
Kežif
| Kesfe,
Kasife Dair - Funda Cesit
(Mary A. Poynter, 1921)
Istanbul'u kesfe gelen sayisiz erkek kasif-seyyahin anlatilari sadece Avrupalilarin degil bugunden Osmanli'nin Istanbul'una bakan bizlerin de ani-tarihinin kaynaklari arasinda yer almaktadir. Kadin seyyahlar, kadinlari, tarihi yazan erkek soyleminin konusu olduklari bir noktadan hikayeci, tarihci, aktarici rolune goturmede bir adim attilar. Onlarin anlatilari, oryantalist soylemden etkilenmekle birlikte, gulumseten, sasirtan, huzunlendiren renkli usluplarla bezendi. Anlamaya, kesfetmeye calistiklari mekanlar -insanlar-topluluklar uzerimizde daha derin izler birakmaya basladilar. Onlardan biri, Julia Pardoe, asagidaki satirlarin sahibi. Onu ve onun Istanbul'unu kesfi size birakiyorum. 1835 yili Aralik ayinin 30'uncu gunu, gemimiz Halic'te demir atti. Bu memleketi gormek icin yillardan beri duydugum buyuk istek, sonunda gercek olmustur! Þehirlerin kralicesi Istanbul! Saraylarla bezenmis Bogazici, ayaginin dibinde akip giderken O, meskun tepelerin uzerinde tahtina kurulmus oturuyordu. Limani dolduran bircok gemilerin arasina biz de girdik. Sahilde, cesit cesit renkli evleriyle, yedi tepenin iki renkli kume halindeki manzarasi, karsimizdaydi. Bu kumelerden biri evleri kaplayan servi agaclari, oteki de, guzellikte onlardan ustun olan cinar agaclariydi. Pardoe, Bogaz'in ozelliklerini ve Istanbul limanini soyle anlatir: Evler son derece denize yakin, sayisiz deniz kuslari limani doldurmus... yunusbaligi suruleri ise, beyaz karinlarini gostererek, buyuk sehrin cesitli sesleri ve hareketleri icinde, sanki hic bir tehlike sezmiyorlarmis gibi, emniyet icinde oynasarak yuvarlaniyorlardi. Istanbul limanini, canli bir siirden daha guzel hic bir seyle kiyas edemedim. Manzaranin essiz ozelligini, hic durmadan hareket halinde olan guzel, zarif insan kafileleri, peri gibi birbiri ardina akip gecen kayiklar, garip diller, kara, keskin bakisli gozler meydana getiriyordu. 1836 yilinin Ocak ayinin birinci gunu Pardoe, kocaman bir kartopu yigini haline gelmis Beyoglu ve Galata'da dolasir: Turklerin kutsal gunu olan cuma, ....butun dukkanlar kapali ve sokaklar issizdi. Sokaklarin bircogu, araba gecisine elverisli degildi. Onun yerine, dort kollu, elle tasinan sedye gibi bir sey (tahtarevan) kullaniliyordu. Fakat bunlar arabalar kadar kullanisli olmadiklari gibi, bazi sahislarin kendi mallari idi. Pek tabii, kiralamak da mumkun degildi. Bu yuzden kalacagimiz yere kadar suren yaya yolculugumuzda cekmedigimiz zorluk kalmadi. ...kazara bir an, ustu kar yigili buyuk cukurlardan birine battigimiz zaman, dizlerimize kadar kara gomuluyor, topuklarimiza kadar da suya batiyorduk......bir taraftan da sokaklardaki, ara ara yapilmis kucuk hasir kulubeler gozumden kacmadi. Bunlar, sehrin butun caddelerini dolduran sayisiz sokak kopeklerinin barinmalari icin kurulmuslardi. Donanma gosterilerine Osmanli kadinlarinin ilgisi Pardoe'yi saskinliga dusurur: Ote taraftan kiyiya yaklastikca, kadinlarin sayisiz beyaz yasmaklari, havai fiseklerin isigiyle, kesif bir kopuklu