Kader

  Ag - Derya Erkenci



Sonsuz zamanli bir dalisin ve altmis dakika surecek yeni bir yazgi boslugunun icerisindeyim. Tonlarca suyun basinci, basincin ruhuma yukledigi bosluk ve bu boslugun karadaki zaman tarafindan belirlenen kisa tarihi; kendime hafif yuzgecli bir yumusakca kaderi cizecek kadar yeterli. Deniz seviyesinden yuksek yerlerde yetisirken de bunu hayal etmemis miydim? Planktonla beslenmek; evet planktonla beslenmek. Baskalasim granitlerinin diplerinde, gizlenerek kotardigim donusum ayinlerinde, kulaklarimin yerini iri ve kizil galsamalarin aldigini duslemek. Camgozlerden kiskandigim, mahmuzlu sirt yuzgeclerimle kivrilmak. Alnimin ortasindan bir olta gibi sivrilen fenerimle, bir taban baligi gibi elektrik uretmek ve bu fosforik su aldatmacasinin yanilgin erkiyle karnimi doyurmak. Okyanuslarin dev mantalarini aratmayacak, su alti albatrosu kanatli vatoz agabeylerimle, suda zaten azalmis olan celimsiz yercekimine kafa tutmak. Bir kofananin yapraktan baslayip, cinekop, sarikanat ve lufer siralamasiyla guclenen yasamina ve korkunc bir hizla yuzebilecek kadar delikanli oldugunda hirsizli bir aradeniz oltasina aldanip, umutsuzca nasip haline gelmesine ve livari uzerine lukus oturtulmus bir aynakic tekne aydinligina dogru agir agir cekilmesine ortak olmak. Manyatcilar, torbali aglariyla yaliyi cevirdiklerinde, beni butun o su yaratiklari cinneti icerisinden kurtarabilecek ve aciklara yuzmemi ozendirecek bir kefal zekasina sahip olmak, bu zekanin cesaretiyle tipki hemcinslerim gibi kafami kuma gomerek, manyat dibinin kursunlarinin cekildikce sirtimin uzerinden akip gitmesini hissetmek. Bedenimin ortayerinden yani hic kacamayacagim bir yerimden zipkinlandigimda, tasidigim sivri kromnikel fazlaligini dusunmeden, kendimi iri bir sarigoz gibi yuvamda saklamak; zipkinci siyah ibrisimi cektikce ve ben debelendikce vucudumu yaralayip sert pullarimi kanatan kekamozlara aldirmadan galsamalarimi sisirmek, sisirdikce gururlanmak gururlandikca sismek ve kovugumun hacmi kadar buyumek. Pirelikeciler adasinin, poyraza acik dibindeki kanyonun bir kabuklusu olmak; uzun otluklarin arasinda artik zaman asimindan su cismi haline gelmis, katran ve paspal kum karisimina gomulmek uzere hazirlanmis bir sivri kicli anforayla karsilasmak; henuz yavru bir istakoz oldugum icin anforanin dar agzindan rahatlikla girebilmek ve sectigim bu karanlik kavki icerisinde yiyip semirdikce, buyuyen dokungaclarimin azizligine ugrayip disari cikamamak ve aslinda gorkemli bir bocekken, yazgisi beklemeye kurgulanmis canli ve dusunebilen bir anfora dolusu sarap gibi yasamak. Nufusunu, birkac denizati ve uzerini kumla orterek uykuya dalmis bir irinanin olusturduklari otluklarda, deniz hiyari gibi bos ve tikiz bedenimle varolmak; tuzlusu meraklisi kucuk bir oglanin, tirnaklari diplerine kadar kemirilmis minik ellerinde yavasca sikildigimi, sikildikca gozeneklerimden beden ozsuyumla karistirdigim suyun fiskirdigi, bunun kucuk oglana ne kadar komik geldigini ve kahkahalar esliginde dikkatlice otluguma geri birakildigimi hissetmek.

