
Kežif
| Cengelli
Peri - Balku
Insanin kendinden sadece bir kac yas buyuk bir babaannesi olmasinin tuhaf bir sey oldugunu otuz yasindayken farketmedim. Henuz bir cocukken biliyordum: Diger cocuklar her firsatta babaannelerinin sefkat ve yaslilik kokan kucaklarina oturup entari ceplerinden cikardiklari ucuz bakkal sekerlemelerini mutlulukla kitirdatirken, ben asla yasli ve sisman olmayan babaannemden mumkun oldugunca uzak durmaya calisirdim. Yine de o zamanlar ben cocuktum, o da benim babaannem. Þimdiyse akran olabilecek kadar yakin yaslardayiz. O eski soguklugu hala hissetsem de olgun bir insan olmanin sorumluluguyla, onu anlamaya ve ondan korkmamaya calisiyorum. Sag kolumun ustunde, etine sapli cengelli igneyi her gordugumde ilk gordugumde oldugu gibi anlamsiz bir urkuntuyle yanindan kacma istegi duysam da. Onu garip bulan tek kisi ben degilim sanirim. Koyluler, hatta yakin akrabalarimiz bile onu sadece "Peri" diye degil, "Cengelli Peri" diye cagiriyorlar, etine sapli cengelli ignenin ayriksi bir sey oldugunu hatirlatmak istercesine. Ama babaannem bu acik garipsemeyi umursamiyor bile. Sabahtan aksama kadar evin onundeki dut agacinin altinda kalin hatira defterini tekrar tekrar okuyor. Saatlerce oturusunu bir kez olsun degistirmeden, yuzunde tek bie kas bile oynatmaksizin okuyor. Okurken gulmesini, huzunlenmesi yada aglamasini bekliyorum; arasira koluna sapli cengelli ignenin cevresini kasimak disinda birsey yapmiyor. Dedemin hatira defterini gizlice ben de okudum. Yirmi yasinda baslayarak tum yasadiklarini yazmisti dedem. Olumune kadar, diyemecegim cunku defterin son yirmibes sayfasi arap harfleriyle, buyuk ihtimalle Farsca yazmisti ve ben bu dili hic bilmem. Yine de anladigim kisimlar siradan bir insanin hayat karsisindaki caresizligini yeterince yansitiyordu. Ben, satirlarin gezinen dedemin hayati ve hisleri karsisinda bazen agladim, bazen onun olaylari kavrayisindaki safliga guldum; cesareti karsisinda kivanclandigim, korkakligindan igrendigim oldu. Ama satirlarin arasina gizlenen adamin benim dedem olmasina sevindim. Son sayfalardaki acayip yazilara ise korkunc bir merakla baktim. Merakim yillarca devam etti, ben defalarca defteri babaannemin ceviz sandigindan asirarak okudum. Ne o tuhaf harfler lutfedip bir kelime fisildadilar ne de merakim dindi. Ta ki babaannemin beni dut agacinin altina yanina cagirip hicbir aciklamaya gerek duymaksizin bir masala anlatmaya basladigi o aksam ustune degin... Onun birdenbire torununa masal anlatacak kadar gercek bir babaanne olmasina sasirdim ama dinlemekten baska carem yoktu. Evvel zaman icinde kalbur saman icinde, kelimelerin dus tozuna bulandigi tarihlerden bir tarihte, koyun birinde diyelim ki hasan adinda bir adam yasardi. Otuz yaslarinda, varlikli ve yakisikli bir gencti Hasan. Doru kisragina atlayip kendinden atina, atindan kendine bulasan bir kibirle belinde hanceri elinde tufegi ava gideken, dere basindaki genc kizlar yureklerinin gumburtusunu bastirmak icin camasir tokaclarinin patirtisina siginirlardi. Hasan basini cevirip bakmazdi bile kendisiyle evlenmek icin can atan pembe yanakli kizlara. Koyun disindaki evinde tek basina, sadece ahirindaki dort cins atla ilgilenerek yasardi. Koyluler ondan hoslanmazlardi, o da onlardan. Hasan bir sabah her zaman yaptigi gibi yataktan kalkar kalkmaz ahira, atlarina bakmaya gittiginde, alistigi at gubresi kokusunun yerine kesif bir menekse kokusu alinca bunu umursamadi bile. insanin cogu zaman menekse kokusuyla gubre kokusu arasinda ayrim yapmadigini iyi bilirdi. Onu sasirtan doru kisragin haliydi: Kisrak, uzun