Diži

  Kadinlarin Golgesinde - Murat Gulsoy

 

Postakutusunun kucuk anahtarini kilidin icinde cevirirken, olaylarin yavas yavas denetiminden cikmaya basladigini anlamisti. Ne yazik ki anlamak gercekleri degistirmek icin yeterli bir guc degildi... Zarflari soyle bir gozden gecirerek evrak cantasina koydu (bekledigi mektup yine gelmisti!) ve renk vermediginden emin olarak seri adimlarla postaneden disariya cikti. Insanlarin arasina karisti Kerem C..

Calistigi avukatlik burosuna girerken bu isi tadinda birakip mektubu, mektuplari, Cem i, Defne yi, kisacasi her seyi unutmaya karar vermisti. Oglene kadar sabirla uyguladi kararini. Puruzlu bir bosanma davasinin evraklari ve yazismalari uzerinde ugrasti. Taraflarin aralarinda anlasmaya niyeti yoktu. Muvekkili olan kadin kocasinin mumkunse geriye kalan hayati uzerine ipotek konulmasini istiyordu. Hirsli bir kadindi, Semahat Y. Kocasinin genc bir kadinla iliskisi oldugundan suphelenmis, suphelerinde haksiz ciktigini gorunce neredeyse adami bir iliskinin kucagina itmis, bu konuda yakin arkadaslarini kullanmaktan cekinmemis ve gercekten de sonunda adami bir iliskinin filizlendigi, elde olmaksizin cicek acmaya basladigi ilk gunlerinde "enselemisti'. Nasil olsa yapacakti diye dusunuyordu, Semahat Y. Bugun ya da yarin. Onemli olan ondan calinan yillarin tazminiydi. Muthis bir nafaka ve tazminat istiyordu. Muvekkilinin hirsi karsisinda bazan urkuyor karsi tarafin avukatina da kocaya da aciyordu. Semahat Y. kendisini gorevlendirmekle yetinmemis tum bos vakitlerini medeni hukuk kitaplari okumaya ayirmisti. Her gorusmelerinde baska baska kanun maddelerini soruyor, yapacagi hukuki islemleri avucunun ici gibi bildigini belli ediyordu.

Oglen tatilinde, artik iskeletinin bir parcasi haline gelmis olan ogrencilik yillarinin aliskanliklarini tekrar ederek Cumhuriyet gazetesini alip Medrese'de kahve ve tutun icmeye yollanmisken henuz adini koyamadigi fakat bir turlu de kurtulamadigi "Cem S.' vakasi (icinden dusunurken boyle soyluyordu, zaten hic kimseyle bu konuyu konusmamisti) aklinin icinde kimildaniyordu. Biliyordu, aksam oldugunda yakasini kolay kolay siyiramayacagini, yazi masasinin basina gecince iradesinin mum alevi gibi zayiflayacagini ve Cem'den esen ruzgara boyun egecegini biliyordu. Evrak cantasini yanina almisti ama mektubu simdi okumayacakti. Henuz direnecek gucu vardi. Fakat bu gucu savasmak icin harcamaya artik cesareti yoktu. Gecen hafta boyle bir kahramanlik yapmaya kalkmisti ve sonunda her sey az kalsin mahfoluyordu...

Ogleden sonra Semahat Y.'nin telefonu tum sinirlerini allak bullak etti. Bu kadina bir avukattan cok bir psikolog yardimci olabilirdi. Az kalsin bunu soyleyip telefonu kadinin yuzune kapatacakti. Oysa, is isti. Bu meslek icin uygun bir insan olup olmadigini dusundu aksama kadar. Durust olmasina durusttu ama hemen hemen her davada karsi tarafin hakliligi veya hakli olma olasiligi icini kemirir, yaptigi isin dogru bir is olup olmadigindan bir turlu emin olamaz, dava kazanilana dek gozune uyku girmezdi. Hakim kararini verdikten sonra rahatlardi. Demek ki gercek buymus derdi, sanki o gercegin insasi icin kendisi ugrasmamis gibi. Kendisi disindaki bir otoritenin, adalet denilen soyut terazinin kalibrasyonuna tam anlamiyla iman ederek icini rahatlatirdi. Davayi kaybettigi zaman ise, ozellikle ilk yillarinda, korkunc bir vicdan azabi ceker, muvekkilini iyi savunamadigi icin her seyi rezil ettigini dusunur gunlerce davayi yeni bastan kurgulardi. Ilk kaybettigi davasinda aldigi parayi az kalsin iade ediyordu, allahtan Ziya Bey ona sabirli bir ogretmen edasiyla meslegin cilvelerini anlatmisti. Doktorlar hastalari olunce parayi iade ettikleri gun sen de edersin" demisti uzun soylevinin sonunda. Belli ki onu ve mesleklerinin oturmus yapisini korumaya calisiyordu Ziya Bey.

