Hýz

  Tasin Teri - Balku

 

Bulhan'a...

Bir tek, el izlerini camura cikaran cocuklar bilirler toprak renkli, kavruk kadinlarin eksile eksile agladiklarinda kocalarina; sadece kocalarina agladiklarini. Kadin agliyordu. Cocuk bakislarini elindeki camur topagindan ayirmadan duyuyor ve goruyordu annesini. Kadin kalkti, sedirin cevresini sarmis insanlari aralayarak sedirde yatan kocasina yaklasti; onun ustune biraz daha taze sogut yapragi yigdi. Sonra sedirin yanindaki kovadan ayran alip sogut yapraklarina umutsuzca serpistirdi. Mir Mehmet'in iniltisi sedirin cevresinde kumelenmis insanlari ve mesalelerin titrek isiginda vahsi bir raksa tutusmus ucusan yaratiklari bir an dalgalandirdi. Ama kisa surdu bu. Herkes biliyordu onun terleye terleye olup gidecegini. Olumune uzulmek icin herkesin yeterince sebebi vardi: Ictikleri suda kar suyu tadi arayan keyif ehilleri , harbi cay tiryakileri, bebelerini davul gibi karinlarla gordukce yureklerinin yagi eriyen anneler ve onun sohretinden Tascilar koyune, oradan kendilerine pay cikanlar; herkes, onun olumuyle yitirilecek seylerin fazlasiyla farkindaydi. Mir Mehmet, civarin hatta dunyanin en iyi tas ustasiydi bir coklarinin gozunde. Tas ustasi dediysek, bina falan yapmazdi; onun tek isi su kayasi yontmakti.

Su kayasi, neredeyse adam boyunda bir kayanin aylarca sabirla yontulmasiyla yapilan tastan bir suzgecti aslinda. Tek su kaynagi olan nehirden alinan bulanik ve camurlu su , su kayasinin haznesine konulur , sabrin ve zamanin isbirligiyle kullanilabilir hale gelirdi. Ters bir ucgen seklinde oyulan kaya, havada asili kalmasi icin ahsap bir cercevenin icine yerlestirilir, yarim kova kadar su alan haznesi doldurulduktan sonra , altina, tastan damlayan suyun birikmesi icin bir kap konulurdu. Yontucunun ustaligi, kayanin cinsi ve zaman tanimaz bir sabrin sonucunda berrak, kokusuz bir su hicbir deligi olmayan kayanin alt sivri ucunda tomurcuklana tomurcuklana; hatta kayanin terlemesinden kaynaklanan tembel damlalar olarak alttaki kaba duserdi. Suyun berrakliginda ve nefasetinde ustadan ustaya degisen ve ancak has cay tiryakilerinin ayrimina varabildigi ince farklar olurdu. Kar suyu lezzetini cok az usta yakalardi. Bu konuda agizdan agza dolasan kistaslar da yok degildi aslinda: Usta isi bir su kayasinin haznesine sarap doldurulsa bile, kayanin zemzem suyu terlemesi gerektigi soylenirdi meraklilar arasinda. .

Mir Mehmet, bu isi uzun yillar evvel ciragi oldugu ermeni ustadan ogrendigini soyler ve hayir dualarla anardi ustasini. Ancak isine duydugu sasirtici saygi sayesinde, ustasinin olumunden sonra da meslegini gelistirmeye calismis ve bir coklarina gore meslegin sinirlarini coktan asmisti. Nitekim yaptigi su kayalarindan damlayan suyun benzersiz lezzetinin sohreti ustanin sohretini ardindan surukleyerek daglar, ovalar, sinirlar asti. Nahcivan ve Iran'dan gelen varlikli tuccarlar, hatta daha uzak diyarlardan gelen nufuzlu beyler avuc dolusu cil altini etegine dokup kendileri icin de bir su kayasi yontmasi icin onun kapisini asindirir oldu. Ama kisa zamanda tum alicilar su kayasi almak icin altinin yeterli olmadigini anladilar. Mir Mehmet biraz tuhaf ve huysuz bir adamdi. Su kayasi yapmak icin kimseye soz vermiyor ve bitirdiginde de kime isterse ona veriyordu kayayi. Her seyden once, su kayasini bitirmek icin hic acele etmiyordu. Bir su kayasini bitirdiginde yenisi icin kullanacagi ham kayayi bulmak amaciyla gunlerce hatta haftalarca dagda dolasiyor; bulup okuz arabasiyla evinin onundeki avluya tasittiktan sonra da yontmak icin tez canli davranmiyordu. Gunlerce kayanin etrafinda donuyor, adeta hasbihal ediyordu. Sonra bir an geliyor, Mir Mehmet'in cekicinin keskiye vurmasindan cikan asina sesler tum koyu sariyordu. Avludaki kocaman dut agacinin altinda dur durak bilmeden yontuyor, yontuyordu; ta ki gonlunce bir su kayasi yapincaya dek.

