
Hýz
| Avadama
III - Ahmet Karcililar
Sayin Editor; Gectigimiz yil yanginla yok olan Iskenderiye Kutuphanesinin sahibiydim. Sanirim duymussunuzdur, su Istiklal Caddesindeki mutevazi kutuphaneden soz ediyorum. Yangindan sonra kutuphanede kalan esyalari -pek bir sey de kalmamisti ya- bir arkadasimin deposuna kaldirip hayata kusmustum. Yoksa uzerinde size gonderilmesi gerektigi not dusulmus ekteki teksir kagitlarini cok once fark ederdim. Yeni bir kutuphane kurabilme umuduyla elimde kalanlari karistirirken yarisi yanmis kitaplarin, ciltsiz ansiklopedilerin arasinda bir kenara atilmis susuz akvaryumun icinde agzi dugumlenmis bir poset buldum. Posetin icinde, sozunu ettigim teksir kagitlari ikiye katlanmis halde duruyordu. Iceriginin ne oldugunu bilmiyorum. Dilerim gec kalmis bir metin degildir. Sevgiyle kalin. Not: Kadikoy'de yeni bir kutuphane acmaya calisiyorum. Derginizi gonderirseniz sureli yayinlar bolumunde sergilemekten buyuk onur duyacagim. Lutfen bu sayfalari bulanlar Muzedeki Hayalet Dergisi'ne iletsinler. Cok zamanim yok. Umarim kendi yanginimin isiginda butun hizimla yazdigim bu satirlari okumakta gucluk cekmezsiniz. Bu zamana degin, en degerli parcam olan karimdan bile sakladigim hikayemin bir sekilde belgelenmesini istiyorum; sanirim hikayem (konunun oncesini de bildiginiz icin) en cok sizi ilgilendiriyor. Bilirsiniz, herkesin karanlik bir yani vardir. Simdi icinde bulundugum durumda, olabildigince cabuk yazarak hikayemi size anlatmaktan baska carem kalmadigini goruyorum. Yuzyuze hic gorusmemis olsak da medyada benimle ilgili kimi haberlere rastlamis olabilirsiniz. Hakkimda 'Pazarlama Dahisi' diye cok haber yapildi. Adi sani duyulmamis bir cok urunu yeniden paketleyip satarak cok para kazandim. Ilk yaptigim is, Bursa'da batmak uzere olan bir ic camasiri fabrikasinin mallarini Fra Dolcino adiyla paketleyip satmak olmustu. Ambalajin ustunde yalnizca Italyanca yazilar vardi, bu yuzden epey para kazandim. Anadolu'dan toplattigim coban peynirini Hirtus adiyla paketleyip Ingiliz peyniri diye sattim. Rimae marka ucuz Kore prezervatifleri (boyut olarak da bize cok uygun) getirtip Marcidus adiyla pazarladim. TV'de, radyoda filan reklamlarina rastlamissinizdir; diyaloglar farkliydi ama butun reklamlarda, aralarinda iliski olup olmadigini bilemedigimiz kisilerin rutin ama imali konusmalarinin sonunu "Aramizda kalsin" diye baglamalari ana tema olarak kullanilmisti. Asil parayi bu iste vurdum. Otuzlu yaslara girdigimde, yirmi bes yasinda hicbir seyi olmayan biri icin cok seyim vardi. Her sonradan gormenin yaptigi gibi, bunca paraya bir kisilik yakistirmam gerekiyordu. Remy Martyn esliginde Crédulus puro icmek, olumcul derecede asik rolu yapan dort kadinla -ozellikle otuz alti yasina kadar asik olmamis biri icin- yataga girmek ya da yilin dort ayini denizde yasamak gibi herkesin sahip oldugu zevkler beni doyurmuyordu. Unicus tutkum bu sikintili donemimde basladi. Unicum, adindan da anlasilacagi gibi yalnizca bir tane uretilmis ya da tek ornegi kalmis esya demek. Koleksiyonculugun en ust siniri olan bu ilgi alani aslinda oldukca genis bir yelpazeyi kapsar. Bu dar zamanda, adini Unigen koydugum salondaki ornekleri -tabii ki en onemlilerini- soyle bir animsamaya calisirsam; uzerinde "MIHI CARUS ES " yazili, Hierapolis'te bulunmus, St. Philippe'in MS. 60 yilinda yapilmis altin kupasi (Neron'un depremle yikilmis