Ziya Bey her seyin inceliklerini bilen, yasamdan tad almak icin her seyi yapan bir adamdi. Celiskiler Ziya Bey'i yipratmaz tam tersine guclendirirdi. Her konuda birden fazla tavri, birden fazla tarzi vardi. Insanlarla inanilmaz derecede kolay iletisim kurar, onlara ne veriyorsa artik, karsiliginda sevgilerini alir, guvenlerini kazanirdi. Stajerliginde Ziya Bey in yaninda calismaya baslamis, o gunden bu yana onun mesleki ve manevi oglu olmustu. Piyasada olmayacak bir seydi ama kendisini asla terketmeyecek bir babaydi Ziya Bey. Belki babasinin arkadasi olusu bunda etkiliydi ama gercek sebep kendisinin bile henuz bilmedigi, belki de asla bilemeyecegi baska olaylara dayaniyordu. Su anda bunlar onemli degildi. Onemli olan, muzmin bir bekar hayatina dogru kendinden emin adimlarla ilerlerken aptal bir saka gibi baslamis olan Cem S. vakasiydi.

Ve aksam oldu. Annesinin yapmakta oldugu leziz yemeklerin kokusu ile asla sona ermeyecek bir huzurun uysal bir kedi dolandigi evine adim attiginda belli belirsiz yasi kuculdu, ayaklarina giydigi terliklerle ve sirtina aldigi hirkasiyla avukat Kerem Bey'den kalan butun izler silindi. Yillar icinde neredeyse elle tutulur hale gelmis olan aliskanliklara uyularak birlikte yemek yenildi. Yemekte aile yakinlarindan, konu komsudan soz acan annesini her gun yeni bolumu ile agir agir ilerleyen bir pembe dizi gibi olaylari yeniden hatirlayarak, bilmemkim amcalarin, falanca teyzelerin bellegindeki yuzlerini canlandirarak ilgiyle dinledi. Sonra iceriden gelen televizyonun sesini her seyin yolunda gittiginin bir guvencesi gibi hissederek ogrencilik yillarindan beri bir duvari hukuk kitaplariyla bir duvari siir kitaplariyla dolu olan odasina yollandi. Evrak cantasi patlamaya hazir bir bomba gibi onu bekliyordu.

Bir sure mucadele etti. Faturalari uygun klasorlere yerlestirdi. Daha fazla zamana ihtiyaci vardi, yorgundu, odasini terk etti. Kendine (ve annesine) kahve pisirdi. Haber sonrasi reklam kusaginda annesinin falina bakmasina izin verdi. Haftada bir gece (salilari galiba) falina bakmasina izin verirdi. Anne biricik oglu icin fincani buyuk bir ozenle tabagindan ayirir son gunlerde Kerem'in yuzunde birikenleri telvelerin arasinda gormeye calisir, sikintili haberlerden baslayarak ferahliga dogru, hayirli kismetlere dogru hikayesini anlatirdi. Kerem de annesi anlattikca bos olmasini artik kaniksamis oldugu gonlunun istikbalini degil de daha cok islerini ve gelecekte kendisini bekleyen surprizleri dusunerek dalar giderdi. Zaman zaman annesinin Iste su sisko penguen Ziya Bey olmali. Karsilikli konusuyorsunuz. Onemli bir is olabilir. veya Keremcigim oyle guzel bir haber aliyorsun ki, bak bak kusun gagasinda mektup gibi telvelerden kanitlar sunmasina bayilirdi. Oysa bu gece akli tamamen farkli yerlerdeydi. Anne neredeyse nefes alir gibi dogal bir refleksle Kerem'in durgunlugunu, farkliligini, bir seylerin oldugunu hissediyor, fakat mudahale etmek icin henuz erken oldugundan olaylari akisina birakiyordu. Sadece kucuk bir yoklama mahiyetinde falin icine bir kadin sokmus, Kerem'den herhangi bir tepki gelmeyince telve kadini bir musteriye donusturmustu. Musteriye donusen fal kadini Kerem'in zihninde ister istemez Semahat Y.'de vucut bulmustu.