Keyfince is yapar, cani istedigi zaman ve cani istedigine teslim ederdi. Hele aldigi su kayasinin karsiligini hemen odemeye kalkisan bahtsizlar, para keselerinin suratlarina carpilmasindan asla kurtulamadiklari gibi aylardir hasretle bekledikleri su kayasindan da olurlardi. Bu konuda Mir Mehmet'in huysuzlugunun zaman icinde saglamlastirdigi bir kanun vardi: Kayayi alan talihli para pul odemeden cekip gider, Mir Mehmet'in kayayi kime verdigini unutabilecegi kadar bir zaman gectikten sonra parayi bir koylusune verir; o da kimden aldigini soylemeden getirip Mir Mehmet'in karisina verirdi.

Muhtemelen tum iyi sanatkarlarda olan bu tuhaf haller en azindan, ne iyi bir cay tiryakisi ne de Mir Mehmet'in huysuzluguna katlanacak kadar sabirli olan ve belki de sadece Tascilar koyunden gecerken adet yerini bulsun diye bir su kayasi satin almak isteyenleri cabuk biktirdi. Bu durum ise en cok Percemli Usta ve Meshedi Avaz'a yaradi. Ikisi de vaktiyle Mir Mehmet'in cirakligini yapmislar, ancak ustanin huysuzluguna meslegin tum inceliklerini ogrenecek kadar sabredemeyip ayrilmislardi cirakliktan. Ayrildiktan sonra her ikisi de kendi hesaplarina su kayasi yontmaya baslamislar ve bir sure sonra ozellikle Mir Mehmet'in keyfini beklemeyecek kadar aceleci olan alicilar arasinda ragbet gorur olmuslardi. Has cay tiryakileri her ne kadar orada burada onlarin yaptigi su kayalarindan elde edilen suyun lezzeti konusunda ileri geri konussalar da onlarin da kendilerine gore bir musterisi vardi iste. Ozellikle, tepesindeki bir tutam sac disinda kafasini surekli olarak kazittigi icin "Percemli" diye anilan usta, alisilmis su kayalarindan farkli seyler de uretmeye calisiyordu.. Once ters ucgen bicimindeki su kayalarina, belki de Mir Mehmet'inkilerden farkli olsun diye , farkli bir bicim vermeye calisti: Su kayalarini ortasi bombeli kocaman bir kup seklinde yontmaya basladi. Bu degisiklik , yeniligi her sey sayan bazi alicilar arasinda buyuk heyecan yaratinca, bir sure sonra kup bicimindeki kayanin haznesini daha genis ve derin oyup dibine de bir igne deligi actiktan sonra haznenin dip kismina bir kat yikanmis odun komuru, onun ustune bir kat cam kiymigi ; sonra yine bir kat komur ve cam kiymigi en uste de isinin ehli ustalara yaptirilmis bir parca kece koymaya basladi. Gerci, dibine actigi delik nedeniyle bu kaya terlemiyor, bayagi damliyordu ama damlayan su buram buram recine koktugundan bu da guzel bir yenilik olarak degerlendirildi.