Kara icin yazilmis kaderlerin adi batsin! Kramp insanogluna ozgu bir rahatsizlik. Birer balik oldugumuzu varsayark, hic birimize krampli kaderler yazmadim ve hic birinin son satirlari suya girmekle baslayacak, bir yeniden dogus baslangicli altmis dakikalik omurlerle sinirli su mahlukatlari yasamina ayarli degildi. Cennet dinlenme bahcesinin, biriket merdivenli kulube tavaninda aglarken ve yazgimin uygun gordugu alkol miktarinin ilk santolitreleri kanima karisirken, kirpi sacli sisman ve soylencelere gore cok iyi bir cocuk oldugum icin sevgilim olmak istemeyen cocukluk askimin, en yakin arkadasimla cicekli dans yarismasina katilislarini D.C.Lee'nin "See the.day" i esliginde izledim. Gozlerimdeki yaslari durdurmak istemeden, otuzlu yillarin cekme potinlerinin, ihtilal sonrasi donusumleriyle plastiklesen cesitlemelerini; ayaklarima gecirdigim raf markaayak kokutanlastik ayakkabilarimi, mezarligin yanindaki soseye vurarak ve yurudukce daha da buyuk bir toz bulutu yaratarak, altinda dev atisboceklerinin isiklarinin yanip sondugu dut agacina geldim. Ve yazgilari bizden once yagmalanmaya baslanan bu ates bocegi ordusunun yanina, geceleri usuma mezarlik destekli sanrilar dustugu icin gidemedim. Dusledigim yazgisina cok guvendigini ve babasi zeytinlikler altinda buyumus, gulec yuzlu aga torunuyla, kadin bakkala gelen uc tane siyah-beyaz gazeteden bir tanesi icin belirlenmis, nefes kesici koy kosulari yapmayi kendime is edindim. Nisan aylarinda, buz kristalleriyle gucendirilmis kiyilarda usumemek icin vucudumuza surdugumuz kas gevsetici merhemler esliginde, maskelerimiz ve havaborularimiz yardimiyla dusledigimiz hayatlari incelerken, mayolarimiza doldurdugumuz yesil sitma eriklerini yiyislerimizi; erikleri tuzlamaya ihtiyacimiz olmayisini; ve cekirdekleri havaborularimizdan puskurtusumuzu, yazgilarimizin vazgecilmez goruntuleri olarak kaydettim. Yazgilari dut agacinin altinda oturup surekli tutun icerek konusmak olan, dev atesboceklerinin ebeveynleriyle top oynarken, kabullenilmis cezasi iskeleden kosup suya atlamak olan bu minyatur kale top oyunlarinin, yazgilarimizin hic eskimeyecek, serefli birer eglencesi oldugundan emindim.

Artik sikildim, sikildim cunku yazdigim hic bir yazgi dusledigim gibi son bulmadi. Gazete kosularimizin sebebi; lacivert-beyaz raf ayakkabilarim, atesboceklerinin ebeveynleri; volelerle guzey goller atan aga torunu; parmaklarinin arasindan sarkittigi kasimpatiyla karsisindaki esmerin mavi gozlerine bakarak dans eden siyah cocuk; sitma meyilli erik agaclari ve dev atesbocekleri bir gun kilolarca plastik patlayici yardimiyla havaya ucuruldu. Ve ben yiten isigin yerine doldurmak icin kocaman sigaralar sardim. Sigaralar buyudukce ates buyudu, sigaralar buyudukce ates buyudu, sigaralar buyudukce ates buyudu.

Tumuyle ben kaynakli, son bir yazgi yaratabilmek icin buradayiim. Yaptigim el feneri cagrisimli sigaralar adayi tutusturdu ve agustosta ogle gunesini bastiran, yilan ve cekirge yuvasi bogurtlenlik yakma ciddiyeti, yanginin karsisinda bir ogle rakisi sonrasi baba sporu oldu. Hakimin burnunda poyraz, alevlere tinimi tutsuletiyor; yanan bir adanin karanliktaki uzak manzara melankolisi, aksam icin meze hazirlatiyor karsi adadaki iri kalcali balikci karilarina. Suya girince yangin arkamda kalacak. Yeni bir yazgi icin serin su beni yeniden doguracak. Dogan dogmaz yuzmeye baslayan bir sovyet bebegin, bol grenli bir gazete haber fotografindaki mutlu yuz ifadesini takinacagim. Daliyorum, gidebildgim kadar derine gidip, basincin kilcal damarlarima mujdelenecek bir infil�k yaratmasini bekleyecegim. Planktonla beslenebilme seceneginin onu tikanmis bedenim, tonlarca suyun ezdigi, damarlarimdaki kanin ozgurluguyle parcalanacak ve bedenimi olusturan milyonlarca plankton, yazgilarina oykundugum yuzgeclilerin besin maddesi olacak. Her birinin, isimlerini anadilimle soyleyebilecegim karsiliklari olmayan, dalis aygitlarimi kontrol ediyorum. Long John'umu giydim, uzerine dalis elbisesinin ceket kismini gecirdim. Basligimi takip disarida kalan saclarimi icine tiktim, sekiz kiloluk agirligimi belime dolayip, buyuk metal kopcasini gobegimle gogsum arasinda kilitledim. Dalgic maskemi, bolca tukurukledikten sonra boynuma astim. Hava tupumu beni su altinda yuzer kilacak olan B.C'min sirt kisminda sabitledim. Ahtapotumu tupun agzina yerlestirip parlak somununu siktim. B.C'yi giydim; paletlerimi topuk tokalarini ayarlayip ayaklarima gecirdim. Ahtapottaki gostergeden bar cinsinden tanimlanan hava miktarini kontrol ettim. Agizligimdan hava gelip gelmedigini denedim. simdi dalacagim. su berbat yangini ardimda birakip, tapteze bir yazgiyla serin derinliklere dogru gidecegim. Ðkiyuz bar havanin, ortalama bir saatlik dalis zamanina yetecegini varsayarak yaklasik altmis dakikalik omur icin, kisa bir alinyazisi cizdim. Usumla sekillenecek ve agir bir derinsu vurgunuyla sona erecek. Sudayim; yuzumu karaya donup son kez yangina baktim. Sol elimin isaret ve bas parmaklarini uclarindan birlestirdim ve yangina dogru uzatip "hersey yolunda" isareti yaptim, bas parmagimi suya cevirerek kendi kendime "Daliyoruz" dedim.