Fal bitince caresizlikle tekrar odasina yoneldi Kerem. Masasinin uzerinde evrak cantasi agzi acik garip bir hayvan olusu gibi beklemeye devam ediyordu. Kerem bu deriden agzin icine elini soktu ve mektubu cikardi. Kilitli cekmecesinin anahtarini hazir etti. Mektup acacagini zarfin yapistirma yerine dikkatle yerlestirdi. Mavi tukenmez kalem ile yazilmis olan mektup karsisindaydi.

Cem'in, garip bir askin sarhoslugu ile genc kalbinin her kosesinde anlamlarini duyarak yazdigi kelimeleri okurken Kerem icindeki karmasayi zaptedemedigini dusunuyordu. Nasil boyle bir olaya karismis olduguna sasarak, bir suc islemenin tarif edilemez hazzina bata cika okudu delikanlinin saf kelimelerini. Birilerinin sevismelerine gizlice tanik olmak gibi ic giciklayici bir yani vardi bu mektuplari okumanin. Maddi degeri pek olmayan bir nesneyi asirmanin sapkin zevkini hissediyordu. Mektubu iki kez okudu. Ikinci okuyusunda mektuba biraz daha mesafe almaya calisti. Daha sonra kilitli cekmecesini acip icinde saklamis oldugu iki klasoru cikardi. Buroda kullandigi cinsten, mahkeme suratli klasorlerdi. Birilerinin (kimlerin?) dikkatini cekmemesi icin bilhassa secmis oldugu klasorlerden birinde Cem'in yazdigi mektuplar, digerinde Cem'e yazilmis olan mektuplarin kopyalari tarih sirasina gore dosyalanmisti. Cem'in son mektubuna cevap yazmadan once her zaman yaptigi gibi tum yazismalari bir kez daha okuyacak, herhangi bir mantik hatasi yapmamak icin yazacagi mektubun musveddesini hazirlayacak ve daha sonra (ertesi gece) temize cekmek uzere cekmecesine kilitleyecekti.

***

Yaklasik uc aydir bu sapkin oyunu surduruyordu. Arada sirada aldigi bir mizah dergisinin okur mektuplari kosesinde rastlamisti Cem'in mektubuna. Aslinda olagandisi hic bir yon yoktu bu kisa mektupta. Sevdigi kitaplar ve muzikler hakkinda yazisacak arkadaslara yazilmis bir cagri idi. Belli ki Cem o derginin okurlari ile arasinda buyuk bir ortak payda oldugunu dusunmus, kendi universite cevresinde acikca paylasamayacagi dusuncelerini veya duygularini bu derginin uzerinden yapabilecegini umarak, iyi niyetle yazmisti o koseye. Sevdigi bir iki yazarin ismini de vermisti. Populer, neredeyse okur yazar herkesin bildigi bu adlari andigini gorunce Kerem'in icinden bu cocuga bir cevap yazmak gecmis ve sikildigi bir gece (gece haberleri yeni baslamisti ve annesi uclu koltukta hafif bir uykuya dalmisti) laf olsun diye karalamisti ilk mektubu. Tam imzalayacagi sirada boyle bir mektuplasmanin kendisi gibi belli bir yasa gelmis bir avukata yakismayacagini dusunerek kimligini saklamaya karar vermis, basa donup mektubu Cem'in yasina ve kulturune uygun bir hale getirerek tekrar yazmis, ve sonunda Defne C diye imzalamisti. Acikcasi bu ilk mektubun herhangi bir kotu niyeti yoktu. Basit bir takma isim vakasi. Gizlenmenin en iyi yolunun cinsiyetini tersyuz etmek oldugunu dusunmustu ama galiba biraz da bu mektubun bir kizdan geliyor olmasinin Cem'in ilgisini daha cok cekecegini hesaplamisti. Bir hafta sonra posta kutusunda Cem'in mektubunu bulana kadar bu olayi unutmus kendisini bekleyen tehlikeli gelecegin farkinda olmamisti.