Meshedi Avaz Œa gelince, o, yeni bir yol denemektense bildigi kadarini gelistirmeyi tercih etti ve aslina bakilirsa epeyce de basarili oldu. Ama buyuk gayretlerle gectigi yol kendine cok uzun ve cileli gorundugunden olsa gerek, herkese kendi su kayasinin Mir Mehmet'inkilerden daha iyi oldugunu ama insanlarin sanata degil sohrete ilgi gosterdiklerini soyluyordu yana yakila. Ozellikle de pasli kerpeteniyle dis cekmek, oglan cocuklarini sunnet etmek, berberlik, uzun kis gecelerinde koy kahvesinde masallar anlatmak ve bildigi bilmedigi her hastaliga ayakustu careler onermek gibi islerle istigal eden Dellek Riza' nin yaninda soyluyordu ki bunlari, Dellek Riza tiras icin Mir Mehmet'e gittiginde yemeyip icmeyip yetistirsin. Dellek Riza da, hakkini teslim etmeli, yemeyip icmeyip yetistirirdi her soyleneni. Ustelik Mir Mehmet guvenirdi de ona. Ama kotu sayilmazdi bu; bir bakima dogruydu Meshedi'nin soyledikleri: Ne yaparsa yapsin, dilden dile dolasan Mir Mehmet efsanesi karsisinda tutunma sansi yoktu.

Her iki usta da Dellek Riza araciligiyla Mir Mehmet'e ve ahaliye gonderdikleri namelere karsilik ahalinin vurdumduymazligi ve Mir Mehmet'in suskunlugu ile karsilastikca gadre ugramislik duygusuyla bozguna ugradilar; her bozgun sonrasi gonderdikleri namelerin sertligi artti, giderek hakaretler karisti ise. Ancak onlar acisindan bardagi tasiran damla, Susa Hani'nin altin kosumlu atlara binmis kalabalik bir kafileyle Tascilar koyune gelip bin bir satafatla Mir Mehmet'in evine giderek kendisi icin bir su kayasi istemesi oldu. Gerci Han'in ictigi su irmaktan degil, yalcin kayaliklarda sirildayarak akan pinarlardan gelirdi ama Mir Mehmet'in su kayalarindan terleyen suyun o pinarlarin suyundan bile lezzetli oldugunu duymustu Han. Hele hazneye irmak suyu yerine memba suyu kondugunda kim bilir nasil lezzetli bir su icebilecekti. Mir Mehmet'in onune tepeleme Iran altini ve mucevherat dolu ve disi kirmizi Gence kadifesiyle kapli kucuk bir sanduka koyup yontmakta oldugu kayayi istedigini soyledi, emir vermeyi su icmekten dogal bilen bir edayla. Mir Mehmet, hiddetten sakallari titreyerek bunu yapamayacagini; o kayayi fakir ve dul bir kadinin irmak suyu icmekten surekli sis karinla dolasan iki yetimi icin yonttugunu ama bir ara vakit bulabilirse Han icin de bir su kayasi yontmaya calisacagini soyledi. Para meselesini de kayanin yapimi bittiginde hallederlerdi, sandukayi birakmalarina gerek yoktu. Han tek kelime etmeden, ofkeden kipkirmizi kesilmis bir halde atina atladi ve yanindakilerle birlikte gitmek uzere yola koyuldu. Adamlarindan biri ustanin uyarisi uzerine sandukayi da aldi.

Percemli Usta olayi duyar duymaz atina atlayip Han'in kafilesini koyun biraz disinda yakaladi. Han'a dogru yoneldiginde, Meshedi'nin ve burnunu her ise sokmaya pek merakli oldugu herkesce bilinen Dellek Riza'nin da orada oldugunu gorunce sasirdi ama bozuntuya vermeden Han'a donup koyu ve Mir Mehmet adina ozur diledigini, eger arzu ederse kendisine, eliyle yaptigi bir su kayasini armagan etmekten onur duyacagini soyledi. Meshedi de benzer seyler soyledi ama Han, cevap bile vermeden atinin basini cevirip gitti. Percemli ve Meshedi Avaz, saskin saskin kalakaldilar orta yerde.

