| |
Telden
Tele Sekreter - Sedef Dicle Yasatilan
"Alo merhaba:
Sana soylemek istedigim o kadar cok sey var ki!.... Sanirim hicbirini
soyleyemeyecigim. Kimbilir, belki de benimle hicbir zaman gorusmek
istemeyeceksin. Ve ben -elim ne zaman telefona uzansa, ne zaman sana
'goruselim mi?' demek icin yanip tutussam- kendimi hep engellemek
zorunda kalacagim. Arada bir yine duslerime sokulacaksin. Bilinmezimde
bir isik ya da bir kabus olacaksin. "Hayir", diyeceksin;
"hayir seni gormek istemiyorum. Bir daha arama beni". ust uste
defalarca reddedilmisligim yetmiyormus gibi... Bir kez daha incinecek bu
yorgun yurek. Bazen de, kapimda belirivereceksin apansiz... Dayanamayip
geldigini soyleyeceksin. Beni cok ozledigini. Govdeni govdeme
yaslayacaksin simsicak.
Kendini birakinca bana, tepeden tirnaga titreyecegim... Dusumde elbet,
yalnizca dusumde.
Iliskimizdeki cozumsuzluk kimbilir daha kac yil surecek. Belki de
olunceye dek?... Sen degil, ben. Senin olumun kadar sacma birsey
dusunemiyorum. Yillardir icimdeki imgenle nasil diyalog halindeysem yine
oyle yasayip gidecegiz birlikte. Sana hicbir zaman yaklasamayacagim.
Buyudukce buyuyecek icimde ulasilmazligin. Bir daha asla almayacaksin
beni arka odana, biliyorum. cunku zorla... kapini zorla..."
Tiz mi tiz bir biiip sesiyle sicradi yerinden. Sozcukleri kaydedilmis,
sure bitmisti. Kulak zarini ipince yirtip gecen o sinyal sesi de artik
cinlamaz oldugunda beyninde... Iste o an busbutun bir yitiklik, busbutun
bir olum sessizligi.... Dustu telefon elinden. Kordonun ucunda, boslukta
sallanip duran o nesne kendisiydi. O an, sanki ilk kez gorur gibiydi
ellerini. O kollari, iki yaninda iki demir kulcesi. Bacaklari gitmis,
iki gulle gelmisti yerine, Disinda boydan boya bir mengene; icinde cam
parcalari... Sozcuklerin susup duygularin haykirdigi o yerde, kendi
karanligina zincirlenmisti. Gittikce dibe cekildigini duyumsuyor,
kipirtisizligin ataletinden kurtulamiyordu. Gozleri kara zeminde iki
kara leke, gozleri yitmisligin imlemi. Oysa anlatmak istiyordu herseyi
bir cirpida. Anlatmak!... Yolu yoktu. Sozcuklere sigdirilmaya calisilan
bir dunyanin iskencehanesine ilk ziyareti degildi bu. Ðlk degildi
"simdi ve burada"nin icine sikisip kalmisligi. Anin icindeki
sonsuzlugu sezinliyor, cildirtan bir isyan duyuyordu sinirlara. Her
turlu engel, her turlu belirlenmislik, her turlu zorunluluk ve butun o
uzlasmalar, o boyun egisler alev alev yakiyordu beynini. Varligini
kaliplar icinde dondurmus bir dunyanin devingen, direngen, paramparca
tutsagiydi o. Dil bir hapishaneden baska neydi ki!
* * *
Genlerin belirleyiciligi. Ailenin, cevrenin. Icine dogdugumuz toplumun,
kulturun, cagin, duzenin... Yazgi dediklerinde bir gercek payi olsa
gerek. Insan butun bunlardan ne kadar bagimsiz olabilir ki? Yasama
silbastan baslanabilir mi? Kendini silbastan kurabilir mi kisi? Yoksa
"insanin dogasi, ozu..." dedikleri gercek mi? Belirleyici olan
hangisi: Kendimizde -belli bir bilinc duzeyine eristikten sonra-yer
ettiklerimiz mi? Yoksa bizi icerden ve disardan kusatan binbir etmen mi?
Belli yasalarin, ic zorunluluklarin, ic buyruklarin guduleniminde
bilgisayar kadar karmasik bir makina midir yoksa insan? Baskalarinin ve
kendinin kuklasi olmaktan kacilabilir mi? Sarkacin ucuna asili bir
kukla: Iste ben! Ben bir AMBiVALENT'im..."
Dunya durmadan donuyorsa, insan icindeki ve disindaki degismezi nasil
ele gecirecekti ki? Degisenin icinde degismeden kalan bir yan, bir oz
var miydi gercekten? Insanin dogasi diye birsey var miydi? Varolma
duzlemindeki degisimi, statiklestirilmis, dondurulmus bir icerikle
dusunmemiz dilden mi kaynaklaniyordu yoksa? Degismezligin tasiyicisi
oncelikle dil miydi, yoksa varlik mi? su yasa dedikleri neyin nesiydi?
