Kežif

  Postanedeki Sandalye - Ilyaz Bingul

 

Patikalarda

Postanenin a ana giris kapisindan gozlerinizi sol koseye cevirirseniz yan yana dizilmis kutular gorursunuz. O kutulara yaklasirsaniz, uzerinde soyle bir yazi: "Sehirici". O yazinin hemen yaninda da bi baska yazi: "Yurt disi". Ancak o ikinci yaziyi su anda okuyamazsiniz, cunku o yazinin onunde bir bey ayakta dikilmekte. Uzerinde kestane rengi bir takim; hakkinda tum bilinen, simdilik, bu. Bugune degin bu postanede kestane rengi takimli bir beye rastlanmis degildi. Bu bey uzerine kimse bir sey bilmemektedir. Henuz bir adi da yoktur.

Bu, dupeduz bir meydan okumadir okuyucu icin. Bu beyin yasaminda ne olmus da, onu boyle adsiz, baskalarina benzemez bir yaratik haline getirmis? Nedir onu daha onceden bilinen, taninan ve tanimlanmis, betimlenmis oteki binbir beyden, takimlidan, musteriden ayiran? Ne olmus, nasil olmussa olmus, beygillerin gelisimi sirasinda belli bir noktada bu bey atalarindan, benzeslerinden ayrilarak bagimsiz tek kisilik bir toplum kurmus ve kendi kendine ureyebilmis. Acaba cevresinde ne vardi ki, onun boyle bir kenara cekilip yeni bir hayat sekli gelistirmesine yol acti? Bu egilim baslangicta kendini mutevazi bir bicimde gostermis olmaliydi. Herhangi bir bolgedeki bir bey toplulugu birtakim degisikliklere ugrar ve belirli bir yerin kosullarinin kendisine daha uygun geldigini gorur. Bu asamada, daha yakinlarindaki benzesleriyle ciftlesmek olanagina sahiptirler. Bu yeni tip beyler, yasadiklari bolge icerisinde ufak bir ustunluk kazanmis, ama yine de her zaman asil govdeye baglanabilecek bir dal olmaktan oteye gidememislerdir. Ne var ki, zaman gectikce bu yeni beyler, cevrelerinin kosullarina daha cok uyarlarsa bir an gelecek, benzesleriyle bulusmaktan kacinmak, kendileri icin daha yararli olmaya baslayacaktir. Bu asamada cinsel ve toplumsal davranislari, birtakim ozel degisiliklere ugrayabilir. Oyle ki, obur benzesleriyle, yakinlariyla ciftlesmeleri, once ihtimal disina cikip, sonunda da imkansiz duruma gelebilir. Belki de baslangicta anatomilerinde, genlerinde, meydana gelen bir degisiklik, yalnizca o bolgeyi kendine yurt edinmislerin kimi olanaklarindan daha kolayca yararlanabilmelerini saglamistir. Ama ardindan, ciftlesme cagrilarinin ve devinimlerinin de yalniz kendi tiplerinden arkadaslari cekecek bicimde degismis olacagi, akla yakin gelebilir. Boylece bir kenarda sessizce yeni bir tip, yeni bir hayat sekli gelismis ve binikinci bey ortaya cikmistir.

Bu adi sani bilinmeyen beye bakarken ya da onun hakkinda birseyler yazarken, ortaya ancak birtakim varsayimlar atabiliriz. Elimizdeki biricik kesin veri, kestane rengi takimindan dolayi yeni bir kahramanin soz konusu oldugudur, ama bu, basit bir belirti olmaktan oteye gidemez. Tipki vucuttaki kizartilarin, bir hastaligin varligini belirtmekten oteye gitmeyecegi gibi. Bu belirtiler, yeni kahramanin ne oldugunu anlayabilmemiz icin sadece bir cikis noktasidir. Ise, en mutevazi yoldan, beyimize acik ve secik bir ad takmakla baslayacagiz, Kestane Rengi Takimli Bey ya da Postanedeki Adam. Ardindan obur beylerden nerelerde ayrildigini anlayabilmek icin, yapisinin ve davranislarinin hemen hemen butun gorunuslerini elden geldigince not edecegiz. Boylece azar azar onun gecmisini ortaya cikaracagiz.

Boyle bir kahramani okurken/yazarken elimizdeki en onemli koz, gerek okuyucu gerekse yazici olarak kendimizin kestane rengi takimli bir kahraman olmayisidir ya da "sehirici" yazili mektup kutusunun bir bucuk adim berisinde olmayisimiz. Bizim isimiz kahramanin karsisinda yalnizca okuyucu/yazici olarak kalmaktir. Bu tutum, her kendini bilen okuyucu/yazici da bulunmasi gereken alcak gonullulukten ayrilmamamizi saglar. Ne yazik ki, insan denilen hayvani okuma/yazmaya kalkinca, bu tutumumuza bagli kalamayiz. Okuzu okuz diye adlandirmaya alismis olmasi gereken zoologlar bile, bu konuda derinlerden gelen bir cesit ustunluk duygusundan kurtulmakta zorluk cekerler. Bu engeli asmanin tek yolu, kahramana sanki bizimle ilgisi olmayan bir turdenmis gibi bakmaktir. Oyleyse simdi kahramani, tesrih masasina iki seksen uzanmis, yazilmayi ve okunmayi bekliyor varsayalim. Bakalim yazmaya ve okumaya nereden baslayacagiz?

