Hız

  Kizilmaske Ile Diana'nin Opusmesini Goren Yasli Cocuk - Yekta Kopan

 

"Dur, dur!.. Simidin hepsini bugun yersek, yarin ac kaliriz."

Ozan bunu ilk soylediginde yadirgamistim. Ama sonra, benden onceki ogretmeninin, huzunlu cocuk oykuleri okumayi tercih ettigini ogrendim. Babasini kaybetmis kiz cocuklari, sokakta kalmis yetimler, evdeki hasta annesine bakabilmek icin calismak zorunda kalan bicareler... Bunlari iyice acili bir ortam yaratmak icin mi seciyordu bilmiyorum ama Ozan bu oykuleri dinlerken uzulmek bir yana, icin icin guluyormus. Aslinda kendi caresizliginin yaninda, kurmaca acilarin ona komik gelmesini normal karsilamam gerekirdi. Ama yine de Ozan'in durumunda bir cocugun hayatin karanlik yuzune bile bu kadar aydinlik gozlerle bakabilmesi beni daha ilk gunden sasirtmisti acikcasi.

Bu gune kadar pek cok farkli ogrenciye ders verdim. Onceleri ek gelir olsun diye yapmaya basladigim bu is, giderek hayatimin merkezine oturmustu ve ben dersten derse kosar olmustum. Iki yil once losemi hastasi bir cocugu calistirmaya basladiktan sonra da, hasta cocuklarin egitimi icin aranan insan haline gelmistim. Saglikli bir hayat suren bizler pek bilmeyiz ama hasta aileleri arasinda siki bir dostluk, zorunlu hale gelmis bir bilgi alis-verisi vardir. Iste Ozan'in annesi Filiz hanimin beni aramasina da boylesi bir dostluk neden olmustu.

Ozan'in durumunda bu gune kadar calistirdigim hasta cocuklardan onemli bir fark vardi. Bunu onunla tanismak icin odaya girdigim ilk anda anlamistim. Gerci Filiz hanim bana once uzun uzun hastaligi, gelismini, Ozan'in su anki durumunu ve olabilecekleri anlatmis, bunlardan yola cikarak istedigim gibi bir calisma programi belirlememi rica etmisti. Ama yine de yuzlesene kadar, gercegi algilayamiyorsunuz.

Ailemin gercek ailem olmadigini ogrendigimde Ozan'la ayni yastaydim. Ben henuz dokuz aylik bir bebekken gecirdigimiz trafik kazasindan sadece ben kurtulmusum. 12 yil boyunca anne ve baba diye bildigim insanlarin aslinda anneannem ve dedem oldugunu ogrendigimde hem cok uzulmus hem de cok sevinmistim. Uzuntumun nedenini tahmin edebilirsiniz. Sevincime gelince; arkadaslarimin anne-babalari bu kadar gencken benimkiler neden iki buklum diye hayiflanmama gerek kalmamisti. Dedim ya, gercegin bize nasil duygular yasatacagini, onunla yuzlesene kadar bilemiyoruz.

Ozan, oniki yasindaydi. Yumusacik bir sesi vardi ama bunu anlayabilmek icin onunla uzun uzun konusmaniz ve nefes alip verirken cikardigi hiriltilari duymamaniz gerekiyordu. Cigerleri, bobrekleri kotu durumdaydi. Damarlarindaki tikanma nedeniyle ciddi bir kalp krizi riskiyle yasiyordu. Ama butun bunlarin otesinde onunla ilk karsilastiginizda icinizi yaralayan, hatta hastaliklar konusunda yeterince cesur degilseniz (evet, ne yazik ki hasta insanlarla bir arada olabilmek bazen bu kelimeyi gerektir; cesaret) sizi korkutan, gorunumuydu. Henuz oniki yasinda olmasina ragmen, yetmis yasindaki bir dedeye benziyordu. Daha once televizyonlarda, gazetelerde "ihtiyar cocuk"larla ilgili haberler okumus ama bir gun boyle bir hastanin bu kadar yakininda olacagimi hic dusunmemistim. Ozan, hizla yaslaniyordu. Onune gecilemez bir suratle olume dogru gidiyordu. Tip dilinde Progeria denen (Filiz hanim bu konuda oylesine uzmanlasmisti ki, benimle konusurken bile hastaligin tam adini kullaniyordu: Hutchinson-Gilford Progeria Sendromu) bu hastalik, uygulanan butun tedavilere, tip dunyasindaki gelismelere ragmen Ozan'a en fazla bir kac yillik daha omur biciyordu. Yari yasinizdan kucuk bir insanin, burusmus elleri, dokuk saclari, iki buklum oturusuyla karsiniza geldigi ana kadar dogumla olum arasindaki surenin ne demek oldugunu dusunmuyorsunuz. Ozan'in durumu bu gune kadar calistirdigim hasta cocuklardan cok farkliydi. O, ihtiyar bir cocuktu.

