
Dönmek
| Bir
Hikaye-i Ihtida - Emre Oktem
Bologna'da, Giovanni Pescatori'ye verilmek uzere San-Stefano Kilisesinin baspapazina teslim edilmesi rica olunur. 18 Ocak 1464, Istanbul Aziz Dostum, Hayatta oldugumu ogrenmekten tarifsiz bir mutluluk duydugunuzu yazmissiniz, inaniniz ki benim mutlulugum sizinkinden hic de az degildir. Bizi ayiran on yili askin zaman boyunca neler olup bittigini bilmek istiyorsunuz, ama merakiniz size mutluluk getirmeyecek. Okuduklariniz arasinda yuzunuzu guldurecek seyler varsa, istemeden yazmis oldugumu kabul ediniz. Sehrin dususune iliskin askeri ayrintilarla caninizi sikacak degilim, zaten Cenova'li dostlariniz sisire sisire anlatmislardir. Kulaklarim sagir olacak zannetmistim. Sonra korku geldi. Dususu izleyen donemi ise hatirlamak bile cok urkutucu. Sultan'in, umitsizlige kapilip kusatmayi kaldirtmak isteyen askerlerini tesvik etmek icin yagmaya kerhen izin verdigi soyleniyor. Onceleri buna inanmamistim, simdilerde aklim yatmaya basladi. Kimi mahallelerin ileri gelenleri ve papazlari, yagmaci gruplara para yedirerek mahallelerini kurtarmayi basarmislar, bizimkiler beceremediler. Once sokagin basindaki evlere girildi. Her taraftan cigliklar ve sokaga atilan esyalarin gumburtusu duyuluyordu, bir de uzaklarda bir yerde catismalarin hala surdugunu haber veren patlamalar ve kilic sakirtilari. Siranin bizim eve gelmesi kacinilmazdi. Kizimla beraber ikonalarin karsisinda diz cokmus dua ederken kapi kirildi, yeniceri guruhu iceri daldi, artik en kotusunu bekleyebilirdik. Kizim bana sarilip yuksek sesle sayiklamaya basladi. Elimden geldigince onu yatistirmaya calistim. Yenicerilerin basindaki subay bir anda pesindekileri durdurup bana duzgun bir Rumcayla nereli oldugumu sordu. Serez'liyim dedim. Neferlere disari cikmalarini emretti. Kendisinin de Serez'li bir Rum devsirmesi oldugunu, telaffuzlarindan tanidigi hemsehrileriyle iki cift laf etmekten mutlu olacagini soyleyip teklifsizce oturuverdi. Saskinligima ve maliyeciligin verdigi cimriligime hakim olup en iyi Lesbos sarabimi cikarip ikram ettim. Dilini saklatarak icmeye basladi, ictikce dili cozuldu, derken ben de ona istirak ettim. Disarida dindaslarimin mallari neseyle yagmalanirken dusmanimla kafa cekmek agirima gidiyordu. O, bunu fark etti ve hayati geldigi gibi yasamami, icinde bulundugum anin keyfini cikarmami ogutledi, vicdan azabi duymakla disaridakilere hicbir faydam dokunamayacagini soyledi. Serez civarindaki bir koyden nasil devsirildigini, Yeniceri ocagina nasil kabul edildigini, savascilik mesleginin zorluklarini anlatti da durdu. Fena bir adama benzemeyen bu yenicerinin karsisina hemsehrisi cikmasaydi kimbilir neler yapacakti diye dusunuyordum. Bir sure gozleri daldi. Sonra, yasimi tahmin etmis olacak, gencligimde, Serez carsisinda bir Turk din adaminin asilisini hatirlayip hatirlamadigini sordu. Bedrettin'in idaminin hayatimda gordugum ilk cinayet oldugunu, ama son cinayet olmadigini soyledim. Ismini bile hatirlayamadigi o din adaminin ardindan koyunde agitlar yakildigini, hatirasinin buyuk hurmet gordugunu soyledi. Koyunun Hiristiyan olup olmadigini sordum. Birazcik