Deneylerden elde edilen genelgecer, evrensel, degismez gercekler mi;
yoksa yalnizca insanin kesinlige, mutlakliga, degismezlige,
butunsellige, tumellere duydugu o tarih oncesi caglara dek uzanan
ihtiyacin dogurdugu hayaletlerden biri mi? Saglam referans dedikleri bir
sey var miydi gercekten? Yoksa bu yalnizca bir kabulden mi ibaretti? Bir
kabul, ortak bir tasarim belki... Tipki ayaklarinin altindan durmadan
kayan bu zemin gibi...
Evrensel ne demekti? Evrensel degerlerden bahsediliyordu hep... Iyi ama
neydi bunlar, nerden gelmislerdi? Sozkonusu evren, nasil bir evren
tasarimini imliyordu? Tek tek bireyler, nesiller, toplumlar, kulturler,
hatta tur icin gecerli olabilecek, hepsini kucaklayabilecek bir
evrensellik var miydi?
"Ne zamandir icinden cikamadigim sorular bunlar. Yine de
birilerinin, hayal bile edemeyecegim kadar derin bir kavrayisla dunyaya
yonelen birilerinin -belki de senin, dostum!- var oldugunu ve olacagini
biliyorum. Her zaman daha ince, daha saglam bakis acilarinin oldugunu
biliyorum. Benden daha iyi goren, kavrayan, dusunen, bilen, yaratan
beyinlerin oldugunu dusunmek bende bir icerleme duygusuna yol aciyor mu
dersin? Hayir, bunu olagan karsiliyorum; dogal degil mi boyle olmasi;
ben kendimden baska biri olmaya ozenmiyorum ki... Yapabilecegim en iyi
seyin kendi potansiyellerimi gerceklestirmek oldugunu anladigimdan beri,
belli bir eylem gucu kazandim, dunyaya daha saglam yerlestim. Kendimi
baskalariyla kiyaslayip kiyaslayip asagilik ve ustunluk duygularina
kapildigim yillar, o dayanilmaz acilarla kivrandigim yillar geride kaldi
artik. Ardimda biraktim hepsini.Ama sen bir daha asla almayacaksin beni
arka odana; biliyorum. cunku dayattim, cok dayattim... Ve cozuldu
iliskimiz. Seninle paylasmak istedigim herseyi icime gommek zorundayim,
buna yazgiliyim. Buna yazgili miyim gercekten? Bir daha asla... ASLA
acmayacak misin kapini? Kesip attin, bitti!... Bir daha asla
degismeyecek mi bu kararin? Degismeyecek mi, degismeyecek misin,
degismeyecek miyim, degismedim mi, degisemez miyim, degisemez miyiz,
degisemezler mi, dunyaaa! Sen gozlerimin kor noktasina takili kalan
dunya! Hayir istemiyorum yasalarini senin, istemiyorum zincirlerini...
Gogsume kazidigin bu yazgiyi sevmiyorum hayir, hayir, hayir...
DEGISMELI!..."
Zorbaydi simdi. Zorbaydi artik o da. Digerleri gibi. Kati ve acimasiz
olmak, kendini dayatanlarin suratina kapiyi carpip icine siginmak...
Buydu tutumu. Buydu yazgisi. Yedigi darbelerin, aldigi yaralarin,
umitsizligin yuregine kazidigi oz buydu: Acimasizlik: Disardan bakanlara
gore, busbutun zorbacaydi tavirlari. Disardan bakanlara gore suydu,
buydu iste... Bir yigin deger yargisi, bir yigin yargi, bir yigin
karalama, carpitma, bir yigin yanilsama... Kacinilmazdi butun bunlar.
Ama artik ozerkti o. Onu hic durmaksizin yargilayan gozlere karsi
kendini savunma geregini duymuyordu. cunku firlatilan oklar, artik
yuregine degmiyordu. Ve belki sevgileri de ulasamiyordu o'na kimbilir?
oylesine bir koza ormustu ki cevresine, hic bir sey duymuyordu.
Hissettigi tek sey, hicbir sey hissedemedigiydi artik. Buydu yazgisi:
APATI!
Zorba degildi hayir, yalnizca kendini koruyordu. Ðnsan olmakti butun
cabasi, ozgurluge sevdaliydi. Ama oylesine zorlayiciydi ki insan
iliskileri, oylesine yipraticiydi ki, turlu turlu yargilarla uzerine
geldiklerinde sertlesiyor, simsiki kapaniyordu. ustelik sevgi adina
yapiliyordu o dayatmalar, dostluk adina mahkum ediliyordu. Ne dosta ne
baskasina kendini anlatamiyordu. cunku herkes, kendi diline cevirerek
alimliyordu sozlerini. cogu kendi bakis acisinin dogrulugundan odun
vermiyor, hatta yanilgilari ve yanilsamalari aklina bile getirmiyordu.