Sonraki gunlerde bu iki usta rastladiklari herkese, Mir Mehmet'in huysuzlugu ve manasiz kibriyle koyu rezil ettigini, bu adamin tuhafliklarinin artik yettigini; gunun birinde koyun basina maazallah bir bela acacagini tekrar tekrar soylemekten bikip usanmadilar. Bununla da yetinmeyen Percemli, Mir Mehmet'in Han'a su kayasi vermemesinin kibrinden degil, sanatinin geriledigini gizleme cabasindan kaynaklandigi soylentisini cikardi. Ona gore Mir Mehmet'in su kayalari artik terlemiyordu, kendisi gibi siril sirildi.

Ustalarin sozleri, Dellek Riza'nin suphe goturmez yetenegi sayesinde Mir Mehmet'in kulagina cabuk ulasti. Dellek Riza, dedikodulari aktarirken onun ofkelenip ortaligi ayaga kaldirmasini ya da diger ustalarin aleyhinde daha agir sozler sarf etmesini bosuna bekledi. Tek bir kelime etmeden cekicini keskinin sirtinda tikirdatmaya devam etti usta. Ama herhalde suskunlugunun en agir hakaretlerden daha incitici olabilecegini kendisi bile tahmin edemezdi. Percemli ve Meshedi Avaz havadisi duyunca daha fazla sabredemeyip solugu Mir Mehmet'in avlusunda aldilar. Iclerinde ne varsa ortaya doktuler. O yine sustu. Ama ustalar yetinmedi: Onun kibri ve yayilmasini tesvik ettigi yalanlarla meslege zarar verdigini soylediler. Iste o vakit Mir Mehmet elindeki isi bir kenara birakip "Neymis o yalanlar?" diye sordu. Percemli yanitladi: "Yok sarap zemzeme donermis, yok bataklik suyu serbet olurmus! Senin yaptigin su kayalarinin artik suyun kaba pisligini suzmekten baska ise yaramadigini ucumuz de biliyoruz." Mir Mehmet belki omrunce ofkelenmedigi kadar ofkelenmisti; bir sure sessiz kaldiktan sonra, "Ya sizin yaptiklariniz mi zemzeme cevirir sarabi?" diye sordu. Bir agizdan evetlediler. Mir Mehmet ofkeden gozleri cakmak cakmak, "Benim eserim olan su kayalari sadece sarabi zemzeme cevirmez. Engerek zehri benim kayamdan terlediginde ilac olur; cehennem tasi suruba doner. Inanmiyorsaniz ya da inkara devam etmeye kararliysaniz, hodri meydan."

Bu meydan okumanin anlamini ne diger iki usta ne de o an orada olan Dellek Riza kavrayabildi. Ustalar sormayi kendilerine yediremediklerinden Dellek Riza sordu. Cevap urkutucuydu: Madem yaptiklari su kayalarina o kadar guveniyorlardi, bir musabaka tertip edip bu meseleyi cozeceklerdi. Once her usta yeni bir su kayasi yontacak, daha sonra sahitler onunde hazneye zehir konacakti. Ustaligi daha iyi olan bu musabakadan sag ve galip cikacak; ustaligi beyhude bir kibirden ibaret olansa kendini bu cikmaza sokan kibriyle birlikte toprak olacakti.

Aslinda Mir Mehmet'in meydan okumasi hem ustalari hem de Dellek Riza'yi iliklerine kadar urpertmisti ama "kibriyle birlikte toprak olmak" meselesi, Meshedi Avaz'a ve Percemli Usta'ya hemen Mir Mehmet'i cagristirdigindan ve teklif itiraz edilemeyecek kadar adilane oldugundan, alelacele kabul ettiler.Tek itiraz Dellek Riza'dan yukseldi: Ya ucunun yaptigi su kayasi da dusundukleri kadar iyi degilse? O zaman koy ustasiz kalirdi ve pis sulari icmekten karni sisen ve sitmadan telef olan bebelerin vebali ustalarin boynuna binerdi. Dolayisiyla, uc su kayasindan birinin haznesine zehir degil, sarap konmaliydi ki, hem en azindan bir usta sag kalsin hem onun ustaligi da sarhos olup olmamasiyla sinanmis olsun. Itiraz akillicaydi; uc usta da kabul etti.

