
Keşif
| Neredeyse
Avignon'da Bir Aksamustu - Faruk
Ulay
Kapiyi çaldim. Açilmayacagini, bir daha çalacagimi beklerken hiç kapanmamis gibi açildi kapi. Kiz karsimdaydi. Benden dort sinif buyuktu. Ayni okuldaydik. Sabahçiydi. Oglenciydim. Ayni sinifta ders goruyorduk, hergun okul bittiginde, kapida karsilasiyorduk. Bir yigin arkadasi vardi. Adi, adresi herkesin defterindeydi. Bugun dogum gunumdu, sinif arkadaslarim armaganimi almam uzere beni kizin evine gondermislerdi. Son derse girmeden adresi çantamla birlikte elime tutusturmus, "Bizden bu kadar, gerisi sana kaliyor." demislerdi. "Gecikmedim ya..." dedim, otesini getirecekken parmagini dudaklarima yapistirip konusmami yarida kesti, elimden tutup içeriye aldi, kapiyi açilmamis gibi kapatti. Ne oldugunu anlayamadim. Beni bekliyor muydu? Armaganim neredeydi? Elinde degildi. Evinde miydi? Tanimadigim bir evde isim neydi? Kandirilmis miydim? Arkadaslarimin oyununa mi gelmistim? Neden son dersi asmak zorunda birakilmistim? Yarin alay edilecektim. +gretmenimden azar isitecektim. Hiç olmazsa eve geç kalmasaydim. Kapinin tokmagina asildim. Kiz disariya çikmami engelledi. Beni yakaladigi elimle birlikte odaya, kendine, son dersten, okuldan, eve donmekten çok uzaklara çekti. "Hava soguk mu?" "Çok degil." "Neden buz gibisin?" "Artik degilim." Sicacikti. Sol gogsu... Sag gogsune degmemistim. Ikisinin arasina oturttugu elimi hemencecik çekip sol gogsunun uzerine koymustum. Gogus tutacak yasa gelmemistim. Yine de gogsundeydi elim. Tutmadigima, yalnizca koyduguma kendimi inandirmaya çalisiyordum. Tutmasam duserdi. Elim... Dusmuyordu. Demek ki tutuyordum. Kizlara bakmam bile ayip karsilanirken tanimadigim bir kizin evine dek gidip bana yabanci bir gogus tutuyordum. Ev bombostu. Iyi ki annesiyle babasi yoktu. Elimi gorseler ne derlerdi? Annemle babam, ya onlar ne derdi? Elim gogsunde, gozlerim yuzundeydi. "Kokuyorsun...uz...mis gibi...siniz." dedim. Senli benli olmak için daha çok erken oldugunu dusundum. Ortaokuldaydim, çocuktum; tanimadiklarima "siz" demeliydim. Ama "Siz...Siz...Beni bekliyormussunuz." diyebildim. "Sizi mizi birak simdi, bizim evde boyle konusmalara yer yok." deyiverdi kiz. "Pekiyi." dedim. Kiz gulumseyerek elime bakti, hep orada mi tutacagimi sordu. Kipkirmizi oldum. Cebime sokup otobuse verecegim bozuk paralarla oynamaya basladim. Oteki elim ne yapacagini bilemedi. Az sonra iki gogsun arasinda duruyordu. Galiba o bolge simdilik en sakincasiz yerdi. Paralari singirdatan elimi bileginden yakalayip cebimden çikardi, bir kus tutarmisçasina avuçladi, beni odanin ortasindaki arkaliksiz sedire dogru çekti. Oturacakken vazgeçti, haliya çoktu. Yanina ilisirken saga sola bakinip armaganimi aradim. Ne aradigimi bilemedigimden bulamadim. Kiz da merakimi gidermemekte diretiyordu. Elimi avucundan avucuna aktariyor, gozlerimin içine bakip duruyordu. Gozlerimi gozlerinden kaçirabildikçe duvarlari inceliyordum. Ust iki kosesi samdanlanmis bir boy aynasi, siyah/beyaz bir kopru fotografi, iki çivi deligi, kuçucuk bir guguklu saat, yuvarlak bir çerçevenin içine oturtulmus bir kedi surati, kaloriferin bittigi yerde baslayip yukseldikçe açilan, tavanla duvarin birlestigi çizgide koyulasan is, birbirine yakin iki çivi deligi daha, sirlari koselerinden kararmis bir baska ayna, çerçevelenmeden dort kosesinden raptiyelenmis upuzun boyunlu bir kadin portresi, tam karsimda da yerde baslayip tavanda biten, altin yaldizli bir çerçevenin içine sikisip kalmis bes çiplak kizin tika basa doldurdugu bir tablo. "Bu