriyor. Delikanlinin ilk macerasinda, katildigi bir fetihle hayati bir anda alt ust oluyor. Kabusa donusen gunlerinin ve caresizliginin labirentinde yonunu ancak babasinin Dunya Atlasi sayesinde bulabiliyor. Dusmanin elinden kurtardigi casusun kendisine verdigi kara parayi zamaninda yerine ulastiramayinca, herkes onun pesine dusuyor. Yuzunden agir yara alan delikanli, bu halini firsat bilip farkli bir kimlikle Konstantiniye'ye donuyor. Orada babasinin gozlerinin oyulup, kulaklarinin ve burnunun kesildigini ve bunu yapanlarin kendisini arayan casuslar oldugunu ogrenince, atlasa ve icinden gelen sese kendinden bile daha cok guvenir oluyor. Caresizce babasini aramaya baslayan Bunyamin bir sure sonra icindeki sesin babasina ait oldugunu anliyor. Dunyanin seklinin degil ruhunun pesinde olan babasi yazdigi atlasla kesfettigini ogluna mal ediyor.

Katildigi dilenciler loncasinda casuslarin basi Buyuk Efendi'yi bogulmaktan kurtariyor. Boylece kara parayi arayan kisiyle de burun buruna gelmis oluyor. Buyuk Efendi'nin olumune kadar yanindan ayirmadigi Bunyamin'in olume karsi kayitsizligi delikanliyi ve babasinin yonlendirdigi dusuncelerini ayakta tutuyor. Buyuk Efendi dunyanin dort bir yanindan topladigi bilgileri iktidarinin devami icin kullansa da asil amaci boslugu (hiclik) ele gecirmek. Kitapta gecen efsaneye gore, bosluk kara paranin icinde. Eger ona ulasirsa zamani tersine cevirip dunyevi gucunu koruyabilecek. Boslugun varligini bilse de topladigi bilgiler ona ancak mekanin bilgisini veriyor. Mekan, uzerinde yasadigimiz dunya olarak tek ve icinden cikilmaz olan yer. Bu mekanda bilgiyi ve iktidari birarada barindirabilmek mumkun mu? Ne bilgisini bilincsizce tasiyan Bunyamin'in ne de iktidarin esiri olan Buyuk Efendi'nin cabalari dunyaya ve bedenlerine kistirilmisliklarindan dolayi sonuc vermiyor.

Iktidarin temsil ettigi maddiyat ve bilginin ardindaki ruh mukemmelin asla birbirine kavusamayan iki parcasi. Bilgiye sahip olmayan iktidar, iktidara sahip olmayan bilgiden daha kotu gozukuyor. Iktidar yok olsa bile bilgi boslugun icersinde kendi varligini surdurur. Herseyin, iktidarin bile ozunde yatan bilgi oldugundan Buyuk Efendi de kendi ozune donmeye calisan biri. Bunyamin'ninse tek bilgisi, icinden gelen ses...

Bunyamin, icinde gizledigi ruhun kilifi olmaktan oteye gidemese de bilginin arayisini surduruyor. O, 'insan'daki sekilsizligin uzerine islenmis, rengiyle kokusuyla bir birey olarak karsimiza cikiyor. Atlastaki gerceklik paylari bir elekten suzulur gibi onun uzerine serpiliyor. Insan ruhu her sekle girmeye o kadar musait ki tek yapmasi gereken icindeki yaygaradan belli bir yogunlugu cekip cikarmak. Her birey farkli bir yogunluk, farkli bir alinti. Bunyamin de Dunya Atlasi'ndaki herhangi bir yogunluktan baska bir sey degil.

Bilgi dunyada miydi yoksa insanda mi? Uzun Ihsan Efendi'ye gore bilgi insandaydi ve onun ruhu bu is icin bicilmis kaftandi. Insan bilgiyi akliyla buluyor ve onu ruhunda tasiyordu. Bu yuzden gozleri oyulup kulaklari kesildiginde herseyi daha iyi gormeye, duymaya ve anlamaya basladi. Ruhu yasadiklarina gore bicimleniyordu. Ama bu bicimi dunya uzerinde buluyordu ki bu da bilginin mekaniydi. Uzun Ihsan Efendi bunu kabullenmis oldugu icin mekani yadsimiyordu: 'Her sey ben ve benim dusuncelerimden ibaret olsa da bu dunyada yasamak zevkli bir sey.' Yine de bilgiyi Descartes'tan yola cikarak once supheye, sonra varolduguna inanarak kendine ve kendi gercegine mal ediyordu. Gercegini ruyalarinda ararken ortaya cikardigi atlas boylece insani ortaya cikardi. Eger insan bilginin kaynagiysa bu atlas dunyanin bilinmeyen yuzunun yani insanin kesfi olacakti.

