
Dönmek
| Simdiki
Zaman Tanricasi - Yesim Altuncu
Yasadigimiz ani yaratan duyumsal algilardi. Renkler, kokular, sesler bize simdiki zamani hatirlatiyordu. Hissetmek kavrami simdiki zamanda duyu organlarina yonelik olsa da anlarin anilara donustugu gecmis zamanda, oznel bir anlam kazaniyordu. Hissettiklerim bana aitti. Renkler, kokular, sesler degisiyor, kafamda anlayabileyecegim bir dile cevriliyordu. Simdiki zamanda duyumsadiklarim, algilarimda celiski yaratiyordu. Ne zaman biriyle karsilassam, gecmisten tanidigim biri de olsa bu, duyu organlarim hizla harekete geciyor, onu eski tanidigim bir arkadastan daha cok, duyu organlarimla ozumseyebilecegim bir duyumsal nesne haline getiriyordu. Butunu algilayamam gunluk yasantimda insanlarla etkilesimimi de etkiliyordu. Simdiki zamanin belirsizligi icimdeki panik duygusunu arttiriyor, gecmise donme fikrinin cazibesi beni cekiyordu. Sakin olmaliydim. Yatagima uzandim, bedenimin rahatlamasi icin derin nefes almaya basladim. Gozlerim kapaliydi ve gecmisimin beni yavas yavas sarmasina izin verdim. Oyunun baslangici sanirim bu doneme dayaniyordu. Ihtiyacim olan her aniya gozlerimi kapayarak ulasacagimi biliyordum. Beynimin icinde anilardan bir oda yaratmistim. Belki de odam, sakladigim butun fotograflardan, defterlerden, mektuplardan daha cok bana, aitti. Sadece "saklamak" kavramini yeniden tanimlamam gerekiyordu. Ne de olsa anilarim vucut sicakligima uyum sagliyordu ve hafizam elverdikce onlarla birlikte olabiliyordum. Bir anlamda, karsima mutlak gerceklik olarak dikilmelerini engelleyerek guclu bir muttefik yaratmistim. Dis dunyada soyut kavramlar olarak tanimlanan her sey burada oznel gercekligini buluyordu. Gozumden iraktilar, ama gonlume daha yakindilar. Kendimi duyu organlarimla algiladigim her anin tazeligini korumakla sorumlu hissediyordum. Bedenimi saga dogru dondurdugumde gozlerimi actim, yatagimin yanindaki konsolun uzerinde bir fotograf duruyordu. Fotografin nerede cekildigini animsamaya calistim. Yanimdaki kadin kimdi? Sorunun cevabini ararken yavas yavas fotograftan uzaklastigimi hissediyordum. Yuzundeki gulumsemeyi nasil unutabilirdim. Eger o fotografi hic saklamasaydim yine de gulumsemeni hatirlar miydim? Odami gozden gecirdim, bu gulumsemeye ait bir cok ani vardi. Dis dunya beni zorladikca zamanimin cogunu bu odada gecirir olmustum. Odam, evim haline gelmisti. Zamanla buyumus, yeni odalar eklenmisti. Evimin girisinde bir hol vardi. Burada, her zaman gormek istedigim bir kac insan ve yerle ilgili anilar bulunuyordu. Belki evime her giriste bunlara bakmiyordum, ama biliyordum her zaman oradaydilar. Kimi zaman eve geldigimde, dunden kalma bir yemek kokusu gelirdi burnuma, bu koku beni tedirgin eder, ama etkisi uzun surmezdi. Sonra isiklar gorurdum, onlar bana yol gosterirdi. Bazen sesler duyardim, bu sesler genelde mutfak bolumunden gelirdi. Mutfak bolumunu evin en stratejik yeri haline getirmistim. Kararsizliklarimi, umutlarimi, mutluluklarimi raflardaki kucuk baharat kavanozlarinda sakliyordum. Buyuk kavanozlarda ise beni etkileyen olaylar, kazalar, rastlantilar vardi. Bazen bir olay alip, bunu yeterli miktarda baharatla karistirip her biri ruh halimi yansitan tencerelerde pisirirdim. Yemegin kokusu uzerime siner, sanki yeni bir kimlige burunurdum. Eve yeni konuklar geldiginde onlari ilk once salona alir, genelde bir kacini ayni anda cagirir, onlar birbirlerini ve ortami incelerken, benim de konuklarimi agirlayacagim odayi secmek icin zamanim olurdu. Konuklar, simdiki zamana ait butun renkleri ve kokulari yansitirlardi. Her konuk icin uygun yerin bulunmasi cok kolay olmuyordu. Ornegin, salonda birakabilir miyim diye dusundugumde; salondaki her esyayi tekrar gozden geciriyordum. Salonda cevremdeki insanlarla iletisimimle ilgili aldigim kararlar, uyguladigim cesitli sinir politikalarina ait kitaplari barindiran buyuk bir kitaplik vardi, zaman zaman buradaki kitaplar yol gostericim olurdu. Kitapligin hemen yaninda ise bende duygusal sarsintilar olusturma riskini tasiyan kirilacak biblolari koruyan bir vitrin vardi. Vitrinin alt raflarinda, cocuklugumda beni etkilemis olan kucuk tas parcalarini ve bilyeleri sakliyordum. Soylemeye gerek yok; odanin buyuk bolumunu ustunde bulunmak ve bulundurmaktan hoslandigim yumusak kadife minderlerle kapliydi. Kadife minderler, yeni gelenlerin