Tahmin edebileceginiz gibi, farkli bir ders programi hazirlamistim. Burada olmamdaki asil amac egitmek degil, zaman gecirmesine ve kendini yalniz hissetmemesine yardimci olmakti. Zaten benden onceki kiz da benzer bir program uygulamis, ancak evlilik hazirliklari yapmasi gerektigini soyleyerek (belki de bunu bahane ederek) cekip gitmisti. Her gun iki saat ders veriyordum. Ilk bir saatinde Ozan'la dunyadaki olaylar, kesifler, icatlar, tarih, sanat ustune sohbet ediyorduk. Daha dogrusu ben ilgisini cekebilecek konulardan sozediyordum, o da sorular soruyordu. Bunama belirtileri de basladigi icin bazen ayni soruyu uc-dort kere sordugu oluyordu: "Elma gercekten kafasina mi dusmus, ne komik degil mi?"

Ikinci saatte ona oykuler okuyordum. Benden onceki ogretmeni, huzunlu cocuk oykuleri okumayi tercih ediyormus. Ben oyle yapmadim. Ozan'a sevdigim yazarlarin, sevdigim oykulerini okumayi tercih ettim. Kimi zaman oykudeki bir durumu, dil oyununu, kurguyu tartismak onun da hosuna gidiyordu. Eger oyku uzunsa ve yorulmaya baslamissa, elini yavasca kaldiriyor ve o hiriltili ama yumusak sesiyle en sevdigi cumleyi soyluyordu:

"Dur, dur!.. Simidin hepsini bugun yersek, yarin ac kaliriz."

Arkadasligimizin (bu iliski baska nasil adlandirilabilirdi ki sizce) ikinci ayinda bir cok guzel oyku okumustum ona. Onun da yorumlari farklilasmis, bazan bir elestirmen edasiyla konusmaktan zevk alir olmustu. Ama beni en cok gulduren o en sevdigi cumlede yaptigi degisiklikti:

"Hist, hist!.. Simidin hepsini bugun yersek, yarin ac kaliriz."

Bir gun, calistigi gazeteye gelen mektubu inanilmaz bir ustalikla yorumlayan adamin oykusunu okurken, yillardir herkesten saklamaya calistigim bir sirrimi agzimdan kaciriverdim: "Biliyor musun, benim de buna benzer bir oykum vardir."

Oykuleri dinlerken genelde kanapeye uzanip, gozunu kapayan Ozan, bir anda dogruluvermisti: "Bundan sonra bana kendi yazdigin oykuleri oku!"

Oyku yazmaya lise yillarinda baslamistim. Onceleri sadece ic dunyami anlatan, karamsar, yalnizlik kokan oykuler yaziyordum. Aslinda sevdigim oykuculerin oykulerinden kopya cekiyordum desem daha dogru olacak. Sahilde tek basina dolasirken sevdigi kadini dusleyen umutsuz gencler, annesiyle babasindan ayri buyumus bir adamin cocuk parkindaki cocuklari seyrederken dusundukleri, uzun bir yolculuga cikarken yanina sadece bos bir bavul alan bir kadin... Sonra uzun sure yazmadim. Yazamadim. Universiteden sonra icimdeki kor yeniden alevlendi. O donemdeki oykulerimin yuzu biraz daha guluyordu. Ama kendimi hicbir zaman bir oykucu olarak goremedim. Son dort yildir kalemim durdu. Artik hic bir sey yazmiyorum. Yani oykulerimi sir gibi saklayarak aslinda gecmisimi saklamaya calisiyorum.