Kuru maki citirtilarinin bilesimi, buyuk ugultu sona erdi. Regulator sesi iktidarli bir hava kabarciklari telasi icerisende agir agir yuzuyorum. Eski zipkincilik gunlerinde orda durup soyle bagirdi, sag kol pazusunun altindaki dovmede "kader" yazan almanci cocuk;"Beklesene beklesene! Kramp girdi beklesene!" Aksanindaki kulak tirmalayici "e"lerine karsi sinirli; sebebini Orta Avrupa kulturu kokenli, simarik bir Osmanli mistizmi yanilgisi olarak savlasamda, "kader" yazili dovmedeki gorsel cesarete karsi hayrandim. Ve kramp icin hep mayoma ilistirdigim toplu igneyle, kilit vurulmus kalflarini ozgur kilardim. Yedi-sekiz farcalik bir kefal surusunu, tedirgin etmeyecek bir mesafeden izleyerek derinlere iniyorum. Kefal normal aglarla kistirilamaz, ince bir bel hareketiyle yuvarlak samandiralarin uzerinden sicrar, agin kenarlarina hasir gererler, sicrayanlar buraya duserler ve ardindan son bir sicrayis. Bu kez kefallerin bile kurtulamayacagi bir ag atildi uzerimize, ne kafamizi kuma gomup kursun dizilmis sicimlerin sirtimizdan kayip gecmesini bekleyebilirz ne de sac orgulu hasirlarin uzerlerinden atlayabiliriz. Sanki isbilir bir balikci serpme agi atti uzerimize, dairesel agin agir kursunlari coktu otlu kumluk dibine. Gururlu has kefal surusuyle birlikte isik gecirmeyen sik orgulu metal bir agin icindeyim; balikci torbayi buzdukce daraliyoruz. Hesaplarim altust oldu, bu oksitlenmis sahte kavkinin icerisinde olmamaliydim. Kefal surusu, tam donanimli bir balik adam ve milyonlarca planktonla birlikte, itfaiye helikopterlerinden birinin su tankindayiz. Tankla helikopter arasindaki celik halatli aski agir agir gerildi; tasinma hissinin verdigi bilgiyle, sudan ciktigimizi dusundum. Yanginin komurlesmis bir cesedi olmadan son bir yazgi yaratma cabam sona erdi. Elbisemin yanan kisimlarindaki fosfor, metal kavkiyi aydinlatiyor; kefaller minik cekmecemsi agizlariyla tabanda cikis yollari arastiriyor. Sualti hissi, ucmak eyleminin gereksiz ic cekilmelerine karisti. Kefaller zekalarini biriktiren deneyimleriyle tanimlayamadiklari bu garip duyguya yenilip tabana cokerek kaderlerine razi oldular. Dev pervanenin yuksek devirli motoru regulatorumun sabit ritmini bastiriyor. Ucuyoruz; hersey berbat oldu. Bir kac dakika sonra, tonlarca suyla beraber ada yanginin en canalici noktasina birakilacagiz. Yazgilarin, bitis noktalarina olan yabanciligim korkmama engel olsada, biliyorum. Topraga varmadan kefal surusunden once korkudan olecegim. Kirsal teknolojinin yerel bir haber kamerasi, yanik bodur agac oskeletleri arasinda tam techizatli, yanik bir balikadam saptayacak. Titrek zoom hareketlerinin, dagarcigi dar acemi kameraci kaynakli goruntuleri; suyu cekilmis bir mercan adasinda, susuzluktan olen balik adam manzarasi halini alacak. Az sonra dusledigim yazginin tam tersiyle olecegim. Artik sikildim, cunku hicbiri hayal ettgim gibi son bulmadi. Patlamalarla bogulan isigi diriltmek icin yaktigim kalin cigaralar adayi tutusturdu. Sigaralar buyudukce ates te buyudu. simdi o ates beni de yakacak. Kaderim, uzerime orulen metal bir ag ile hic oldu. Hafif yuzgecli bir yumusakca yazgisinin onuruyla yasama olasiligim artik sonsuza dek kayboldu.

 

Hosted by www.Geocities.ws

1