Hiristiyan, dedi ve gulumseyerek ekledi: Birazcik da Bogomil... Kilisemizin bir turlu bas edemedigi ugursuz mezhebin kalintilarindan biri ile karsi karsiyaydim ve istavroz cikaracak cesaretim yoktu. Ayni adamin adina hurmet edenlerin ve onu hayirla ananlarin Yeniceri ocaginda da bulundugunu soylemesi beni iyice sasirtti. Ve bu Bogomil-yeniceriden hayatta kimseden gormedigim iyiligi hemsehrilik ve belki de baska seyler adina gordum. Ictigi sarabin hakkini unutmayacagini, artik sahsi himayesi altinda oldugumuzu soyledi. Yagmanin surdugu gunler boyunca kapimiza neferler diktigi icin evimizden bir caput bile kaybolmadi, ancak o gunlerden beri mahalleli bize kotu bakmaya basladi. Zaten Rum komsularimiz da giderek azaldi, bizim mahalle iyiden iyiye Turk mahallesi oldu. Yeniceri Yunus -adi buydu- yillar boyu her buyuk yortu gununde kapimizi calip bize kuru meyveler ve turlu erzak getirdi, ben de ona sarap ikram ettim. Adamakilli ahbap olduk. Ona, Serez'den nasil sehre goctugumu, Sarayda para sayip kagit karalamakla gecen hayatimi anlattim, o da bana kanli muharebeleri, yagmalari anlatti, barutun, atesin, demirin nelere kadir oldugunu... Sevemedigi bir meslegi yapmaya mecbur kalmis, ama bu meslegi iyi yapan mert bir adamdi. Bir seferinde, onun gibi bir damadim olmasindan mutlu olacagimi soylemis bulundum. Guldu: Megerse yeniceriler emeklilik yasina, yani atmis yasina dek evlenemezlermis. Talihsiz dostumu, Eflak Voyvodasi Vlad Tepes'i Sultan'a itaate zorlamak icin yollanan Hamza Pasa'nin muhafizlari arasina katmislar. Vlad'in sohretini ve Hamza Pasa'nin basina gelenleri suphe yok ki duydunuz. Seferden donen olmadi. Ne korkunc bir olum! Dindaslarimin hayal gucumu asan vahsetleri karsisinda ne diyecegimi bilemiyorum. Mamafih Vlad'in ne kadar dindasim oldugu da cok supheli. Macarlardan yardim dilenmek gerekince Katolik olup, ruzgar tersine donunce Ortodoksluga donuyormus. Sarayina siginmak gafletinde bulunan iki Fransisken kesis, Hamza Pasa'nin kaderini paylasmis diyorlar. Unutmadan, bir rivayet daha: Vlad'in Sultan'a rehine olarak biraktigi oglu evvelki hafta Sarayda merasimle sunnet olmus. Bir bu eksikti. Ugursuz kani yarin obur gun hangi beyin pasanin damarlarinda dolasacak bilinmez... Her ne ise, olan bizim Yunus Bey'e oldu, simdi korumasizim. Benim isim maliyecilik, Imparator Efendimizin hediye ettigi merasim kilicini lahana ya da karpuz kesmekten baska bir is icin kullanmaktan acizim. Yasi gecmeye baslayan guzel kizima musallat olanlardan yildim, evden pek cikartmiyorum onu. Butun gun kizimla oturup zaman olduruyoruz. Her gecen gun bir oncekine benziyor, kizim bir seyler dikiyor, ben bulabildigim evraki ve birkac kitabi karistirip duruyorum. O satafatli gunler geride kaldi. Altinla islenmis erguvan rengi ipek cuppelerin isiltisi, bitmek tukenmek bilmez ayinler, her yani dolduran gunnuk ve odagaci kokulari, merasimler, ilahiler... Kutsal saraya bitisik dairelerimizde para saymakla gecen gunler, savas masraflarini karsilamaktaki umitsizligimiz... Ayasofya'nin dibine kocaman bir mizrak diktiler, adina minare diyorlar. Siz tam zamaninda terk ettiniz Sehir'i. Italya'da Yunanca