bir yoldan dortnala gelmiscesine ter icindeydi, derin derin soluyordu. Serin bir sonbahar sabahinda olacak is degildi bu. Ahirin sicakligindan olsa diger atlarin da terlemesi gerekirdi, oysa ucu de sakin sakin yem yiyorlardi. Hasan duruma bir anlam veremedi. Ogleden sonra doru kisraga binip ava cikinca atta alisik olmadigi bir isteksizlik sezdi ve iyice merkalandi. Ama merak ettigi seyleri baskalarina sormayacak kadar kibirliydi. Kibrini bes gun surdurebildi. Her sabah kalktiginda ahira kostu ve doru kisragi menekse kokusuna kesmis ahirda sirilsiklam tere batmis olarak buldu. Altinci gun koyun yaslilarindan Huseyin Dayi, atlarindan birini damizlik olarak almaya ahira gelipte menekse kokusunun sebebini saskin saskin sordugunda Hasan artik dayanamadi ve her sabah karsilastigi manzarayi anlatti. Huseyin gormus gecirmis, gerceklerden haberdar bir adamdi. Hasan'a baska varlik alemlerinden, dogaustu guclerden filan sozetti; en cok da Hasan'i cekemeyen birinin ata buyu yapmis olabilecegi ihtimalinden. Hasan adami sabir ve saygiyla dinlediyse de anlattiklarinin kocamis insanlarin torunlarina anlattiklari masallardan pek farkli olmadigini dusundu. Ancak doru kisragi kan ter icinde buldugu sabahlarin ardi arkasi kesilmeyince inadindan vazgecme zamaninin geldigini bilecek kadar da duskundu atina. Huseyin Dayi'nin tavsiye ettigi adama gitti ve cubbesinin cebine bir tomar para sikistirdiktan sonra yarim agizla doru kisragin ustundeki buyuyu cozmesini istedi. Hocanin yazdigi muskayi bir kova suyun icine atip kovayi atin onune surdugu anda bile inanci yoktu. Yaptigini doru kisraga karsi bir gorev olarak goruyordu, o kadar. Bu yuzden, aradan birkac gun gecip de atin durumunda olumlu bir degisiklik olmayinca hic sasirmadi. Onu asil sasirtan birkac gun sonra yine atlara bakmaya ahira gittiginde gordugu seydi: O tuhaf, zarif, muhtesem seyi gordugunu sandigi bir kac saniyelik zamanda, ahirdaki menekse kokusunu ve doru kisragin halini anladigini, bunlarin hic de garipsenecek seyler olmadigini dusundu. Kisacik bir an sonra gordugu sey bir serap gibi ortadan kayboldugunda tekrar doru kisragin haline uzuldu ve ahirin nicin menekse koktugunu tekrar merak etti. Bir ruyadaymis gibi atlara yem verdi ve eve gitti. Uc gun boyunca kimseyle konusmadi, ava cikmadi, atlari yemlemek icin ahira gitmek zorunda kaldigindaysa doru kisraga bakmamak icin ozel bir caba harcadi. Ama bir insandi o da; insani zaaflari olmamasi mumkun degildi. Bir sabah gunes dogmadan gaz lambasini da alarak ahira gitti. O seyin orada olmayacagini umarak ve orada olmasi icin icindan dualar ederek ahirin kapisini acti. Oradaydi; gaz lambasinin olgun ve titrek isiginda bir kez daha gordu Hasan, oradaydi, doru kisragin sirtinda. Hasan'i gormuyordu. Titremesine engel olmaya calisarak uzun uzun seyretti. Seyrederken, dunyanin siradan guzelliklerine lanetler yagdirdi icinden, kendi gorme sinirlarindan nefret etti. O sey, Hasan'in ahira girdigini farketmesine ragmen oylece kipirtisiz durdu. Alacakaranlikta Bitisik iki dolunay gibi parlayan kalcalarri ciplakligini ele veriyordu. Oysa beline kadar inen sapsari saclari biraz daha uzun olsaydi insan onun ciplak oldugunu dusunmeyebilirdi. Hasan, kadinin tekrar ortadan kaybolabileceginden baska bir sey dusunmez halde kosup kadinin bacagindan tuttu. Disarda bir baykus ciglik ciglik ucustu, lambanin isigi titredi. Hasan kotuye yordu bunlari. Kadinin gidecegini sandi, telasla sordu: "in misin cin misin?" Kadin bir seyler soyledi. Masmavi gozlerinde tuhaf isimalar, yok denebilecek bir sesle ve Hasan'in bilmedigi bir dilde