Dönmek

  Zamansiz-lik - Adnan Kurt

 

Einstein'in buyuk dusunsel kurgulamalarinin arkasindaki guclerden birisi de Ernst Mach (1838-1916)dir. Leibniz'in ogretilerini izleyenlerden olan Mach, Mekanik Bilimi adli yapitinda, Newton'cu fiziksel dusunceye kokten bir yorumla darbe vurmustu: Buzlanmis bir sokaktaki tas parcasina, kariniza kizip ta tekmeyi attiginizda tas aci veren bir direncle karsi koyar. Oysa kaygan yuzeyde simsek hiziyla firlayip, belki de tepeyi asarak bogazin sularina gomulmesini beklemez miydiniz? En azindan kizginliginiz gecerdi, simdiyse caniniz yaniyor.

Bu direnc -ataletin yani suredurumun neden oldugu direnc, Newton'a gore tasin mutlak uzaydaki konumuna gorece olarak ivmelendirdigimiz icin olusmaktadir. "Hayir" diyor Mach, ataletin/suredurumun olusma nedeni tasin cok cok uzaklardaki yildizlarin kutlelerine, ve evrendeki tum diger kutlelere gorece olarak ivmelendirmemizden olusmaktadir. Yani ataletimizi uzak yildizlara da borcluyuz. Ne yazik ki (gelecek paragrafi baglamak icin kullandim, aslinda yazik oldugunu dusunmuyorum) onermenin sonuclari ve kuramlar burada bitmiyor (emin olun ki bu yaziyla bitmesi de olasi degil).

Ideal bir Foucoult Sarkaci, yeryuzunden cok uzaklarda bi civiye (bir yildiz yuzeyindeki hipotetik kulenin kancasina belki de) baglidir. Yine de dunya yuzeyinden onlarca metre yuksekligi olan kubbelerin tavanina asilarak da calistigi, yuzyillardir gozlenmektedir. Foucoult Sarkaci bir kutle, uzun bir ip, ve asilacagi kancadan olusur. Kutle, bir tarafa cekilerek birakilir. Hava surtunmesi, ipte harcanan gerilme ve burulma enerjileri ve kancadaki surtunme kutlenin salinimlarini azaltarak bir sure sonra sondurur. Bunlarin, yani enerji kayiplarinin engellendigini/yokedildigini dusunelim (cok kolay!). O zaman, sarkac bir duzlem uzerinde, sabit bir siklikta salinacaktir. Bu salinimin duzlemi, asilma noktasi cevresinde donecektir, Dunyanin kendi cevresinde dondugunun kaniti olarak. Ama sarkacin ataleti/suredurumuyla olusan bu donus, Mach'in yorumu ve Einstein'in matematiksel kuramiyla anlasiliyor ki yerel devinimlerle, bagintilarla tam anlamiyla cozulemez. Sarkacin salinim duzleminin donusu, cok uzaklardaki yildizlarin ve evrendeki tum diger kutlelerin yansimasidir. Kisaca soylenecek sudur: Yeryuzundeki devinimlerimiz yildizlara sanki iplerle baglidir. Kukla miyiz hepimiz/hersey dersiniz?

Sarkacin bir baska anlami da var elbette: Guguklu saat. Bazilari guguk kusunu etkileyici bulur saatlerde. Saatlerde sarkacin kendisi buyuleyicidir oysa. Hem bir ucundan yildizlara bagli -hadi onu gecelim, ama bir uctan digerine her gidisi yeryuzunde varligimizi niceliyor modern zamanlarda. Artik temel gereksinimlerimizin ve gonencimizin temel birimi, salinimlarla olculup biciliyor uzunca ZAMANdir.

Sizi uzer miyim: "Zaman Yok" desem? Hayir sandiginiz gbi degil. Toplantilara, eglencelere, bulusmalara yetisemedigim; yazilari, projeleri ve isleri zamaninda yetistiremedigim, sabahlari uyanamadigim, kitaplari okuyamadigim, saatim baska zamanlari gosterdigi icin reddettigimi dusunmeyin zamani. Boyle bir red, olsa olsa vicdani bir red/oznel bir yadsima olurdu. Anlatmaya calisacagim sey nesnel bir yadsima olacaktir. Umarim.

