Kežif

  "Cunku Hep Icerdeydik" - Cemal Ener

 

Kesfe dair sorular

Kesif, dunyayi oldugu gibi degil, kurdugu gibi yasamak isteyen insanin ciktigi bir yolculuk. Alabildigine acik, kisa, "ozlu" ve tarihsel bir onerme bu. Ve tum acik, kisa, "ozlu" ve tarihsel onermelerde oldugu gibi, aciklanmayi gerektirmedigi olcude, acimlanmasi gereken bir sav.

Kesif kavraminin insanlik sozlugune ne zaman girdigini bilemiyorum. Ama en gec on besinci yuzyildan itibaren bu sozlugun bas kosesine kuruldugu kesin. O cagdan gunumuze degismeden aktarilan ne denli az deger oldugunu dusununce, bu duruma hayret etmemek elde degil. Kesif kavraminin iceriginde, tarih boyunca hicbir degisme olmadigini iddia edecek degilim. Tersine buyuk bir sahiplenme durtusu ve talan arzusuyla yeryuzunu ele gecirmeyi hedefleyen kesifler cagi, yirminci yuzyilda giderek "iceriye", insanin ruhuna yonelen bir seyir izledi. Insanin "kendi evinde" bile bey olamadiginin kesfiyle birlikte, yolculuklarin artik guvenli ve bakir sahillere ulasmayacaginin anlasilmis olmasi beklenirdi. O halde bu kavrama neden olumlu bir deger atfediliyor ve neden kesifler ve kasiflerden medet umuluyor hala? Kesfedilecek hicbir sey kalmadigini ileri surenlerin yakinmalari neden?

Bir ansiklopedi (Ana Britannica) yeryuzu kesfinin ellili yillarda tamamlandigini yaziyor. O yillarin, dunyayi iki karsit kampa bolen ve karsilikli tehditlerin buyuklugune bagli bir denge uzerinde donduran soguk savas yillarini simgelemesi anlamli bir rastlanti mi yalnizca? Yoksa soguk savas, son bes yuzyila damgasini vurmus, belirli bir kesif anlayisinin tukenerek nihayete erdigini mi bildiriyordu? Eger bu ikinci olasiligin dogrulugunu kabullenecek olursak, sorgulanmasi gereken bir baska nokta cikar ortaya: Nedir bu bes yuzyillik kesif kavraminin ayirdedici ozelligi? Bu soruya, biraz dolayli yoldan da olsa, karsilik vermeye calisacagim.

Unlu Alman ressami Anselm Kiefer, yetmisli yillarin ortalarinda bir sahafta buldugu eski bir kitabi alip, tum sayfalarini kendi renkleri ve imgeleriyle boyamisti. Soguk savas yillarinda yayinlanmis, bir tur siyasi atlasti bu kitap. "Cagimizda Mekanlar ve Halklar" basligini tasiyan atlasta, Nato ve Varsova paktlarinin cografi yayilimlari, ic yapilari, guc ve zaaflari hakkinda bilgiler veriliyor ve dunya "kizil tehdide" karsi uyariliyordu. Kiefer, kitabin sayfalarini yer yer yalnizca renkler, yer yerse imgelerle doldurmustu: duvarlar, petrol varilleri, migferler, bazi su bitkileri ve bir dinozor gibi. Ressamin, onundeki kitabin sayfalariyla bir tur etkilesim icine girdigi, kendini bir anlamda cagrisimlarin ve sezgilerin akisina birakarak, o sayfalarda zaten icerilmis olduguna inandigi bir seyi bulup cikarmaya calistigi anlasiliyordu. Nitekim yillar sonra bu calismasi uzerine yapilan bir soyleside, neden bos bir sayfa ya da deftere boyamadigi sorulunca, su karsiligi vermisti: "Cunku hicbir tasarimim ya da niyetim yok." Kiefer, sanati bir yaratim (yoktan varetme) olarak goren yaygin kaninin aksine, kendi etkinligini bir kesfe benzetiyordu. Ama farkli bir kesfe! Bu noktada yukaridaki soruya donebiliriz yeniden.

Tasarim ve niyet kavramlari, anahtar bir islev ustleniyor burada. Bugun bile fazla sorgulamaya gerek gormeden olumlu degerler atfettigimiz ve yucelttigimiz su kesif sozcugunun ayirdedici ozelligi bu. Gercekten de kesifler tarihi, bir sey bulmayi tasarlamadan yola cikan kimseyi kasif, amaclanmadan, rastlantiyla bulunanlari da kesif saymiyor. Insanligin kesifleri, bilme ve ogrenme isteginden cok, sahiplenme ve kullanma durtuleriyle yuruyor. Kolomb'u tarihin en onemli kasiflerinden biri saymamiz da bunun bir gostergesi, ustelik gulunc bir gostergesi degil mi? 1492 yilinda yanastigi kiyilarin Hindistan topraklari olmadigini bilmemesi, onun bir kasif olarak onemini hic azaltmiyor gozumuzde. (Uzerinde insanlarin yasadigi bir toprak parcasini "kesfetmekle" ovunen, Avrupa merkezli bakisin gulunclugu ise bir baska konu.)

Paul Auster, Turkceye "Yalnizligin Kesfi" olarak cevrilen (oysa dogru ceviri "Yalnizligin Icadi" olmaliydi) kitabinin basina Heraklit'ten bir alinti koymus: "Hakikati ararken, beklenmedik seylere acik ol, cunku onu bulmak zordur, bulunca da sasirtici." Kolomb ornegi, kesifler tarihinin bu anlamda hakikatlerle pek de ilgili olmadigini kanitlayan pek cok ornekten biri yalnizca. Bulduklarimizin, bulmayi umduklarimiz olmamasi degil kesfi onemli kilan, bulmak ve sahiplenmek niyeti. Halimiz Hale Tenger'in, 4. Istanbul Bienali icin hazirladigi enstalasyondaki o bekci kulubesinden hic cikmadan yasayan bir insani andiriyor. Gorme firsati bulamamis olanlar icin kisaca betimlemeye calisayim:

Dikenli tellerle cevrilmis bir alanin ortasinda ahsap bir bekci kulubesi; en fazla iki kisinin sigabilecegi bu kucuk kulubenin bir penceresi, bir de camli bir kapisi var. Ama hem pencere, hem de kapinin cami iceriden takvim resimlerini andiran manzara fotograflariyla kapatilmis. Ayrica kulubenin ic duvarlarinda da benzer fotograflar goruluyor: Alpler'den bir kar manzarasi, cicek acmis cayirlar, bir saray bahcesi, ilkbahar agaclari, sonbahar agaclari, vs... Bir masanin uzerinde duran, transistorlu radyodan "yurttan sesler korosu"nu cagristiran bir muzik yukseliyor. Tenger'in bu calismasi icin uygun gordugu anlamli baslik ise Edip Cansever'den alinmis iki dize:

Disari cikmadik, cunku hep disardaydik,

Iceri girmedik, cunku hep icerdeydik.

Beynimizin hucresinde oturuyor ve duvarlara birer tablo gibi astigimiz dunyayi kesfe cikiyoruz.

 

Hosted by www.Geocities.ws

1