Ozan'in bu istegiyle sir kapisinin kilidi bir anda kirilmis oluyordu. O aksam evde yillardir yazdigim butun oykuleri karistirdim. Dosyalar, kagit parcalari, defterler, bir bir elimden gecti. Uzun oykuler, bitmeyecek bir romanin giris cumleleri, ask mektuplari, yalnizlik ve alkol kokan siirler... Hayir, hicbiri dostumu heyecanlandiracak, tam sonuna yakin bir yerlerde "Hist, hist!" demesine neden olacak guzellikte degildi.

Yillar sonra kalemi tekrar elime alip, kendimle yuzlesmeme ve Konkord Ziya'nin oykusunu yazmaya baslamama, yasli bedeninin icinde bir cocuk sakli olan dostum Ozan neden oldu.

Aradan bunca yil gecmesine ragmen, Konkord Ziya adi, ozellikle amator kumede top kosturanlar icin hâlâ bir efsanedir. Adinin dilden dile dolasmaya basladigi yillarda Ziya, Baglarspor'un en gozde futbolcusuydu. 10 numarali formasiyla sahaya ciktiginda tribunler bir anda ayaga firlar, yer gok inlerdi. Amator kume maclarinin ne seyircisi olacak demeyin, Baglarspor maclari farkliydi. Hele ligin sonlari yaklasip Baglarsporla ezeli rakibi Besevlergucu arasindaki liderlik savasi kizismaya basladiginda seyirci rekorlari kirilirdi. Tabii bir de Ziya'nin ozel seyircileri vardi. O seyirciler yaz demez kis demez, toprak sahalarin camuruna, tribunlerin pisligine ragmen maca gelir, zaferde kendilerinden gecer, husranda Ziya'nin buyuleyici hareketlerinden bir kacini daha gormus olmanin avuntusunu yasarlardi. Ziya hic mi kotu oynamazdi? Galiba oynamazdi. Takimin belkemigiydi. Aslinda her mevkii severdi ama forvette harikalar yaratirdi. Raket gibi bir sol, bazuka gibi bir sag, zeka dolu paslar, siir gibi calimlar ve rakiplerine "Ya, biz nasil olsa yetisemeyecegiz. Oturup bir cay icelim bari."dedirten bir surat... Efsanenin adi da bu surat sayesinde gelmisti: Baglarspor'la Esat Idmanyurdu arasinda hayatî onem tasiyan bir mac. Dakika 80. Durum 1-1. Esat Idmanyurdu bastiriyor. Ziya defansina yardima gelmis. Topu kendi ceza sahasinin onunde kapiyor ve akillara zarar bir ataga kalkiyor. Bir calim, bir calim, bir calim daha... Tribundekiler nefeslerini tutmus, Ziya'yi seyrediyor. Kimse hizina yetisemiyor, sanki top ayagina yapismis. O yillarda gazetelerde Concorde diye, sesten hizli bir ucak yapildigina dair haberler var. Sonunda tribunden biri dayanamayip ayaga firliyor ve bogazi patlayana kadar bagiriyor: "Konkord musun be mubarek!.." Tabii Ziya'nin o unutulmaz goluyle Baglarspor maci 2-1 kazaniyor ve o gunden sonra herkes Ziya'yi efsane olmasina neden olan adiyla aniyor: Konkord Ziya.

Ozan, genelde bu kadar cabuk yorulmazdi. Daha oykunun ilk bolumunde "Hist, hist!..." demisti. Neden bu kadar cabuk kestigini sordugumda, "Bu oyku digerlerinden farkli, bu senin bir parcan. Sindire sindire dinlemek istiyorum. Buna hakkim yok mu?"diye cevaplamisti. Aslinda bu benim de isime geliyordu cunku Ozan icin ozel olarak yazmaya basladigim bu oykuyu henuz bitirememistim. Hazirda sadece bir bolum daha vardi. Ama bunu caktirmadim ve "Sen bilirsin,"dedim, "Nasil olsa onumuzde bir suru gun var."