Insan yasadiklariyla mi yoksa dusunceleriyle mi bilgiye ulasiyordu? Descartes Varligini ispatladigi hersey icin dusuncesini kullaniyordu. 'Dusunuyorum oyleyse varim' dediginde sadece kendi varligini ispatliyor gibi gozukse de kendinden yola cikarak Tanri'nin ve daha sonra da dunyanin varligina ulasiyordu. Boylece kendi gerceginden siyrilip butunsel gercege ulasiyor. Dusuncelerinden yola ciktigi icin pratiklerin bilgilerini de suphe yoluyla reddediyor olabilir mi? Dusunceden yola cikmasi pratiklerin bilgisini reddettigini gostermez. Yapilan sadece pratiklerin gerceklestigi mekani, dunyayi, akla ispatlamaktir. O'nun buldugu gercek dunyadaki cok yonlulugun zeminidir.

Kendini ispatlamak icin dusunceyi, dusunmek icinse boslugu kullaniyor. Boslugun bilgisi sonsuzluk. Bosluk uzerinde dusler vasitasiyla hersey yaratilabilir. Dunya'nin yaratilisi da buna baglidir. Cunku dunya varolmayandan yani hiclikten yaratildi. Hicligin diger adi 'Bosluk'tu ve onun artan parcasi karanlikla insana verildi. Bu karanlik uzerinde duslerini yaratan insan da 'hersey'e ulasti. Tipki Uzun Ihsan Efendi gibi: 'Dusunuyorum ama sadece ben var degilim. Dusundugum icin asil sizler varsiniz; sizler ve yasadigimiz dunya.' Iste bu dusuncenin bilgisi. Peki ya deneyimlerimiz?

Deneyimlerimiz bize hikayeler yaratan yasam alintilaridir. Herkesin bir cok hikayesi vardir. Hikayelerin hepsi tek bir mekani paylastigi icin bize oldugu kadar yasadigimiz dunyaya da aittirler. Bu yuzden de bir zincirin halkalari gibi birbirlerine sikica baglidirlar. Oyle olmasaydi biz Descartes'in dusuncelerini ya da dunya uzerine bulunmus tum bilgileri nasil elde edebilirdik! Demek ki pratikler belli bir birikimin uzerine oturtulabilir. Pratikler insan dusuncesiyle temelleniyorsa; dusunen ve dusundugu icin varolan insansa, bu pratiklerin ve dusuncelerin yaraticisinin insan oldugu fikrini kanitlar. En azindan dunya ustunde.

Kesif bulmadir, insanin cikis noktasidir. Insan akliyla kesfeder. Varolani kesfetmek deneyimle, varolmasi isteneni kesfetmek arayisla mumkundur. Her deneyim bir arayis olabilir. Tecrube edilen sey ne olursa olsun aklin bundan ortaya cikardigi onermeler insanin arayistaki yonunu cizer. Neyi arar insan deneyimleriyle? Belki de mutlulugu arar. Her deneyim onu mutluluga biraz daha yaklastirir ama ardinda kesfedilenler de yeniden uzaklastirir. Deneyime acik olmak ne demektir? Insan deneyimleriyle mi varolur? Bir ogrenme yontemi olarak alindiginda deneyime acik olmak kulaga hos geliyor. Bu, insanin toplumsal sinirlanimlarin ve kulturel belirlenimlerin otesindeki beni arayisi da olabilir. Deneyimler cogaldikca dunya uzerine soylenmis bircok sey ogreniliyor, yasaniyor. Sadece deneyime acik olan kisiler, herseyi bir kez yasayarak yollarina devam ederler. Istune kafa yorulmayan bu varolussa her yonden tartismaya acik birakir kendini. Bu deneyimin bilgisinin azimsanmasi anlaminda algilanmamali. Peki insan nerde deneyimler, nerde kesfeder?

Mekan uzerinde deneyimleyen insan, akliyla kendine yeni cikarimlar bulur. (Burada akil mi, sezgi mi denmeli, tartisilir.) Bu cikarimlar dunyada ise kosulduklarinda yeni deneyimlerle karsilasir ve yeni fikirler ortaya cikar. Insan hikayelerini bu surec yaratir. Hikayelerin Uzun Ihsan Efendiler'de yaratimi icte baslar, Bunyaminler'deyse dunyada varolur ve sonuclariyla bizlere geri doner. Onlarin sorunu bu yasantilarin sadece tek bir ekleminde yer almalaridir. Oyle olmasaydi insani teori ve pratik diye ayirmaya gerek kalmayacakti. Ve boylece ortaya tek bir insan haritasi cikacakti. Hicbir bolunme olmadan...

 

Hosted by www.Geocities.ws

1