
Dönmek
| Esrarli
Bir Donusun Baslangic Hali - Ugur Komecoglu
"Mana avlamayi sevenler geri donebilirler. Keskin nazarlara can feda, veyl olsun bos bakanlara; nefret binlerce nefret hicranin ve cehlin yuzune."
Giris Icin Efsunlu Sozler ve Donuse Dair Bir Istek Listesi "Eydedeler niye geldiniz, seni gormeye geldik" diyen babaanneli gece yarilarindan korktugu anlarda uzak denizlerdeki kopuklu dalgalari suda yuzen koyun surusu zanneden torunlarin ustune gokten hic elma dusmedi, icimiz icimize sigiverecekken "onlar eremedi muradina biz gidelim kendi kervanimizla" diye gurledik. Geceler hep dost olsun istedik. Karanligi inleten issizlik, siyah boslugu yirtan dallar, butun bir evreni isteyen gul gulistan gonuller, sessiz kelimeleri acip uykudaki buyuk boslugun masalini yazarken, o siyah gozlerin gurultulu kapanisi cagiltili histerik cirpinislarin sonsuza acilan karanligiyla birlessin; iki kanatli buyuk kapidan meczuplar gecerken kelimelerin kifayetsizligi ciglik cigliga seni cagirsin, martilar bir bir dokulurken, uzat ellerini sarali col goklerine, butun ruhaniler dus gormekteyken yedi kat semayi dev zumrut-u ankalarin kanat sesleri inletsin, kalbin kut kut carparken sihirli sozcukleri unutma ve sakli hazinelere bir adim kalsin, derin okyanuslarin diplerinden hayalet gibi suzulup bir lahzada semavilesen buyuculer Tibet manastirlarinin gizli dehlizlerinde "dem bu dem" diye haykirirken buz gibi mermerlerin ustunden kosup kristal kapilari eriterek yaman labirentleri gecsinler ve Lusifer'in askerleriyle vurusup cam kumlari kem gozlere savursunlar, otelerin otesine yakut anahtar sacsinlar ve sen ten kafesini dagitirken vuslat sarabi sizsin, gozlerden kan damlarken ruhun boslukta tas gibi dussun, butun mefluc beyinlerin dokulari acilsin, meyus gonuller ask umuduyla teselli bulsun. Gamli kainatin beyaz kanatlari, atalete bir son verin, hayal hizinda ucun, yetisip el verin, merhametle kucaklayin, geri donun ve geri dondurun: okyanusun ustune ince bir dalis arzulayan kirilgan ruhlari; kutlu mekanlarin arka bahcelerinde esir kalanlari; isyanci ates boceklerini; ic ice otuz uc boyut tel titretenleri; topraga percinlenmis narin kollari; surgit kendini celiklerle kelepceleyen kristal elleri; aynali dedeleri; bulut ufleyenleri; cam yoguranlari; tarhana corbasinda simit arayan subyanlari; temiz ve serin yorgan ozleyenleri; su ustunde kirmizi nota bekleyenleri; su altinda cirpinanlari; misket parlatanlari; mermer tartanlari; kar mantarlarini; sansar saranlari; ucarak kacanlari; soz sarraflarini; ucurum savascilarini; serseri ve serazat ruhlari; afyon patlatanlari; dar dar daralanlari; yar yar sehriyarlari; mavi gecelikli diyarlari; dert derleyenleri; derman isildaklarini; sehrayin sacanlari; hayalin derinliklerine sefer duzenleyenleri; hassas kalp ibresi arayicilarini; fena mulkune ibretle nazar kilan canlari; huzunlu ses arayanlari; hayati sekir halinde yasayanlari; yorucu faraziye dizenleri; bilmece bildirmece yazanlari; elmas yitirenleri; uzum baglarini oksayanlari; anne gogsu arayanlari; beraber aglayan yolculari; viranede gomulu hazineleri; ince endamlilari; belinde ince belli bardak sikirdatanlari; sipidik terlik giyenleri; serare kucaklayanlari; hop oturup hop kalkanlari; zembille damdan atlayanlari; latife diriltenleri; muptela-i gama soranlari; tavsan kani cay demleyenleri; kirk gun temasa edenleri; serfuru eyleyen saf nazlari; Mehlika Sultan asiklarini; kalbine tecelli edilenleri; sifatlari tenzih edenleri; gucuyle kainat titreten asiklari; sirra kadem basanlari; ey sirr-i vucud-i bivucud diyenleri; cihanlar kendisinde matvi olanlari; azamet deryasina dalanlari; nadanlarla sohbet edenleri; Munzur daginin muzur cocuklarini; yer alti cirkinlerini; cin carpmisa donenleri; maruzat gunlerini; masum Anadolu'yu; Atlantis mutantlarini; Kaf Dagi'nin