Hierapolis'i imar ettigi yildi ve kupa Roma Ordusuyla birlikte goturuldu. Philippe Leodikya'ya saklanip canini zor kurtardi.), aslinda banka veznedari olan Abdi Cati'nin kestigi bileklerinden akan kanla ve kendi pisligiyle yaptigi 1941 tarihli "Terk" isimli tablo, Ali Ufki'nin notaya doktugu Hampartzum Limonciyan'in kendi el yazisiyla duzeltmeler yaptigi 1820 tarihli Mahur Fasli'nin portresi, Aysel Tanju'nun "Rakkas"ta giydigi -gordugum en erotik dansti- kopcasi kopan dansoz giysisi, Oguz Atay'in kendi el yazisiyla notlarini aldigi, sonradan "Tutunamayanlar"a donusecek olan hic yayimlanmamis "Prélude" teksirleri ve artik hikayemi anlatmam gerektigini dusundugumden (ates gittikce yaklasiyor) sayamayacagim binlerce tek ornek. Sanirim Unica tutkusunun ne oldugunun anlasilmasi icin hicret sirasinda Hz. Ebubekir'in bos inci kutusuna sakladigi orumcegi (fosilini) Unigen'de sergiledigimi soylemem yeterli olacaktir. Kusku ve tutku unica meraklilarinin iki belirgin ozelligidir. Kusku, aradiklari esyanin otantikligi ve tekligi konusundaki kanitlari asiri boyutlara, tutku ise cogu zaman safliklarini olcusuz sinirlara goturur. Tutkumun yuksek oldugu donemlerimden biriydi sanirim. Bir davette yuzune TV'den asina oldugum birini gordum. Kim oldugunu bilmiyordum. Uygun bir zamanda yaklasip kendimi tanittim. Yuzundeki derin huzun dagildi ve elini uzatip "Meral" dedi, "Meral Tahrakilic." Unica tutkum nedeniyle danismanlarimin surekli videoya aldigi ve benim uygun bir zamanda izledigim sanat programlarindan birini yapiyordu. Bir cok tekil ornege, bu programlar araciligiyla ulasmistim. Henuz yeniydi ama iki yildir, ustelik ozel bir kanalda ayni programi surdurme basarisi gostermisti. Meral yaptigi butun programlari ayrintilariyla bilmemi saskinlikla karsiladi. Sonrasinda daveti unutup sadece birbirimizle ilgilendik. O gece evimde kaldi. Ilgi alanlarim, tavirlarim ve evim onu daha cok sasirtti. Bir ay sonra evlendigimizde daha yirmi ucundeydi. Benim icin koleksiyonumun parcalarindan ote bir sey olmadigini kisa zamanda fark ettim ama bu ona olan askimi daha da guclendirdi. Onun ilgileri de beni sasirtiyordu. Butun sehirlere ait telefon rehberlerini toplamisti. Firsat buldugu zamanlarda sirasiyla rehberleri inceliyor, isimleri harflere boluyor, ayni harflerle yeni isimler olusturuyordu. Bu anlarda cok uzaklarda oluyordu, ona yaklasamiyordum. Bunu neden yaptigini sordugumda anagramla ugrasmayi sevdigini soyledi. Zaman zaman daliyor, anlamini bilmedigim bir kisilmayla gozleri yasariyordu. Bana duydugu saskinligin ve hayranligin bittigini dusunuyordum. Dogrusu onun karanlik tarafi hem ilgimi cekiyor hem de uzuyordu. Ilgim bir sure sonra, onun ne aradigini bilmememin kiskancligina donustu. Calisma masasinin cop tenekesini karistirdigimda, evirip cevirdigi isimlerin hep erkek adlari oldugunu goruyordum. Sanirim cok onceden asik oldugu ve yitirdigi birini ariyordu. Bu olasiligin aklima ilk geldigi gun, hayatim boyunca hic yasamadigim denli koyu bir aci icime yerlesti ve hic beni birakmadi. Paranoyam arttikca daha da kuculmeye basladim. Ona hissettirmeden cep telefonunu karistirdim. Cekime gittigi zamanlar odasini aradim. Kutuphanesini alt ust ettim ama neyin pesinde oldugunu anlayamadim. Islerimi aksatiyordum. Uzun zamandir sirkete ugramadigim gibi Unigen salonuna da girmemistim. Bir gun program kasetlerini sakladigi dolapta okul bitirme