
Hýz
| Muzik
Defteri - Sedef Dicle Yasatilan
Not alma konusunda kimse benimle boy olcusemez. Konusma hizina yakin bir hizla, eksiksiz ve yanlissiz yazarim. Yerim her zaman en on siradir, herkes bilir caliskanligimi. Hicbir sey atlamadigimi bilirler, siraya girerler notlarimin escekimini almak icin. Siniftaki tartismalari Caykara'nin anlattiklariyla ayni derecede onemsedigimden arkadaslarin dediklerini de kacirmamayi gorev sayarim. Escekimlerde kendi sozlerini okuyanlar sirtlarini kamburlastirip pacalarima surtunmeye, mirmirlamaya baslar. Gozlerindeki o " Oksa! Oksa! Biraz daha oksa!" ifadesini hic kacirmam. Istencim oylesine gucludur ki basimi siradan bir an bile kaldirmaksizin durmadan dinlenmeden yazarim. Dedim ya, hicbir seyi kacirmam. Fazla da yorum yapmam. ( Ozellikle Caykara'ya iliskin...) Eve gidince notlarimi gozden gecirir, bir deftere bu kez daha da temiz ve duzenli yeniden yazarim. (Kullandigim dil acisindan bakilirsa, "temiz" sifatini anmamaliydim.) Nota degerlerinde en ufak bir yanlis yapmam. Onlari portelere alt alta ve yan yana hizayi gozeterek dizerken titizlendikce titizlenirim. Tum partisyonlar birbiriyle uyum icindedir. Uluslararasi muzik terimcesi Latince ile Italyanca'ya dayandigindan, yabanci terimlerin Turkcelerini de eklerim defterime. Ezbercilikteki basarilarima arkadaslar hayrandir ama ne yalan soyleyeyim, hepsini birden aklimda tutamam onca terimin. Nicin yalnizca Turkcelerini yazmiyorum? Sundan: Ulkede konser tanitmaliklari bile neredeyse Italyanca hazirlaniyor. Demek ki terimlerin salt Turkcesi verilirse buyusu kacar! Defterimdeki her olcu ve her tumce tek tek gozume guzel gozukunceye dek yatincaya dek ah,,,.Her sey gozume guzel gozukunceye dek, yatana kadar (?) ugrasirim. Artik yeni bir defter uzerinde calismanin zamani geldi. Yakinda konserlerimiz baslayacak. Is basa dustu yine... Bu bir yapit olsun ve sinif olcegini asarak konser salonlarinin tanitmalik okurlariyla bulussun istiyorum. Gerci partisyonlari, inci gibi notalarimi basmayacaklardir. Onlarin yerine hangi sozcukleri gecirebilirim, bilemiyorum. Okur arkada piyano sesi oldugunu aklindan cikarmazsa belki daha iyi okur. " Muzigin yerini sozcuklerin tutabildigi nerede gorulmus!" unlem tumcesini diline ilk, sutcocuklugunda doladigi soylenir Caykara'nin. Benim de bu konuda tek yapabilecegim " es vurmak" sanirim. ( Muzikte "es", soluk alinacak ya da susulacak zamani gosterir ve cok onemlidir. "Es" Turkce bir sozcuk olup; 1.Akil 2.Duygu 3.Esenlik demektir. Ayrica; " kazanc saglama, gelir, cikar, yarar" anlamlarina gelir. Ruzgar "sssss" diye eser. Oyleyse "es"in bir de yansima ses oldugu aciktir. Eh, ovunmek gibi olmasin.....) Otesini okurun duslem gucune birakmaliyim. Bu defter senin icin sevgili konser gediklisi. Tomar tomar birikmis notlarimdan sectim asagidaki parcalari. "Ay, niye zahmet ettin!" diyeceksin ictenlikle. Bir gun herkes beni ayrimsasin, onemsesin istiyorum. Ozenle basilmali onlar. Buyuk bir hayranlik ve saskinlikla soyle soylemeli gelecekteki okurlarim: "Vay, ne muazzam not tutmus bu tenor!" 