sakinlerini; Aztek esirlerini; gunese tapan Inkalari; Ispanyol vahsilerini; Cabilsa'ya bir mil yaklasanlari; Pandion sovalyelerini; dikene ipek salanlari; isirgan otu dovenleri; un san serleyen serbetlileri; seker serbet agizlari; zumrut zebercet gerdanlari; davudi sesle gazel okuyanlari; dunya saltanatiyla magrur olanlari; avare seyyahlari; yay gibi kaslari; agzindan bal damlayanlari; pesin hukumlu med-cezircileri; yunuslara kement atanlari; ipek yuklu kervanlari; hazan yuklu bulutlari; cile caglayanlari; al yazmalilari; dort islem saglayanlari; menekse kokulu mektup yollayanlari; koynunda guvercin saklayanlari; ayna parlatanlari; sirlayip surenleri; yar saklayanlari; kismet baglayanlari; sir fas eden fahiseleri; sirmalari atesle boyayanlari; kar toplayan gedalari; kurre-i arzi bomba yapip patlatanlari; yaban ati kovalayanlari; beyaz atlara binip gidenleri; Istanbul'a donmeyi sevenleri; uryan gidenleri; yardan ozge sevdigi olanlari; gozlerin sussun diyenleri; elf gorenleri; gozune surme cekenleri; terine zuluf telleyenleri; tene ram olanlari; terki terk eyleyenleri; terliksi varlik seyredenleri; veralarin verasini; Genc Werther'in Acilari'ni; bedduaya ver yansin edenleri; deve tabani besleyenleri; tabanlari kum cekenleri; harpten cikanlari; alāmete binenleri; arp titretenleri; agzim dilim kurusun diyenleri; tadi damaginda kalanlari; kiyamete gocenleri; gayya kuyusuna dalanlari; buyulu beyanlar soyleyenleri; gonul abad etmek isteyenleri; serhat azat edenleri; feyyaz iklim arayanlari; ask-i muhabbet yolcularini; kuslari alamet-i farika bilenleri; kizil kiyamet kacanlari; gam izhar etmeyenleri... Gamli kainatin naz kusanmis hazan yuklu kanatlari geri donun ve onlari geri dondurun, hepsini zulumden kurtarin. Ordularimiz yakamoz avinda, zehir zemberek zebaniler karsisinda dost bivefa, devran bisukun, dert cok, derman yok, dusman kavi, talih zebun. *** Yedi boyutlu ve yedi mekanli bir evrenin uc boyutlu birinci aleminde Zumrut dun gece gordugu ruyaya anlam vermeye calisiyordu. Ruyasinda, ucunda gunesli bombos bir kumsal uzanan dik toprak yokustan asagi inmekteydi, kuvvetle esmekte olan ruzgar inmesini engellemeye calisiyordu, nihayet adimlarini zorlayarak kumsala vardiginda icini buyuk bir huzurun kapladigini hissetmisti, onunde engin piriltili bir deniz uzanmaktaydi, ileride yere devrilmis uzun direkli bir lamba dikkatini cekti, lambanin yanina geldiginde kumlarin uzerine uzandigi halde onu yere baglayan renkli kablo yiginlarinin kopmadigini ve diregin dibinden salkim sacak ciktiklarini gordu, diregin ucundaki lamba ise yikilmisligin tum perisanligina ragmen isil isil sari isiklar sacmaktaydi. Uzuntuyle renkli kablolarin uzerine egilmisken muhtesem guzellikte kizil sacli bir melegin kendisine dogru yurudugunu farketmisti ki uyandi. Zumrut bir sigara daha yakti, ayazda usuyen fakir cocuklardan daha yalniz hissetti kendini, Nikolaki'nin mahur saz semaisi gozlerine dumanlarla birlikte karisti, gozyaslari yedi kez inledi, ruhunu sikan kocaman elleri isirdi, bes sekerli kahvesi buz gibi olmustu, kahvesinden bir yudum alarak "bu ne boyle serbet mi" diyen ismini bile hatirlamadigi bir kadina sinir oldu, bol sekerli kahve icen tum tanidiklarinin sevecenligini dusundu, kullerle bulamac olan goz yaslarinin hareketini izledi, hepsini kivranan bir yaratiga benzetti, neyin huzunlu sesi beynindeki ugultuyu bastiramiyordu, demir parmaklikli pencerelerden sizan karanlik, lambasina hain saldirilar yapmaktan vazgecerek geri cekildi; binlerce sesten bir tanesi digerlerini bastirarak ufk-i ezelde dogan bir gunes, gider mi acep zevale dogru diye tinladi, dumanlar gunese goc var da kalan biz miyiz diye karsilik verdi, kizin dusunceleri gene yumak oldu, duvar kagitlarinin desenlerinden yalvararak bakan ve hararetli titreyislerle cikmak isteyen