Dedem emekliydi, anneannem de ev kadini. Bana her gun bir simit parasi kadar harclik verebiliyorlardi. Anneannem bana, dedemin ya da dayimin (dayim oldugunu yillar sonra ogrendigim ve hep 'abi'm sandigim o harika insanin) eskilerinden cok guzel kiyafetler dikerdi. Sadece bayramlarda "yeni" bir sey alinirdi. Yine de donup cocukluguma baktigimda bu yoksullugun acilarini hissetmiyorum. Icimde sadece bir tek konuda aci var: Hic bisikletim olmadi. Mahalledeki cocuklardan utandigim icin, onlarin bisikletlerine de binemedim. Bisiklete binmeyi ogrenemedim. Iste bu yuzden Ozan'a her geldigimde koridorda gicir gicir duran bisikleti soyle bir oksuyor ve yasli dostumla beni acimasizca birlestiren kadere gulmeye calisiyorum.

Ziya, Lise 2'den terkti. Okuyamamisti. Marangoz Huseyin'in oglunun tek hayali, 1.Lig kuluplerinden birine kapagi atip, ailesini gecekondu hayatindan kurtarmakti. Babasi onceleri bu "topculuk" isine karsi cikti ama sonradan bakti ki Ziya'dan baska bir sey olacagi yok, karismamaya basladi. Zaten alti cocukla ugrasmanin zorlugu genc yasinda belini bukmustu. Arada bir oglunun maclarina gider, tribundekilerin hayranlik dolu sozlerini duyunca gizli gizli gururlanirdi. O yil tribundeki dedikodu gazetesinde hep ayni sey soyleniyordu: "Bu yil bu cocugu birakmazlar, kesin profesyonel yaparlar. Hem de oyle uc bes kurusa degil. Iyi para verirler. Herif hazine be!" Huseyin Usta bu sozleri duydukca daha bir keyifleniyor, Ziya'nin pek de bos olmayan bir hayalin pesinden son surat kostugunu dusunuyordu.

Ziya'nin okuyamamasinin nedeni serserilik ya da tembellik degil top askiydi. Yoksa zehir gibi bir delikanliydi. Aslinda sadece futbolseverlerin degil, mahallenin de gozbebegiydi. Antrenman sonrasinda kahveye takilmak, haytalik etmek gibi adetleri yoktu. Futbolun disinda tek hastaligi cizgi romanlardi. Mandrake, Mr.No, Yuzbasi Tommiks ve ozellikle de Kizilmaske... "Devami gelecek sayida" diye biten maceralarda meraktan kurdesen doker, "Bu maceranin sonu" diye biten ciltlere buyuk bir hayranlik duyardi. Kizilmaske kotulere korku saldikca yureginin yaglari erirdi ama onu en cok etkileyen "Olumsuz Ruh"la buyuk sehirde yasayan sevgilisinin arasindaki gizemli askti. Kizilmaske ne zaman Diana'yi (sevgilisini adi buydu) belinden tutup kendine cekse, Ziya'nin dis etleri kamasirdi. Sahalarin ruzgâr cocugunun o akilalmaz suratinin kesildigi tek konuydu bu. Konkord'un da bir "Diana"si vardi ama ona ulasmasi icin cok onemli bir engeli asmasi gerekiyordu.

Ertesi gun Ozan'la birarada olamadik. Gece Filiz hanim telefon etmis ve Ozan'i acilen hastaneye kaldirdiklarini soylemisti. Hastaneye gittigimde ziyaretci kabul edemediklerini soylediler. Filiz hanim, merak etmememi, kalp ritmindeki bir bozukluk yuzunden bir kac gun gozetim altinda tutulacagini soyledi. Zaten son gunlerde o kuculmus bedenin ustunde basini dik tutamiyor, daha cabuk yoruluyordu. Bir an yaninda olabilmek, "Hadi kalk bakalim, bugun Ziya'nin maci var, gitmezsek gonul koyar."diyebilmek icin dayanilmaz bir istek duydum.