268. Ders Notu: "Bir gun ara vermek ya da birakmak zorunda kalirsaniz...O gun coktan gelmisse ya da onunde sonunda gelecekse, muzigin yerine baska bir sey koymaya calismayiniz. Muzik: Yasantilarinizin yogunlugunu, yasaminizin temposunu arttiran, son derece anlamli ve bir o denli anlatilmaz tutku dolu ifade yolu... Ne yazina, ne plastik sanatlara, ne de iliskilerinize izdusurebilirsiniz onu. Hicbir sanat turuyle ortusemeyecek, yoklugunda anistirdigi boslugu baska bicimlerde doldurmaniza izin vermeyecek bir daldir bugun tutundugunuz. Yarin koparsaniz muzikten biliniz ki sizden bir parca da kopup gidecek; eksileceksiniz. Agir aksak gecmekte gunler: Lento, largo, larghetto. Azar azar olmekte bir seyler icinizde: Morendo. Poco a poco. Canlanip hareketlendiginiz anlar da yok degildir ama gorece azdir; zaman olculu bir hizla sizi yipratmaktadir: Allegro ma, non troppo. Allegro moderato. Kulak veriniz icinizdeki o atesli ezgiye: Con fuoco. Kararlilikla ustune yuruyunuz acilarin: Risoluto. Spritoso. Kacmayiniz onlardan, tersine, kuvvetlendiriniz acinin ezgisini: Crescendo! Crescendo! Korkmayiniz baskalarinin koydugu olculerin disina cikmaktan: Senza tempo. Yuruyunuz, kosunuz, sikistirarak, daha cabuk: Stretto, piu mosso. Delicesine, tutkuyla, yanarak tutusarak calisiniz: Delirando. Muzik buradadir yurekte muzik yasanir muzik sozcuklerin daracik korsesinden tasan o canli hop hop oynayan fikir fikir kaynayan o ele avuca sigmayan koca koca dik ve sert ve puruzsuz ve anlatilmaz yumusak anlatilmaz ipeksi anlatilmaz cekici o girdap girdap memeleridir bir kadinin. Meme... siz bir kadin... gibidir muziksiz yasam ve porsumus memelerdir size kalan muzikten uzak 'yaslandiginiz' zaman." "Yine costu bizimki!" diye fisildadi kontrtenor, sevgilisi baritona. Pek de kisik olmayan, ayarsiz tok bir sesle soylendi bariton: "Bu adamin dehasina hayranim hayran olmasina da, su meme saplantisi igrendiriyor beni." "Ah, seni dalkilic cocuk!" diye kikirdedi kontrtenor. "Saplantisi sendeki savasma baris cubugu olsaydi hic de igrenc gelmezdi, oyle degil mi?" "Siz! Hayir hayir, arkaniza donup bakmayiniz, size sesleniyorum sevgili potansiyel soprano. Beni onyargilarla dinlemektesiniz ve yadirgamakta hatta dalga gecmektesiniz sozlerimle ama biliniz ki Caykara'yi kendi gozunde degersiz kilamaz hicbir bakisiniz... Sanatci icindeki renkleri, tinilari, kokulari aciga vurmaktan cekinmez. Sanatci utanmaz!" Kulagi ve burnu tirmalayacak bicimde sozu degistirdi soprano: "Bir kitapta allegro'nun anlami soyle aciklanmis, cok cok cok tuhaf: 'Allegro (Ital.): Onceleri yalniz 'mutlu' ve 'sevincli' anlamlarina gelirdi. Gunumuzde hizli tempoyu anlatmak icin kullanilir." Buna siz ne dersiniz kompozitor Caykara?" "Cagimizdaki duygusal yetersizligin, zirhlarin, ketvurmalarin bir gostergesi" diye ofkeyle atildi alto. "Cagimizi bir yana birakalim simdi." Bas bas bagirmadan dolce dolce konusuyordu bas: "Varsayalim ki sen! Duygusal acidan yetersizsin. Bunun ne anlama geldigini aciklamaya gerek yok saniyorum. Sen ya da oteki...Yetersizliginizi bir tur gucluluk olgusuna donusturebilirsiniz pekala. Belki de coktan donusturmussunuzdur, ayirdina varmaksizin. Yasaminizda usdisi olan ne varsa dislayip, varliginizi ussal-olan'a indirgemissinizdir. Her sey planli programli, duzgun yurusun istersiniz. Gunluk yasaminizdaki ritmi hicbir kosulda aksatmamaya calisir, lo stesso tempo (hep ayni tempoda) yasayip gidersiniz. Cabalarinizin, calismalarinizin verimini aldikca zamaninizi ve enerjinizi daha da verimli kullanmayi hedeflersiniz. "Daha verimli"nin bir diger adi "daha hizli" degil midir? Az zamanda daha cok yol almak baska deyisle. Kendi yolunuz olup olmadigini yeterince tartmadan, ivmeyle atilirsiniz gunun dongulerine. Daha hizli