Ertesi gun sabah namazina kalkmayan ihmalkarlari koyun uc ayri yerinden yukselen cekic sesleri uyandirdi. Ustalar musabaka icin gereken su kayalarini yontmaya baslamislardi. Musabakada kullanilacak malzemelerin bulunmasi isini Dellek Riza ustlenmisti. Iran'a gidip gelen tuccarlara oradaki kizgin collerde yasayan azgin engereklerin zehrinden yeterli miktarda ismarlayacak, kimilerinin ermis kimilerinin buyucu saydigi Seyh Aziz'den ceviz buyuklugunde cehennem tasi alacak ve komsu ermeni koyunden bir testi dolusu sarap temin edecekti. Percemli usta on bes gun; Meshedi Avaz bir ay sonra su kayasini bitirdiklerini bildirdiler artik iyiden iyiye hakemlige soyunmus olan Dellek Riza'ya. Bu arada Dellek Riza gerekli malzemeleri temin etmisti ama Mir Mehmet'in evinin avlusundan cekic sesleri yukselmeye devam ediyordu. Isi uzadikca diger iki usta homurdanmaya, Mir Mehmet'in kacinilmaz sonu ertelemeye calistigindan sikayet etmeye basladilar. Ustaliklarini dosta dusmana kanitlamak icin sabirsizlaniyorlardi.

Sonunda Mir Mehmet'in su kayasi da bitti. Tam kayanin bittigi gun Susa Hani'nin iki adami yanlarinda o pariltili sandukayi da getirerek, Han'in cok acele su kayasi istedigini bildirdiler. Mir Mehmet bir kere daha basindan savdi onlari. Artik hazirliklarin son asamasina gelinmisti. Mir Mehmet'in avlusu daha genis oldugundan diger iki ustanin su kayalari okuz arabasina yuklenip oraya tasindi. Yaptiklari su kayasinin basina bir is gelmesinden korkan ustalar da tutunlerini ve cubuklarini alip su kayalarinin yani basina bagdas kurarak nobet tutmaya basladilar. Ama sadece aksam karanligi cokene kadar surdu bu. Dellek Riza, herkesin evine gitmesi gerektigini; cunku su kayalarini kendisinin bekleyecegini, sabah namazinda gelmelerini soyledi. Sabah geldiklerinde, anlastiklari gibi, kendisi, gozleri bagli olarak engerek zehrini, suda eritilmis cehennem tasini ve sarabi su kayalarinin haznelerine koymus olacakti. Sabah namazindan sonra koydeki herkes Mir Mehmet'in evine cagrilacak ve musabaka baslayacakti.

Nitekim oyle de yapildi. Ahali avluya toplanmaya basladiginda, uc su kayasi yan yana siralanmis; haznelerine gerekli maddeler doldurulmus ve altlarina bir birinin esi uc bakir legen konmustu. Ustalar kendi kayalarinin yaninda bagdas kurup cubuklarini tutturmeye baslamislardi bile. Gunes yukselirken avluya en az yuz kisi toplanmisti, ama kimseden cit cikmiyordu. Sadece salkimsogutlerin sik yapraklari arasindan surunerek gecen hafif bir ruzgarin nazik isligi duyuluyordu. Yapilmasi gereken tum dedikodular yolda yapilmisti ve artik herkesin kulagi su kayalarinin birinden dusecek damlanin bakir legene carpmasindan cikacak sesteydi.