tablo kimin?" "Avignonlu bir ressamin." "Adi nedir?" "Ressamin mi?" "Tablonun." "Avignonlu Kadinlar." "Kiza benziyorlar." "Nereden anladin?" "Tenleri pespembe." "Onemli olan yuzleri." "Yuzleri maskeyi andiriyor." "Ortadakinin de mi?" Ortadakine baktim, maskesi yoktu. Elini basinin altina koymus, ayakta durmus, bize bakiyordu. Koltukalti killari tras edilmisti. Sol eliyle bacagindaki ortuyu siyirmak uzereydi. Onundeki masada duran uzumlere degmek uzere yerimde dogrulurken az sonra çayla kurabiye getirecegini soyleyince vazgeçtim. Susamistim. Acikmistim. Dogum gunumdu. Pastam evde beni bekliyordu. Geç kaliyordum. Bu gidisle pasta yerine kocaman bir tokat yiyecektim. Evde, okulda azar isitecektim. Kiz yanima uzanmis, elini basinin ardina koymus, tavana bakiyordu. Tablodaki kizin gerçekte yatmis oldugunu yanimda yatana bakarken anladim. Tablodaki gibi duruyordu. Teni pespembeydi. Resim gibiydi. Gozlerimi ondan kaçiramiyordum artik. Daha çok erkendi. Gençtim. Çocuk yastaydim. Bir kizin yaninda yatamazdim. Yatmak da ne demek, yan yana bile duramazdim. Ayaga kalkabildimse de gozlerimi takildiklari yerden kurtaramadim. Kiz kasla goz arasinda giysilerini çikarmis, sedirin uzerinden aldigi sali bacaklarina çekiyordu. Ne yapabilirdim? Hala çok erkendi. "Dur...un. oyle kal...in. Bir resmini...zi yapmak istiyorum sen...izin." "Yapamazsin." "Neden yapamam ki?" "Çunku Çunku Avignonlu degilim." Resim yapmayi bilmiyordum, fotograf makinam da yanimda degildi. Ders kitaplarimin sayfalari arasinda çiplak bir kiz resmi yoktu. Beni buraya yollayan arkadaslarimin kitaplari boyle resimlerle doluydu. Sali dizinin uzerine dek çekip orada birakti. Koltukalti killari yeni tras edilmis olmaliydi. Burnuma mis gibi kaynatilmis limon koktu. Annem gibi koktu kiz. "Annen gibi kokuyorum degil mi" diye sordu kiz. Saskinligimi gizlemeyi unutarak "Nereden anladiniz?" diye sordum. "Her kadin gibi koktugumdan." dedi kiz. Içime suphe dusmustu; annem kiz degil miydi? Avignon'a adim atmamis miydi? "Her kiz Avignon'da yasamis midir?" "Yasamamistir elbette ama bir resmi yapilmis, bir fotografi çekilmistir." "Avignonlu olmasalar bile mi?" "Evet." "O zaman neden resminizi yapamam ki her kizin yapilmissa?" "Bir dahaki sefere. Simdi yapacak baska seyler var." Evimin duvarlarini gozumun onune getirdim, firtinali bir denizle pirinç tarlalarini gosteren iki manzaradan baska resme rastlamadim. Once yalan soylemeyi dusundum ama daha erkendi. Yalan soyleyecek yasa gelmemistim. Ne diyecegimi bilemezken babamin balayinda yaptigi karakalem resim aklima geldi; annemin basucundaki komodinin orta çekmecesinde duruyordu. Elini basinin ardina koymus, govdesi yorganin altinda kaybolmus bir kizi gosteriyordu. "Dogru. Yagliboya olmasa bile annemin karsimizda asili tablodaki kiza benzeyen bir resmi var, kosesinde yapildigi tarihle babamin imzasi bile var." "Baban nereli?" "Bilmiyorum. Burali olmali. Ama degil galiba. Bilmiyorum." Babamin Avignonlu oldugunu sanmiyordum ama nereli oldugunu bir turlu çikaramiyordum. Az daha dusunebilmek için bir soruyla yanitladim kizi. "Babam Avignonlu mu dersiniz?" "Nereden bileyim? Çok mu gerekli babanin nereli oldugu?" "Bilmem, sanki Avignonlu olsa daha iyi resim yapar gibi geldi de." Komodinin çekmecelerini aceleyle taradim. Babamin karakaleminden baska resim yoktu. Birden kizdim. Bunu bile dogru durust yapamamisti, Annemin govdesini saklamis, koltukaltlarini tras etmeyi unutmustu. Ustelemek bosunaydi. Gerçegi kabullenmeliydim. "Annem kiz degil." "Uzulme, benimki