yapraklara, gozleri caresiz bakislarla derin islemeler gectikten sonra hepsini isteksizce yerlerine percinledi, sigarasiyla bir sac teli yakti, kocaman eller tekrar hareketlenmeye baslayinca yerinden kalkti, ustunde Kek yazan bir CD buldu, kuzular cennete keciler cehenneme gider diyen yabanci sarkiyi hatirlayip albumu sikintiyla yerine koydu; israrla telefona yonelen ellerine bakarken erken uyumanin hasretini cekti, uykulu bir sesle konusan soforden taksi istedi. Ozen sokak Yuvam apartmani demekten ne kadar sikildigini bir kere daha dusundu; gene taksiciyi bekletecegini dusunerek kendine kizdi; mavi jean ustune beyaz bir t-shirt giydi, makyaj yapacak vakit yoktu, gereksiz yere iki ayagini bir pabuca sokma durumundan kendini hic kurtaramayacagini dusunerek gulumsedi, serce parmagina Beyoglu'nun sokaklarinda yatan yari akilli yari deli bir berdustan epey para sayarak aldigi ucgen gumus yuzugu takip, kirmizi ayakkabi giymenin yaratacagi rahatsiz bakislara katlanmayi dusunerek kendini disari atti; yan insaati koruyan kopekler yine tedirgin etti, uykulu taksiciye klasik kusura bakmasini cektikten sonra cami cok az araladi, Taksim'e dedi, cakmak yerine kibrit kullanmanin verdigi aptal harbilikle sigarasini yakti, cam araligindan ususen bulut cinlerine bir Felak bir Nas okudu, kivranarak kacisan cinler yandaki cipin camlarina dogru suzulduler. Istanbul'un nemli havasini seven karagoz baliklari taksinin etrafinda uc pike yaptiktan sonra bulut cinlerini yuttular, kuyruk sallayarak Zumrut'e gozkirptilar, aniden kivrilarak nemli gok balikcilari gelmeden Bogaz'in tuzlu sularina dogru sivistilar. Zumrut saat gece ikiyi gecmekteyken ne halt etmeye disari ciktigini dusunup bas parmaginin etlerini tirnaklamaya devam etti; olsundu, bugun de cumartesiydi, sanki gunleri ayirt edermis gibi. Ensesine hararet salan komur karasi saclarini siyah bir bantla topladi, taksicilerin arka koltuktaki en ufak hareketligi sezme reflekslerini tekrar gozden gecirdi. Dolunay butun ihtisamiyla isik sacarken gecenin Zumrut'e hazirladigi surprizleri yildizlara fisildadi. Yildizlar, bulut cinlerinden baska kimsecikler farketmedigi halde yedi saniye isiklarini sondurup karanligin kivrimlarinda dolasarak bu kara gozlu kiza ayni anda nazar ettiler, alnina noktadan kucuk mavi bir iz kondurdular, butun bir sema ve melekut alemi her nokta cevval, her zerre raksan, ucup gider visale dogru diyerek ic gecirdi, sonra da yildizlar hicbir sey olmamis gibi pirildamaya devam ettiler. Zumrut, Besiktas'a dogru inerken ortaya cikan Bogaz sularinin ustundeki bulutlarda pusuya yatmis nemli gok balikcilarinin gumus zipkinlarina ates toplari gondermekle mesguldu... Yedi saniye once ise her biri dunyamizdan milyonlarca daha buyuk gok cismini ihtiva eden galaksilerden birinde, cok uzak zamanlardaki bir alemde Yebantin isimli kucuk gol kasabasinin sakinleri suyun kenarinda telasli buyuk bir atesin etrafinda icice yedi halka seklinde muntazam cemberler yapmislar liderleri kizil sacli Lunserit'i beklemekteydiler. Ayni anda Lunserit cam evin yedinci katinin penceresinde karanlik semaya insirah veren dolunayin agladigini mi yoksa guldugunu mu anlamaya calisiyordu ki butun yildizlarin sondugunu gokyuzunun bir anda lekesiz siyah bir atlasa donustugunu farketti ve dehsetengiz bir heyecanla sarsildi. Yeni bir donusten haber vardi. Ay isiklariyla oynasan gol yuzeyi bastan asagi dalgalandi. Ayni anda ortaya cikan ilik ama kuvvetli bir ruzgar Yakamoz agaclarinin kucuk cam yapraklarini sikirdattiktan sonra uzun sacli Yebantin halkinin gokyuzune cevrilmis keskin hatli yuzlerini yaladi ve atesi sondurdu. Muntazam halkanin fertleri bir anda ayaklandi ve yildizlar yeniden parlamaya baslayinca sevincten dillerini yutmus gibi birbirlerine sarilmaya basladilar. Bir cirpida yedinci kattan asagiya ucan Lunserit