Ilk damlanin tipirtisi, hayir patlamasi, gunes tepedeyken Meshedi Avaz'in legeninden yukseldi. Meshedi Avaz haric herkes, kocaman bir tokmakla dev bir davula vurulmus gibi irkildiler. Meshedi Avaz, legende bir bardagi dolduracak sivi birikinceye kadar bekledi; sonra legendeki siviyi bardaga doldurdu ve avludaki kalabaliga, sanatina duydugu sonsuz guveni gostermek istercesine , bir an bile tereddut etmeden bardaktaki siviyi son damlasina kadar icti. Donup kalabaliga bakti. Sevenleri tam ictigi sivinin sudan farksiz berrak gorunumunden cesaret alip umitlenmeye baslamisken yuzukoyun dustu. Anlasmada olmamasina ragmen kadinlar onu dut agacinin altindaki sedire yatirip icirebildikleri kadar ayran icirdiler. Ama cok gecmeden oldu Meshedi Avaz. Kalabaliktan dualar ve miriltilar yukseldi ve sonra o kahredici sessizlik yine basladi. Biri onun legenine damlalarin sesini kesmek icin biraz pamuk atti.

Diger iki su kayasinin birinden dusen ilk damlanin bakir legende cinlamasi uzun surmedi. Bu defa Percemli Usta'nin kayasiydi damlayan. Percemli de yeterli sivinin birikmesi icin bir sure bekledikten sonra kalkip legendeki siviyi bardaga doldurdu. O da Meshedi gibi donup kalabaligi suzdu ama adeta yardim dilenircesine. Elinin titredigi acikca goruluyordu. Sessiz kalabaligin, ozellikle de Meshedi Avaz'in akrabalarinin yuzundeki ifade ona kurali hatirlatti. Caresiz, bardagi dudaklarina goturdu, ama daha bardak dudagina dokunmadan diger eliyle gogsunu tutarak yere dustu. Olmustu. Kalabalik dalgalandi, karisi sacini basini dovup cigliklar atarak ortaya atladi. Birkac kisi onu alip goturdu, birisi legenine biraz pamuk atti.

Batan gunesin kizilligi ve ikinci olum, sona yaklasildiginin asikar isaretleriydi. Herkes ucuncu tasin terlemesini ve heyecanli bir ruyadan cok zalim bir karabasani andirmaya baslayan musabakanin bitmesini bekliyordu artik. Zaman bir tirtilin yavasligi ile geciyor ama beklenen damla dusmuyordu. Gunes iyice alcaldi, kanatli canavarlar inlerinden firlayip cokmeye baslayan geceye sahip ciktilar ama damla dusmedi. Kalabaliktan once cekingen sonra duyurulmaya calisilan fisiltilar, en sonra acik homurtular yukseldi: Mir Mehmet su kayasini belki de rakiplerinden kurtulmak icin kasten asla terlemeyecek sekilde yontmustu; sonsuza kadar tasin terlemesini mi bekleyeceklerdi yani vs. Mir Mehmet'te herkes gibi tasin terlemesini bekliyor ama tas terlemiyordu. Sonunda yerinden kalkti, Meshedi Avaz'in legenindeki artik bir damla su emecek hali kalmamis pamugu alip kimsenin mudahale etmesine meydan vermeden yumrugunun icinde sikti ve siril siril akan siviyi cesmeden su icer gibi icti. Engel olmaya calisanlar yanina vardiginda yerde cirpinmaya baslamisti bile

. Onu kaldirip sedire yatirdilar. Bir tencere dolusu ayrani icirdikten sonra akillara Dellek Riza'ya ne yapmak gerektigini sormak geldi. Bunun icin de once onu ayiltmak gerekti; Mir Mehmet'in dususunun hemen ardindan bayilmisti. Kendine gelir gelmez Mir Mehmet'in karisina daha cok ayran yapmasini, kalabaliga da olabildigi kadar cok sogut yapragi toplamalarini soyledi. Istedikleri geldiginde sogut yapraklarindan bir kismini yorgan gibi Mir Mehmet'in ustune orttu, ustune de bolca ayran serpistirdi.Dedigine gore bu hastanin terlemesini saglayacak , boylece zehir vucudundan atilmis olacakti. Gercekten de, Mir Mehmet az bir zaman sonra yaz gunu hamama girmis gibi terlemeye basladi. Yarasalarin mutecaviz ucuslarina ve sivrisineklerin tehditkar viziltilarina karsi yakilan mesalelerin isiginda, Dellek Riza'nin her istedigine emir diye kosanlarin orantisiz golgeleri birbirine carpiyordu. Vicdan azabi herkesin sesini kesmisti. Telasa ragmen, Mir Mehmet'in arada sirada ic ceker gibi inlemesinden, sivrisinek viziltisindan ve uzak baykus seslerinden baska ses cikmiyordu. Mir Mehmet'in sekiz yasindaki oglu dut agacinin dibine cokmus elindeki camur topagiyla oynuyordu. Karisi arada sogut yapraklarini tazeliyor ve Mir Mehmet havsala almaz bir bicimde terliyordu.

