Hýz

  Kirmizi Cizgi - Humanur Bagli

 

Cizgi once duz, beyaz ve surekliydi. Sonra kesildi, bolundu. Boluk cizgiler donduler, kivrildilar. Gri ustune beyaz, ustunden gectikce cizildiler. Basimi kaldirdim, bulutlarin arasinda daglari gordum. Dag denilen o kocaman seyleri, o ecis bucus kutleleri. Onlari da bulutlar ustune sukunet icinde gozlerimle cizdim, cizdim, boyadim. Evler vardi; duz durmayan evler, yana yatik, kapaklanmis, dengesini kaybetmis, dizini yaralamis cocuk evler, kucuk evler. Onlari daglarin onunde gordum, bir cocugun evleri cizmesi gibi cizdim bu sefer onlari, benzemedikce eve, evlere, hayalimdeki gercegini buyuterek. Hayalime sessizce inanarak. Gri rengim yoktu palette, sariya boyadim gri yerine boynu bukuk evleri. Cay ikram eden cok kirmizi dudakli kadinin saclari sari diye o renk boyadim ve o yuzden kabul etmedim ikramini. Bu kadar gercek disi bir kirmizi dudagin teklifi samimi olamaz, ya da bana verecegi caya da ayni renk boya katar, demini almamis cayi kirmizi olusuyla, sadece kirmizi olmasiyla icirmeye calisir bana.

Inekler gordum. Onlar iki adim atmadan ben onlari yerlerinde birakip gectim. Onlar benimle yarismadilar. Kimisi kuyrugunu sallayarak, agizlarinda defalarca cevirdikleri lokmalarini iyice islatarak cayir cimen ustunde otururken baktilar bana. Hayir yarismadilar benimle, ama ben onlari gectim coktan. Onlari da sut kutularinin ustundeki oval kafali inekler gibi cizdim. Yildizli gece resimlerine harcadigim icin kisacik kalan siyah kalemimle boyadim duzensiz haritalara, adalara benzeyen beneklerini. Bazan ineklerin yaninda kucuk kizlar da gordum, ellerinde egri ince sopalar vardi. Inekleriyle ayni hizda yuruyen. Kafalarini one egmisler, camura donusen ayaklarina, coraplarina, burunlarinin gozlerine yakinligindan secilmeyen karaltisina bakiyorlar. Burunlari gibi kendilerini de gormuyorlar. Onlari copten cizdim, ellerindeki copten cizdim, hic boya harcamadim onlara, topraklari boyarken onlari da ayni renkle ciziverdim topragin ustune.

Ucgenlerin uzerlerinde siyah, beyaz, pasli resimler vardi. Birseylere benziyorlardi; egilmis bir adam, iki kocaman gogus, tekerleri gorunmeyen bir araba, 30, 50, tabiat ve insan sevgisi asilayan ciftlik filmlerinden getirtilmis zarif mi zarif bir geyik. Soyle bir gorup gectim onlari, arkadan bakinca iyice paslanmis ucgen sirtlarini gordum. Anlasaydim bile onlari, sonra inansaydim onlara, yalanci sirtlarini gorunce inancimi yitirecektim. Umursamadim, boyamadim.

Derken bir gurultu oldu, onden gelen tok ve ani bir gurultu. Gozlerimi, durdugumuz icin artik yapraklarini tek tek farkedebildigim tarlalardan cektim. Aracin onune baktim. Soforun sacsiz kafasini, aynadan yansiyan kapkara biyigini, hostesin sarii kivrak saclarini gordum. Birileri homurdandi. Ic gecirdi. Birileri daha benim gibi one bakindi. Arkamdaki koltugun kipirdandigini, birisinin arkamdaki koltuk sapini tuttugunu, buradan tutup beni sarstigini, kafamin ustune yaklasan nefesini hissettim. Birkac gazete hisirdadi. "Devam et" dedi kapidan kafasini uzatan muavinin ruzgara karisan sesi. Sari kafali hostes termosuna, pecete ve kolonyali mendillerine geri dondu. Tarlalar, gokyuzu, direkler kuskunce geriye dogru hareketlendiler. Yola baktim. Beyaz cizgilerden birkaci ben onlari boyamadan kirmizi olmustu. Sut kutularinin ustunde hic gormedigim bozlukta bir deri gordum kara beneklerin arasinda. Bir kaburga gordum. Agir bir hayvanin kaburgasi. Genis, derin bir kaburga. Kaburganin gozleri arkamdan bakti, onu tertemiz bir renge boyamami istedi. Boyamadim.

Poset caylarin sicak suyla birlestigi plastik bardaklardan dumanlar cikiyor, gozlerini herseye kapamis kor bir huzuru burnumuzdan iceri sokuyordu. Sari hostes bir tane cocuga paketli bir sefkat hediye etti. Birkac saniye surecekti bu sefkat. Cocuk azicik utansa, anne hostes abla ve yavru arasinda gozlerini bir kere gezdirse yeter. Nasil bu kadar agir oluyor bilinmez, ortalik hali kokuyor. Buram buram kilim desenli hali. Mavi ekranda bir belgesel baslamis. Once bir yabanci dilde hafif ve ahenkli baslayan anlaticinin sesini, biraz nese ve biraz da esrarengizlik katilmis havasiyla yerli tiyatrocunun sesi bastiriyor. Ses bu bastirmayla daha neselenip, esrarengizlesiyor, yukseliyor. Bu sesle mavi cayirlarda seken tepelikli kuslar cok daha sessizlesiyor, sessizce ekranda hapis, suzuluyor.

 

 

Hosted by www.Geocities.ws

1