
Hýz
| Hizli
Dusunme Sanati - Murat Gulsoy
(Toplanti salonunun kapisi sessizce aralandi. Elindeki klasoru bir kalkan gibi gogsune bastirarak, iceriye kedi adimlariyla girdi ve ilk bos buldugu sandalyeye oturdu. Kose kapmaca oynayan cocuklarda gorulen bir rahatlamanin verdigi kizillik yanaklarina yayildi. Halen gecikmisligin verdigi sucluluk duygusundan kurtulamadigi icin hafifce dudaklarini isirip ortami algilamaya calisirken konusmaci coktan Mine'yi saptamis aklinda bir koseye yazmisti. Konusmacinin -Ethem- sozlerine kulak kabarttiginda henuz bir sey kacirmamis oldugunu dusunerek kendini avuttu. Alt tarafi bes dakika gecikmisti. Memedalibey bir suru is cikarmisti. Yeni mezun biri icin oldukca becerikliydi; verilen her isi bir odev gibi yapip zamaninda teslim ediyor, herhangi bir mazeretin arkasina saklanmaya gerek duymuyordu. Mutluydu, okulda okurken hayalini kurdugu bir ise girdigini dusunuyordu. Buyuk bir sirkette calismak. Kapisindaki guvenlik cemberlerinden kendine ait olan karti akilli turnikelere soyle bir gostererek, gorevlilerin zihinlerinde hos duygulanimlar canlandiracak bir kokuyu geride birakarak asansore yonelmek, gunun ilk kahvesi ile baslayan hayatin icinde onemli bir yer edinmek... Bu sirket, bu ulke, bu dunya ben olmasaydim bu kadar rahat donemezdi hissiyle oglen yemegine cikmak. Haftasonu programlari yapmak. Ufak tefek, zararsiz dedikodularla hayatin bir parcasi olmak... Bu sirada konusmacinin kendisini dinlemedigini fark etmemesi icin yapilacak en iyi seyin dinlemek olduguna karar vererek dikkatini Konusmaci Bey'in soylediklerine yoneltti.) Sadece istemeniz yeterli. Ne de olsa modern bir cagda yasiyorsunuz. Nereden baslamak istersiniz? Ah, evet vaktiniz yok. Yine haklisiniz. Hizli olmak zorundayiz. Lafi dondurup dolastirmadan, dosdogru hedefe varmaliyiz. Hedef! Izninizle bu sozcugu tahtaya yaziyorum. (Dedi ama hic bir yere, bir sey yazmadi. Mine Konusmaci Bey'in tum soylediklerini bininci kez soyledigini, bunlari ezberlemis oldugu icin o anda baska seyler dusundugunu, bu yuzden de arkasinda duran beyaz tahtaya bir sey yazmadigini sandi. Birden bayat bir konserve kutusunu actigi zaman duyduguna benzer bir koku algiladi. Okuldaki hocalarini ozledi. Bu seminerler cogu zaman laf kalabaligindan baska bir sey olmuyordu. Fakat, ah, o icindeki caliskan ogrenci! O yine de anlatilanlari ciddiye almak, anlamak istiyordu.) Bu sizin icin onemli. Her halinizden belli oluyor. Bir hedefiniz var? Ya da... Bir hedefiniz olmasi gerektigini dusunuyorsunuz. Ya da... Secenekleri cogaltmak olasi. (Bunlari soylerken tek tek dinleyicileri hedefliyor, sanki cevaplanmasini istedigi sorular yoneltiyordu.) Asil sorun hedef ile iliskinizde basliyor ve dugumleniyor. Hedefinden korkanlar, hedefine ulasamamaktan korkanlar, hedefe ulastiktan sonra olacak olanlardan korkanlar, hedefine asiri derecede baglilik gosterenler, ki bunlar ayni zamanda birinci grubun uyeleridirler: Hedeflerini kaybetmekten korkarlar... (Bu noktada Mine kendisinin hangi gruba girdigini dusunmeye basladi. Hedefim var mi? Yani nasil bir sey? Iste okulu bitirmek bir hedefti. Iyi bir ise girmek. Sonra.. Carsamba aksami olacaklari dusundu. Aile arasinda bir nisan. Ne kadar dusunmemeye calistiysa da beceremedigi buyuk gun. Icinden bir sevinc cigligi atti. Alti gun sonra nisanlaniyordu. Tugrul ve Mine'nin