Gelen mektup onu zor durumda birakmisti. Cem Defne'nin ilk mektubunda sozunu ettigi romani okumus, bu romani ona onermesinin nedeni uzerine uzun uzun dusunmus, bu dusuncelerini ve daha bir cok seyi (ailesini, okulunu, kendini) anlatan uc sayfa kaleme almisti. Sonunda ise bir davet vardi. Bulusup tanismalari, yuzyuze konusmalari mumkun olamaz miydi acaba? Kerem delikanlinin cumle kurarken gosterdigi ozeni, terbiyeli uslubunu takdir etmis, sonundaki davete ise sasirmisti. Demek boylesine kolay oluyor bu isler diye dusunmustu icinden. Fotografini cekmecesinden cikarmadan gecmisteki sevgili adayinin yuzunu canlandirarak kendi genclik yillarini dusunmustu. Cem'in cesaretini biraz kiskanmis miydi? Hayir bu kadar kolay olmamaliydi. Kerem mektubu okudugunda onunde iki secenek oldugunu farketmisti; ya oyunu bu noktada kesecek ters bir cevap yazacakti, ya da surdurecekti. Butun bir gece kivrandiktan sonra oyunu surdurmeye karar vermisti. Bu sigaraya baslamak gibi ne zaman istersem birakirim duygusu ile alinmis bir karardi. Evet buyuk bir yalan olacakti hersey. Fakat bu kandirmacanin Kerem'in henuz hic yaralanmamis ahlak zirhina zarar vermemesi gerekiyordu. Cem'in samimiyeti, yalnizligi, safligi onu etkilemisti. Delikanlinin boyle bir iliskiye ihtiyaci oldugu (mukemmel bir sevgiliye kimin ihtiyaci yoktu ki!) ortadaydi. Son onbes yildir okudugu siirler ve romanlardan ogrendigi tek bir sey vardi: Askin olanaksizligi! Ya da gercek askin olanaksizligi... Evet Cem'e bir ask yasatacakti. Hayatinin en guzel duygularini tadacakti Cem. Kendisinin asla tadamadigi o muthis duyguyu, asla dokunamayacagi, goremeyecegi bir kizla tadacakti Cem. Bir insana mutluluk vermek icin yalan soylenebilirdi (biraz daha hafifleterek: numara yapilabilirdi). Niyeti "iyi'ydi.

Bu gibi karmasik dusuncelerle kendini ikna etmeyi basarmisti Kerem. Hatta Defne yerine Asli ismini secmedigi icin hafif bir pismanlik bile duyuyordu. Ne de olsa Defne onun kurgusal bir ikiziydi. Ikinci gece herseyi bastan sona planladi.

1. Defne Cem ile bulusamazdi. Bunu onlemek icin Defne ye biraz acikli bir aile hikayesi bulmaliydi. Universiteyi babasinin hastaligi ile ilgilenmek zorunda kaldigi icin birakmisti Defne. Okumayi surduruyordu ama... Disari cikmasi iki nedenle mumkun degildi; hem babasini yalniz birakamazdi hem de oldukca tutucu ve sert bir agabeyi vardi. (Bu agabey ayrintisi biraz banal olmakla birlikte ileride ise yarar dusuncesiyle bir koseye konulmustu).

2. Cem vazgecmemeliydi. Defne'nin de bu mektuplasmaya ihtiyaci oldugu, Cem'in mektuplarinin onun icin de onemli oldugunun alti cizilmeliydi. Ayrica Defne'nin zevklerini, ozelliklerini iyice saptamaliydi.

3. Cem'in yazdigi ayrintilari degerlendirilerek onun bir duygusal profilini cikarip uzerinde calismaliydi. En zayif yerlerini (En duyarli, diye duzeltti icinden) saptamaliydi.