okur, daha hizli yazar, daha hizli bilgisayar, araba, insan kullanir, daha hizli yargilar, daha hizli deger bicer, deger atfeder, daha hizli iliski kurar, daha hizli uyarilir, daha hizli tuketirsiniz... Ucar gider mutlu, sevincli oldugunuz anlar. Kizgin kozlerin uzerinde kosar gibi daltaban... Yasam sizin icin allegrodur artik:hizli tempo." "Evet evet" dedi mezzo soprano ( altonun karsilik vermedigi askini sinifta bilmeyen yoktu), "siradanlik tam da budur bana gore: Duygusal yetersizlik, sevgisizlik! Ne de yavandir siradan insan! Istedigi kadar "guclu", "basarili", "kulturlu" olsun... Altin zincire gecirilmis teneke kolye gibi siritir onda, sevgisizlik..." Kontrtenor kirilgan bir tonda surdurdu: " Duygusal acidan gelismemis, ham, kuru, soguk kisi, "guclu olmak", "normal" bir toplumsal yasam surmek adina bogar icindeki sesleri. Hamlik beraberinde katiligi getirir. Katiliksa sagirligi...Kulaklarina calinan, akordu bozuk dip calgilarinin gurultusudur yalnizca. Boguk!" Rahat, samimi ekledi bas (comodo, intima): Oysa o calgilari, tutkularin calgisini akortlayip gurultuyu muzige donusturmesini becermek gerekir." "O zaman hos geldin deriz tum nuanslara kalbimizde yer acar ve onlari mahremimizde agirlariz sevgiyle amoroso giocoso vivo katilinca duygular yasamimiza ardito placido tenaremente pervasizca sokulunca ta icimize appasionata energico tristamente duyarliligimiz artar renklenir tinilarimiz alabildigine zenginlesir seslerimiz ve bizi biz kilar olgun doygun duygusal..." "Her seyden once kulak!" diye kesti Caykara'nin kadansini bariton. "Oncelikle duyarli bir kulak gerekmez mi bize? Vasat bir sanci olmak isten degil yoksa!" Alto -alingan ve saldirgan- bagirdi: " Sen ne demek istiyorsun! Acik konussana, potansiyel!" Kontrtenor tuy gibi hafif bedeninden cikan o zarif ve elemli sesiyle havayi yumusatti ( grazioso, doloroso): " Vasat kulagim, vasat san teknigim, vasat fizigim, vasat zekama karsin yine de mutsuz sayilmam. Hepinizin onunde itiraf ediyorum bunu, evet, hemen her acidan vasat biriyim.Turlu komplekslerle agulanmaktansa kendimi boyle oldugumca kabulleniyorum. Harcim degil "en filan filan" olmak. "Daha..." icin calisiyorum ben; kendi olculerim cercevesinde biraz daha iyisini becermek icin." Barito -kendinden emin- sevgilisini teselli (?) etti: "Vasat birey de olumlayabilir kendini. Yeter ki birilerinin kopyasi olmaktan kacinsin. Kendi olmayi ilke edinsin. Sanatta ve yasamda. " Bas bas bagirmadi bas. Sakin sevecen ekledi: "Dev isimlerin silik ve kotu kopyalari olmaktansa cuceligi kabullenelim ama kendimiz olalim." Alto bet bet bagirdi: "Cuce oldugumuzu kim soyledi, ukala!" Soprano baska bir tonalitede soylercesine araya girdi: "Merak ediyorum da kompozitor Caykara, acaba metronom bulunmadan once hiz derecelerini neye gore belirliyorlardi?" "Nabza gore serbet vermeyi ogrensen artik fena olmaz!" diyerek fena halde tersledim sopranoyu, ilk ve son kez yumurtlamis olan bendeniz catlak tenor. Sesim henuz oturmadigindan (midir nedir) otekiler bana "Falset" (yanlis ses) der. Alto alayci bir sesle satasti: "Aaa, Falset konustu! Nazar mi degdi ne!" Mezzo da ignelemekten geri durmadi: "Nazar! Sok etkili zihin acici! Kalp ve beyin damarlarinizdaki tikanikliklari acar." Soprano usteledi, sesi iyiden iyiye civikti: "Eee bulbul Caykara? Yoksa dut mu yediniz, hi hi hi hi hi!..." Gereken yaniti bas verdi. Sopranoya olan nefretini hicbir zaman