Bir ara koyun ote yanindan bir kopegin havlayisi, ardindan bir kedinin canhiras sesi duyuldu. Bu ani gurultunun ardindan ortaliga yeniden yuvarlanan mutlak sessizligin ilk aninda duyulan ses ise herkesi urpertecek kadar yakin ve acikti: Bir damlanin bakir legene carpmasindan cikan mutevazi patlama. Daha donup bakmadan anladi herkes, damlanin Mir Mehmet'in su kayasindan dustugunu. Kaya usulca, ama Mir Mehmet'in hile yaptigini dile getiren herkesi yerin dibine gecirecek kadar acik bir bicimde terliyor ve damlalar ardi ardina legene dusuyordu. Sesi duyanin sadece kendileri olmadigini Mir Mehmet alisilandan farkli bir sesle inleyince anladilar. Karisi yanasip kulak verdi: Mir Mehmet, legendeki sivinin kendisine icirilmesini istiyordu. Icirildi de. Az bir zaman sonra Mir Mehmet ustunden sogut yapraklari dokule sacila kalkip oturdugunda, kis boyunca kahvede hikaye anlatan ve bu konuda nam salmis Dellek Riza bile bu durumun inandirici bir bicimde hikaye edilmesinin imkansiz oldugunu dusundu. Kalabalik sabahtan beri gem vurdugu sesini azat etmis, ortaliga salmisti. Mucizevi tedaviyi su ya da bu sebebe baglayan heyecanli sesler sonunda karara vardilar: Mir Mehmet, Allah'in sevgili kuluydu; demek ki sarap onun su kayasina denk gelmisti ve zemzem suyunun mucizevi gucu bir kere daha ortaya cikmisti.

Bu guzel ve ic rahatlatici fikri benimsemeyi herkesten cok ben isterdim. Boylelikle hem zemzem suyuna hurmetsizlik etmemis olur hem de bu hikayeyi kahvede anlattigimda daha cok takdir toplayabilirdim ama kahretsin, yapamam, Iran'dan getirttigim engerek zehrini kendi elimle koydum Mir Mehmet'in su kayasina. Ona duydugum saygiyla kibri karsisindaki tiksintim birbirine karisti, malzemeleri haznelere koyarken kasten onun kayasini sectim engerek zehri icin. Olmesini degil ama kibriyle ve ustaligiyla yuzlesmesini istedim haince. O kazandi musabakayi: Onu iyilestiren guc zemzem suyunun gucu degildi.

Bu hikayeyi kahvede anlatamam. Anlatsam bile kendi hiyanetimi atlayip her seyi zemzem suyunun, genclere anlatiyorsam sarabin gucune baglar cikarim isin icinden. Sonra da evlerine yureklerinde bu dunyanin ibret verici oldugu kadar adaletsiz bir yer oldugunu anlamaktan kaynaklanan bir aci tortusuyla donsunler diye hikayenin asil sonunu anlatirim onlara: Dunyanin en usta su kayasi yontucusu; sarabi zemzeme, zehri suruba ceviren Mir Mehmet, zemzem mucizesiyle iyilestikten tam bir ay sonra, gece karanliginda evini basan kisiler tarafindan karisi ve ogluyla birlikte kilictan gecirildi. Ertesi gun evine gidenler avluda yatan uc olu beden ve agzina kadar altin ve mucevheratla dolu kirmizi kadifeyle kapli bir sanduka buldular.

 

 

Hosted by www.Geocities.ws

1