4. Tutarlilik: Yazdigi her seyi dosyalamaliydi ve her cevaptan once tum yazismalari tekrar tekrar okumaliydi. (Bu noktada ilk yazdigi mektubun bir kopyasini cikarmadigi icin uzuluyordu. Neyse ki aklinda kaldigi kadarini tekrar not etmisti)

Bu sistemi uygulamaya basladiktan kisa bir sure sonra Cem'in mektuplarinin havasinda hos bir degisim hissedilir olmustu. Defne yavas yavas acilmisti Cem'e. Tum hikayesini hemen vermemisti. Cem uysal bir cocuk gibi, gorusmelerinin kisa vadede mumkun olmayacagini kabullenmis, mektuplara razi olmustu. Mektuplara ilistirilmis populer muzik kasetleri; degisik renkte kagitlara yazilmis siirler belirmeye baslamisti. Cem'in kendi yazdigi siirler acemi fakat atesli bir asik uslubundaydi. Dogrudan dogruya Defne icin yazdigini soylemiyordu Cem, fakat anlasiliyordu. Defne ise mektuplasmalarinin bu safhasinda biraz cekinik davranmaya baslamis, kuru yapraklar, cicekler ilistirmekle yetinmisti (Oglen tatilinde Sultanahmet parkinda kuru yapraklarin en kizilini secip daha sonra durusmasina giden Kerem C.'nin kayitsiz surat ifadesinin ardinda neler dondugunu kim tahmin edebilirdi ki! Ziya Bey mi, yoksa Semahat Y. mi? Yok canim hic birinin aklinin ucundan gecmezdi.).

Kerem her seyin kontrolunde olduguna emin bir bicimde aksamlarini bu "vaka' uzerinde calismaya ayiriyor, gunduzleri ise her zamanki islerini yapiyordu. Fakat bir ay kadar once islerdeki terslikler (pespese kaybettigi iki dava) sinirlerini iyice yipratmis Cem ile giristigi oyunu surdurecek cesareti ve guveni kendinde bulamayacagini hissetmis, gelen mektuplardan birini okumadan yirtmisti. Islerinin ters gitmesinin nedeninin girismis oldugu ahlakdisi oyun oldugunu, ilahi adaletin tecelli ederek kendisini cezalandirdigini dusunerek kendine dur demisti. Uc dort gun kadar sarhos gibi gezinmis, kilitli cekmecesini hic acmamis (dosyalari bir ara imha ederim diye dusunuyordu) Cem'i de Defne'yi de unutmaya calismisti. Tam bu esnada Ziya Bey onu yemege davet etmis, gecmiste kaybettigi davalari, yaptigi hatalari Kerem'i gozlerinden yaslar gelene dek guldurerek anlatmis, kaybettigi ozguvenini kazanmasina yardimci olmustu (Ne muhtesem bir adamdi Ziya Bey. Anlatacaklari olan bir adam.). Cakirkeyif bir sekilde eve dondugunde cantasinin dibinde bir yerine firlatmis oldugu Cem'in cevaplamadigi (fakat bu sefer yirtmadigi) bir sonraki mektubunu umursamaz bir edayla acip okumaya baslamisti. Cem alistigi sekilde Defne'den cevap alamayinca son derece endiselenmis, genc asiklara ozgu akla hayale gelmeyecek paranoyalarla kivranmaya baslamisti bile. Hatta bu mektupta ona asik oldugunu itiraf ediyordu.

Kerem boylesine erken bir basari beklemiyordu dogrusu. Cem'i yatistiracak bir formul aramaya calisti. Hasta oldugunu soylese daha kotu olacakti. Mektubunu agabeyinin buldugunu, okuyup cok sinirlendigini, okumasina izin vermeden kucuk parcalara ayirdigini ve kendisine de bu iliskiyi yasakladigini yazdi. Simdi bir punduna getirip bu mektubu ona yazdigini ve bir daha yazamayacagini, onu unutmasini, onun da Cem'i cok sevdigini (Evet, Defne de itiraf etmisti), fakat birbirlerini unutmalarinin en iyisi oldugunu yazdi. Kerem her ne kadar bu mektupla her seyi noktaladigina kendini ikna etmeye calisiyorsa da yine de kiskirtici olmaktan vazgecmeyerek annesinin parfumlerinden birini mektup kagidina sikmaktan, hatta cekmecedeki eski sevgili adayinin fotografini ilistirmekten kendini alikoymadi. Belli belirsiz bir koku, bir davet gitti Cem'e. Bir de Kerem'in varligini hic bir zaman farketmemis olan ve bir kac yil once dunyaevine girip cocuklarini buyutmeye baslamis olan bir kadinin genclik dusleriyle bulutlanmis sureti tabii...