sahil dalgasinin ustustu yigilmis sekline benziyordu. Kadinlarin bu kadar cok toplasmalarinin sebebi su idi: Baska zamanlarda Turk kadinlarinin gece saat sekizden sonra sokakta gezmeleri yasaktir.. Pardoe, merasimler, sunnet, veliaht nisan ve dugunleri sayesinde Osmanlinin eglence anlayisi ve temayulleri ile de tanisir: Aksam faslinda, eglenceye yeni bir sey daha katilmisti. Sarayin dis avlusuna yuksekce sahne gibi bir sey yapilmis, bunun uzerinde yari zirhli oyuncular, bahcede yer yer yakilan ateslerin isiginda harp dansi yapiyorlardi. Bu isiklar sira ile yanip sonuyorlar, yenenlerle yenilenlerin parlak kostumlerini gosteriyorlar ya da onlari kalin bir bulut tabakasi icine aliyorlardi. Yapilan bu gosteri, bastan asagi basarisizlikti.....Turkler, gercekten dans edici bir millet degiller. Ancak, sunnet dugunleri Pardoe'yi zaman zaman eglendirecektir: Pasasindan tutun da, sucusuna kadar Istanbul ve civarindaki her sinif halkin cocugu, Padisahin iki kucuk oglu ile birlikte debdebe ve saltanat icinde sunnet edilecekti.....Padisah sarayinda ailesini eglendiriyor, pasalar da cadirlarinda, her gun ziyafetler veriyorlardi. Bu yuzden, Beyoglu ve Istanbul tarafinda tutulmadik araba kalmamisti... Kagithane'ye gittik. ...manzara pek hostu.... Gezici manavlar, kucuk sepetlerin icine ozenti ile dizdikleri ve mese yapraklari ile susledikleri cilekleri, yigin yigin kirazlari, sagi, solu dolasarak satiyorlardi. Hele muhallebi ve yogurt her tarafi sarmisti.....Bu torene cagrilan Turk cocuklarinin manzarasi da ilgincti.....seckin aile cocuklari disinda kalan butun cocuklarin uzerinde, Padisahin ihsan ettigi bir ornek elbiseler vardi. Seslerin meftunu olmustur Pardoe; Eglencenin sesi, Bogaz'in sesi, Turk kadininin sesi:. II Mahmut'un ablasi, Azime Sultan'in sarayini, calgi sesleri duymadan gecemezsiniz. Bu sultanin maiyetindeki hanimlarin pek cogu, Turk musikisi bilimine gore, ustun yetistirilmislerdi. Kocek havasi, uzayip giden keman sesleri, tambur sesleri ve hep birlikte soyledikleri sarkilar, oyle surekli bir halde kafeslerden sizarak suyun uzerine yayilirlar ki, kayikcilar, sarayin onune gelince, ellerinde olmayarak kurekleri yavaslatirlar. Þark muzigi hafiflemek icin dagilacak genis saha ister. iste saraydan gelen bu sesler, Okyanus derinliklerinden cikmis gibi, sularin uzerinde dalgalanir, yayilirlar..O zaman, esnek tamburun gumus tellerinden sesler cikarken, havada dalgalanan beyaz kollari, tellere basan narin parmaklari, ortaliga yayilan tok calgi seslerine karisarak onlara incelik veren dolgun kirmizi dudaklarla siyah gozleri, goz onune getirmemek elde degildir. Insan o sirada Apollo'nun lirini, ilk defa Turk hareminde caldigini sanir. Kayiklarla kayikcilar O'nun Bogaz tasvirleri icinde hak ettikleri yeri almislardi: Þu yavas yavas giden kayik, iki Rum kurekcinin cekmesinden cok, akintiya kapilmis gidiyor. Kic tarafinda yigili yesilliklerle ne kadar ferahlik verici ve ne kadar hos bir manzara almis! Bu kayik, denizi yuksekten goren evlerin meyvalarini tasiyan kayiklardan biri. Icindeki meyvacilarin, ortaligi