
Hýz
| Hiz-miz
Elif Safak
Cigirtkan boyali, isimleri iddiali otobuslerin, tepeleme yuklerini urganlarla tutturmus kamyonlarin homurtularini sabirsizlikla solladigi sehirlerarasi yolun kenarinda tek katli bir dinlenme tesisi vardi. Sirti daga, yuzu yola donuk. Ahsap degildi ama sari, sicak tahtalardan kavruk bir kisve ormustu. Etrafinda "kendin pisir, kendin ye" ocaklari vardi ama tutmeye tutmeye cogu curumustu. Sadece ocaklari degil, temeli de curuktu. Oysa temel niyetine kazilan her cukur gecmise acilirdi; ac ve bitap iz suren, agzini sulandiran korpe hayvanlari ancak ruyasinda gorebilen ve en nihayetinde kendisi av olup, ici doldurulan gecmise. Gecmis bir isimler silsilesiydi. Kocamis amcalarin, yaslandikca heybetini yitirmis babalarin, oku(ya)mamis genclerin, kiskanc gorumcelerin, sessiz gelinlerin, mizmiz veletlerin basikabak, yalinayak isimleriyle palazlanirdi. Gelecekse, gecmisin agzini sulandiran yavru ceylandi. Seke seke kacardi yalardi yal gecmisin agzini sulandiran yavru ceylandi. Seke seke kacardi yalcin kayaliklarda. Korpeligi istah kabartirdi. Kovalanan eti degil, ulasilmazligiydi. Aslolan oydu; onun gafil telasi, yurek hoplatan atakligi. Gecmisin onlarca ismine, yuzlerce harfine inat, gelecek, tek ve uzun bir soyadiydi: Delismenogullari! Delismen bir hizla dolduruldu temel, yukseldi yapi. Tesis tez zamanda tamamlandi.Temiz degildi ama yanina yaklasincaya kadar anlasilmazdi pisligini ne denli icsellestirdigi, pisligin de tipki cimento gibi bir yllestirdigi, pisligin de tipki cimento gibi byapinin harcina karilabildigi. Yeterince yaklasmadan gorulmezdi mutfak tezgâhinin sefaleti, ne de garsonlarin ellerinin kiri, ne de duvarlardaki catlaklarda taslasmis bocek oluleri. Yeterince yaklasmak, icine girmek demekti; icine girmekse, pisligini gormemek.Zaten birer birer buraya damlayan butun yolcular, peslerinde surukledikleri anilari saatlerdir pencere manzaralarinda seyretmekten yorgun dusmus olurlardi coktan; ve de hicbir seyi fazla umursamayacak kadar bikkin, hem de acikmis.Yolcular, dinlenme tesisinde oturup, aci caylarini, eksi ayranlarini yudumlarken, yahut bol yagli, bol salcali tencere yemeklerine kasik sallarken, cok degil, daha az evvel olduklari yeri, olduklari seyi hatirlayabilmek icin donup donup yola bakarlardi. "Iyi geldik" derlerdi, birbirlerine. birlerine. Iyi gelmislerdi simdiye kadar. Bundan sonrasi otobandi. Kolaydi yolun geri kalani. Kalkip gittiklerinde onlardan geriye bir seyler kalirdi muhakkak: bos cay bardaklari, kati yumurta ve salatalik kabuklari, ev yapimi peynirli pogacalarin kirintilari, yemek artiklari, arkadan aglayan pirinc taneleri, hâlâ tutmekte israr eden sigara izmaritleri, sacilmis tuz ve karabiber...