Amator kumede liderlik mucadelesi son surat devam ediyordu. Her yil oldugu gibi Baglarspor'la Besevlergucu zirve icin kiran kirana bir yaris icindeydiler. Besevlergucu'nde de efsane bir isim vardi: Kedi Sinan. Hani futbolcu yerine bazuka, top yerine de gulle getirseniz, onun kalesine kolay kolay gol atamazdiniz. En zor pozisyonlar, en sert sutlar, en tehlikeli golculer, herkesin "Kedi" diye cagirdigi bu 1.90'lik dev adam icin viz gelip tiris gidiyordu. Ancak defans oyunculari buyuk bir hata yapacak da, Kedi'yi caresiz birakacaklar da, Besevlergucu rakipten gol yiyecek; olmayacak sey yani. Ama Kedi'nin de bir belalisi vardi: Konkord Ziya. Karsilikli oynadiklari maclarda ne yapar eder, gerekirse topu igne deliginden gecirir, Sinan'in korudugu kalenin filelerini soyle bir dalgalandirmayi ihmal etmezdi. Isin ilginci, Ziya'ya futbol askini asilayan da Sinan olmustu. Aralarinda alti yas fark vardi. Ziya, cocuklugunda hep "abi" diye hitap ettigi bu dev adamin maclarini kacirmamak icin gerekirse okulu asardi. Ayni mahallede oturuyorlardi. Bir gun Sinan, "ufakligi" kolundan tutup hocasina goturdu ve "Al hocam, eti de kemigi de senin."dedi. Ayni yil Sinan'in bakkal olan babasi daha buyuk bir dukkan acmaya karar verdi ve o kucuk evden tasindilar. Boylece Baglarspor kalecisini, rakibine kaptirmis oldu. Ama bu tasinmanin Ziya icin baska bir anlami vardi: Artik, Diana'sini her gun goremeyecekti.

Ozan'in hastanede yattigi bir hafta boyunca, her gun Filiz hanimla telefonlastik. Durumu giderek iyiye gidiyordu, korkulacak bir sey yoktu. Hatta, Ozan annesine beni sormustu. "Sizi cok ozledigini soyluyor."dedi Filiz hanim, "Bir de ne demek istedigini pek anlamadim ama sizin anlayacaginizi soyledi. 'Konkord beklesin, geliyorum'dedi."

Ziya, Sinan abinin kardesi Inci'ye ilkokul yillarindan beri vurgundu. Cocuk yasta vurulmak da ne demekmis demeyin, bilen bilir. Hele bir de Inci'nin guzelligini gormus olsaniz ne demek istedigimi tam anlarsiniz. Bu tasinma, Ziya'yi canevinden vurmustu. Hatta bir tek o hafta futbol hayati boyunca ustuste uc calim yemisti. Aradan gecen yillar Ziya'yi gelecek vaadeden bir futbolcu, Inci'yi de degil oturdugu mahallenin, butun sehrin en guzel kizi haline getirmisti. Ziya'nin tek hayali buyuk takima transfer olduktan sonra Diana'sina kavusmakti. Inci'nin de kendisinde gonlunun oldugunu biliyordu. Bazen antrenman cikisi Inci'lerin mahallesine gider, sevdigini bir an pencerede gorebilmek icin saatlerce bir duvarin ustune oturup cekirdek citlerdi. Perde arkasindan bile goremeden dondugu gunler olurdu ama buna degerdi. Hele bir de sansliysa, bir de Inci'si de onu gorup, o inci gibi disleriyle gulucugu yolladiysa, tutmayin Konkord'u... Dunya rekoru mu, o da neymis? Bes dakikada solugu yataginda alip, tavana baka baka hayaller kurmaya baslardi...