odevini iceren kaseti videoya koydugumda halen gizine yaklastigimin farkinda degildim. Odevi izlerken Muzedeki Hayalet adinda bir dergiden soz edildigini isittigimde, Meral'in kutuphanenin kapakli dolaplarina yigdigi dergileri tekrar karistirmam gerektigini anladim. Videonun da yardimiyla Muzedeki Hayalet'in 40. ve 43. sayilarina ulasmam hic zor olmadi. Her iki sayida da Avadama adli birer oyku vardi. Mustear ad kullanmis olsa da ikinci oykuyu Meral'in yazdigini hemen anladim. Ustelik o lanet adama asik oldugunu itiraf ettigini okudugumda, halen onun pesinde oldugunu bildigimden icimdeki aci dayanamayacagim kadar artti. Onu Meral'den once bulmam gerekiyordu. Okul bitirme odevi icin, arastirmalari konu alan bir belgesel cekmek amaciyla, derginin 40. sayisinda rastladigi kurmaca bir oykuyu gercek sanip pesine dusmus, ancak kimligini bulamadigi biri ona kotu bir oyun oynamisti. Tipki ilk oykude, kurmaca bir elyazmasini gercek sanip pesine dusen Tamer Hacikillar gibi Kamer Lal Hatirci'nin pesindeydi. Her av, avcisini bulur. Bir atasozunun bana bu kadar aci verecegini dusunmezdim. Aglayarak sirkete telefon edip yardimcimi eve cagirdim. Yardimcim ona anlattigim olayi ve isimleri dikkatlice not aldi, sirkete dondu. Cok degil bes gun sonra, Hatirci ile ilgili herhangi bir bilgiye ulasilmis olmasa da antolojilerden, ansiklopedilerden, sanat tarihi kitaplarindan, internetten toplanmis Avadama ile ilgili butun dokuman elimdeydi. Belgelerde, Sumer ve Babil mitoslarindan gelistirilen Mahabbarata, Popol Vuh, Gilgamis, Tevrat, Incil ve Kuran'a kaynaklik eden bir metnin varligindan soz ediliyordu. 1946'da Cudi Daginda kazi yapan iki Ingiliz arkeologun buldugu, fakat eskiyalar tarafindan parcalanan civi yazili on iki kil tabletin latince cevirisinin bulundugu bir defterin Avadama orneklerinden biri oldugu soyleniyordu. Benzer orneklere Kudus ve Hindistan'daki Brahmagiri kazilarinda da rastlanmisti. Buyuk olasilikla Hatirci'nin Amasya Kutuphanesinde buldugu belge, (ilk oykude aciklanan Sankskritce, Latince, Farsca cevirileri nedeniyle) Strabon'un Mahabbarata cesitlemelerinden biriydi ve Hacikillar'in iddiasi dogruydu. Avadama gercek bir elyazmasiydi. Ayni yil icinde Arkeologlar defteri Istanbul'da yitirmislerdi. Koleksiyonum icin cok degerli olabilecek bir parcanin karsisinda duruyordum. Neyle karsi karsiya oldugunuzu biliyorsaniz elde edebilirsiniz demektir. Meral'in Avadama'yi Unigen'de gordugunde hakkimdaki dusuncelerinin eskiye donecegine, bana yeniden asik olacagina inaniyordum. Bir hafta sonra arkeologlarin yitirdigi defteri gordum, hatta elimle dokundum. Elli yildir sahaflardan kitap ve belge toplayan yalniz bir adamin kiracisiyken, adamin olumunden sonra kutuphaneyi paraya donusturmeye cabalayan birinin, utanmadan adini Iskenderiye Kutuphanesi koydugu o mezbelede, Beyoglu'nun ara sokaklarindan birinde, ikinci katta, kilitli bir dolapta duruyordu. Adamin izniyle ve gozetimi altinda siyah ciltli defterin ilk sayfasini actim. Sari, kalin saman kagida divitle yazilmis "Stella Regnum " yazisini gordum. Galiba, adam "Bu kadari yeterli." deyip kapatmadan once bir sayfa sonraya cizilmis Virgo takimyildizini da gordum, hatta takimin en parlak yildizina dokundum. Simdi, atesin ortasinda bir semender dinginligi ya da akrep telasiyla bu satirlari karalarken anliyorum ki oyunu kuran -her kimse- Iskenderiye Kutuphanesinden soz