de degil." Dogruldu, haliya biraktigi elimi yakalayip yeniden uzandi. Ben de elimi tek basina birakmamak için yanina yatmak zorunda kaldim. Keyfim kaçmisti. Zaten yoktu ya simdi iyice kaçmisti. Annem kiz olmadigi gibi babam da Avignonlu degildi. Nereli oldugunu da animsayamiyordum. Elim goguslerin arasindaydi yine. "Pekiyi babami taniyormusun...uz?" "Hayir, genç degilse tanimam." Babam kaç yasindaydi? Kaç yasina degin genç olunabilirdi? Ben genç miydim? Çocuk muydum? Annemle babama bakilirsa çocuktum. Hisim, akrabaya bakilirsa delikanliydim. Genç degildim. Yasli degildim. Çocuk oldugumu sanmiyordum. Delikanli olmaktan hoslanmiyordum. Ortaokula gittigime gore orta yasli bir çocuk olabilir miydim? Ya bu kiz Genç miydi? Yasli degildi. Delikanli miydi? "Babam delikanli." "Ama genç mi?" Genç miydi babam? Olacak is degildi; babamla ilgili ne biliyorsam unutmustum. Ustelik annemin Avignon'da yasamadigini, kiz olmadigini ogrenmistim. Dahasi, annem kiz degilse nasil annem olabilirdi? Kizlikla annelik arasinda bir ilinti oldugunu duymustum. Neydi bu ilinti? Dusunmek istemedim. Bugun bilmedigim bir yigin gerçekle karsi karsiya kalacagimi, boylesine uzulecegimi beklemiyordum. Annemin Avignonlu olmamasi uzmuyordu artik beni. Kiz olmadigina uzuluyordum simdi. Yillardir babam ve benle ugrasmaktan kiz olmayi aklina getirmesi, annelige zaman ayirmasi dusunulemezdi. Bir kez olsun bana bu konuyu açsaydi belki yardimim dokunabilirdi. Benim yasimdakilerin de birseyler bildigi muhakkakti. Ne olursa olsun, annem ya da evdeki kadin, bunca yildir okula ugurladigi bir çocugun eve dondugunde az daha bilgilenmis oldugunu anlayabilirdi. Bundan sonra nasil çagiracaktim onu? Adiyla seslenemeyecegime gore anne demeyi surdurecektim. Inanmadigim seyleri yapmak zorunda kalmak beni buyultuyor mu yoksa kuçultuyor muydu? Aklim iyice karisiyordu. Bu eve neden geldigimi, ne oldugumu çozemedikçe sikintim artiyordu. Dogum gunu pastamin tadi damagimdan dilimin ucuna yurumus, beni eve çagiriyordu. Babamla bana oglum diyen kadina sarilmak, armaganimi bir an once almak istiyordum. Hiç olmazsa gecikecegimi haber verseydim. Siniftakilere iyice kizdim. Daha delikanli bile olamamisken boyle bir deliligi nasil yapabilmistim? Kotu kandirilmistim. Kiz elimi yeniden avuçladi, içine bir anahtar koydu, sali bacagindan siyirip atarken artik kapiyi açma zamaninin geldigini soyledi. Anahtari avucumda siktim, hangi kapiyi açacagimi kestiremedim. Kalktim, sokak kapisina gittim, kilide sokmaya çalistim; girmedi. Anahtari odaya firlatip eve donmek istedim ama kiz halidaydi, sirtustu uzanmis beni izliyordu. Kendimi ondan kaçiramadim. Yattigi yere dogru yurudum, karsisina geçtim, evde gizli bir kapi olup olmadigini soracakken gozum gobegine takildi. "Buraya, daha yakinima." dedi kiz. Gobek deligine soktugum anahtar ince çitçitlarla yuvaya oturdu. Saga dondurdugumde kizin bacaklari aralandi. Kapilardaki kilitlerin iki donduruste açildigi gibi bacaklarin da iki seferde açilacagini sandim ama anahtari kerelerce dondurmem gerekti. Sonunda, onumde beliren daracik yolun sonunda belli belirsiz bir parilti seçtim. Elimi oraya dogru uzatacakken kiz benim girmemi istedi. Dedigini yaptim. Ayakkabilarimi çikardim, ayaklarimin ucuna basarak içeri girip sessizligi bozmadan yurumeye basladim. Yaklastikça parilti biçimlenmeye basladi, yine de ne oldugunu seçemiyordum. Elimi uzatsam degecektim. Degebilsem ne oldugunu anlayacaktim. "Degmek ve dokunmak ayni sey degildir." demisti ogretmenlerimizden