Newton'un mutlak zaman kavraminda, nesneler durgun ve sonsuzdan sonsuza uzayan koca bir uzayda bulunur. Onun icin zaman, herseyden bagimsiz olarak duzgun akan bir irmak gibidir. Newton'un mutlak uzay-zamani, icindeki nesnelerden daha da derin bir duzeyde varolur. Nasil oldugunu anlamak icin, uc parcaciktan olusan bir evren dusleyin. Newton'un gorusuyle, bu evrenin tarihini aciklamak icin on sayi gerekir. Herbir cismin konumunu belirleyecek uc sayi (yatay, dikey, dusey -x, y, z); ve bagimsiz olan zaman sayisi. Oysa, uzay-zaman catisi gorunmeyen birseydir -sayilar nasil belirlenebilir ki? Ernst Mach ise, evren yalnizca gozlenebilen seylerle -nesneler arasindaki uzakliklarla tanimlanmalidir diyordu.

O halde bir baska sekilde dusunursek uc cisimli evreni, bir piramitle karsilasiriz. Bu uc cisim, geometrik belitler gozlenmek kosuluyla, cesitli ucgenler olusturacak sekilde konumlanirlar. Ucgenin tanimi, koselerine yerlestirilmis cisimler arasindaki uzakliklari belirten uc sayiyla verilir. Boylece olasi tum dagilimlar dusunuldugunde, bu dagilim bir ucgen piramit olusturur. Tepe noktasi, uc cismin ayni yerde bulundugu duzenlemeye denk duser: Elif noktasi.

Bu anlayisi gelistirebilir ve evreni olusturan tum parcaciklari gorece konumlariyla tanimlayabiliriz. Dikkat: Bu yeni evren tanimi, parcaciklarin tum olasi konumlarini da icermektedir. Yani bu evrene disaridan baktigimizda, gelmis ve gelecek --tum olasi sekilleriyle gozonundedir. Bir noktadan digerine cizdigimiz cizgi, gidis yonunde akan zamana denk gelir/geldigi varsayilabilir. Bu cizgi uzerindeki bir nokta icin, gelmis ve gelecek var gibidir. Ama bu bir klasik fizik yaklasimi elbette. Evren kuvantum mekanigiyle tanimlanir ve tanimlanan modelde zaman yoktur. Kuvantum mekanigi, parcaciklar kumesi icin olasi konum degerlerini bildirir. Yani herbir parcacik konumlari duzenlemesine karsilik gelen bir olasilik vardir. O halde, bir noktadan digerine cekecegimiz cizgiden sozedemeyiz/duzenlemeler arasinda bir siralama bagintisi olusturamayiz.

Bir "an"dan digerine ilerlemiyoruz. Gecmis ya da gelecekte olmayan bircok "an"larda ve "simdi", bircok baska duzenlemeler icindeyiz. Boylesi bir yorum 1960'larda DeWitt ve J.Wheeler tarafindan gelistirildi. Einstein'in Genel Gorecelik Kurami ve Kuvantum Mekanigi'ni tumlestirerek, evreni tanimlayan bir denklem kurdular. Evrenin herhangibir duzenlemesini denkleme yerlestirdigimizde, o dagilimin/duzenlemenin gerceklesme olasiligini elde ederiz --zamandan bagimsiz olarak. Bu kuramlari tartisilsa da, matematiksel guclukler cikarsa da, zaman bagintisi gerektirmeyen bir evren modelini olasi kiliyor.

"Simdi" deneyimini yasadigimiz "an"lar, tum evren duzenlemelerinden en yuksek olasiliga sahip olanidir. Bildigimiz, okudugumuz "tarih" nerededir o halde? Bellegimiz, deneyimlerimiz nerede? Bir olasilikla, olasiligi yuksek olan duzenlemeler oylesi yapilanmalar olusturuyor ki, biribiriyle tutarli kayit bilgilerini de iceren bu duzenlemeler bir "gecmis" yanilsamasini da tasiyor.