Cem kabullenmedi bu durumu. Nasil kabullenebilirdi ki! Artik bir yuz, bir cisim kazanmisti o hayaldeki koku, yapraktaki elyazisi... Mektup ustune mektup yazmaya basladi (Ilk mektuptan Cem in fotografinin ciktigini soylemeye gerek var mi? Hele, fotografin arkasina yazilmis -belli ki yazilmadan once defalarca dusunulmus- dokunakli misralar...). En son mektubunda da postakutusunun bulundugu postaneye gidip onun izini bulmaya karar verdigini, onu bulacagini, her ne olursa olsun kavusacaklarini yaziyordu.

Kerem bu son mektubu okudugunda bu masum (?) oyunun geldigi tehlikeli noktanin yeni farkina varmis olduguna sasirdi. Durum gittikce ciddilesiyordu. Eger boyle bir sey yaparsa, yani basit bir arastirma yapip da Kerem C.'ye ulasirsa neler olacagini tahmin bile edemiyordu (Her sey ortaya ciktiginda mahkemede yargilanirken yapacagi savunmasi gozunun onunden gitmiyordu. Bu kadar utandirilmak icin ne yapmisti ki...). Oyuna devam etmek disinda bir caresi yoktu. Zaten kendisi cevaplamasa da Cem'in mektuplarini okuyup dosyalamaya devam etmisti. Yeniden yazismaya basladilar. Defne Cem'in ona ulasma cabalarini ustaca onledi. Oncelikle baska bir posta kutusu kiraladi. Ve ilk posta kutusunun bir komsularina ait oldugunu fakat artik o adama (Kerem ilk kez kendinden bahsediyordu) guvenmedigini, kendisine baska bir gozle bakmaya basladigini, yetiskin bir erkekle bir sir paylasmanin genc kizlari lekeleyebilecegini dusundugunu yazdi. Ikinci posta kutusunu bir baska (sahte) isimle ozel bir posta hizmeti veren bir sirketten kiraladi. Boylelikle Cem in ona ulasmasini guclestirdi. Sonra ask mektuplarina devam ettiler.

***

Iste bu gece, annesinin falindan sonra kapandigi odasinda yeni bir mektup yaziyordu Kerem. Kendini iyiden iyiye, yaratmis oldugu genc kizin ruhu ile doldurarak, hayali bir kadinin icine girerek, o kadinin arzularini ve askini hissederek yaziyordu. Kalemi tutan parmaklarina yabancilasarak bakti bir an. Bu el Defne'nin eli miydi? Kisa bir sure sonra bu kagidi tutacak olan Cem'in parmaklarini dusundu sonra. Yari ciplak bir delikanlinin hayali gozlerinin onunde canlaninca hizla uzaklasti yazi masasindan. Mektubu bilincaltina atar gibi kilitli cekmeceyi acmaksizin, araligindan cekmecenin icine dusurdu (Cinsellik olmasa ask ne kolay olurdu! Boyle tuhaf bir dusunce gecti zihninden.).

Sabaha karsi, atesli bir sevismenin orta yerinde uyaninca afalladi. Ruyada yuzu olmayan bir kadinla sevisiyordu. Fakat ruyanin bir yerinde kendisinin Cem oldugunu, yuzu olmayan kadinin da kendisi oldugunu farkedip kacmaya calisiyor fakat kadinin (kendisinin) sehvetli kollarindan kendini kurtaramiyordu. O sirada nereden ciktiysa Semahat Y. yaninda Ziya Bey ve polis memurlari olmak uzere curmu mesut yapmak amaciyla odadan iceriye daliyordu. Buyuk bir utanc ve sikinti hissi ile gozlerini actiginda bu utanci pekistirecek derecede cinselliginin de uyanmis oldugunu gordu (Iceriden kizarmis ekmek ve gul receli kokusu geliyordu).