biri. Dokunmaliydim o zaman. Ama dokunamadim. Degemedim de Gozlerimi kapattim. Açtigimda her yan karanliga bogulmustu. Pariltiyi yitirmistim. Daha fazla yurumek istemedim. Korkmaya baslamistim. Duse kalka çikisa dogru kostum. Geldigim yere dondugumde ter içinde kalmistim. "Terledin." dedi kiz. Gozlerim karardi da." dedim. "Yoruldun mu?" "Biraz." "Dinlenmek ister misin?" "Hayir." "Hosuna gitti mi?" "Parilti mi?" "Herneyse, bir daha denemek ister misin?" Anahtar kilitteydi. Çevirdim. Bacaklar açildi. Içeriye goz attim. Parilti oradaydi. Ama onca yolu yeniden tepmeyi gozum yemedi. Otobus bulamazsam eve yuruyerek donmek zorunda kalacaktim; gucumu donuse saklamaliydim. Yoruldugumu bahane ederek haliya uzandim. Bacaklarini kapatti, salini kullanarak alnimi ter damlalarindan temizledi, yanaklarimi oksadi, kocaman bir çocuk oldugumu, ilk seferin herkesi dus kirikligina ugrattigini soyledi. Nasil bir dus kirikligina ugramam gerektigini soracakken salini beline dolayip mutfaga gitti. Çay ve kurabiyelerle donene degin duvardaki tabloda yatan kadina baktim. Ilik çayi bir yudumda içtim. kurabiyeleri yerken bir bardak çay daha istedim ama saati gosterip annesiyle babasinin neredeyse eve doneceklerini belirtti, giyinmeme yardim etti, çantami elime tutusturdu, kolunu omuzuma atip kapiya kadar benimle geldi. Ne zaman açildigini anlayamadigim kapidan disariya adimimi attim, kapandiginda evdeydim. Geç kalmamistim. Annem mutfakta aksam yemegini hazirliyordu. Babam isten donmus, banyoda yuzunu yikiyordu. Sofra henuz hazirlanmamisti. Pastam dolapta, armaganim salonda olmaliydi. Kimse geldigimi duymamisti. Bir kosu odama gittim, onume cografya kitabini açip Avignon'u aramaya koyuldum. Ulkeler cografyasinda ulke adlarindan baska birsey yoktu. Annemin yanina kostum, evde Avignon'la ilgili bir kitap olup olmadigini sordum. Olumsuz yanit alinca gozlerim doldu, dayanamadim, kollarina atildim, aglamaya basladim. Artik aglayacak yasi geçtigimi, kocaman adam oldugumu, dogum gunumu unutmadiklarini soyledi. Bugun kocaman oldugumu soyleyen ikinci kisiydi annem. Gozlerimi kurulayan ellerini oksadim, odama dondum, yataga uzandim, degemedigim parlakliga ne zaman dokunacagimi dusunurken babami kirmizi fiyonklu bir paketle yanimda bekler buldum. O da artik delikanli oldugumu soyleyip yanaklarimdan optu, okul çantami biraktigim sandalyeye ilisip paketi açmami izledi. Çika çika paslanmaz çelikten yapilmis bir tras biçagiyla sert killi bir firça çikti içinden. Dus kirikligina ugradigim belli olmasin diye ona sarildim. Pariltiyla tras olmak arasinda gizli bir iliski oldugunu dusunurken babam da oglunun kendisi gibi koktugunu soyleyerek yemegin hazir oldugunu haber vermeye, odama gelmis annemi guldurdu. Ertesi gun okula gittigimde çevremi alan arkadaslarimi sinifin bir duvarini kaplayan dunya haritasinin basina toplayip Avignon'u gostermelerini istedigimde suratlarini asip siralarina dagildilar. Cografya dersinde pariltiyi dusunmekten ogretmene Avignon'un yerini sormayi unuttum. Gun çabuk geçti. Son zil çaldi. Arkadaslarim beni beklemeden sinifi terkettiler. Okuldan onlara yetismeye çalismadan çiktim. Durakta bekleyen otobuse agir adimlarla yurudum. Cebimdeki bozukluklarin kaldirima saçildigini goren surucu kapiyi kapayip gaza basti. Bir sonraki otobusu beklemedim. Birini kaçirinca sonrakini ne zaman beklemistim? Hem artik kocamandim. En azindan çocuk kalamayacak denli buyuktum. Elimi cebime soktum. Nerede oldugunu bir turlu kesfedemedigim Avignon'a dogru tek basima yurudum. |
