
Hęz
| 'Midas'in
Kulaklari Panda/Tavsan Kulaklari - Nazli Okten
Bilgisayar sahibi olmayi hayal eden Cinli isci kiz, onundeki oyuncak yuze uzun kulaklar takarsa bir tavsan, kisa kulaklar takarsa bir panda elde ediyor. Gunde 1 pound kazanmasina ragmen koyune donmek istemedigini soyluyor, cunku orada bundan daha kotu kosullarda bu paranin ancak dortte birini kazanabilecegini biliyor. Biz o pandayi ya da tavsani cocuklari ya da cocuk ruhlulari sevindirmek uzere satin aliyoruz. Acaba tavsan/pandanin yuzune dikkatle baksak Cinli isci kizin sikintisini gorur muyuz? Cinčin celik uretimini arttirmak icin tum koylerde firinlar hazirlanip insanlarin evlerindeki kap kacagin bile devrime hizmet amaciyla celige donusturulmeye calisildigi, sonucun ancak dusuk kaliteli ve rekor kirmaya hic de yetmeyecek miktarda celik oldugu Buyuk Atilim donemini coktan geride birakan ulkesinde simdi sosyalizm icin iyi olanin daha cok para kazanmak oldugu sokak tiyatrocularinin skecleriyle kendisine anlatilirken elinden tavsan/pandanin tozunu silkeler mi? Hayalini kurdugu Amerikačya birgun gidebilse ziyaret ettigi Niagara selalesinden satin aldigi hatira bardagin arkadasinin calistigi fabrikada uretildigini gorup ne hisseder? 1980lerin sonunda Californiačda kapanan celik fabrikasi sokulup gemilerle Cinče tasinip orada yeniden monte edildiginde olup bitenleri huzunlu gozlerle izleyen, Cinli iscilerin cok daha dusuk ucretlerle calismaya razi olacaklarini bilen Amerikali isciler, onlardan nefret ettiler mi? Bu fabrika kapandiginda yeni bir is bulmayi becerebilen yoneticiler, buyuk sehirlerdeki siddet ve tehlikeden kacip birkac katli evlerden ve yesil alanlardan kurulu, yabancilara kapali yeni cennetlerinde markete bile gitmeyip internetle alisveris ederken, sinemada tanimadiklari insanlarla olmak yerine evlerinde DVD/VCR sistemleriyle oyalanirken, restorana gitmek yerine arka bahcelerinde mangal yaparken "aslinda anti-sosyal degiliz" derken neden rahatsiz gorunurler? Hindistančin Kuzey eyaletlerinden birinde iyi egitimli Hintliler, A.B.Dčnin Virginia eyaletinden hekimlerin hastalari hakkinda tuttuklari ses kayitlarini yaziya geciriyorlar. Ses kayitlarini internet araciligiyla Hindistanča yollayan Virginiali hekimler bu isi kendi ulkelerinde yaptirmaya kalksalar tam 13 kati fazla ucret vermeleri gerektigini biliyorlar. Kayitlari yaziya geciren Hintlilere ogle yemeklerinde, biraz da tip bilgileriyle asina olmalari icin Amerikan hastane dramalari izlettiriliyor. Tambiah isimli bir sosyolog, Amerikačdaki Hint cemaatleri bir tapinak insa ettirmek istediklerinde Hindistančdan ozel olarak getirtilen ustalar vize ve pasaport islemleri hallettirilerek ulkeye sokulurken tanrilarin vizesiz ve pasaportsuz ulkeye giriverdiklerini soyluyor gulumseyerek. Tokyo, Sangay, Londra, Los Angeles gibi sehirler, kuresellesmenin kan damarlarini olustururken mesafeler kisalip kimi zaman ortadan kalktikca dunyanin hizi giderek daha da bas dondurucu hale geliyor. Iletisimin anahtar kelime oldugu bu sistemde bulasma kacinilmaz. Bilgi, hizla bulasarak ilerlerken, yavaslamak arinmak anlamina geliyor. Depresyondan kacinmanin en onemli yollarindan biri olarak gazete okumamak, televizyon seyretmemek tavsiye ediliyor. Dunya nufusunun "sansli" bolumu, cep telefonlari beyin hucrelerini hafif ateste pisirirken sacindan tirnagina prize takili olunan bir sistemin icinde sahip olunacaklarin hayali gozlerinde, olunamayacaklarin