ederken dogru soyluyordu. Adamlarim, o yillarda Pera Palas'ta farelik yapan Kizil Ihsan'i bulmuslar, caldigi defterin kimlerin eline gectigini adim adim takip etmislerdi. Kutuphane sahibine para vermek istemedim, bu izimin bulunmasina neden olurdu. Defteri arayan benden daha guclu biri beni bulabilirdi. Yoksa defteri gordugum gun ona ulasmak cocuk oyuncagiydi. Ona verecegim parayla ayni binadan daire kiraladim. Gece sessizce inip kutuphanenin kapisini actim; kafasinda madenci basligi bulunan birine bunun nasil oldugunu sormamalisiniz. Inanilmazdi ama kilitli dolap acikti ve daha once orada gordugum bir cok kitap masalarin ustune yayilmisti. Giristeki cay ocaginin sandalyesinin ustunde bile kitaplar vardi. Once ayni gece icinde benden baska kimselerin de buraya gelmis ve defteri almis olduklari korkusuna kapildim. Sonra kilitli dolapta duran kimi kitaplarin ortadaki raflara konulmus oldugunu gordugumde adamin butun kitaplarini sergilemek istedigini dusundum. Defter raflarda bir yerdeydi. Hizla kitaplari tek tek kontrol etmeye basladim. Eski kitaplarin ortak ozelligi, hepsinin de benzer kalinlikta ve siyah ciltli olmasidir. Kontrol ettigimi yere atiyordum. Bir ara yorulup sandalyeye oturdum, bir Crédulus yaktim. Masanin ustundeki kitap yigininin arasindan kullugu buldum, oturdugum yerden kontrol edebilecegim raflari karistirmaya basladim. Yangini farkettigimde iki sutun arasindaki ahsap paravanla ayrilmis diger bolmedeydim. Masanin ustundeki kitaplar tutusmus icin icin yaniyordu. Duman iceriyi kaplamisti. Disaridan demir parmakliklarla kapatilmis pencereleri actim. Ceketimi cikarip kitaplara vurdum, kivilcimlar iceride dolasan akimin etkisiyle cevreye yayildilar. Kontrol edecegim az sayida raf kalmisti. Bir an once defteri bulup binadan cikmam gerekiyordu. Diger bolmeye gecip hizla defteri aramayi surdurdum. Bir sure sonra, cilginca ugrasima ara verip cevreme baktigimda kendimi ates cemberinin ortasinda buldum. Kapiya gitmek istedim ama diger bolmeye bile gecemedim. Yanginin henuz ulasmadigi pencerenin onundeki raflari devirdim, kitaplar digerlerinin ustune yayildi. Pencereyi actim, parmakliklara tutunup bagirdim, karanlik sokakta kimseler yoktu. Cikamayacagimi anladim. O zaman not alinmasi icin raflara birakilmis birkac teksir kagidini alip bu belgeyi yazmaya koyuldum. Yanmak uzere olan biri icin gercek nedir ki? Kendim icin yeni bir gercek yaratmanin tam sirasi... Kitaplarla cevreme ordugum duvar, uzayip kisalan alevden dilleriyle bana gecit vermediginde korkmadan, incinmeden alevlerin arasindan gecebilirim. Yalniz ates cemberinin ortasinda saga sola dagilmis, havada oynasan kivilcimlarin henuz ulasamadigi kitaplari son bir kez daha kontrol etmem gerekiyor. Zamanim var, onu bulabilirim. Birazdan elimden geldigince hizli davranarak henuz tutusmamis ya da bir kismi yanmis kitaplari herhangi bir yerinden acip Latince yazilmis o defteri aramayi surdurecegim. Acelem, ates cemberi icinde kisilip kalmis olmaktan degil, ona ulasamadan yanmasindan korkuyorum. Birdenbire butun cabalarimin yersiz oldugunu kavriyorum, elimdeki kitabi kapagini bile acmadan yere birakarak dogruluyorum. Icinde bulundugum mucizevi durum, koleksiyonum icin hayatim boyu aradigim tum tek parcalar gibi ozel bir sey, hayatta bir kere rastlanabilecek ozel bir sey. Simdi onu elde etmek icin sakinimsiz bir sekilde alevlerin icine dogru yuruyecegim.
|