ogretmenlerine bol keseden maas veriyorlarmis, oyle diyorlar. Ben de gitse miydim diyorum bazen, ama ucan gullelerin altindan kizimla beraber kosturmak benim harcim degildi. Zaten benim gibi eski kafali bir maliyeci Italya'da nasil barinabilir ki? Floransali tuccarlar Seytani bile aldatirlar, Venedikliler ise onlardan da beterdir. Dusuk Sehrimizde bir-iki evin kirasiyla kit kanaat geciniyorum, o da kiracilar odemeye tenezzul ederse. O gunleri ozluyor musunuz? Sarayin salonlarini dolduran, Dogu'dan gelen pahali kokulara bulanmis, ipek hisirtilari icinde asilzadelerimiz biz memurlara nasil tepeden bakarlardi. Suratlarini gormek ister misiniz? Yolunuz dusuk Sehre dusebilir. Sultan, Italyan alimleriyle cene calmaya bayiliyor. Belki bir gun sizi de cagirir. O zaman, Sultan'in etrafindakilere iyice bakin, pek cok tanidik yuz goreceksiniz. Fethin ardindan, her muzaffer komutan gibi Sultan da yeterli sayida asilzadenin basini omuzlarindan uzaklastirdi. Sag kalanlar ise alelacele Musluman olup Sultan'a yaranmakta birbirleriyle yaristilar, utanmadan sikilmadan. Bir zamanlar Patrik'le karsilastiklarinda sahte saygilarini nasil gostereceklerini bilemezlerdi, bugun Gennadios Efendimize rastladiklarinda biyik burup yuz ceviriyorlarmis. Su gunlerde Mesih isimli bir pasa ya da bey duyarsaniz bilin ki bir zamanlar adi Hristos'tu. Imparator Efendimizin akrabasi bir zat da, Padisahin ismini taklit etmekle bile rumlugundan kurtulamadi, Rum Mehmed Pasa diye aniliyor, kim oldugunu anlarsiniz. Simdilerde Uskudar'da tugladan irice bir cami yaptiriyor, tabii Rum mimarlara. Alimlerimizin de asilzadelerimizden asagi kalir yani yok. Georgios Trapezuntios, Sultan'a yaranmak icin Hiristiyanlik ve Islamin aslinda uzlasmaz hicbir yonu olmadigini savunan bir kitap yazdi. Sultan aptal degil, cahil hic degil, Georgios'u hâlâ huzuruna kabul etmedigini isittim. Saraya kapilananlardan daha kimleri sayayim? Amiroutzes, Kamariotis, Kritovulos, Halkokondylas, Hamza Pasa ile kaziklanan Katavolinos, Dokianos, Harmonios, Kyritzes... Yeter, ben saymaktan usandim ama Sultan, murekkep yalamislarla cene calmaktan usanmadi. Yakinda sarayin kapisini asindiranlara bir yenisi eklenecek, onemsiz ama tanidiginiz bir isim. Evvelki aksamustu kapim calindi. Actim, torba sakalli yesil cuppeli bir hoca cikti karsima, yanina birkac muhafiz vermisler. Once telaslandim. Adam bana nazikce gulumsedi, bozuk ama anlasilabilir bir Rumcayla Saray tarafindan gonderildigini, hayirli haberler getirdigini soyledi. Buyur ettim. Musluman bir din adamina sarap ikram etmek pek akillica olmazdi, kalan kuruyemisleri onunla paylastim. Sultanin sehirde yuruttugu imar faaliyetlerinden ve bunlarin dogurdugu zorluklardan bahsederek soze basladi. Maddi gucluklerden soz etti, mimarlarin namussuzluklarindan, kalfalarin tembelliginden, onca paranin, kiymetli mermerin ziyan olmasindan yakindi. Sultanin iyi maliyecilere ihtiyaci varmis, kayitlari saglam tutacak, savruk mimarlari uyarip, yetmezse Saraya haber ucuracak, mermer-tas-tugla-kirec-demir ve daha bilmemne tedarikini denetleyecek birileri lazimmis. Rahmetli Yunus Beyin dostlarindan biri benim