Ilk once kahramanimizi siki iliski icinde oldugu obur tiplerle karsilastirarak ise baslayabiliriz. Dislerine, ellerine, gozlerine, kafatasina ve daha baska anatomik niteliklerine bakarsak, bu seyin besbelli gelismis bir memeli hayvan, bir primat oldugu anlasilir, ancak mektup kutularinin onunde dikilisi, govdesinin sendeleyisi, kestane rengi takimiyla durusuyla oldukca acayip bir primat. Bu acayipligi nasil aciklamali? Belki soyle: Postane icinde bulunan binbir cesit tipin giysilerini soyup uzun bir sira halinde yan yana dizdigimizi, bu koleksiyonun icine bir de kestane rengi takimli beyimizi, ama giysili ama soyunuk, soktugumuzu dusunelim. Onu nereye koyarsak koyalim, yerini bulamamis olacaktir (bulmus olmayacaktir, diye de yazilabilir/okunabilir). Siranin en basinda, en sonunda ya da icinde de dursa onu o toplulugun disina bir yere koymak zorunda kalacagiz. Cunku acayipligi hemen goze carpar. Bacaklari daha uzun, kollari fazla kisa, omuzlari goril irisi, yuzu oldukca cekici oldugundan mi? Hayir. Bu primat ya da kahraman tipi, kendine ozgu oyle bir durus bicimi bulmus olmali ki, bunun sonucunda yuruyusu, oturusu, elini kimildatisi, dolayisiyla da ayagi, kici, sirti, eli koklu bir degisiklige ugramis olsun. Goren goze, yazan ele cok batan bir baska nitelik de, bu orgenlerin ciplaklik kertesinde yalin olmasi. Derisel bir ciplaklik. Basinda, koltuk altinda ve cinsel organinin cevresindeki birkac tutamin disinda, derisinde kil namina bir sey yoktur. Obur primat turleriyle yapilan karsilastirmalarda, onlardan sasilacak denli ayrildigi gorulur. Roman, oyku gibi kimi yazin turlerinde kiclari, gogusleri ya da yuzleri yer yer kilsiz olan tiplere rastlanir. Ama bu binbir kahramanin hicbirinde onun durusuyla, durusunun gorunusuyle bir yakinlik, benzerlik bulunamaz. Bu durumda yazinizi ilerletmeden once bu yeni tipe kahraman ya da kestan rengi takimli adam demek dogru olur. Bu kendisi denli yalin oldugu gibi kendisini niteliyici bir andir da. Kaldi ki bu herhangi bir ozel varsayimin etkisinde kalmadan takilmis bir ad. Bu belki bizim okuyucu ya da yazici olarak belirli bir olcuyu elden birakmamamizi veya yansizliktan sapmamamizi saglayacaktir.

Bundan sonra yazicinin -yoksa yazan elin mi demeli?-, birtakim betimlemeler yapmasi gerekecektir. Bu denli ayriksi ve yalin durusa sahip baska tipler var midir? Yazi dunyasinda yasayan butun kahraman tiplerini gozonune getirdigimizde goruruz ki hepsi de koruyucu ve yaratici yazarlarinin eline siki sikiya sarilmislardir. Bugun saptayabildigimiz 36 olay ve binbir tip/hikaye arasinda yazar elini sirtindan atabilmis olanlar kalem ucuyla gosterilecek denli azdir. Kahramanin uzerine abanan bu kasarlanmis elin hikayenin akisini, surukleyiciligini, sicakligini onleme konusunda onemli bir rolu vardir, Ayrica, kultur gunesinin siddetli yakici isinlarinin altinda kahramanin asiri su kaybetmesini ve derinin isinlarin etkisiyle yanmasini engeller. Oyleyse, bu elin yok olmasi icin, cok onemli nedenler gerekmektedir. Birkac istisna disinda, kahramanlarin boyle bir fedakarliga ancak busbutun degisik bir ortama girdikleri zaman katlandiklarini goruruz. "Katip Bartelbley" gibi "yapmamayi yegleyen" kahramanlar bile, oykulerine derinden derine isleyen o eli, uzerlerinden atmak isteseler de, bugune aktaragelmek zorunda kalmislardir. Kahramanlari busbutun o elsiz dusunmenin olanaksizligindan oturu belki de. Moldoror gibi siirde yasayan kahramanlar ise daha keskin bir profil elde edebilmek icin yazarin elini bir olcude sirtindan atabilmistir. Ancak romanda yasayan ve asil kahramani temsil eden tipler, ister bir ilkeyi bozmak icin olsun, ister silik mi silik olsun, ister "ne oldu"nun altinda kivraniyor olsun genel olarak o kasarlanmis elin hukmu altindadirlar. Ama yazar elini bir olcude asip, geri plana iten ve handiyse olumsuz dev tipler biryana birakilirsa Kestane Rengi Takimli Beyimiz, yasayan o akilli elin koruyuculuguna siginmis butun oteki kahramanlara oranla bambaska bir tip olarak gorulur.

