Kader

  .

Kumun Yazgiyi Altust Ettigi Yerde Olculebilir Bir Derinlik Kalir - Mustafa Toker



Kader Carkinda Kizil Saltanat
Ruhum yazgisini incelikli bir ag biciminde orulmus ahlaksal bir nedensellik belirler.Platon

1995 yilinin sukran gecesini Nemrut Dagi'nda kutlarken Sogugun ve Kasvetin Felsefesi adli yazimi tamamlamak uzereydim. Boylece ikinci kitabimi bitirme asamasina gelmistim. (Tanridaglarinda Yedi Mevsim). Her son'da aciklayamadigim, sayisiz gizler olusuyordu kafamda. Bunlarin dizilisleri gramatik kaygidan uzak bir anlamlar silsilesine burunuyordu; bu evrilmeler yazginin uzerime serilis hikayeleriydi ve bu hikayeler Tanri'nin sag kolundan daha kuvvetliydi; iste burada yazilanlar bu kuvvetin kanitlaridir.

Suydu: Kaderin karamsar modellenmesi ve metafizik arkeolojisi. Bu neydi ve nasil anlatilmaliydi? Yazginin kayip olmadigini, onun sadece gozden uzak oldugunu aynalarin anaforuna yakalanmadan nasil yazabilirdim. Teo-Deterministik yasamin cekicleri altinda ezilirken, Tin'in algiladigi seyi, animsadigi olcude ahlaksal bir nedensellik tarafindan cekildigini gormeyi basardim, boylece nesne soyutlasirken, seytanla savasmak daha da guclesiyordu benim icin. Tin'in animsamasi insanligin en yuce varolma kiplerinden birisiydi. Gercek bir bilge olan sanat ta akilda tutulamayan kadere tikel bir ad veriyordu. Kader'in belirsizligi, bilincdisi ile baglantisi, ironiyi kullanmasi kotuluge ilgi duymasi, doymayan heryerdeligi bir gercekci dusunme salonu gibiydi. O salonu animsamayan birisi icin. Bir baska kuvvet kaniti, yazginin, dunyanin bilinemezligini ve gizemini duzene sokan, bize varsayimsal hiyerarsiler ve araci imgeler veren, akli karistirip bize kurnazca en mutlak yolu gostermeye cabalayan gercekustu bir gucun yansimasi olusuydu. Ðnsan yasaminin karisikligindan oturu ve estetik kavrayisin belirsizliginden ve bu belirsizligin oyunseverliginden dolayi, yazgiyi biz de yanilsama ogeleri iceren bir sanat olarak algiladik. En azindan ben... Yasamin anlami yazginin dile dokulememesiyle akarak guzellesiyordu. O sanatin, felsefenin de otesinde soludugum o cok ince havanin etrafinda dolasiyordu.

Bir Ortacag Platoncusu icin ruh ve ruhun yazgisi dunyanin geri kalanindan oylesine yuksek, oylesine yetkin bir seydir ki dogrusu bu geri kalanla hic bir ortak yani yoktur. Varligin kendi yazgisini bilemeyisinin nedeni belki de tanrinin uzak ve eksik bir imgesi olusuydu. Mutlakligin dogaustu izini yazgi olarak farkettigimde, duyulur dunyada ve yagmurlu bir kusluk vaktinde yazginin dogrulugunu ve nesnelerini aradim. Mutlak oznenin, varligin, oncesiz-sonrasiz ozlerine, oncesiz-sonrasiz idealarina, duyulur nesnelerin uygunlugu olarak bir ipucu buldum. Hersey ag seklindeki ahlak sahibi bir gokyuzu tarafindan amacli olarak cekiliyordu. Kader carkinda kizil bir saltanat baslamisti bile.

Yeryuzunun duyusalligi dusmus bir alandir Phaidon'a gore. cunku filozoflar bu alanda yazginin ve olumun pratigini yaparlar. Yazgi, belirsizlikten haz alir ve bunu kabullenir, hic aciklama yapmadan gercegi aciga vurabilir. Ðnsan bedeninde canli gibi gorunerek, gercekligin derin yapilarini zaman zaman aydinlatir ve o salt tek basinayken bile, tarihin, felsefenin, dinlerin kanitlayabileceginden cok daha fazlasini kanitlar. Bu onun kuvvetidir. Demirden gizlerin, toplu olumlerin cinlayan canidir.
Husserl'e gore ozleme iliskin sezgi anlayisi deney yapmadan, kusku duyulmaz savlara ulastirir, bu savlardan bir tanesi Kader dir. Ve Platonik idealar dunyasina aittir. Vitalistlerin savundugu gibi organizmanin devami ve sureklilikteki yonlendirilisi gizemli bir varlik dunyasi tarafindan tayin edilir (Dirimsel gucler, Arkeozlar, Psikoidler, Dominantlar vs....). Yazginin fenomenustu varliksalligi burada ortaya cikar. cunku o, dogrudan ve aracisiz olarak verilir. En heybetli vurusu da trajedidir. Yazginin apriori bir bilgi olmasindan oturu duyusal varolus ve saf sezgiyle (Kant) ic icedir ve birbirlerini dogrularlar. Yazginin bagimsiz akil yurutmesiyle olan zihinsel kodlamalar, varligin takip ettigi betimlemelerle aynidir. Bu yuzden varlik onun ayak izinden yurur, bu da yazginin, insanin tam belirleyemedigi Tin'inin bir fonksiyonu olusudur.