aciga vurmayan sabirli bas (e, benden kacmaz tabii) dedi ki: "Nabza gore! 18. yy.'da normal -ne demekse- "normal" tempo olarak nabiz vurusu kabul ediliyordu." "Nabiz, olmazsa olmazidir muzigin. Tipki memeleri gibi bir kadinin. Mutlaka yoklanmali, hissedilmeli, tansiyonunuzu yukseltmeli, damarlarinizi zonklatmali ve sonuna dek bagli kalinmalidir ona." Alto bu kez de Caykara'ya satasti: "Muzikteki ritim ogesini mi anlatmaya calisiyorsunuz yoksa cinsel fantezilerinizi mi?" Kontrtenor "Sssst!" dedi. Bariton bogazini temizledi. Bas hasir hasir sakalini kasidi. Kompozitorse sozlerine kendi dalgaboyunda devam etti: "Hani cocuk ya da yetiskin her insan yasaminda hic olmazsa bir kez nabzini tutup da o zonklamayi hissetmistir ya... Nedir oradaki duygu demeti? Anlik bir saskinlik, bulanik, belli belirsiz bir urperti, bir buyulenis, canliligin o tuhaf sezgisi, derinden isitilen bugulu ve karanlik sesi olumun. Damarlarin genlesip buzusmesi, gozbebeklerinin kisilip buyumesi, karin kaslarindaki kasilmalar...Acilip kapanmalar, gerilim ve cozulmeler... Kavrayisinizin ok gibi firlamasi bir anda, hizla yanip sonen isik, daracik bir anahtar deliginden size kendini ele veren o giz: Parmaginizla, dudaginizla yokladiginiz o ten. Somut oldugu denli soyut. Simgesel. Salt bir atardamar diyebilir misiniz? Soluk alip verisiniz degisir, gitgide artar sesinizdeki titresim. Vibrato! Vibrato! Evet, nedir oradaki sezgi? Ellerdeki tonus, o heyecan tonusu nedir? Bir anlik. Bir anlik...Yasam deyip gecemezsiniz, gecemezsiniz. Dile dokemezsiniz, yolu yoktur, dokemezsiniz. Muzik! Muzik! Vivace veloce mosso piu mosso... Mezzo yerinden dogruldu: " Muziksel esinin kaynagi yine muzik olmalidir bana gore!" Yuksek perdeden konusuyordu ama sesinden kendine pek de guvenemedigi seziliyordu: "Goruntuymus, imgeymis, kavrammis, siirmis, metinmis...Hayir hayir; muziksel fikir muzikdisi olaylardan dogmamalidir!" "Ayni gorusteyim" dedi alto. Mezzonun askina karsilik vermese de dusuncelerini ara sira desteklerdi: "Muzigi salt muzik olarak duymamiz gerekir. Duygulari da anlatmaz, imgeleri de...Muzikdisi hicbir seyi anlatmaz ve aciklamaz ari muzik." "Diyelim nabizdan esinlenerek bir kantat bestelediniz" dedi kontrtenor. "Bu eseri dinlerken ya da soylerken bizde bambaska gorsel imgeler uyanabilir, oyle degil mi?" Genel bir sessizlik anindan sonra bariton, hemen her seyi sevgilisinden daha iyi bildigi yanilsamasini aciga vuran abartili bir titremlemeyle soze giristi: " Sezgi, nabzin salt nabiz olmadigini yakaladigi anda, yaratim baslamis demektir. Muziksel anlatim, akli cok da isin icine sokmadan gelisir. Oncelikle kendine anlatimdir bu; nesnesini kendince anlamlandirmasidir yaraticinin. Onunla ayni dalga boyundaysa, dinleyicide de benzer imgeler olusabilir." "Dusunuyorum da", dedi bas, "programli muzigi bir yana birakirsak, filanca eserin motiflerini, temalarini yaratirken bestecinin anlagina hangi gorsel imgelerin sokun ettigini ogrenme sansi hic olmus mudur dinleyicilerin? Olmussa, o zaman 'dinleyicide de benzer imgeler uyanir ya da uyanmaz' onermesini cekinmeden ileri surebiliriz." Soprano hasetini sezdiren yapmacikli bir sesle tartismayi boldu: "Esiniz arkeoloji profesoru yanilmiyorsam, degil mi kompozitor Caykara?" Caykara sustu: Iki dortluk. Soprano, ulasamadigi ciger rengiyle surdurdu: "Onceki gun ikinizi birlikte kostura kostura buradan cikarken gordum." "Ha, evet, ben