Yazici, bundan su sonucu cikaracaktir: Kestane Rengi Takimli Beyimizin yeraltinda, adada ya da degirmenler arasinda seruvenci bir kahraman olmasi gerekir.Ne var ki, beyimizin gelisimi sirasinda esine az rastlanir, hatta hic rastlanmaz bir olay meydana gelmemis olsun?... Oyleyse bunu ortaya cikarmak icin gecmisini, hikayesini desmek gerekecek, en yakin benzerini ozenle incelemek gerekecek. Atalarindan kopup ayrilan bu yeni tip hakkinda, aydinliga kavusabilmek icin, onu teknik bir olanak olarak cogaltabilmek icin belki de, baska izlerin ardinca yol surmek, benzeslerini gomuldukleri diplerden cekip cikarmak gerekecek. Ama yuzyillardan bu yana kiyiya itilmis izleri, uclari burada sergilemek cok uzun surer. Dahasi onca yuzyil boyunca biriken sayfalari su gucsuz elin bir cirpida kenara itebilecegini sanmak safdillik olur. Ancak en kolayindan su soylenebilir, belki: Kestane rengi takimli adamin mensup oldugu kahraman tipi, olumculgillerden geliyordu. Bu ilk kahramanlar, hayvanlar alemi uzerinde egemenliklerini surdurdukleri donemde, ormanlarin kuytuluklarinda yasayan, yupurgenlikle oraya buraya kosusturan onemsiz yaratiklardi. Henuz oyku yiyici degillerdi, bocek yemekle yetindiklerinden oturu. Bu kucuk bocek yiyiciler yeni bir takim alanlara yayilmaya basladilar. Dagilarak cesitli garip bicimlere girdiler. Kimisi bocek yiyicilikte karar kildi, kimi ot yiyicilikte, kimi ise oyku yiyici oldu. Kimi guvenlik nedeniyle toprak altina cekildi, kimi dusmanlarindan kacabilmek icin uzun deniz yolculuklarina cikti, acik arazide dev degirmenler bulup savasti kimi.

Sunu bir kez daha belirtmeli, bu anlatida, bircok kahramanin buyuk bir ovuncle anlatilan o devasa deniz yolculuklarindan, dillere destan firtinali asklarindan, surukleyici, heyecan dolu seruvenlerinden soz edecek degiliz. Bununla ilgilenecek degiliz. Bunlarin cok surukleyici birer hikaye oldugunu biliyoruz. Ancak seruvenden seruvene kosan, bir asktan bir baskasina konup basi donen, huzunlenen, sevincten kivranan kahramanlarin basindan gecen bu cilasi parlak oykulerin altinda, sikisinca isemek zorunda kaldiklarinin unutulmasi, iskalanmasi dogrusu irkiltici.

Mektup kutularinin bir bucuk adim onunde dikilen bu adamin ne gibi bir seruveni olabilir? Her seyden once, bizim onunla karsilasmamiza bir goz atalim. Bu acayip kahramanla ilk karsilastigimizda, ayriksi ve o denli de ayirici bir niteligi oldugunu farketmistik: kestane rengi takimiyla durusu. Bu beyi Kestane Rengi Takimli Bey diye adlandirmamizin nedeni de buydu. Ona uygun baska adlar verebilecegimizi de animsatmali, hele de gecmisine iliskin kimi bilgiler edinince: Iki Ayaginin Uzerinde Dikili Duran Adam, Postanedeki Adam, Mektup Yazan Adam, Oturan Adam gibi. Ama bunlardan hic biri ilk bakista goze carpan nitelikleri degildi. Bu yaratigin fotografina bir katologda rastlayacak olsak, bizi ilk sasirtan sey, giysisi olacakti. Iyi ama, bu garip niteligin anlami nedir, neden postane icindeki obur tiplerin arasindan siyrilip goze carpmaktadir? Giysi kusanan tek canli yaratik olusu onu obur canlilardan ayiriyor, bu dogru, ama bu durum obur kahramanlar icin de gecerli. Onu oburlerinden ayiran, giysisine ek'lenen neydi?

Moda dergilerinin, patronlarin, cizim kataloglarinin, ne yazik ki, bize hic bir yardimi olmamakta, giysiye ek'lenenin ne oldugunu aciklayamamakta, tersine gizlenmekte. Iste tam bu noktada yazan elden umar bekleme tehlikesiyle karsi karsiya gelmekteyiz: Yazmak ya da yazmamak, iste asil mesele bu.

 

Hosted by www.Geocities.ws

1