Gecmisin, simdinin, gelecegin butunun ayarlandigina ve hep ayarlanmis olduguna, yalnizca nevcut olmadigina inananlar, zihinlerimizin duzenlenisiyle ilgili olan oznel bir farkliliktan dogan varolusssal, belirlenmemis bir zamansal zincirlemeyi kabul etmezler. Eger yazginin dogrulugu savini hakli olarak sabit bir gerceklik olarak goruyorsak, boyle bir savin dogrulugu ya da algilanabilirligi, tum zamanlarda insanligin tum trajik deneyimlerini kucaklayan varolus otesi bir realiteyse, bu savin dogrulugu da sonsuzlukta gizlidir. Felsefe her zaman deneyin citleri uzerinden atlayarak, buyulu ve kendine cekici ereklerine ulasmistir. Mistik sezgiyle ulastigim kader kavrami boyle bir erekli, Eregin Kuvvet Kaniti.

Kaderin metafizik arkeolojisi ve insanligi modellemesi, kaderin en zayif noktasiydi, karamsarligin dayandigi son nokta, guc buldugu tek bagimsiz gerceklik, oyunsever bir tiyatral bilinc. Tanrinin sag kolu gibi, edebi dille, Tanrisiz, Ruhsuz, Bedensiz, Yasamsiz...

Kumun Yazgiyi Alt ust Ettigi Yer
Sonsuza dek uyuyabilen olu degildir. Kader sonsuza dek insanligin uzerinde uyur.
Firtinaya yakalanmis cildirmis bir kum tanesinin kaderin oyunlarini bozdugu ve onu tersine cevrilmis bir dogru gibi biraktigi yerlerde, kuskuya yer vermeyen insani bir derinlik vardir. olculebilen bir derinlik, tanri agziyla konusan bir sesin yankilandigi cukurdur.

Tanrisal bir esin tasiyan varligin yazgi karsisindaki tutumu esrimelerle dolu yaratici bir deliliktir. Bu ikiz bir hayatin, ikiz bir hatiranin ikiz bir olumun, insanla insan arasindaki kat degerin alt yazgisidir.
Sayisiz olasiliklarin arasinda zamanin ayrintilarina takilarak kendini putlastiran varlik, anlarini belirlerken, goz ucunda tasvirlesmis derisi yedi kat bir yalnizligin icine gomulmus bir yazginin hakimiyetini ancak histerik bilinc sicramalariyla gorebilir.

Varolusu belirleyen tum nicelikler farkli baslangiccve sonlardan dokunmustur, gorunen tek renkli bir zaman orgusudur. Bu ayni zamanda bir nedensellik tarafindan cekilistir. Derinlemesine kazilan bir tin, trajediyle kendini belirlilikte bulur.

Kader dokuyana dek kendisini yeryuzundeki en kalin ortuye, yasam ve olum daha da agirlasarak yinelenecektir.

Ezelden beri, evet ezelden beri, insanligin tum hatiralari, mukemmeliyet denilen o yogun yeryuzu coskusu, iradenin surekliligi, mutlulugun ve ask'in sahte gorkemi ve tum geceler ve tum sabahlar ve hersey, romantik bir kargasanin icinde anlamini yitirerek kaderin onunde diz cokmustur ve yazginin guzelligi mevsimlerle insanligin yuzune carpip onu kendi varolusundan utandirmistir, Yazgi Mevsimlerle Gelir, bosluktan baska herseyi goren gozlerin sahipleri icin...

Animsayabilmek icin bile gozlerine perde cekmis bir kurbanin yazgisindaki acimasizligi, her oldurusunuzde onu, tek basina kalmis bir cocuklugu, bir caresizligi dokersiniz kanli vucudundan. Ve sadece dusleyebilmek icin bile, dikilmis goz kapaklarindan sabahi ve geceyi baglayan o olumcul bagi her uyandirisinizda, yalniz kalmis bir dunyanin aldatilmisligini akitirsiniz her sozunden... Artik ne soyulmus bir benlik, ne coskulu bir yurume, ne de kendi intiharini ozleyebilecek kadar kendini taslastirmis bir yurek vardir size kalan.[...]