Evet, cogu boyleydi; dusunduklerimle karsimdaki kisinin gercekligi acaba
bir mi, ortusuyor mu, acaba onu anliyor muyum, ya da ne derece
anliyorum?" gibi sorgulamalara girismiyordu cogu. Boylesi supheler
tasimaksizin, karsisindaki kisiyi kendince, kendi merceginden
yansiyanlara gore yargilayanlar ordusuna direnebilmenin yolu, ozerk,
ozgur ve bagimsiz kendi dunyasini kurmaktan geciyordu. Benmerkezciligin
boylesine kok salmis oldugu bir dunyada, kimsenin cekimine girmeden,
kendi agirlik merkezini icine kaydirmak istiyordu. Disardan ve icerden
dayatilan her turlu zorunluluga direnmek, yazgisina meydan okuyup
"ozgurum, ozgur" diye haykirmak istiyordu. Ama onlar ozgur
degilken, ama onlar zorbayken, acimasizken, onlar degerleri harcarken,
onlar ezip gecerken, onlar" hayir, asla, imkansiz" derken,
onlar degismezken, ama onlar degistirilemezken, kendisi olma sansi var
miydi?
"Nasil bir zihniyet bu, nasil bir tutum? Neden baskalarini da ille
kendisi gibi kilmak ister insan? Kendi egosunun sinirlarini alabildigine
genisletip digerlerinin alanina, merkezine girmeye, onlari da kendi
cizgisine, kendi hakikatine cekmeye nicin can atar bazilari?
Nasil bir aclik bu; otekini yutmak, kendinin bir uzantisi haline sokmak
arzusu nerden kaynaklaniyor? Benligin bu yayilmaciligi, hicbir sinir
tanimayarak kendi deger yargilarini, fikirlerini baskalarina dikte
ettirme yaklasimi nerden geliyor? Neyin nesi bu indoktrinasyon egilimi?
Niye bazilari, emperyalizmin itkilerini andiran gudulerle yaklasirlar
otekilere? Ðnsani arac olarak goren zihniyetin yapisi nerede kok
saliyor? ozunde kendini de arac olarak gormenin, kisi olamamanin
getirdigi turlu degersizlik duygularinin, kendini var edememenin
yansimalari nereye dek uzaniyor?
Peki ya insani amac olarak goren birey? O nasil yaklasir baskalarina?
Herseyden once karsisindakini bir INSAN olarak algilamaz mi o? Kendi
ozerk ve bagimsiz dunyasinda kendine emek harcayarak gelistirdigi
ozguven, ozkabul, ozbegeni, ozsevgi, ozsaygi vb. tutumlar esliginde
baskalarini da kucaklamaz mi? Onun kendine bictigi misyon, insanlarin
kendi ic yolculuklarinda karsilastiklari engelleri, acmazlari alt etmek
amaciyla onlara destek vermek, onlari kendilerine goturen yolda bir
kopru, bir isik olabilmek degil midir? Boylesi bir insan, ozgur insan,
moral deger yargilari kurar mi? Her gordugunu kiliflara sokmaya,
etiketlemeye ugrasir mi? Ona gorunenleri hazir kaliplara ya da kendi
merceginden yansiyanlara gore olcup bicmeye, yargilamaya, damgalamaya
kalkisir mi? Sanki gerceklige baska turlu bakilamazmis gibi, sanki
kisilikler toptan yargilanabilirmis gibi... Kimse kimseyi oldugu gibi ve
oldugu kadariyla goremez.
Sana son sozlerimdi bunlar. Sana ve beni acimasizca yargilayan, beni
harcayan, duydugum gonulden bagliligi ligme ligme dograyan, dostlugumu
elinin tersiyle itip bana kapilarini ebediyen kapayan herkese... Son
sozlerimdi. oyleyse elveda hepinize. Alo, elveda!"
Kendisinden her soz acisinda birseylerin eksik, birseylerin carpik,
birseylerin gorece hatali oldugunu hissediyordu. Ne denli icten ve acik
olmaya calisirsa calissin, kendini tam olarak ve oldugu gibi ifade
edemedigini, edemeyecegini biliyordu. Yanilgi ve yanilsamalari ne
dilden, ne dusunmeden tek tek ayiklamanin olanagi yoktu. Yuzde yuz
hakikat, yuzde yuz nesnellik, yuzde yuz durustluk ve ictenlik, yuzde yuz
anlayis... Hayaldi bunlarin hepsi. Insancocugunun vazgecemedigi birer
ideal... Kendisinden her soz acisinda, sozun otesine uzanan sezgileri
icten ice rahatsiz ediyordu onu. Sozleriyle kendi gercekligi arasindaki
ortusmezligin keskinlesmis bilinci, konustukca yabancilastiriyordu onu
kendisine. Susunca da ayni sey oluyordu ustelik. Hatta kendi arka
odasina cekilip yazdigi zaman bile!... Ne yaparsa yapsin, yuzde yuz
kendisi olmadigini, olamadigini ve olamayacagini ta derinden
duyumsuyordu.
|