agirligi omuzlarin uzerinde, sahip olduklarini teselli kabilinden oksuyor. Baudrillard striptizin cekiciliginin yavasligindan kaynaklandigini soyluyordu, giderek hizlanan yasantimizda kaybolan arzunun yavasca geri cagrilmasi diyebilir miyiz? Amerikan sinemasinin son yillardaki en carpici orneklerinin Honkong kaynakli aksiyon filmlerinden etkilendigi biliniyor. Temposu ne denli hizli olursa o denli iyi gorunen bu filmlerin en unutulmaz sahneleri, kahramanlarin yavaslatilmis bir cekimle stilize hareketler yaptiklari sahnelerdir.Yavaslik, kimileri icin zorunlu hiza sirtini donen luks bir ayricalik kimileri icinse hiza tutunup yetisemeyenlerin icine dustukleri kuyu olacaktir Oysa tuketim toplumunun nimetlerini yeni yeni kesfeden bizim gibi ulkelerde kucuk bir azinlik disinda hiz, yeni kesfedilmis bir kita. Kentlerde henuz yaya olmadan araba sahibi olmayi ogrenenler, baska bir hayata isinlanacaklarini sanarcasina hizla basiyorlar gaza. Sanayilesmenin zaferlerinden biri olan celik, petrol ve plastik kokulu gezici tapinaklar, bir turlu kurmayi beceremedigimiz yerlesik duzenden kaciriyorlar bizi, arabalara atladigimiz gibi... Insanlarin kaldirimlarda uzerlerine camur sicratilmadan, ezilme tehlikesiyle urkekce kacisip durmadan yuruyemedigi, yuruyemeyen yaslilarina, bebeklerine, sakatlarina sokaklarinda keyifli bir gezintiyi bile cok goren kentlerimizde hersey petrol yiyip egsoz tukuren bu hayvanlar icin degil mi? Her mahallenin elinde suslu direksiyonuyla kendini arabada sanan bir delisi vardir. Dut, dut, vin vin sesleri arasinda hayalini kurdugu belki de onu deli edenlerden kacip uzaklasmaktir. Sehrin trafiginde kalakaldiginizda dort bir yandan goz kirpar size Alman, Amerikan, Italyan, Fransiz, Japon ortakliklari... "Yerli" sermayemizin en buyuk hayali yuzde yuz "yerli" bir araba uretmek degil midir? Sabahlari uykulu gozlerle ise/okula gitmek icin yola ciktiginizda ister toplu tasima araclarini kullanin ister kendi dort tekerleginize sahip olun, sanayinin egzos kokulu nefesi selamlar ilkin sizi. Trafik kazalari, gelismis ekonomilerin hizina ayak uydurabilmek icin dort nala kosturan ulkemizde en gozde olum bicimi uzunca bir suredir. Nereye gittigimize, nasil gittigimize bakmaya sabrimiz yok; vay yolumuza cikanlarin haline! Trafikte birbirlerine yol vermedikleri icin didisip duranlara bir bakin, yuzlerindeki ifade nasil dun dogmus gibi; yasanmamisliktan, birikmemislikten, suzulmemislikten, ogrenmemislikten, durulmamisliktan, dun dogup bugun ayaga kalkmis kadar tarihsiz. Aceleleri var, yasayacak bir dolu sey var, seyredilecek, kazanilacak, tuketilecek. Henuz doyulmamis. Cignenip sindirilmemis, uzerine bir keyif kahvesi icilmemis,gozler yavasca kapanip tatli ruyalara dalinmamis. Sark rehaveti falan palavra, esege havuc gosterilmis gibi kosuyoruz. Hepimiz aciz. Hayir hayir ben degil dediginizi duyar gibiyim, biraz daha bekleyin cilgin kalabalik sizi onune katip goturmezse acimadan uzerinize basip gecmeyi deneyecektir. Yurtdisina giden turlarda insanlarin zamanini nasil gecirdigine dair bir arastirma yapilsa eminim alisveris tum diger faaliyetlerin onune gececektir. Dunyanin herhangi bir yerinde (tabii daha cok da batisinda) yurttaslariniza rastlamak istiyorsaniz alisveris merkezlerine gidin; birkac dakika icinde kendi dilinizden sesleri duyacaksiniz. Oradan koparacagimiz parcalari oramiza buramiza yapistirip bir butun olabilirsek ne ala! Bu