O gun onemli bir gundu. Semahat Y nin davasi vardi. Kahvalti yaparken davanin stresinin ruyaya bu sekilde yansidigini dusunmeyi ve Cem in ruyadaki varligini hizla unutmayi yegledi. Aksamuzeri davadan orta halli bir sonuc ile cikip, en azindan Semahat Y. den kurtulduguna sevinirek posta kutusunun yolunu tuttugunda Cem in kendisini kutunun yanibasinda bekledigini bilmiyordu tabii. Iceriye girip posta kutusuna dogru ilerlerken tam zamaninda farketti Cem i. Iyi ki fotografini gondermisti Cem. Suphe cekmemek icin bos oldugu acikca belli olan bir kutunun deligini parmagiyla yokladi ve umursamaz bir tavirla disari cikti. Kalbi deli gibi carpiyordu. Bir gun boyle bir sey olacagi belliydi ve oyun artik kesinkes bitmeliydi. Cem in gergin yuzu zihnine kazinmis bir sekilde eve dogru giderken yogun bir hesaplasmaya girmisti. Kendini escinsellikle sucluyordu. (Iste diyordu kendi kendine aylardir mektuplastigin sevgilin o! Simdi ne yapacaksin?)

Eve gitmek istemedigi icin icki icebilecegi bir yere gitti. Fakat saatlerce hic bir sey icmeden, masadaki mezelere dokunmadan dusunup durdu. Neden boyle oldugunu, neden normal bir iliski gelistiremedigini, tanidigi kadinlari, mutsuz biten kucuk iliskilerini dusunup durdu. Sonra Defne'yi dusundu. Hayalinde yarattigi bir ask yaratigiydi Defne. Gercekte var olmayan bir ask nesnesi. Olmayan bir kadina asik olamayacagi icin, boyle bir kadinin varligina taniklik edecek birine ihtiyac duydugu icin Cem'le bu oyunu baslatmisti (Kesinlikle boyle olmustu!). O duvarini kaplayan mutsuzluk destani siirler yuzunden olmustu tum bunlar (Evet evet siirlerin yuzunden). Gercek bir kadinda asla bulamadigi hayali duyarliliklari yasamak istegiydi Defne'yi yaratan (Baska ne olabilirdi ki?). Belki de hic bir kadinda bulamayacagi bir askin pesindeydi. Oysa sunu da bilmeliydi ki askin pesine dusenler mutlaka bir bicimde perisan olurlar; mahvlari ne denli buyukse aska o denli yaklasmislar demektir. (Aklina gelen aciklamalardan, kendini mazur gosterecek dusuncelerden, olaylari ele almis dusunen zihnindeki savunma avukatindan, haydariden, rakidan, cirozdan, yan masalardan, kahkahalardan midesi bulanmisti.) Arkadaslarini, evliliklerini, kaderlerinde yazili olan formulleri nasil kolaylikla uygulayarak aileler kurduklarini, sonra musterilerini, sonra meslegini, sonra Ziya Bey'i, ona verdigi nasihatleri, annesi ile babasinin bosanmadan onceki o kisa ama mutluluk dolu cocukluk gunlerini dusunerek kendini bu hayatin icinde bir yerlere oturtmaya calisti. Sik sik dagilmayan birinin toparlanmasi kolay olacakti. Bir kac karar aldi. Eve gidip siir kitaplarini Cem'in mektuplari ile tutusturacak, posta servisine yurtdisina gidecek oldugunu soyleyip ortadan kaybolacakti (Yani boyle yapabilseydi keske).

Sonra kadinlari dusundu. Yillardir (gizlice) aski anlamaya calistigini fakat kadinlari hic anlamadigini aciyla farketti. Saatine bakti, annesine gec kalacagini haber vermemisti, merak etmemesi icin acele ile bir taksi cevirip evin yolunu tuttu. Eve varir varmaz Cem'e her seyi aciklikla anlatacak olan (bir kez daha kandiracakti Cem'i, yine Cem'in iyiligi icin, ama bu sefer gercekten son olacakti) mektubun cumlelerini soforun ensesine bakarak dusunuyordu (Taksinin teybinden yukselen acikli muzigin etkisini hesaba katarak sadelestirecekti daha sonra):

 

Sevgili Cem,

Sana bu mektubu yazmak oylesine zor geliyor ki. Bu son mektubu. Bu herseyi bitiren mektubu.