mutlu gunlerinde... Hayir, hayir, Mine ve Tugrul'un nikah torenlerine... Ne kadar kendini tutsa da gunlerdir aklini mesgul eden evlilik hazirliklariydi. Herseyin cok sade ve sik olmasini istiyordu. Kendilerine ozgu. Gozunun onunde davetiye ornekleri, mutfak-banyo kataloglari, gelinlik dergilerinde isaretledigi modeller... Buna engel olmaliydi. Yoksa yine yanaklarina ates basacak, akli bir karis havada bir genc kiza donusecekti. Artik bir is kadiniydi...) Bunlar bir yanda, diger yanda da asla bir hedefi olmayanlar, olamayanlar, olmasini istemeyenler, ve en asiri ucta hedefsizligi hedef yapanlar... Son grup gercekten de ilginc kisilerden olusur. Ayrica bulastirma gibi bir ozellikleri de vardir. Hedefsizligi bir erdem gibi gosterirler. Yasami rastlantilarin yonetimine biraktiklarini, mudahale etmediklerini, herhangi bir mudahalenin bu cirkef yasamin carklarina pacayi kaptirmak oldugunu savunurlar. Bazilari samimidir, bazilari yalanci. Onemli degil. Zaten onlar konumuzun disindalar. (Mine bu tur insanlarla karsilasip karsilasmadigini dusundu. Bu kadar dusundugune gore karsilasmamis olmaliydi. Sonra Tugrul'u dusundu. Kararli bir delikanli, demisti babasi. Agirbasli ve guvenilir. Bu bir hedefi olmak anlamina geliyordu herhalde. Tugrul'un hedefi isleri buyutmekti. Babadan kalma sirketi adam gibi, modern bir sirkete donusturmekti. Okulu, master'i, Ingilizcesi, her seyi tamdi. Simdi Mine'yle birlikte kuracaklari aile ile her sey daha da tam olacakti. Mine'nin icinden cok ince, belli belirsiz bir bulut gecti. Ayrica Konusmaci Bey'in yaydigi olumsuz elektrigi de hissetmisti. 'Cirkef yasam'?) Simdi hedefle aramizdaki uzakliga gelelim. Eger bir hedef varsa, hedefe varmak isteyen kisi ile arasinda bir de uzaklik vardir. Hedefe giden yol da diyebiliriz. Fakat uzaklik ile yol arasindaki farki da daha sonra dusunun. Simdi bu Yol kavramini da Hedef sozcugunun altina yazalim. (Yine Konusmaci Bey tahtaya donmeksizin, sanki hic o sozleri etmemis gibi konusmaya devam ediyordu. Bu durum hem Mine'nin sinirlerini bozuyor, hem de kendine duydugu guveni sarsiyordu. Yanlis mi duymustu acaba? Is arkadaslarinin yuzlerini kacamak bir bakisla taradi. Herkes dikkatle Konusmaci Bey'i dinliyordu. Bir kaci not aliyordu. Her sey normal gozukuyordu. Belki de bir onemi yoktu. Ama Mine'nin boyle kucuk takintilari vardi. Ornegin hic bir dersi kacirmaz, soylenen hic bir seyi unutmaz, tum anlatilanlarin kesinlikle dogru ve onemli oldugunu dusunurdu. Yasam da bunu hakli kilacak bicimde gelismisti. Fakat icindeki bir baska Mine durmadan mizildanir, itiraz eder, dalga gecerdi.) Yol yasam boyu karsiniza cikacak en kafa karistirici kavram olacaktir. En az Zaman kadar ilginctir. Hem onun kadar soyuttur, hem de Hedef kadar somut. Yolu Zamana boldugunuzde Hizi bulursunuz. Yani hareketin, yasamin kendisini. Bunlari da, Hiz ve Zamani da tahtaya yazmayi unutmayalim. Bunlari hepiniz biliyorsunuz. Bilmek zorundasiniz. Burada bulunabilmenizin tek kosulu bu denklemi bir bicimde cozmeyi basarmis olmanizdir. O halde bu seminerin amaci ne? Daha once baska seminerlere mutlaka katilmissinizdir. Is orgutlenmesi, grup calismasi, verimliligin artirilmasi ve benzeri bir cok konuda seminerler dinlemis, kitaplar okumussunuzdur. Her birinden de yararlanmis oldugunuzu umuyorum. (Mine katildigi seminerleri tek tek dusundu. Ise