Butun mahalle haberdardi Ziya'nin Inci'ye olan sevdasindan. Isin kotusu Sinan abi de haberdardi. Bir gun Ziya'nin yoluna cikip, "Ulan once kardesimizdin, sonra belali rakibimiz oldun. Simdi de kizkardesime mi goz diktin gavat!"diye cikismisti. Ziya her zamanki efendiligiyle asagidan alip, "Aman abi, oyle deme. Hic bir kotu niyetim yok. Herkes bilir sana ve Inci'ye olan saygimi. Bir gun buyuk futbolcu olur da, hakedersem kayinbiraderin olmayi, o gun cikarim karsisina. O gune kadar inan elim eline degmeyecektir."deyince, yumusamis ama yine de son noktayi koymustu: "Ulan, cocuklugun elimde gecti, efendi herifsindir. Bu sefer affediyorum. Ama sunu bil ki, benim onayim olmadan, degil buyuk futbolcu, buyuk takimin kendisi olsan Inci'ye yar olamazsin."

Bu konusmadan sonra Ziya, Besevlergucu'yle yaptiklari maclarda daha isteksiz oynamaya, gol atmamaya calisir olmustu. Hatta bazen macin baslarinda yalandan sakatlaniyor, hocasina kendisini degistirmesi icin yalvariyordu. Ama bu yaptiklari gururuna da dokunmuyor degildi. "Ulan, Kizilmaske olsa boyle mi yapar be?"diyordu. "Gider basar evini, kacirir Diana'yi."

Ozan'in hastaneden ciktiginin ertesi gunu, buyuk bir bulusma gerceklesti: Ozan'la Ziya'nin bulusmasi. Gecen bir haftada daha da yaslanmisti. Gozbebeklerinin cevresinde saydam bir halka olusmustu sanki. Yuzunde parca parca sakal yiginlari duruyordu, elleri incelmis, kamburu biraz daha belirginlesmisti. Aklima universiteye gittigim ilk yilin sonunda dedemle tekrar karsilastigimiz an gelmisti. O koskoca insanin bir yilda bu kadar yaslandigina bir turlu inanamamistim. Oysa Ozan, hem de daha oniki yasindayken bir haftada, dedemin bir yilda yaslandigindan daha da hizli yaslanmisti. O anda onu bisikletimin arkasina atmak ve oradan son surat uzaklasmak istedim. Ama yapamazdim cunku Ziya bizi bekliyordu.

Futbolla biraz yogun bir sekilde ilgilenen herkes o yil amator kumede sampiyonu belirleyecek macta yasananlari omru boyunca unutamaz. Ligin en az gol yiyen takimi Besevlergucu'yle, en cok gol atan takimi Baglarspor sampiyonu belirleyecek macta karsi karsiya geliyorlardi. Yazin ilk gunlerinde, harika bir gunes olmasina ragmen tribunleri dolduran taraftarlar arasinda buz gibi bir hava vardi. Mactan saatler once yerlerini alan atesli kalabalik, karsilikli tezahuratlara baslamislardi bile. Beraberlik iki takimin da isine gelmiyordu. Ama iki takimin taraftari da galibiyete mutlak gozuyle bakiyordu. Bir tarafin Kedi Selim'i vardi, diger tarafin Konkord Ziya'si. Sonunda futbolcular sahaya ciktilar. Ortalik bir anda bayram yerine donmustu. Kale ve top secimi yapildiktan sonra, taraflar birbirlerinin ellerini sikarak (yalandan da olsa) basarilar dilemeye basladilar. Tam tokalasirken, "Iste sirat koprusune ciktin ufaklik."diye tisladi Kedi Selim. "Ya takimini galip getirip nasil bir futbolcu oldugunu gostereceksin ya da efendi efendi sampiyonuk kupasini abine birakip nasil bir damat olacagini. Kolay gelsin." Bir anda icinde firtinalar koptu Konkord'un. "Ulan, Kizilmaske'ye tehdit ha. Kurukafali yuzugumu cenene indirip, omur boyu silinmeyecek bir iz birakirdim ama dua et ki arada Inci var."demek istedi ama sadece "Sana da basarilar Selim abi."diyebildi.