Sana yalan soyledim. Hem de en basindan beri. Su anda aklim oylesine karisik ki, o zamanlar neden boyle davrandigimi aciklamakta gucluk cekiyorum.

Dergideki cagri mektubunu gordugumde senin iyi bir cocuk oldugunu anlamistim. Sana mektup yazmaya basladigimda olaylarin boyle gelisecegini kestirememistim. Fakat aciyla goruyorum ki is cigrindan cikti. Aramizda bir ask dogdu. Etkilendigimi, senden gelecek olan mektuplari heyecanla bekledigimi itiraf etmeliyim. Bana yazmis oldugun (ya da Defne'ye mi demeliyim) dizelerin sicakligi gercekten de beni sarip sarmaladi. Ben de sana ictenlikle yazdim. Icimden geldigi gibi, yuregimden koptugu gibi. Ben de seni sarmak, saclarini oksayarak uyumani seyretmek istedim geceler boyu.

Cem, sen, benim bu gec yasimda, kazayla, belki biraz da yalanla yakalamis oldugum son askimsin, buna inan. Hayat cok tuhaf, en buyuk aski kotu bir saka olarak yasadim. Her neyse simdi gercekleri aciklamanin zamani: Oncelikle ne tutucu bir agabeyim var, ne hasta bir babam. Adim da Defne degil tabii ki. Herhalde mektubun sonuna hemen bakmissindir. Ustune ustluk yirmili yaslarimi da surmuyorum. Soylemesi guc ama ben senin belki de annenden bile yasliyim Cem. Bir oglum bir kizim var, ve haftaya kizimi evlendiriyorum. Senin gibi genc bir delikanli alip gidecek onu. Kocami bir kac yil once kaybettim. Ziya iyi adamdi, yokluguna hic bir zaman alisamayacagim.

Boyle olsun istemezdim Cem. Ama daha fazla yazacak gibi hissetmiyorum. Bir anda bu kadar cok sey itiraf etmek insani yoruyor. Bu kadar ileri gitmek istememistim, beni affedebilecek misin? Inan daha once herseye son vermek istedim, denedim de. Agabeyimin mektuplarini buldugunu yazmistim, hatirladin mi? Denedim iste. Ama olmadi. Senin aci dolu dizelerine, yakaran cumlelerine dayanamadim. Ne de olsa bu yurek eski bir genc kiza ait bir ana yuregi. Belki simdi benden nefret ediyorsun, buna hakkin var. Ama bagislamayi ogrenmek buyumenin ilk adimi olacaktir. Ve sende oyle bir sevme yetenegi var ki, yalan mektuplarla bile buyuk bir sevda yaratabiliyorsun, gercek sevgilinle er ya da gec karsilasacaksin ve onu cok mutlu edeceksin, bundan adim gibi eminim. Ve bu mektuplasmalarimizi, Defne'yi, beni eskiden seyretmis oldugun bir film gibi hayal meyal ve biraz da tebessumle hatirlayacaksin. Dizeleri ile insanlari akla hayale sigmayan alemlere goturecek dev bir sair olacaksin kucugum. Belki kimseler bilmeyecek bizi. Yalan da olsa hayal de olsa ruya da olsa birbirini sevmis iki insani kimse anlamayacak belki. Ben bile anlamakta gucluk cekiyorum.

Sana her sevgilim diye yazdigimda, icimden cikip parmaklarimda isiyan genc kizi tanimayi senin kadar ben de isterdim Cem. Daha once cok daha once karsilasmis olmayi, sana dokunabilmis olmayi, senin de benim gencligime dokunabilmis olmani cok isterdim. Fakat dedim ya kucugum artik yasli bir kadinim. Eski bir yara gibiyim artik. Kanamayan, ama hala sizlayan bir yara. Bir zamanlar asklari icine almak icin yirtilmis, orselenmis, dogurmus, terkedilmis bir yara. Simdi kizimin zamani, bunu da biliyorum ve ellerim onun ciceklerini hazirliyor simdi. Elveda Cem. Beni affet.

Semahat Y.

 

 

Hosted by www.Geocities.ws

1