girdiginden beri tek bir persembe sabahi yoktu ki bos gecsin. Mutlaka bir seminer, bir konusma olurdu. Personel Muduru hickimseyi bulamazsa kendisi gelip bir konusma yapardi. Bu arada Konusmaci Bey'in tahtaya bir sey yazmama durumu devam ediyordu. Artik alismisti. Belki de aniden donup hepsini birden yazacakti.) Bugunku seminerin digerlerinden farkli olacagini artik anlamissinizdir. En azindan size bir konusma konusu bildirilmedigini fark etmissinizdir. Bildirilmedi cunku onyargilarin olusabilecegini daha onceki deneyimlerimizden biliyoruz. Konumuz neredeyse yasamin tamamini ilgilendiren bir konu. Bu isyeriyle sinirli degil. Is dunyasi ile de sinirli degil. Konumuz, hedeflerimize varmak icin kullanmamiz gereken en kisa yolu nasil bulacagimiz. Ve bu konuda (ve aslinda her konuda) nasil hizli davranacagimiz. Bir baska deyisle dusunce gucunu artirmak. (Mine'nin ilgisi diger arkadaslarininki gibi yeterince uyanmisti. Yine de ikircikliydi. Gercekten ise yarar bir sey cikacak miydi bu seminerin altindan, yoksa bir palavra miydi? Konusmaci Bey'e ilk kez alici gozuyle baktigini fark etti. Otuzlarini gecmisti. Yeni tatilden donmus gibi bir hali vardi. Guneste yanmis bir ten ve buyuk koyu kahverengi gozler. Duzgun bir burun. Sakal koklerinin arasina gizlenmis bir kac cicekbozugu. Kasinin kenarinda belki cocukluktan kalma bir siyirik. Ses tonu kararli ve ciddiydi. Tugrul'un sesine benziyor diye dusundu. Fakat sikici degil. Asla degil. Tugrul'la adami karsilastirmaya basladigini dusunerek rahatsiz oldu. Bazen insan dusuncelerinin denetimini kacirabiliyordu. Tabii, sonunda can sikici yerlere varilabiliyordu. Tugrul'un elleri cok guzeldi. Bicimli, guclu. Bu sefer de Tugrul'un begendigi ozelliklerini dusunmeye calistigini fark ederek kendisine sinir oldu. En iyisi tum dikkatini konusmaya vermekti.) Dusunce gucunun once tanimlamak gerekli. Onemli olan nedir: daha cok, daha iyi, daha dogru olmak mi? Evet, belki de hepsi. Yeterince Zaman olsa bu ozelliklere varmak hic de zor olmazdi. Fakat yok. Zaman yok. Zaman yok. Zaman yok. (Dinleyiciler hipnoz altinda gibi, tekrarlanan cumlenin anlaminin icinde yuzuyorlardi. Mine de o cumlenin icindeydi.) O halde tek cozum hizli olmak. Hizli dusunebilmek. Dusunce hizini artirmak. Hepiniz dusuncenin ve zihinsel gelisimin cokca dogustan geldigine inaniyorsunuz, bu bir sir degil. Dogruluk payi da yok degil. Fakat dogru olan bir sey daha var ki, o da dusunme islevinin gelistirilebilen bir yeti oldugu. Bu seminer dizisi boyunca dusunce hizinizi artirmaya yonelik cesitli egzersizler yapacagiz. Kisa surede -malum zaman yok- ne kadar cok yol katettiginize siz de sasiracaksiniz. (Mine kararsizdi. Belki ise yarardi. Belki daha akilli olabilirdi. Boyle dusunmesini engelleyen bir kilcik da yok degildi ama. ozellikle son 'zaman yok' cumlesini Konusmaci Bey biraz alayci bir bicimde tonlamisti. Sanki zamansizlik bir tek onlarin sorunuydu. Asmis, akilli insanlarin boyle bir sorunu yoktu, olamazdi. Konusmaci Bey'in bunlari nerede ogrenmis olabilecegini dusunmeye basladi. Ise girdiginden beri bir ozgecmis meraki baslamisti. Utanmasa bir koleksiyon yapacakti. Gerci tum ozgecmisler zamanla degisiyordu. Bazen, insanlarin ozsermayelerinin listesini uzatmak icin yasadiklari izlenimine kapiliyordu. Sonra ise girerken hazirlamis oldugu ozgecmisin cocuksulugunu hatirladi. Bir