nerede ve nasil rahat ettikleri konusunda bana fikir verirdi. Fazla sik olmasa da, her dinledigimde hayatimin farkli evresinde oldugumu hatirlatan, yine de onlari calan disinda degismeyen muzikler calardim. Konuklarim eve geldiklerinde duyu organlarimin etkisinde olsalar bile kendilerine ozgu yanlari bulmak icin gayret ederdim. Itiraf etmeliyim ki, yeni pisirdigim yemegin kokusu ya da damagimda kalan aci bir tat varsa isim zorlasiyordu. Yatak odam, genelde yenilige acik, fakat belirgin bir tarzi yansitiyordu. Salondaki konuklarin pek azi bu odada kendilerine bir yer edinebilmisti. Odaya kabul kriterleri belirsizlik arz ediyordu; hic kabul edilmeyecek gibi gorunen bir konuk bir bakmisim basucumda asili aynalarin arasinda yerini almisti. Odaya girdigimde, bazen diger odalardan gelenlere karsilasirdim. Acik unutulmus bir kitaba ya da masanin altina yuvarlanmis bir bilyeye rastlamak, dogrusu beni pek sasirtmazdi. Yatak odamdaki 'gecici misafirler' olarak adlandirdigim bu grubun varligi tarafimdan net bir sekilde ayirt edilir ve diger objelere karismalarina izin verilmezdi. Cekmecelerimdeki sabun kokusunun ise hem yatak odasini, hem de banyoyu animsatan bir yani vardi. Banyo da yatak odasi gibi fazla kullanima acik bir oda degildi. Icindeki buyuk kuvet, kucuk bir havuzu andiriyor; neredeyse banyonun tamamini kapliyordu. Ne zaman banyoda cok vakit gecirsem evden cikmamin zorlastigini hissederdim. Disari cikmam zorlastiginda vaktimin buyuk kismini bu havuzda geciriyordum. "Simdiki zaman guclu bir tanricadir". Goethe'nin sozleri bazen kulaklarimda tiz bir ciglik seklinde yankilansa da biliyordum ki sim-di-ki zamanin yazildigindan itibaren gecmis oldugu bir dunyada evim, evimin icindeki 'onlar', yaslanmayi onleyici dogal kremler gorevini gormekte ve zihnimin kivrimlarinda simdiki tazeligini korumaktaydilar. Gercekligine her gecen gun daha cok inandigim evimdeki duzenim beni cekiyordu. Bazen kendimi sadece orada olabilmek icin yarattigim oyunlarda buluyordum. Yasanan her an gecmis oluyor ve ben o ana donebilmek kaygisiyla inanilmaz bir caba harciyordum. Sesleri, renkleri, kokulari ve tatlilari daha istahli duyumsuyor; algima carpan her seyi kafamdaki evime uyar mi ya da evimin neresine koyabilirim, diye olcup biciyordum. Bazen evime uygun olacagimi dusundugum bir aninin pesine dusuyordum. Insanlarla iliskilerimi yasamak istedigim konulara endeksliyor; yasanmakta olan, derinlikli bir iliski bile hazirladigim bu kilifa burunuyordu. Disaridaki gerceklik evimde yarattigim gercek bir tiyatro sahnesi icin bir malzeme deposuydu. Zaman kavramini bir kum saatiyle sagliyordum. Istedigimde yukari asagi, asagi yukari yon degistirebiliyordu. Kum saati, kum taneleriyle sinirliydi, ama korunakliydi. Bedenimde her bosalmayi tekrar dolabilecegi guvencesiyle hissedebiliyordum ve zaman kontrolumde akip gidiyordu. Cok iyi isledigine inandigim duzenimde bazi aksakliklar oldugunu seziyor, fakat nedenini bir turlu bulamiyordum. Evin icinde tek canli olmaya alismistim ve kendimi anilarimin dekorasyonuna adamistim. Konuklarla birlikte gelmis olmaliydi. Belki de bu uzun tuylu, beyaz kedi bir zamanlar tanistigim birinin kedisiydi. Sahibine uygun yer ararken, kediye dikkat etmemistim. Bir gercek vardi ki: miyavlamasina dayanamiyordum. Bir seyler yapmaliydim. Daha once hic hayvan beslememistim. Sonuc olarak canliydi ve bazi ihtiyaclarinin giderilmesi gerekiyordu. Is cikisi zamanimin cogunu super marketlerde uygun mama arayarak ya da kitapcilarda kedi bakimiyla ilgili kitaplara bakarak harciyordum. Hayatimdaki bu degisimden pek hoslanmasam da canli bir varlikla yasamanin heyecanli yanlari oldugunu itiraf etmeliyim. Ve icimdeki evimde ona ait bir kose yaratmaya baslamistim. Baska bir deyisle, kedi zamanla evin tum odalarinda kendine ait bir alan belirlemisti. Artik o 'tanistigim birinin kedisi' degil, Dus'tu. Kokusu, bakisi, yuruyusu kendine ozguydu ve algilarimda secicilik yaratiyordu. Dus begenir mi? sorusu evimde yasayan bu varligin sessizce kafama kazidigi bir soruydu. Bu soru bazen, Dus bu mamayi begenir mi, nezle olursa ne yapmaliyim; ciftlesme mevsimi ne zamandir; yoksa onu kisirlastirsam mi, gibi sorulara donusuyordu. O beni her an bu gune getiriyor ve bazen evimi duzenlemek icin beni anilarimla yalniz birakiyordu. Dus ile simdiki zaman tanricasiyla tanismistim.
|
