
Kežif
| Esrarin
Kesfi - Su Ufuk Uslu
Sevgili Alex, Simdi hersey degisti. Olup bitenlerden sonra dusunebildigim tek sey yazmak. Yazim bitip monitorun karsisindan ayrildigimda ne yapabilecegime dair en ufak bir fikrim yok. Gorebildigim en uzak sey buydu. Olabilecek milyonlarca ihtimalden olmasini isteyebilecegim en son sey gerceklesti ve sesinin kilavuzlugunda yasadigim yuregim hicbir sey soylemiyor simdi. Belki de kelimelerin arasinda gezinmek, hep goz onunde olan ancak baglantilarini bir turlu kuramadigim bir gercegi netlikle gormemi saglayabilir, yaratilis gunu tek bir soz ile varolan hayat bu kez bir baska sozle yeniden sekillenir... Hala bu umudu tasiyorum. Ancak cok yalin bir gercek: Adam, bir deniz kazasinda oldu.
Olumun kesfi: Uzerinde ilk kez giydigi subay kiyafetleriyle Akdeniz'de suruklenen ceset, bir hastane morgunda bekletiliyordu. Haber bana ulastiginda hicbir sey hissedemiyordum. Onu gormekten baska bir dusuncem yoktu. Sonra o Akdeniz kentinde kapinin onundeyim. Kapi beni ve onu ayiriyor. Tanidigim herkes orada. Kapi yasayanlarla oluyu ayiriyor. Herseyin geri donussuz bicimde icinin bosaldigini, donustugunu hissediyorum. Geldigimde burada buldugum insanlar o insanlar degil. Onu dusunerek daldigim uykularda mutlu ruyalar gormem imkansiz. Bir sure sonra geri donecegim sehirde artik ne yapacagimi bilmiyorum. O'nu bu haliyle nasil gorecegimi bilmiyorum. Ama bizi ayiran catisma, yani yasayan olmak ve bir olu olmak, ikimizin de yasiyor oldugu zamanlarda bizi ayiran sinirlardan daha buyuk degil. Onunla yalniz kalmak istiyorum. Herkes buna itiraz ediyor. Onunla yalniz kalmaya kararliyim. Kapi aciliyor. Buyuk ve serin bir bosluga giriyorum. Az ileride bir mermer masa. Uzerinde beyaz ortu olan bir ceset uzaniyor. Ortuden siyah rugan subay ayakkabilari cikiyor. Yaklasiyorum. Ortuyu butunuyle kaldiriyorum. Subay kiyafetleriyle O. Yuzunun cizgilerine bakiyorum. Tenini mavilestiren deniz olmali diye dusunuyorum. Saclari alisik olmadigim, dogal olmayan bir sekilde dagilmis. Artik bir ceset oldugunun en buyuk kaniti bu. Saclarini duzeltiyorum. Yuzundeki bu mavi isigi taniyorum. Gozkapaklarini aralasam huzursuzlanarak uyanacak sanki ve olumun geri donussuz oldugu yalani sona erecek. Kaslarinin birlestigi alandaki yara izine dokunuyorum. Memenuniyetle gulumsediginden eminim. Yuregindeki tum cocukluk yaralarinin gorunur sembolu oldugunu dusunuyorum bu izin, bedeninin en zayif noktasi. Birden dehsetle anliyorum ki orasi hala yasiyor. Belki de olum ne olursa olsun sessiz kalmak, tepki vermemek, soluk almamak disinda duygularda hicbir degisiklige neden olmuyordur. Hatta bundan eminim o anda. Onun topraga konulmasina izin veremem. Artik soluk almamasi herseyin sonu olamaz. Onu taniyorum. Iste omuzlariyla ensesini birlestiren beyaz boynu, iste ugradigi haksizliga icerlemis bir ifadeyle asilmis yuzu, iste yirmibes yasindaki elleri, iste sarsilmaz bir guvenle uzanan bacaklari... Bir canliyla yasamanin yollari vardir. Bir kediyle ornegin yalniz yasadigin sekilde yasayamazsin. Bir bitki icin yasamsal temposunda farkli duzenlemeler yapmasi gerekir insanin. Neden ille de iki canli? Onu seviyorum. Bildigim tek sey bu. Iki yasayan olarak denedigimiz onca sey, bir arada kalmak icin dogamizda yaptigimiz tahribat, cevherimizdeki donusum, hatalar, ihanetler... Herseye ragmen gercekligini bir an olsun yitirmeyen ask... Bir cesetle yasamanin yollarini ogrenmeye karar veriyorum. Onu buradan kurtaracagim.