***Son model arabalarin bir solukluk omur bictikleri bir otoban var Ankara ile Istanbul arasinda; donemecten evvel, sehirlerarasi yolu sollamis bir otoban. Otobanda, ne somurtkan kamyonlarin hantalligi, ne sakali uzamis soforlerin uyku mahmurlugu, ne de kor topal, agir aksak fistikî makam bir seyrusefer. Otobanda, ne kendinden geri kalmalar, ne gidip varamamalar, ne de olup bitememeler. Aheste aheste, sikeste beste giden ta bastan elenir orada. Hiz konusur otobanda. Otoban o kadar hizli konusur ki, baskalari bir soylerken, o bes soyler. Baskalari cekingen mirildanirken, otoban husrevâne, tannazâne gurler. Bitimsiz nutkunun son hecesine vardiginda, hâlâ ilk ve tek harfindedir. Her seyi soylemis olabilir bu yuzden; hicbir sey demesi gerekmeden. Otobanin agzinda butun harfler ayirdedici ozelliklerini yitirir. S'lerin kuyruklari, I'lerin noktalari agirliktir; U'lerin gozlukleri, G'lerin sapkalari fazlalik. Otoban butun alfabeyi tek bir harfe cevirir. Otobanin semasinda butun kuslar ayni yone segirtir. Ne leylekler telasli, ne serceler urkek, ne kargalar cirkin, ne de baykuslar ugursuzdur otobanin uzerinden ucarken. Otoban butun kuslari tek bir kusa cevirir. Otoban ne yone ne yone akarsa, yoldaki seritler, kenardaki tabelalar, toprakta kar sulari, gokte yagmur bulutlari... her sey ve herkes de o yone akar; yol ile yoldas, hiza muptela olmanin kivanciyla. Otoban kenarlarinda bitkiler hep ayni yone dogru boyverir.***Cigirtkan boyali, isimleri iddiali otobuslerin tepeleme yuklerini urganlarla tutturmus kamyonlarin homurtularini sabirsizlikla solladigi sehirlerarasi yolun kenarinda tek katli bir dinlenme tesisi vardi. Simdi yikilmis. Catisi cokmus, masalari ezilmis, cami cercevesi kirilmis, tabelasi yumulmus, duvarlari yikilmis, cani yanmis... kocaman bir mis olmus. Delismenmis; bir an icin durulmus. Enkazin altinda kalmis gorumcelerin ordugu kurdelali ekmek sepetleri, gelinlerin pisirdigi sulu tencere yemekleri, babalarin kasadan yuruttugu paralar, amcalarin zulaya koydugu rakilar, cocuklarin tirtikladigi tatlilar,... Bir tek soyadlari, bir tek o, sag cikmis enkazdan. ***Ankara-Istanbul arasindaki otobanin uzerinde, yolun her iki tarafindan da girisi olan bir McDonalds var. Tabaklar, bardaklar, catallar tek kullanimlik. Yolcular bir an evvel karinlarini doyurur burada; bir an evvel kalkip giderler, geride hicbir iz birakmadan. Depremden sag cikanlari tasiyan ambulans hastaneye yetismeye calisirken, Delismenogullari'nin soyadlari camdan gormus McDonalds'i. ***Cigirtkan boyali, isimleri iddiali otobuslerin tepeleme yuklerini urganlarla tutturmus kamyonlarin homurtularini sabirsizlikla solladigi sehirlerarasi yolun kenarinda tek katli bir dinlenme tesisi varmis. Depremde yikilmis. Sevmemis -mis olmayi. Bir an evvel -cak olacak. Yenisi yapilacak hizla. Eskisinden daha fiyakali olacak yeni tabela. Temeli bir an evvel atilip, yolun her iki tarafindan girisi olacak surette yukselecek yapi. Kimse gereginden fazla oturmasin diye, bir saat kadrani olacak alâmet-i fârikasi. McDonalds gibi olmayacak elbette; ama onun renklerinden sik bir kisve orecek kendine. Yolcular, bir sonraki ile bir onceki arasindaki bir sikimlik zamanda orada oturacaklar. Sehirlerarasi yoldan ayrilip otobana gecmeden evvel, cok degil, daha az evvel olduklari seyi, olduklari yeri hatirlayabilmek icin bakacaklar yola, yolculuga, yol hâline, hâllerine... Sonra kalkip gidecekler, geride giderek daha az sey birakarak. Hiz ve miz peslerinden kosacak. Biri vaktinden evvel yetisecek, oteki hep gec kalacak.
|