halkanin ortasina kullerin ustune ayak basti. Yebantinliler sevinc gosterilerini birakip saygiyla Lunserit'i selamladilar ve husu icinde dinlemeye basladilar. Zumrut anlam veremedigi bir icguduyle Dolmabahce Sarayi'nin hic acilmayan beyaz kapisinin onunde taksiden indi, Taksim bekleyecekti. Saray bahcesinin buyuk duvarlari kizi yutacakmis gibi onunde dikilmekteydi. Duvar boyunca yurumeye basladi, huzunle akan bogaz sularinin kokusunu icine cekti, cinar agaclarinin yapraklari pur sevinc raks ediyor, govdeleri muhabbet dolu heybetli duruslariyla ustlerine kazinmis kalpleri carptiriyordu, karsi kaldirimda iki siyah sokak kedisi siska govdeleriyle gunduz kalabaliginin tukenmesinden memnun bir halde karanligi iskeleye dogru cekistirirken ciliz miriltilar cikarip semiz baliklarin hayaliyle avunuyorlardi, Zumrut ellerini duvara surterek yuruyor, bastirilamaz bir istekle sarayin bahcesine girmek istedigini hissediyordu, bu derin arzuya kendisi de pek mana veremeyerek kafasinda carpip duran Nirvana ritimlerini susturdu, bir an sarmasiklar, hareket eden on bin kollu bir canli gibi gorundu, yerlere kadar sallanan bu yesillikler birbirlerine bakip saray hayaletleriyle fisildastiktan sonra sihirli sozcukleri kiza dogru uflediler, Zumrut, kollarini uzatan sarmasiklara kulagini verdi ve onlarin pesinden sozcukleri tekrar etti: Elem-i teessurle gecer leyl-u neharīm Bicare gonul ne ile def-i keder etsin Ayni anda kirmizi pabuclarinin ustunde bir hareketlenme oldu, bacagini uzatinca ayaklarinin iceri girdigini farketti, duvarin dibinde bir kisinin gecebilecegi kadar bir delik acilmisti. Yere oturdu, once ayaklarini en son da kollarini gecirerek iceri giriyordu ki serce parmagi duvarin ic yuzeyine bir an takildi, ucgen gumus yuzuk, kucuk huzunlu bir cinlamayla duvarin dibine dogru yuvarlandi, iceri adim atmisti, geri uzanip yuzugu almasina firsat kalmadan duvardaki delik kapaniverdi, umutla tekrar soyledi: Elem-i teessurle gecer leyl-u neharīm Bicare gonul ne ile def-i keder etsin Nafile, acilmadi. Sarmasiklar bogazin derin sularinda en mustesna sedefler icinde incilesen kucuk taslarin seslerine kulak kabartarak olumcul bir hareketsizlige burunduler. Zumrut, yasli berdusun yuzundeki huzunlu cizgileri animsarken yuzuk icin uzulmekten vazgecti. Az ilerideki gururlu ve sisman ortancalar yumusakca oksanmayi bekleyerek tebessum ettiler. Bahcedeki beyaz kugu heykelleri donuk ve mahmur bakislarla Zumrut' u daha cok cezbettiler. Ayni anda Beyoglu' nun partal giysili tinercileri parlak metalik tenleriyle caka satan keskin parfumlu kadinlari buram buram iclerine cektiler. Mendil cocuklar turistlerin ayaklarina dolandilar. Kara bulutlar kara tenlilerle Istiklal' in ortasina coktuler, ecstasy patlatmis yeni gencler kirmizi boya saclariyla vucutlarini yeni sehvetlere saldilar, zevkhanelerin pis kokulari kara bulutlara karisti. Pezolar kirmizi kravatlarina koca burunlarini sildikten sonra hararet avina ciktilar. Kirmizi gagali gri kanatli buyuk karanlik kuslari isik hiziyla caddeyi gecerken mendil cocuklarin en kucugu bir kanat yakalayarak havalandi ve bir sure sonra kuslarla birlikte Galata Kulesi'nin ustune kondu, butun mendillerini goge ufleyip marti yapti. Kagit martilardan birini sadece Bogaz' in ustundeki bulutlarda yasayan sacsiz beyaz sakalli gok arzuhalcisi sefkatle yakaladi, kucuk mavi kalemini martiyi incitmeden uzerinde gezdirerek sihirli mesaji yazdi ve bir an once yeniden havalanmak isteyen kusu serbest birakti. Zumrut sarayin bahcesindeki cansiz kugulari oksamaktayken kagit marti aceleyle ucup kugulardan birinin kanatlarina kendini sikistirdi. Ayni anda Zumrut'un elinin sihirli mesaja uzandigini goren Yebantin ulkesinin saf ruhlari geri donecek bir kutluya daha yildizlarla birlikte pur sevinc mersiyeler yazmaktaydilar. (Baslangicin Sonu)
|