sey yoktu ki yazsin. Bitirdigi okul, bildigi diller ve saire. Yeni mezun birinin ozgecmisi bir sayfayi gecmiyordu. Sonra, bir kac ay sonra, mudurlerden birinin ozgecmisi gecmisti eline. Oniki sayfalik dev bir yasam. Kendini upuzun bir merdivenin ilk basamaklarinda hissetmisti. Okulu bitirmek bir sey degildi. Daha cok yol vardi...) Dusunce nedir? Basit olarak hayalden baska bir sey degildir. Dusunmek ve hayal kurmak ayni seydir. Aralarinda islevsel olarak bir fark yoktur. Sadece icerikler farklidir. Ciddi diye nitelediklerimize dusunce, gayriciddi bulduklarimiza hayal deriz. (Hayal, hayal, hayal... Mine sozcugun buyusune coktan kaptirmisti kendini. Zihninin icinde coktan dosemis oldugu gelecekteki evini dusundu. Bu bir hayal miydi? Bir dusunce miydi? Bir plan miydi? Evet bir plandi. Oysa, hayal sozcugunu icinden tekrarladikca baska bir sicaklik hissediyordu. Hayal baska bir sey olmaliydi. Kendini bir an icin onucuncu kattaki ofislerden birinde dusledi. Zarif ve pahali giysiler icinde. Daha zayif ve guzel olarak. Yonetici olarak. Konusmaci Bey'le o sirada goz goze geldi. Yonetici hayalini onucuncu kattaki ofisinde yalnizbasina birakarak, hizla asagilara indi, salona ilk girdigi noktaya geri dondu ve omuzlarini buzerek, dudaklarini isirarak oturdugu sandalyeye bir kez daha yerlesti.) Benim size ogretecegim sadece bir teknik. Ne dusuneceginiz, ya da ne hayal edeceginiz degil. Basit orneklerle baslayalim. Simdi size bir sozcuk soyleyecegim. Ve anlamini zihninizde canlandiracaksiniz. Evet hemen baslayabiliriz: Elma! (Kisa bir sure sustu Konusmaci Bey. Mine'nin zihninde kocaman bir elma belirdi. Kirmizi bir elma..) Evet, sanirim hepiniz zorlanmadan bir elmayi duslediniz. Dusundunuz, ya da hayal ettiniz. Simdi hayalinizde canlandirdiginiz elmayi gozden gecirelim. Lutfen el kaldirarak katilimda bulunun. Kac kisinin elmasinin bir rengi vardi? Evet, hemen hemen herkesin. Guzel. Kac kisinin elmasinin sapi vardi? Evet, iki kisi. Kac kisinin elmasinda yapisal bir bozukluk vardi? Evet, hic. Kac kisinin elmasi bir tabagin icindeydi? Bir masanin uzeri? Bir odanin ici? (Mine hayalkirikligina ugramisti. Kendi elmasi dumduz kirmizi renkte, sapi falan olmayan, boslukta kisiliksiz bir elma resmiydi. Pencere buharina cizilmis cop adamlar kadar bile gercek degildi. Hayal falan degil bir sozcuktu. Gozunun onunde su anda kanli canli bir elma duruyordu evet, ama biraz gecti. Konusmaci Bey tum ipuclarini verdikten sonra bir naturmort cikarmasi zor olmamisti. Oysa ilk duydugu an onemliydi. Boyle soyluyordu Konusmaci Bey.) Gordugunuz gibi herkesin dusundugu birbirinden biraz farkli olan ama temelde az ayrintiya sahip elmalar. Dusunce hizindan kastettigim en kisa surede en ayrintili imgeyi canlandirabilmek. Ayrintili dusunmeye bir kez alisirsaniz, karsiniza cikan tum kavramlari benzer bir bicimde capcanli olarak dusunmeye baslarsiniz. Cunku yasam ayrintilardan olusur. Hedefe uzanan yol ayrintilarla doludur. Belki de sadece Yol dedigimiz bir ayrintilar butunudur. Bir egzersiz daha? Evet hazirsaniz, soyluyorum: Eldiven! (Sanki hayali bir kronometreye basmisti. Bir kac saniye sonra konusmaya devam edecekti. Mine odevini duzgun yapmaya calisan bir ogrenci titizligi ile hizla dusunuyordu. Hemen aklina gelen yun eldivenleriydi. Pislenmis sutlukahverengi eski eldivenler. Hayalinde, kendi