cevap verdi. Hasan anlamadi ama kadinin gozlerindeki ifadeden ve ahirdaki menekse kokusunun artmasindan, onun kacip gitmeyecegini hissetti, biraz rahatlar gibi oldu. Kadinin anlayip anlamadigina aldirmaksizin diz coktu, kucuk ve beyaz ayaklarini operek ona asik oldugunu, cehennemden ya da cennetten, nereden geliyorsa gelsin ona asik oldugunu soyledi; gecen seferki gibi ortadan kaybolmamasi icin yalvardi. Kadin Hasan'i elinden tutarak ayaga kaldirdi ve solugundan menekse kokulari sacarak dudaklarindan optu. Hasan bu olayi yillar sonra karisina, "Olmek gibiydi. O bir anlik mutlulukta tum hayatimin beyhudeligini gordum. Bilmedigim alemlerden kokular aldim. Elim onun kadife omuzlarindayken, kapali gozlerimle kapkara, killi yaratiklar gordum. Ondan korktum. Ona tekrar asik oldum." diye anlatacakti, o ani tekrar yasiyormus gibi yari baygin. Bir anlik saskinliktan sonra kadinin opusune karsilik verdi Hasan. Artik kadinin da onu sevdiginden, kacip gitmeyeceginden emindi. Oysa gitti. Hasan'la sevistikten sonra bir anda yokoldu. Ertesi sabah yine geldi, daha sonraki sabah yine. Bu durum aylarca surdu. Her sabah alacakaranlikta ahirda bulustular. Hasan artik ava cikmiyordu. Zaten pek az gorustugu koylulerle iliskiyi neredeyse tamamen kesmisti. Ama koyluler ondaki degisikligin farkindaydilar. Ertesi sabaha kadar vakit oldurmek icin dolastigi nehir kiyisinda onu dalgin ve dusunceli gorenler, bunun onu koydeki kizlardan birine vurulduguna ve derdini kimseye acamadigina yorarak yanina gelip bir derdi olup olmadigini soruyorlardi, derdini biliyoruz havalarinda Bir sabah ahirda sevistikten sonra kadina donup "Sana bir ad vermek gerek." dedi. Kadin itiraz etmedi. insanlarin kendilerini kandirmak icin olmadik yollara basvurduklarini iyi biliyordu cunku. Sonra Hasan kadina artik evine gelip karisi olmasi gerektigini soyledi. Ancak once bu gunduzleri ortadan kaybolma isini halletmek gerekiyordu. Ne yapmaliydi, bu isi cozebilecek nefesi kuvvetli bir hocaya mi gitmeliydi? "Hayir" dedi, kadin: "Bu derdin dermani altin bir cengelli ignedir." Hasan sasirdi. Cengelli ignenin ne ise yarayacagini bilemiyordu ama kadina olan askindan ve caresizlikten ertesi sabaha kadar cengelli igneyi temin etti. Kadin, cengelli igneyi etine ilistirmesi gerektigini soyledi. Boylece gun dogdugunda gitmesi gerekmeyecekti. Hasan denileni yapti ve o gunden sonra "Peri" adini verdigi kadin daima Hasan'in yaninda kaldi. "Demek o kadin sendin?" diye bagirdim babaanneme. "Evet bendim dedi," o cengelli igne Hasan'in yaninda kalabilmemin tek yoluydu. Ona sirrimi verdim. Beni insanlarin arasina hapsedecek fermani verdim." Dedemin hatira defterine Arap harfleriyle yazdigi sir aydinlanmisti iste. O ecis bucus harflerin benden gizlendigi sir babaannemin anlattiklariyla birdenbire cozulunce tum heyecanimi yitirdim. Cozumun degil, sirri cozme cabasinin daha zevkli oldugunu dusundum. Hayal kirikligi icinde kalkip yatagima gitmeye davrandim. Ama babaannem beni daima urkutmus olan buz gibi eliyle bilegimden yapisip "otur" dedi, "otur ve dinle." Pes, miriltiyla fisilti arasinda gezinene bir sesle anlatmaya devam etti: "Altindan yapilmis cengelli igne yasamini insanlarin arasinda surdurmem icin sartti. Ama cok gecmeden olanlarla yasamanin basli basina bir sorun oldugunu, ustelik bu cetin sorunu ne altin bir cengelli ignenin ne de baska bir tilsimin kolayca cozemeyecegini anladim. Hasan beni yakinlarina ve koylulerine tanistirdigi gun sikintiliydi, surekli terliyordu. "Bu peri" dedi, "benim karim olacak." Koyluler saskinlik icinde benim kim oldugumu, nereden