Anlayabilmek icin, kul olmus kemik parcalarina benzeyen yasamin agir sozlerini, kaderin kalkanina vurdugumuz her darbede kendi olumlerimizi siirle buyuleriz. Ve kader vurmussa kilidini atesle daglanmis sozlere, sokulecek nice safaklar vardir, kis vakti parlayan gecede akitilan erimis kursun akan gozlere...

Dusleyebilmek icin bile deniz gecmeye mecbur bir ozanin yazgisini, her sususunuzda, bir denizi dokersiniz gozlerinizden, kendi gozyasiniza ada oluncaya dek... Artik ne deniz sizindir ne de coktan gozden kaybolmus olan ad... Boyledir alacakaranligin kader oyunu.

Buyulemisse kader bir kere, geri donus yoktur artik; yasamayi sevmeyi, sevilmeyi unutur insan, yuruyemez olur kosmadan, ucurumlara atlar, denizlerde yikanir, tatli sularda guzellesir. Bir gun yazgi konusmak ister gibi yaklasir ve cevirir bir avuc eti, bir mevsim yapitina....

Uygarligi yiyen, sahte yasayislari linc eden bir trajik anit. Sonunu belirleyen kaynaktan doyasiya su icerek yazgisini gorkeme donusturen, yasamasi imkansiz bir hayatin kan damarindaki yazgisini ezberleyen tanrisalligin sag kolu, gercek kurban Kumun yazgiyi alt ust ettigi yer, bir intiharin izi !

Olculebilir Bir Derinlik Var
Sen Kendi Erdeminle yaratmamisken gucunu
Ben ise yururken dikenli bir ucurumda
Kader carkina asili cildirmis bir golge gibi
Bugun Dolunay daha Soguk, Tanridagi daha yalniz
Gozlerimden yas yerine erimis kursun akiyor;"

Derinlerde dogmus bir yazgi, varligin can damarindaki olumden daha tutarli ve daha romantiktir.
Eger tarihin kaderini, kahramanlari asanlar yaziyorsa ve gelecegin karanligi insanlik icin bir umut degilse, yazgi da olumsuz olmayacaktir. O hicbir seyin pesinden gitmemistir. Basiretli bir olumlunun golgesiyle yasayip, yaslanarak son merhaleye ulastirmistir hayati. Yasamin korkuluklarini kendi deyislerinin caresizliginde birakmistir. Bu da kaderin onemsemedigi bir seruvendi. Her ne kadar kader carkinda yasansa da kizil bir kiyamet, tirpanli adam gelmekte gecikmeyecek...

Insanoglu trajik olanin icinde yasadigi surece uygarliklari yaratan kudreti anlayabilir. Aci, varligi gizli bir icguduye yonelten onemli bir unsurdur. Bu gucun farkina varabilen insanlar evrenin ve tin'in kaderini gorebilirler.

Beethoven'in IX.Senfonisi insanligin kaderini titreten; dunyayi temelinden sarsip arindiran; buyuk, gorkemli, birlesmis ortak bir yazginin gelecegini ifade eden kaderin hakimiyetinden bahseden benzersiz bir estetiktir. Yapay cennetlerin arasindan kaderin kendisini alin yazisina cevirdigi ya da varligin onu alin yazisi olarak bildigi hayatlar, bu yazinin alinlarini nasil sarhos ettigini ve aynalarla nasil yollarini sasirdiklarini gorurler. Yanilan insanligin duzeysiz mutlulugunun bunamis, bozbulanik iliskilerde zeminlesmesidir, karanlik yansimalarin insanliga bir yazgi olarak sunulmasi... Trajik varolusta essiz duzenliliklerle yasami kendine cekmesidir. [...]

Kaderin tarihi, yasanmis gercek bir omur gibi iki agzi keskin bir celik ile yazilir. Sert keskin ve isiltili mihenk tasi sokulmeden hicbir nefes, kara topraktaki sirrini acmaz, cunku yesillenmek icin bekleyen topragin sabri, insanin yazgisi icin bekletildigi yasamla aynidir. Kader sadece kendi ecelini heceleyen kalplerde oyuna donusur. Kum yellerinin yazgiyi alt ust yerlerde ise ne olculebilir bir derinlik vardir, ne de siglik ve sessizlik rolu verilmis seytanin kamciladigi dizginsiz kosan bir gunluk yaraticiligin insanlari....

Yazgi isini bitirdikten sonra geride hala aciklanamayan bir seyler birakabiliyorsa, birakilanlarin estetigi yazginin sanatidir. Animsanan hersey belirsizlik ve derinlik ilkeleriyle yeryuzu ve gokyuzu arasindaki o trajik kargasaya serilir ve inanctan daha sert bir duyguyla anilir...

Yazgi, harmonik olmayan genlesmis bir trajedi; alt ust olabilecek kadar hafif, olculebilecek kadar derin bir senfonidir.

 

Hosted by www.Geocities.ws

1