ellerine gecirmis, saskin saskin uzerindeki kucuk pembe cicek islemelerine bakiyor. Hava soguk, belki karli. Bir kartopu...) Evet simdi ayrinti sorulari... (Mine sorulardan buyuk bir kisminda elini kaldirmisti. Basarmisti. Sinifin birincisi! Yanlis oldugunu bile bile sacma bir basari gudusunun esiri olmustu.) Baska bir egzersize gecmeden once bir hatirlatma yapayim. Dusunce hizinin dusmanlari vardir ve en onemlisi gerginliktir. Gerginligi olusturan nedenlerin basinda da sosyal basarisizlik ve dislanma korkusu gelir. Bundan sonraki egzersizlerde el kaldirmanizi istemiyorum. Artik kuralimizi kavradiniz. El kaldirmak yerine onunuzdeki kagitlara bir carpi koyun. Her egzersiz icin bir satir. Seminer bittiginde gelisiminizi carpilarin olusturdugu histogram yardimiyla inceleyebilirsiniz. (Mine adami gittikce daha cana yakin ve daha akilli bulmaya basladigini fark etti. Adam belki cok iyi bir konusmaci degildi ama iyi bir rehberdi. Daha once ne konusmacilar gormustu. Hepsinin ortak ozelligi cok sik olmalari, herseyi biliyormus gibi bir hava yaratmalari ve her seyden onemlisi cok esprili olmalari. Oysa bu adam -artik icinden Konusmaci Bey demek gelmiyordu, acaba adi neydi?- hic espri yapmiyordu. Cok ciddiydi. Fakat gorunen o ki ilgiyi ayakta tutmak icin espriler yapmaya gereksinim duymuyordu. Mine kendini iyiden iyiye egzersizlere kaptirmisti. Once tek sozcuk canlandirmalari: Sapka, kedi, mektup, kravat... Sonra daha uzun canlandirmalar: bisiklete binen erkek, kafeste kus, giyinen kadin... Mine kafasinda basbasa bir ogle yemegi hayali kurmaya baslamisti bile. Guzel bir kafeteryalari vardi. Gokdelenin en ust katiydi. Bir kismi teras olarak ayrilmis, nefis bir manzarasi olan harika bir sosyal mekan. Sirketin politikasi buydu: dusuk ucret, konforlu bir calisma ortami. Insani ise gitmeye motive edecek her sey dusunulmustu. Her zaman havadar ve guzel kokan ofisler, ergonomik masalar, son model bilgisayarlar, bir video ve oyun salonu (bilardo, masa tenisi). Hatta spor salonu ve sauna. Kapitalizmin yeni yuzu. Mine bunlari onemsemiyordu. Baska bir sirkette calismamisti ve calisma kosullari hakkinda fazla bir fikri yoktu. Yemek tepsisi elinde, oturacak bir masa ararken, aslinda gozlerinin onu (Konusmaci Bey'i) arastirdiginin gizliden gizliye farkindaydi. Aldirmadi. Okudugu universitenin amerikan rahatligi uzerine bir elbise gibi oturuyordu. Universitede hocalariyla ayni yemekhanede yemek dogal bir aliskanlikti. Ve iste sonunda Konusmaci Bey'i gordu. Hemen karsisindaki bosluga tepsisini koydu. Adinin Ethem oldugunu ogrendigi Konusmaci Bey Mine'nin ilgisinden hosnut kalmisti. Belli ki seminer istedigi gibi gitmemisti. Mine ustaca konuya girdi. Adami dogrudan, soyut sozlerle takdir etmek yerine (bunu ne yazik ki bir baska seminerde ogrenmisti) yaptigi somut bir isinden (hayali tahta meselesi) soz acarak etkilemeye calisti. Ilgilenilmeyi hak edecek bir zekaya sahip oldugunu gostermek istiyordu. Ethem'in ilgisini (hayir bir erkek olarak degil) akilli bir insan olarak, bir bilge olarak ona sunmasini istiyordu. Ethem, Mine'nin anlattiklarini dikkatle dinliyordu. Koyu kahverengi gozleri Mine'den yayilan butun isigi yutuyordu. Ona karsi numara yapamayacagini hemen anlamisti Mine. Bu yuzden aniden susup krepini yemeye basladi. Acaba konusmaci bir kadin olsaydi, yine ayni ilgiyi ona gosterir