Siradan kutle dagilimlari/duzenlemeleri, rassal dagilmis noktalar gibi, bir anlam tasimaz. Bir oyku anlatacak dagilimlar (harf, kutle, nokta) ancak cok kucuk bir kesrinde gizlidir, buyuk dagilim/duzenleme kumesinin.

Bir oyku, bir anlam bindirebilmemiz icin bu yapiya/mavi-yesil cisime daha da yaklasmamiz, daha ayrintiyla, kucuk bolgeler halinde gozlememiz gerekir. Evrenimiz icin soylenebilecek en onemli sey anlamli bir yapilanmasi oldugudur. Gozledigimiz her madde, gecmisin izlerini tasiyor. Bunun ayrimina ilk kez yerbilimciler vardi. Kayalari, fosil ve katmanlari cozumleyerek Dunyanin uzun bir tarihini yazdilar. Cagdas evrenbilim (kozmoloji) bu ugrasi evren tarihine genisleterek, buyuk patlamaya kadar olan uzun bir araligi tanimladi/anlatti.

Zamanin akisi, bireysel gozlemlerimiz ve deneyimlerimizle o denli guclu bir algilamadir ki, yadsimak neredeyse olanaksizdair. Bir an icin herseyin zamanda dondugunu dusunun. Yalnizca duragan bir madde dagilimindan baska bir sey olmadiginizi gorursunuz. Tum bellek ve deneyimleriniz de sizinle birliktedir. Beyninizde varolusu, sinir hucrelerinizi birbirine baglayan sinapslarin baglanti gucu ve sayisiyla belirlenmistir -bilinen kadariyla. Yani, uzaysal dagilimla belirlenmis "an" ve sinirsel madde dagilimiyla belirlenmis bir "tarih". Herbir "an"a karsilik gelen olasi madde dagilimi ve eslenik olarak da oznel "tarih" olusturan bir madde dagilimi. Insan ve hayvanlarda sinir orgulerinin bicimlenmesi; yeryuzu icin de fosil ve kaya yapilanmasi, maddenin sekillenmesi bu tarih bilgisini olusturur.

Tarih anlayisi o denli benimsedigimiz bir seydir ki sacma niteliginin farkina varamayiz cogunlukla. Klasik evrenbilim kurgularina gore, simdiki pek duzenli evrensel dagilimi ancak siradisi ozellikte bir baslangic durumuyla anlasilabilir. Ve antropik ilke ile bu durum "aciklanir": Evren bicimlerinden, tarihi olan bir evrenin ve boylesi bir evrenin varligi, ancak ve ancak onu gozleyebilecek varliklarin olusumuna yol acabilecek bir olasiligin gerceklesmesidir. Yani evren, simdi gorup anladigimiz bicimdedir, cunku ancak boyle bir evreninde insan/anlayisli varlik olusabilirdi. Evren ve ilisik tarihi bizimle/bizim icin vardir.

Zamansiz bir evrende ise bir baslangic ani ve bir baslangic kosulu yoktur. Olasi tum evrenler ve tarihler icin, belki de antropik ilkeyi destekleyen dagilimin olasiligi en yuksektir.

Zamanli ya da zamansiz, kuvantum olasiliklari ve yollarin en guzel betimlemesini buldugumuz da olur:

"Bir bakima, varmakla gitmek arasindaki o incecik cizgiyi genc yasta ayirt etmis ve her zaman, varmaktan degil de gitmekten yana olmustu. ...Gitmek basi sonu olmayan, menzili mechul bir seyrusefer; varmaksa guzergahi onceden cizilmis, hedefi malum bir tirmanisti. Gitmekte aslolan dere tepe taban tepip durmaksizin hareket ederek ruzgari hissetmek; varmakta aslolansa, o tepeye vardiktan sonra durup ruzgari elde etmekti. Gitmek hafizasi kudretli ve inatci olanlarin, varmaksa hayal gucu engin ve obur olanlarin isiydi. Gitmek kadere dis bileyenlerin, varmaksa kadere inanmayanlarin tercihiydi."*

Donmek, zaman yoksa vardir. Zamanin oldugu bir evrende donmek, olanaksizdir.

 

 

Hosted by www.Geocities.ws

1