sadece bize ozgu degildir kuskusuz, ucuzlamis ucak seferleriyle birkac gunluk tatillerde alelacele bir sehirden, bir ulkeden koparip kendinize dahil edebileceginiz birkac hediyelik esyadir olsa olsa. Fotograflarinizla birlikte "orada" oldugunuzu kanitlayacak bir seyler. Yeni bir deneyimi yasantimiza eklemleyip donusecek halimiz olmadigina gore Cin mali da olsa birkac parca turistik esyayla yasanmislik satin aliriz. Her kosenin onunde fotograf ceken Japonlara biyik altindan gulup geceriz (ozellikle Japon kadinlarinin onemli bir saplantisi henuz yaslari gencken mumkun oldugu kadar cok fotograf edinmektir; yaslanip "cirkinlestiklerinde" bunlarla avunmayi umarlar), kendi yabanciligimiz pek de belli olmasin diye her gordugumuz yerde fotograf cektirmekten cekiniriz kimimiz; ne de olsa yabanciligimiz Japonlar kadar yazili degildir yuzumuze. Kimimiz de gurultucu bir neseyle "hey biz geldik, bakin ulkenizi gezmeye taa nerelerden geldik, Turk deyince sasirdiniz degil mi" halleriyle neredeyse temsil etmeye giderler ulkemizi. "Bakin, hepimiz o gelen isciler gibi degiliz, moderniz ve sizin gibiyiz..." Saskinlik ve hayranlikla kucaklanmayi bekleriz neredeyse. Icinde yasadigimiz cevrenin bir parcasi olarak kendimizi algilamaya baslamamiz, kim oldugumuz sorusuna verecegimiz cevaplari hazir kilar. Bu cevrenin sinirlari degistiginde, aileden okula, cemaatten topluma, koyden kente, ulus-devletten uluslararasi dayanismalara kayilip gecildiginde her sinir ihlalinde iki sey hissederiz. Vaadedilen zenginlik ve cesitlilik, yitip gitme korkusu ve tehdit. Bir yandan bizi alip goturecek yeni bir dunyanin sarhoslugu zonklar zihinlerimizde, bir yandan kucuk benliklerimiz o buyuk butunluklerin icinde eriyip kaybolacakmiscasina, ben/biz elimizden kacip gidecekmiscesine urkeriz. Tum geleneklerin en saglam dayanak noktasi oldugu icin tum milliyetciliklerin de en kiymetli istila hedefi olan aile, benzer kapanmalari defalarca mesrulastiran araclardan biridir. Romantik aski yuklenen evlilik, gelenegin buzu eridiginde ciftleri askin dayanilmaz bosluguyla basbasa birakti. Olmus ve olacak herseyi, tum heyecanlari ve beklentileri tek bir kisiye yuklemenin acimasiz agirligi, kadin ve erkeklerin sirtina coreklendi. Secenekler cesitlendi artik: iste, okulda, arkadas toplantisinda, jimnastik kulubunde, barda, dans dersinde ve hatta internette tanisilabilir ama renkler cesitli oldugu kadar ucucudur da. Bu ucuculuk, anlami aska yukleyip kanatlarini carparak uzaklastigini seyredenlerin yureginde bir agirliga birakir kendini. Buyuk toplumsal projelere yuklenen anlam da cirkin gurultulerle yikilip gittikten sonra tanrisiz, asksiz, vatansiz bir dunyanin ucurumuna dusmekten korkuyoruz. Yeni bir dunyanin esiginde iyimser olmaya calisip, gecirdigimiz 20 yuzyilin insanligin karanlik cagi olarak adlandirilacagi zamanlarin gelecegine, ilerlemenin giderek daha cok insan tarafindan paylasilan, giderek daha hizli ve daha iyi bir surec olacagina inanabilsek mucadele gucumuz olur mu? Yoksa Autzswichči, Bosnačyi, Sivasči Ruandačyi dusunup ilerleme dedigimiz seyin buyuk bir kandirmacadan ibaret oldugu dusuncesinin altinda ezilip kalir miyiz? Tarihin silindirlerinin altinda bir toz zerresi kadar da olsa onemimiz, hepimiz kendi secimlerimizi yapacagiz, kimimiz secim yapmadan, sorgulamadan yasamaya devam edecegiz. Pelus oyuncagin kafasina bir tavsanin kulaklarini mi dikecegiz, yoksa bir pandaninkileri mi?
|