adimi vermis. Biraz Turkce bilmem hosa gitmis, zaten gerekirse tercuman-kâtip falan bulunurmus. Saray yakinda karar verecekmis. Boyle bir ise talip olup olmayacagimi sorarak isin agir mesuliyetinden bahsetti, maasin da mesuliyetle orantili olacagini ekledi. Kalbim carpmaya basladi, ne diyecegimi bilemedim. Yeni insaatlarin buyuk bir kisminin dini yapilar olduguna isaret ederek Hiristiyan oldugumu hatirlattim, isguzarlik iste... Hoca, Sultanin bunda bir mahzur gormedigini, ancak kimin ise alinacaginin belli olmadigi su gunlerde talihin Musluman adaylardan yana calisacagini soyledi, bir gozunu hafifce kisarak. Sustuk. Birden, damdan dusercesine, atalarinin Alman derebeylerinin zulmunden kacip Edirne'ye siginan Yahudiler oldugunu, babasinin kolaylikla tahmin edilebilir sebeplerle din degistirdigini, bunda utanilacak bir sey olmadigini soyledi. Zaten su gunlerde Bogomil-Bosnak derebeyleri Musluman olmak icin Sultan'la pazarliga girismisler. Ben akilli bir adammisim, istikbalim acikmis, fazlaca tereddut etmeden onume cikan esigi asmaliymisim... Birkac gun icinde karar vermem gerekiyormus. Onu nerede bulabilecegimi soyledi, kuruyemisler icin tesekkur etti, once benim, sonra mutfagin kapi araligindan bize bakan kizimin onunde nazikce egilip cikti. Ben kapiyi arkasindan kapatirken aniden donup, iyice dusunun dedi. Iki gundur uyuyamiyorum., ama bu mektubu bitirdikten sonra deliksiz bir uyku cekecegim. Yarin sabah erkenden hocaya varip ihtida edecegimi bildirecegim. Yeni adim Abdullah olacak, bu agarenos'larin dilinde benim adimin karsiligidir. Sasirdiniz mi? Kizdiniz mi? Bana aciyor musunuz? Sahi siz Bologna'ya varinca Katolik usulune gore yeniden vaftiz edilmemis miydiniz, sevgili Giovanni Pescatori, nam-i diger Ioannis Psaropoulos? Neyse ki Katolikler, bizim gibi anadan uryan suya batirmayip birkac damla suyu kafaya dokmekle yetiniyorlar, yoksa pek eglenceli bir manzara arz ederdiniz bu yasinizda. Hic merak etmeyin, siz Giovanni ve ben Abdullah Aynaroz'lu kesislerin gozunde artik ikimiz de esit derecede zindik sayiliriz ve Cehennemin derinliklerini paylasacagiz. Herkes birilerini Cehenneme yollayip duruyor, peki hakikat nerede? Hakikat su dostum: Ocagimda yakacak cali cirpim bile kalmadi, kuzey Italya'da kis buradaki kadar soguk mudur bilmiyorum ama her halde buradan daha nemli olamaz. Yiyecek kuplerinin dibi gorunuyor. Bir haftadir yagan kar eridiginde catidan odama yagmur yagacak. Yarindan tezi yok donecegim. Once su yeni hamamlardan birinde guzelce yikanacagim, sicaklik kemiklerime isleyene dek. Sonra bana ici samur astarli bir cuppe giydirecekler, vezirler, savascilar ve kimbilir belki de Sultan beni tebrik edecek, ocagimda Trakya'dan gelme mese kutukleri citirdayacak, sicak et yemeklerinin kokusu sokaga tasacak. El altindan Lesbos sarabi bulup gizli gizli icecegim. Baharda catiyi aktaririm, belki de daha ferah bir eve cikarim, belki bir pasa kizima talip olur, kizim gurbuz Ali'ler, Mehmet'ler doguracak. Belki... Hayatta kalmanin kati kurallari var dostum, ve dagdan inen nehirleri gerisin geri akitamiyoruz. Mektuplarinizi benden esirgemeyin. Serez'li Theodoulos
|