Ilk yari kiran kirana gecti. Ziya ne yapacagini sasirmis durumdaydi. Bir yanda hayatini adadigi futbol, diger yanda ugruna canini verecegi Inci. Bu dusuncelerden bunalmis olacak ki, kendisinden hic beklenmeyen bir iki top kaybi bile yapti. Ilk yarinin sonlarina dogru Bekir ortadan nefis bir pas cikardi, Ziya'nin bayildigi ara paslardan biri. Rakip defansa bir bacak arasi cekip madara ettikten sonra, kafasini kaldirinca Kedi Selim'le yuzyuze geldi. Kedi olmus sana kaplan... Koskoca yedi metrelik kale, kibrit kutusu gibi gorunuyor. Ziya'nin basi dondu, midesine beter bir eksime geldi, kendini yere birakiverdi. Baglarspor futbolculari Ziya'nin hayatta hileye hurdaya basvurmayacagini bildiklerinden, mutlaka dusurulmustur diye dusunerek hakeme kostular. Ama hakem, "Yemezler!" gibisinden bir hareket yapip, maci devam ettirdi. Besevlergucu taraftarlari var gucleriyle yuhaliyorlardi Ziya'yi. Ama Ziya icin daha da kotusu, yedek kulubesinin onunde heykel gibi dikilmis duran Baglarspor'un kurt antrenoru Hilmi Baba'nin gozlerindeki sozlerdi: "Herkesi kandirsan beni kandiramazsin kocum. Ne oldu sana boyle? Sana en cok ihtiyacim olan macta bana bunu da mi yapacaktin?"

Devre arasinda Hilmi Baba, her macta yaptigi konusmalardan farkli bir konusma yapmadi. Ama butun takim sahaya cikarken Ziya'yi kolundan tutup, yillar boyunca kulagindan gitmeyecek olan o sozleri soyledi: "Nedenini bilmem ama bugun sahada 10 numarayi giyen kisinin Ziya olmadigina kalibimi basarim. Heyecanlanmayasin diye macin basinda soylememistim ama galiba bilmen gerekiyor. Bu mac sadece sampiyonluk demek degil. Butun futbolcularin hayalini susleyecek kadar buyuk bir takimin adamlari tribunde seni izliyorlar bugun. Onlara Konkord Ziya'nin kim oldugunu goster. Bunu kendin icin yapmak istemiyorsan bile benim icin yap. Ben bu toprak sahalardan cikamadim, buyuk takimin havasini koklayamadim. Git oralara da, bana da biraz buyuk takim havasi getir. Hadi kocum, hadi oglum..."

"Istersen biraz ara verelim."dedim Ozan'a. "Hic bu kadar uzun okutmazdin."

"Hayir."dedi, bir yandan annesinin verdigi bikuvileri istahla kemirirken. "Hayir devam et. Hazir hizini almisken, Ziya'nin onune bir de biz engel koymayalim."

Futbol oyunu icat edildiginden bu yana, boyle heyecanli bir ikinci yariyi kimse seyretmemistir. Top bir o kaleye gidiyordu, bir bu kaleye. Baglarsporun defansi harikalar yaratiyor, Selim her atakta kalesine ordugu duvara bir tugla daha koyuyordu. Ziya, 10 numarali formasini o pisirik adamin ustunden cikartmis, Konkord Ziya'nin sirtina gecirivermisti. Rakip defansi ipe tesbih tanesi dizer gibi ardinda birakirken bir yandan da kendi kendine soyleniyordu: "Acilin ulan kotu adamlar! Var mi Diana'yi Kizilmaskeden uzak tutmaya calismak... Acilin ulan!" Ama ne yaparsa yapsin, topu Selim'in arkasindaki uc diregin arasindan geciremiyordu. Her kacirdigi golden sonra gozunun onune elinde rendesiyle babasi, kardesleri, anasinin dumani tuten bir corba tenceresinin ardinda parildayan yuzu, Hilmi Baba'nin bugulu gozleri, Kizilmaske'nin Eden Adasi sahillerinde Diana'ya verdigi atesli opucuk ve Inci, Inci, Inci geliyordu.