cinlatarak ne sattiklarini bagiran sesleri, havada dalgalaniyor... Ote yanda da, Ingiliz Elciliginin sahane kayigi geciyor. Bunu yedi kurekci cekiyor. Elci, bir gazete okumakta. Hem sekli, hem de icindeki yuku ile otekilerden ayrilan kayik, koyu renktedir, agir gider ve yolcu tasir. ..... Bogaz'in her tarafindan, adam basina otuz paraya insan tasir. Bu dolmus yapan kayiklarin hem kayik ici, hem de kayik disi musterileri vardir. Dis musteriler, bacaklarini kayigin kenarlarindan disari sarkitarak ve ayaklarini, kayigin dis kismina baglanan direklerin uzerine koyarak dort saat suren seyahat icin on para eksik verirler. Genel olarak soylemek gerekirse, kayikcilar, dunyanin en iyi cins insanlaridir. Bir Turk guzelini, yasmaktan kafese betimlerken goruruz Pardoe'yi: Baska bir kayigin, kendi kayigina dogru geldigini gorunce, narin, duzgun eli, feracesinin bol kivrimlarini tutuyor. Biraz sonra, bu hanimin hafif kayigi gozden kayboldu... Bu kadini, simdi hayalinizde, kapali yalisinin serin, golgeli, genis salonlarinda yasatirsiniz. Burada, uzerindeki onu butun gozlerden kiskanan yasmak cikmis, yerini, daha da kiskanc olan kafesler almistir. Avrupali bir kadin seyyah olarak, ancak, pesin hukumlerden siyrilarak Osmanli kadininin taninabilecegi gercegi uzerinde durur: Acikca soylemek zorundayim ki, hic bir Avrupali kadin toplulugu, iki yabanci kadini, Kucuksu'da gecirdigimiz gun, Turk hanimlarinin bizi karsiladiklari kadar candan karsilamazdi... Burasi genis bir saha kaplayan cimenlik bir yerdir. Hanimlar seccadelerini yayarlar, araba ile gezerler, uzun suren yaz gununu gecirirler... Baska bir yanda da, beylerin, efendilerin ve emirlerin esleri, Iran seccadeleriyle, al renkli halilarini sererler. Bunlarin yaslicalari, yasmaklarinin, yuzlerinin alt kismini orten tarafini kaldirarak, kadinlara ozel cubuklarini tutturup keyif catarlar. Daha genc olanlari da, seccadenin kenarina diz coken halayigin tuttugu aynaya bakip hotozlarini duzelterek eglenmekte buyuklerinden asagi kalmazlar. Aynalar, dusunulebilen en guzel oyuncaklardir. Bir sark guzelince, bunlarin islenmesinde gosterilen zevk, yapildigi madenin degerinin yuksek olmasi kadar onemlidir. ....bu aynalarin bir kismi, agir oyma isi islenmis, altin veya gumus cerceve icine gecirilirler. Uzerleride kiymetli taslarla suslenir........Daha asagi siniftaki kadinlarin aynasiz olduklari sanilmasin. Bunlarin da aynalari vardir. Fakat cerceveleri tahtadandir. Uzerleri boyalarla suslenmistirler, hem de pek kucukturler. Gercek bir masal diyari resmi cizer Pardoe, bulbulleri gulleriyle; masal kahramanlari da tum gerceklikleri ile yeralacaklardir anlatida : Cok gecmeden Bulbulller Tepesi'ne geldik. Buraya bu ad, pek yerinde konulmus. Cunku, bu kuslarin sesi, gun ortasinda havayi dolduruyor ve ormandaki agaclarin sik yapraklari da yine bu kuslarin otusleri ile titresiyordu. ....Bu guzel tepenin altindaki deniz kiyisini, Rum, Ermeni ve Turk evleri doldurmustu. .....Hristiyanlarin evleri, ne buyuklukte olurlarsa olsunlar, gorenlere buyuk malikaneler etkisini vermek