Odanin kesfi: Birkac gundur bu odadayiz. Gul kurusu bir abajur aydinlatiyor odayi. Ham keten dokular, duvarlarda el yazmasi sureler, anatomi cizimleri, tropikal bitki yapraklari, yamyam bitkilere ait cicekler, kuru cicekler, cok kucuk ve kirmizi elmalar, uzum salkimlari, sari basaklar... O kadife bir kanapede uzaniyor. Basi yastiklarla yukseltilmis. Yastiginda, basinin cevresinde, gogsunde cicekler, meyvalar ve sebzeler var. Bu haliyle istah acici bir toren yemegini andiriyor. Uzerindeki uniformayi cikariyorum. Kravat, gomlek dugmeleri, rugan makosen ayakkabilar, coraplar, yanlari seritli askeri pantolon, ic camasirlari... Sevgilim hasta. Onun hastaligi olum. Bu bir aski bitirmek icin fazlasiyla yetersiz bir sebep. Keten ortulerle kasiklarini ve boynunu ortuyorum. Onun da herseyi hissettiginden eminim. O'nu seviyorum. Zaman, herseyin sorumlusu zaman... Baska turlu olabilecek herseyi gecisiyle imkansiz kilan zaman simdi de onu curutuyor. Þimdiden yuzundeki mavilik menekselesmeye basladi bile. Birkac gune kadar vucudundan curuk sivilar sizmaya baslayacak.Bununla basedebilirim. Sevgi ve tarcin kabuklari zamani durdurabilir. Bir kaba biraz su, biraz baharat koyuyorum. Vucutta gollenen kan sirt, kalca ve baldirlarda toplaniyor. Pence pence mor oluyor sirti. Onu boyle gormeye dayanamiyorum. Onu seviyorum. Bir zamanlar cocuk, sonra delikanli, bir gun asik oldugu icin. Cok korktugu, kis geceleri disarida amansiz bir firtina dallari savurur, sulari dondururken kederle sarilip, huzurla uyudugu icin, bir zamanlar olumlu, simdi olu oldugu icin... Onu ceviriyorum. Vucudunu ovalayarak kani dagitiyorum. Bunlari onun da hissetigini biliyorum. Beni gordugunu, yeniden birlikte olacagimizi biliyorum. Alnina ve vucuduna sicak suyla islatilmis bezler koyuyorum. Biraz isinmalisin hava soguyor. Cok guzelsin, sen hic degismedin...
Sehrin kesfi: Sonra sokaga cikiyorum. Aksamin son isiklari ve disarida dore bir guz hukum suruyor. Bu sarilik icinde yuruyorum. Aklimda hep o var. Aynali vitrinlerden gecirdigim bedenim, hizla yanimdan gecen kalabalik, binalarin nemli yuzleri, neon isiklari ve var olan herseyin uzerinden zaman ayni hizla geciyor. Bu agirlik altinda nasil cokmeden kaldigimizi anlayamiyorum. Evde, kadife bir kanapede sessizce beni bekleyen adamin kaybettigi sey ne kadar onemli olmali ki butun haklarini kaybetmesine neden olsun? Oylesine reddedilsin ki bir dusunce olarak bile igrensin butun sehir ondan. Kendi kendine dagilip ayrisan alyuvarlari ve heterojenlesen plazmasi nedeniyle ve hareket etmiyor diye ve tepki vermiyor diye bir kedi lesine gosterildigi kadar bile sefkat gosterilmesin ona. Bu iki yuzlulukte yerimi alamam. Atan yuregimin sesinden, damarlarimda dolasan kandan, beynimin siklik salgilarindan ve onlarin bana sagladigi bu ayricaliklardan tedirginim. Yollarda hizlanan kalabaligin ve aksam trafiginde giderek cirkinlesen sehrin bir yasayan olmam nedeniyle kolayca ve dogallikla bana sundugu goz onunde olma, bilinme ve varligini surdurme gibi haklari ayni kolaylikla, yalnizca artik soluk almadigim icin bir gun benden geri alacagini biliyorum. Ve netlikle kavriyorum ki, zaman sehirdeki herseyin uzerinden ayni hizla gecerken yalnizca yasayanlari yok ediyor, bunun disindaki herseyi donusturuyor. Bir cicekciden Adam'a sari guz cicekleri aliyorum.
Bedenin Kesfi: Eve dondugumde evi ve Adam'i daha sogumus buluyorum. Yari karanlik odada yuzundeki izleri inceliyorum. Giderek gerilen kaslari nedeniyle sertlesen ifadesi onu tanimayan birine kolaylikla acidan haykirmak uzere oldugunu dusundurebilir. Ama ben tersini dusunuyorum. Biliyorum ki zamanin ya da olumun oynadigi kotu bir oyun olabilir ancak bu. Bu oyunu bozmak icin yuzunu once beyaz bir pudrayla kapatiyorum, sonra gozlere geliyor sira, gozlerini siyah Hint surmeleriyle cevreliyorum, gri farlar suruyorum gozkapaklarina. Sonra bilegimde buldugum bir damari deliyorum, sabirsizca disari siziyor kan ve birkac damla dudaklarina damlatiyorum, biraz da yanaklarini renklendiriyorum. Olum geldigi yere yeniden donuyor, cunku sevgilim bir melek olarak yeniden gulumsuyor.
Mananin kesfi: Odalarda dolasmaya basliyorum. Evin her yaninda yabani mantarlar boy veriyor. Yatagin, kanapenin altindan likenler fiskiriyor. Uzerimdekileri cikarip aynanin karsisina geciyorum. Vucudumu izliyorum. En cok ellerim ve gozlerim tanidik geliyor. Adam'in sevdigi sey bu olamaz. Bacaklar, karin, kol altlari, boyun, sac cizgisi... Bu ben olamam. On kolumda ve boynumda atimini surduren damarlar, sistol ve diastol arasindaki tedirgin edici bosluk ve eger ben buysam sevgi koca bir yalan olabilir yalnizca... Sonra monitorun karsisindan kalkiyorum. Bana bir soru sorulmadigi halde neden bu kadar israrla bir yanit aradigimi anlamiyorum. Aklimdan cocukken okudugum kitaplar, atasozleri, masallar, dini oykuler, kissadan hisseler geciyor. Hepsine inaniyorum. Ve bu beni hasta kiliyor. Aradigim yaniti bu kez buldugumu biliyorum. Karanlikta parlayan isigi goruyorum. Askin ve yasamin binlerce yuzu geciyor aklimdan. Aska yakin durmayi seciyorum.
|