geldigimi sordular. Hasan yine sikintiyla beni askerlik yaptigi yerden tanidigini, orada sozlestigimizi ve benim de iste bu sabah cikageldigimi soyledi. Bu sacmasapan cevap bitmeden bir agizdan yeni bir soru sordular: "Askerlik yaptigin yerdeki tum kadinlar boyle sarisin miydi? "Hasan gereksiz yere ofkelendi. Beni elimden tutup eve dogru suruklerken geriye, koylulerine donup, "Biz evlenecegiz!" diye bagirdi. Bir imam araciligiyla evlenmeyi ben istemedim. Hukumet nikahi kiydirmak icinse Hasan'in cebinde yuklu miktarda bir paranin cikip muhtarin cebine girmesi, onun da bin bir dalavere cevirmesi gerekti. Sonunda evlendik. Evliligimizin ilk gecesinde Hasan, mutluluktan sarhos bir halde, "Her sey bir peri masali gibi" dedi. Benim surat astigimi gorunce de "Affedersin" deyip optu beni. Birbirimizin hatalarini gormezden gelecek kadar yeni evliydik henuz. Ama itiraf etmeliyim ki bir kac ay boyunca her sey gercekten de bir masal gibiydi. Sonra bir gun, komsumuz olan bir kadin kolumdaki cengelli igneyi farketti ve dogal olarak bir yigin soru sordu. Dogdugum yerde bunun bir gelenek oldugunu soyledimse de inanmadi. Uc gun sonra tum koyluler beni "Cengelli Peri" diye cagiriyodu. Hasan duyunca kuplere bindi ve beni dikkatsizlikle sucladi. Yine de koylulerin beni boyle cagirmalarina kisa surede alisti. Alisamadigi ve onyillar boyunca alisamayacagi sey kendisiydi; yaslanmasiydi. Gittikce daha buyuk bir hayalkirikligiyla bakiyordu kirisan yuzune, kuculen bedenine ve aynalara. Zamanin sonsuz sakalarindan nefret ediyordu. galiba benden de. O yavas yavas cururken; sirt agrilarindan, iyi isitmeden kulaklarindan ve takma dislerinin damagini acitmasindan sikayet ederken ben, onun ilk gordugu gunku gibi dinc, taze ve sarisindim. Sonsuz gencligim onu rahatsiz ediyordu: Koydeki yeniyetme delikanlilarin beni gorunce yuzlerinde beliren siritkan ifade ve biz yanlarindan gecerken haince fisildasmalari Hasan'i cildirtiyordu. Ben hep, seni seviyorum, diyordum ona yarim yamalak sevismelerin ardindan. "Yasima ragmen mi?" diye soruyordu her defasinda. "Evet." Bir gece, benim uyumak nedir bilmedigimi, sadece sirtustu yatip onun gibi yapmaya calistigimi bilmeksizin kolumdaki cengelli igneyi sokmeye calisti. Cengelli igneye dokundugu anda duydugu aciyi, o cehennemi sesleri ve goruntuleri senin zavalli beyninin almamasi mumkun degil. Bir saniye surdu hersey. Bir saniyede anladi insanlarin kisacik yasamlarini kendi zaaflariyla nasil berbad ettiklerini ve dusup oldu. Onun icin aglamak elimden gelmezdi. Yapabilecegim tek seyi yaptim ve saclarimi toplayip basortusuyle gizledim herkesten. O goremiyorsa kimse goremeyecekti. Baban dedenden onyil sonra, daha dogrusu senin gectigin yollardan gectikten ve beni babasini oldurmekle sucladiktan sonra ayni seyi denedi ve ayni tecrubeyle oldu. Aslinda becerebilmesini isterdim ama yapamadi. Koyluler babani gomerken onun da tipki babasi gibi kalp sektesinden olmesinin ne buyuk talihsizlik oldugunu, bu belanin galiba irsi oldugunu filan konustular. Bana gizli bir nefretle, sana ise acimayla baktilar. Ama sen bunlarin farkinda olacak durumda degildin. Simdi gercegi bildigine gore ya gelecekte kizin yasinda olacak ve sen yaslanip olurken bu dunyada kalacak bir babaanne ile yasamayi secersin ya da kalp hastaliginin sizin ailede kalitsal oldugu sacmaligini sevgili koylulerinize bir kez daha tekrarlatirsin." Gozlerimi kolumun ustundeki cengelli igneden ayirmadan yutkundum. Insanin kendinden bir kac yas buyuk ya da kizi yasinda bir babaannesi olmasinin hic de tuhaf bir sey olmadigini iste o aksam farkettim. |