Derken o nefeslerin tutuldugu an geldi. Dakika 85. Durum 0-0. Besevlergucu bastiriyor. Sagdan kale icine dogru bir orta. Baglarsporun kalecisi Hayri topu cift yumrukla ceza sahasinin onune kadar cikarmayi basariyor. Topu onunde bulan Bekir kafasini bir kaldiriyor ve butun Besevlergucu defansinin ileri cikmis oldugunu goruyor. Yani arkada tam Konkord'un kosup yetisecegi ve kaleciyle karsi karsiya kalacagi bombos bir alan var. Salliyor topu oraya. Konkord zaten arkadasinin ne yapacagini anlamis, depara kalkmis bile. Top, Besevlergucu ceza sahasinin hemen onlerinde. Kedi Selim kaleden cikip cikmamaya karar veremiyor cunku biliyor ki ciksa bile Konkord'dan once topa yetismesi mumkun degil. Ama bir yandan da kendine guveni tam. Ne de olsa Ziya'nin gozunu Inci'yle korkutmus durumda. Ziya topa dogru firtina gibi geliyor. Kedi'yle Konkord basbasa. Ziya geliyor. Selim geriliyor. Ziya geliyor. O muthis sol ayagi bilen tribunler nefeslerini tutmus durumda. Tam o sirada Selim avazi ciktigi kadar bagiriyor: "Inciiii!.."

"Hist, hist!.. Ben artik doydum, simidin kalanini sen ye!"

Ozan bir anda oykuyu kesmisti.

"Ne oldu, yoruldun mu?"

"Yoo, yorulmadim. Kendimi cok iyi hissediyorum."

"Oyleyse neden tam da en heyecanli yerinde durdurdun."

Ozan, uzandigi yerde soyle bir dogrulmaya calisti. Nefesi her zamankinden daha hiriltili cikiyordu. Gozundeki saydam tabaka nereye baktigini anlamama engel oluyordu. Yine de en cocuksu tavri, en rahatlatici sesiyle mirildandi:

"O kadar hizli kosmanin ne demek oldugunu iyi bilirim. Konkord Ziya'nin oykusunun nasil bitecegini cok iyi biliyorum yani. Yazdiklarina saygisizlik etmek istemem ama dostlugumuza guvenerek bu oykuyu burada bitirelim diyorum."

Her ne kadar yasli bir insan gorunumunde de olsa, oniki yasinda bir cocugun bu sozleri beni cok tedirgin etmisti. Bir anda icimi karsi konulmaz bir sucluluk duygusu kaplamisti. Konkord Ziya'nin oykusunu anlatarak onu incitmis miydim acaba? Dayanamayip sordum.

"Hayir, hayir incinmedim. Bu gune kadar duydugum en guzel oyku olmasa da (kusura bakma ama aksini soylemek bana okudugun o harika oykulere saygisizlik olur) benim icin yazilmis oldugunu bilmek gurur vericiydi. Ayrica cok da heyecanliydi. Gel bitirme bu oykuyu. Bazi oykuleri guzel kilan belki de bitmemeleridir. Keske bazi seyler gercekten yarim kalabilse degil mi?"

Ozan, ertesi gun yine hastaneye kaldirildi. Onu bir daha goremedim. Konkord Ziya'nin oykusunu de yillar once yazdigim oykulerin bulundugu dosyaya, sirlarimin arasina sakladim. Bir gun birileri bu oykuyu bulur ve sonunu ogrenmek isterlerse, onlardan ozur dilerim. Yasli dostumun istegini kiramadim ve sonunu yirtip attim. Dileyen sonunu diledigi gibi yazabilir. Dileyen de bilge bir cocugun istegi dogrultusunda yarim birakir.

Belki gercekten de bazi seyler hizla sonuna ilerlemeden, yarim birakildiginda guzeldir.

 

 

Hosted by www.Geocities.ws

1