miydi? Bu soruyu, icinde bir yerde Tugrul soruyordu. Buyuk calisma masasinda oturmus cani sikkin bir bicimde cevabini bekliyordu. Belli ki isinin bolunmesinden huzursuz olmustu. Mine icindeki Tugrul'a yalan soyleyemiyordu. Icindeki sorgucuya yalan soyleyemeyecek kadar akilliydi. Evet akilliydi. Ve Tugrul bunun farkinda bile degildi. Ustelik ne hakla ona sorular soruyordu. Daha nisanli bile degillerdi. Evet beraber olmuslardi. Birlikte tatile gitmislerdi. Her sey iyi gidiyordu. Ama simdi dusununce... Ethem Mine'nin durgunlugunu dagitmak icin havadan sudan konular acmaya basladi. Ne is yaptigini, neler planladigini falan soruyordu. Hayir ama istedigi bu degildi. Seminerdeki gibi konusmasini, onu etkilemesini bekliyordu. Ethem'in anlattiklarinin planlanmis bir egitim programinin bir parcasi oldugunu kabullenmeye yanasmiyordu. Ethem ise onu etkilemeye calismiyordu. Belki gizliden gizliye ortak bir nokta bulmaya calisiyordu. Belki baska bir seyler dusunuyordu. Bilemezdi. Ne de olsa dusunme ustasi olan oydu. Aslinda ona sormak istedigi bir suru soru vardi. Kararlarini, dusuncelerini, hayallerini onun degerlendirmesine sunmak istiyordu. Yasamini Ethem'in onaylamasini bekliyordu. Ancak o zaman, dogru yolda olduguna ikna olacakti. Kafasi neden bu kadar karisikti ki! Ve yasami hakkindaki dusuncelerinin boylesine karisik oldugunu neden bu kadar gec algiliyordu? Nisana bir hafta kala... (Alti gun!) Evet alti gun kala... Krepin icindeki bezelyeleri cataliyla itistirirken, Serap'a bu durumu nasil anlatacagini kurguluyordu: Adamin biri gelip elma diyor, sapka diyor, ve Mine butun yasamini gozden geciriyor. A sikki: adam sihirbazdir; B sikki: Mine budaladir... Yemegin sonuna dogru birdenbire Ethem'in aksam yemegi teklifini kabul etmis oldugunun ayrimina vardi. Hersey oyle hizli gelisti ki. Harika bir aksam. Nefis bir yemek (bogazdabalik). Muzik (caz). Insanin kanini hizlandiran kokteyller (sexonthebeach)... Ne ona Tugrul'dan soz etmisti, ne de Tugrul'u dusunmustu. Aksam, evdekilere is arkadaslari ile bir yemekte oldugu yalanini soylerken ayildi. Daha evlenmeden aldatmaya baslamisti (o gece bir sey olmamisti!). En azindan yalan soylemek zorunda hissediyordu kendini (cunku bir sonraki gece olacakti, bunu da biliyordu!). Ethem isyerindekinden farkliydi. Bir kere guluyordu. Cok daha gencti. Cok kibardi. Saygiliydi. Herseyden onemlisi Mine'den etkilendigini belli ediyordu. Ve son derecede cekiciydi. Seminerlerden soz etmeyi sevmiyordu. Bu konuda konusmamasinin bir nedeni isten bahsetmekten hoslanmayisiysa, diger bir nedeni de isin gizemini koruma karariydi. Sanki o seminerde karsilasmamislar da, bambaska bir zamanda, bambaska bir yerde (Tugrul'suz-nisansiz-beyazesyasiz-kaygisiz bir yerde) karsilasmislar gibi... Oyunculari tanidik bir film gibiydi her sey. Yurtdisinda bitirmisti universiteyi. Mine'ye birbirinden iliginc hikayeler anlatiyordu. Kendini asla ovmuyor, yuceltmiyordu. Tugrul'un kasinti havasi onda yoktu. Dogaldi. Ertesi gun oglen yemegini Serap'la yerken kendini savunmak zorunda kalisina cani sikilmisti. Serap acikca B sikkini isaretliyordu (B.Mine bir budaladir). Ve tezini ortaya koyuyordu: evlenme oncesinde her genc kiz bir tereddut gecirir, gerginlik yasar, dogru mu yapiyorum yeterince olgun muyum, hazir miyim diye kendine sorar? Sonra butun o evlilik hazirliklari, dunyevi