de gordum!" dedi mezzo, "sanirim esiniz bir panel verecekti o aksam." Caykara sustu: Dort dortluk. Soprano sinirli sinirli guldu. Sesinin perdesine vuran bir golge vardi geride?..Birdenbire yirtinmaya basladi kaplan benzeri: "Bir profesorun mini etek giymesini kesinlikle dogru bulmuyorum! Hic hic hic yakisik almiyor. Ustelik de panelistmis! Bula bula o gunu mu buldu bacakalarini sergilemek icin!" Caykara patladi: "Siz, sevgili potansiyel bariton! Benim saplantilarimla ugrasacaginiza san tekniginizi duzeltmeye calissaniza! Sanatci sanatla ugrasir. Kazi yapar, deser, eseler; sanatci kendisiyle ugrasir. Sanatciyla ugrasilmaz!" "Ama..." dedi bariton -sungusu dusuk- "teknigimin nesi varmis ki!" Bu noktadan sonra sevgili okur -artik yeterince samimi olduk sayilir- sana aci bir itirafta bulunacagim. Ben Falset. Tenor. Bu defterin yazari. Siniftaki en eski sanci. Ben askta kaybettim biliyor musun? Bes yildir neler cektigimi anlatmaya sozcukler yetmez. Durmadan kazi yaptim, eseledim, anlamaya calistim. Ama hicbir zaman sokulamadim O'na, beni hep es gecti. Askta porte disiydim O'nun icin. Sol, fa ya da do, hicbir anahtar ise yaramadi; kulagina erismedi ezgim. Kalbinin tek anahtari memeli canlilardaydi. Bense bir surungendim..... (...) Oysa herkes de bilir ki tek bir sozcuk bile kacirmam. Tek bir nota, tek bir sus... "...yir hayir olmuyor! San yalnizca dogru ve guzel tinlayan sesler cikarmak degildir. Bundan suphesi olan varsa lutfen bir daha dusunsun..... Yaratici olunuz biraz. Sabirli, comert bir kadinin memeleri yaraticiliginizi nasil kiskirtirsa oyle! Sevisir gibi soyleyiniz seslerle. Tepeden tirnaga hissederek! Sizden oteye, otekine gecmeli elektriginiz. Sizi dinleyen titremeli. Urpermeli!.. Sizinle devam edelim kontrtenor. Sut gibi ilik ve aydinlik bir la minor gami istiyorum sizden. Ses onde olsun. Dudakla memenin bulustugu yerde. Mmmeee mmmeee mmmeee...Dudaklarinizda o titresimi duyuyor musunuz? Vibratoyu arttirin. Vibrato! Yalniz rica ederim, titremeden soyleyiniz. O da nefesle olur. Diyaframla olur. Diyaframi iyi oturtmadan sanci olunabilir mi sevgili kontrtenor? Nefes cok onemli! Siz alto, "A ustu O" sesini istiyorum, si bemol majordeyiz. Gami birlikte cikiniz mezzoyla. Yalniz mi? Peki peki, nasil isterseniz. Tutun ki kumsaldasiniz, alto...Ufka dalan gozlerinizde huzun okunuyor. Sevgilinizi getirecek o gemi bir turlu gozukmuyor:AOAOAO...Ta uzaktan duyulsun haykirisiniz. Ses ileriye gitsin. Acin agzinizi, acin! Boynunuzu kullanmayin. Boyun bir pasajdir yalnizca. Hayir, hayir; girtlaga baski yapmayin! Girtlaginizi kasmayin! Siz soprano: Sol major...Damak yukarda! Yuzunuzdeki rezonansi hissedin. In mascara! Sut dokmus kedi gibi soylemeyin ama, rica ederim. Nuans istiyorum. Forte! Forte! Bugunluk bu kadar yeter. Daha onumuzde uzun bir yol var. Bir sanci her gun, hic aksatmadan ses alistirmalarini yapmali. Yeme icme gibi bir gereksinme olmali san sizde. Yatincaya dek aklinizdan bir an bile cikmamali. Sabirla, comertce emzirir sizi muzik: Sukranla doldurur icinizi. Dusmanlik duygularinizi sagaltir. Inanmanizi saglar iyilige, guzellige. Umut verir, guven verir, sarip sarmalar. Saldirganliginiz azaldigi olcude daha az urkutucu, daha katlanilir bulursunuz disinizdaki dunyayi... Memelere sigindiginiz gibi siginabilirsiniz muzige. Ustelik o geri de cevirmez, basindan savmaz, reddetmez! Asla "hayir!" demez. Cekip aliverir rahmine..."
|
