
Kežif
| Kuyu -
Atilla Aktuna
Tek sorun ayni dusu paylasip paylasmadigimiz... John BERGER, G.
I. Yazarin yaptigi umudun yaratilarda buyutulmesiyse; gul degil, laleler yetistirmeye calismaksa - mavi, masmavi laleler, alsemenderler-; bu alsemenderlerin koptuktan birkac dakika sonra yokolacagini bilmekse ve bu bilis yeni laleler yetistirmeye engel degilse; yeni bir tohumu almak, onu sulamak, gunesin onune koymak, buyumesini, boy atmasini beklemek ve sonra bu buyuyen alsemenderlerin koptugunu, kendisinden de koptugunu gozlemlemekse (gelsin yeni tohumlar da nereye kadar?); hayatin bunca anlamsizliginda hayata bir nebze anlam katabilme cabasiysa; dibe inme ve dipte ne oldugunu gorme ugrasiysa; her yazdigiyla kuyunun dibine biraz daha yaklasmak ve dipte ne oldugunu bilerek bir adim daha atmaksa yazar cesurdur. Peki bu cesaret nereden gelir? Daha acik bir bicimde neden yaziyor bunca yazar? 'Ucurumdan kurtulmanin tek yolu; ona bakmak, derinligini olcmek ve kendini o bosluga birakmaktir.' Bir yazari gercekten kesfetmek, onun bir kitabindan buyuk zevk alip diger kitaplarini da bir solukta okumak midir, onun neden yazdigini anlamaya calismak midir? Kanimca birinci yaklasim buzdaginin ne kadar gorunen kismiysa, ikinci yaklasim da o kadar gorunmeyen kismidir. II. Kuyunun dibinde su yerine kum bulmak. (Bilmiyorlar miydi?) iste yine de her seyin bittigi an. Sylvia Plath son bir cabayla o kumu tirnaklamisti, belki suyu bulurum diye ve sonra o hep yaninda tasidigi sirca fanusu kuyunun duvarina carpmisti. Pavese de kendi kuyusunda kumlu dibe dokunanlardandi. III. Herkesin farkli bir yol izledigi, kendi dogrularini kendi bulma cabasi icinde, kimileriyse (bir coklari) o kuyulari gorup bakmamayi tercih ediyorlar ve donup gerisin geriye kendilerini 'yasamin kollarina atiyorlar'. Kendi kuyusunu gormezden gelmeye ne ad verirdiniz? Esaret? Bir diger grupsa baskalarinin kuyularina iniyor. Onlarin kuyularinda kendini kesfetme cabasi bu . Her kuyu birbirine benzer diyen gerizekalilara cevap veriyorlar sanki. Bazilari isi abartip o yazarlarin ipiyle dibe ulasmaya cabaliyor. Birincilere ornek Julian Barnes, 'Flaubert'in Papagani', kesfettigi kuyunun dibinde herkesten daha buyuk bir heyecan duyuyor. Flaubert'in dokundugu taslari ozenle oksuyor. ikincilere ornek Peter Ackroyd'sa Oscar Wilde'in o zaten ipince kalmis, inceltilmis ipiyle; yani onun dilini, cumle yapilarini kullanarak 'son vasiyet'i yerine getiriyor. ikisi de alsemenderlerine daha onceki alsemenderlerden asi yapiyorlar. IV. Esaret ucurumdan kurtulmak icin gereken boslugun bulunamamasidir. Biz dipsiz kuyular ariyoruz. |