seyler bir anda askin onune gecer. Kaygilar, para hesaplari, planlar... Oysa Mine icinden asik degilim diye bagiriyordu. Serap'a daha fazla bir sey soylemek istemedi. Aslinda Tugrul ile konusmadan once bir prova yapmak istiyordu ve Serap Tugrul rolundeydi. Serap'in neler soyleyecegini basindan beri biliyordu fakat kendinden emin degildi. Ethem ile bu aksamdan itibaren baslayacak olan, sonu belirsiz macerayi yeterince istiyor muydu? (Evet istiyordu). Bunu Tugrul'a sucluluk hissetmeksizin anlatma gucunu kendinde bulabilecek miydi? (Galiba.) Sonra mi? Gercekten de aksam Ethem ile cikti. Nisan ve Tugrul meselesini ertesi gune erteledi. Evdekilere yalan paketini coktan hazir etmisti. Karsi tarafta bir parti, bir cesit bekarliga veda partisi (ne aci bir yalan) olacakti ve o saatten sonra eve donemezdi, Serap'ta kalacakti (Serap yemegin sonunda gonulsuzce -her nedime biraz suc ortagidir ilkesine uyarak- yardimci olmayi kabul etti). Ethem ile aksam, tahminlerinin de otesinde iyi gecti. Ten uyumu diye bir sey varsa buydu. Mine sanki bazi seyleri ilk kez yasiyormus gibiydi. Sanki daha oncesi yoktu. (Tugrul mu? O hic olmamisti ki!) Ethem'in genis bir studyodan ibaret evinde, her opucuk bir baska gece gemisine binip gitti. Daha sonra? Evet daha sonra annesi ile konusacakti. Durumu (Ethem'i degil, Tugrul ile durumunu) kisa, net ve kararli bir bicimde ortaya koyacakti. Benzer bir konusmayi Tugrul ile yapip (cok kotu bir kiz olmustu, butun bir cumartesiyi harcamamak icin sabah sabah bulusacakti) isi bitirecekti. Is zaten bir gece once bitmisti. Ne yapsaydi, cocukcagizi (Tugrul) yasami boyunca aldatsa miydi? Asla, kimseyi aldatmazdi (Evet aldatmazdi). Odevlerini her zaman en dogru, en once o yapardi. Iyi, dogru ve durusttu. Ve simdi de asikti. Tanriya sukurler olsun ki kopruden once son cikista Ethem karsisina cikmisti. Ya bir iki yil sonra, (mudur yardimcisi falan oldugunda, ya da anne oldugunda) Ethem ile karsilassaydi... O zaman ne olurdu? (Yine icinden Serap'la -Tugrul'la- tartisiyordu.) Cok kotu olurdu tabii. Askini kalbine gomup, hayat boyu Tugrul'un gomleklerini yikardi (mahsus abartiyor, bilerek yapiyordu). Ve Ethem ile iliskisi gelismeye basladi. Ilk zamanlar buyuleyiciydi. Ethem mukemmel bir asik, harika bir sevgiliydi. Birlikte gidilen tatiller, gece gezmeleri, sabah kahvaltilari... Hersey Ethem ile farkli, muhtesem anlamlar kazaniyordu. Tek sorun Ethem'in evli olusuydu. O studyo da onun hem ofis hem garsoniyer olarak kullandigi bir mekandi.) Bugunku semineri burada noktalamadan once sunu evodevi olarak kabul etmenizi istiyorum: firsat buldukca, bir arkadasinizla bu egzersizlerin benzerlerini yapin. Unutmayin ne kadar cok calisirsa, zihin o kadar hizlanir. Bisiklete binmek gibi egzersizle gelisen bir edimdir. Haftaya daha ileri teknikler uzerine calisacagiz. Iyi gunler. Bu arada tahtayi silmeyin. (Cikip gitti. Sanki yorumlari duymak istemiyordu. Mine seminerin sonuna geldiklerini anladigindan, hayali ask macerasini kisa kesmisti. Evet tabii ya, elma, sapka, bisiklete binen adam: daha hizli dusunup, daha hizli yasayacagiz. Tugrul degilse Ethem, o degilse bir baskasi... Hem adama Ethem ismi de pek yakismiyordu dogrusu. Yine de Mine tahtayi silme esprisini sevmisti. Is arkadaslarinin ayni fikirde olmadiklarini fark ettiginde sasirdi, ve hizla salonu terketti)
|