icin genel olarak dis taraftan iki renge boyanirlar. Halbuki, asil Turklerin yalilari, sahiplerinin o andaki bulunduklari durumu oldugu gibi aksettirirler. Osmanli, halin adamidir. Gecmisi hic dusunmez. Kendi kendini aldatacak parlak hatiralari yoktur. Tarihinin her yapragi, acikli bir olayla golgelenir. Gelecegi de dusunmeye cesareti yoktur. Cunku baski yapan bir idarenin uyrugudur. Bugunun yanindan gecilemeyen magrur pasasi, yarin yok edilebilir. Yahut da en hafifinden, evsiz barksiz birakilabilir... Gozden dusmus bir devlet adamin kapisinda da issiz dolasan hizmetkarlari, muhtesem kayik iskelesi ve bu iskelenin yaninda, oynasan sularin uzerinde kipirdayarak duran kayigi gozukmektedir. Bu manzaranin uzerine bir gam coktugu anlasilir. ...Yaz gunesi ve kis ruzgari, binanin acik mavi, yahut acik zeytuni rengini soldurmus; ...merdivenleri ot burumus, cicek saksilari yuvarlanmistir... Yerlerine konabilirler, fakat bunlari, sahipleri ile birlikte, oldugu gibi istirap cekmeye devam ettirmek daha uygun bir siyasettir. Turkiye'de, babalar, ogullari icin ev yaptirmazlar. Bir sey dikmezler ve onlar icin bir sey satin almazlar. Babalari da onlar icin bir sey yaptirmamistir. Cunku yaptirmis olsalar, belki de gelenegin bozulmasina ve menfaat kaybina sebep olabilir. Pardoe, Istanbul'un veba ve yangin afetleriyle de yuzlesmistir: Istanbul'un adini duyan herkes, burasinin veba ve yangin sehri oldugunu bilir.....Vebanin en siddetli geldigi gun, bugundu (Eylul basi). ....hastalik, her tarafta iki bastan, muthic bir sekilde patlak verdi. Beylerbeyi sarayi, iceride bu hastaliga tutulan oldugu icin disari ile munasebetini kesti. Yedikule, Rumlara veba hastanesi oldu. Vebaya tutulanlarin cogu, Turklerin fakir halki arasindadir. Cunku hamallik yapan, yahut diger adi islerde calisan bu insanlar, pislik icinde yuzmeye alismislardir... Eger pislik vebanin yayilmasinda baslica sebep ise, sayisi pek cok olan bu gibi kimselerin, butun yil, olume suruklenmeleri sasilacak bir hal degildir. Ayni olum olaylari Musevilerde de gorulur. Bunlar, fazla olarak da, vebadan olen kimselerin elbiselerini, ucuz alma pahasina, kendilerini ve baskalarini ne turlu aci akibetlere surukleyeceklerini dusunmeden, onlarin akrabalarindan satin alirlar. Boyle bir hareket, inanilmayacak bir cilginliktir. Fakat boyle iken, durum, inkar edilemez bir gercektir. Bana dehset veren sey de, vebanin siddetle hukum surdugu bir mevsimde, herkesin, korkudan hic kimse ile temas etmemesi, en yakin arkadasini, mahvedici bir vasita diye dusunmesi, akrabalarin birbirlerine yaklasmamalari, comert insanlarda hic gorulmemis olan bencillik duygusunun belirtileri oldu. Julia Pardoe 1935 yili Aralik ayinin 30'nda, Istanbul'a geldi. Dokuz ay istanbul'da kaldi. Kendisinden 118 yil once sehre gelen Lady Montague'den farkli, bir kadin seyyah olarak Istanbul'un gundelik hayatina, yonetimsel ve kulturel ozelliklerine, yasam mekanlarina iliskin tanikligi 'The City of The Sultan and Domestic Manners of Turks' ve 'The Beauties of the Bosphorus' eserleriyle gunumuze tasindi. |
