Diži

  Evisi - Humanur Bagli

 

Sanmiyorum. Hata benim degildi. O anda yapilmasi gerekeni yaptim. Pencereden bakarken bunlari soylemek kolay. Onunde bir ufuk varmis gibi davranabilirsin gokle yerin birlestigi yere bakarak. Orada bir cizgi varmis gibi gorunur. Sagdan sola soldan saga devam ediyormus gibi. Halbuki sadece yer ve gok var. Cizgi falan yok. Dusuncelerim de boyle. Disardan insanlar geliyor, gunler giriyor pencereden. Dusuncelerim de ufuk cizgisi gibi bunlarin arasinda varlik gibi davraniyor.

O zaman gidip buzdolabindan birseyler hazirlayayim kendime. Icime gercek birseyler girsin. Varlik gibi meyveler. Elma. Ama agzima aldigim gibi kalmiyor elma. Kutur kutur ve kirmizi zannediyorum, agzimda purelesiyor, cok cignersem sivilasiyor. Midem bulandi, birsey yemiyecegim.

Domates biber. Bugun bayram diye mikrofonlardan siirler okuyor kucuk ince sesler. Sebzeciler de ekmek parasi istiyorlar domates karsiligi. Sevmiyorum bayramlari. Mahkum ediliyorsun bayrak ve gurultuye. Eve. Disari ciksam. En sevdigim deniz bile simdi iskeledeki bayraklarin arka plan goruntusu olmustur. Ey sanli bayragin, ey sanli deniz kiyisinda vapur bezi haline donustugu iskele. Simit tadinda bir bayrak, sicakta kulahinin uzerinden elime akan dondurma kivaminda dalgalaniyor. Dokusunu goruyorum. Kagit ve bez. Kucukten buyuge siralanmis. Hangisi bayrak bunlarin, hangisi gercek bayrak? Susmaliyim, icimden konussam da. Kucuk bedenler sever bayrami. Cekik gozluler de gelir bilinmez diyarlardan. Belgesel memleketlerinden, aslanlarin, kaplanlarin, zurafalarin diyarindan. Dansedip sarki soylerler. Soyledikleri gibi vucut hareketlerini de anlamazsin, anlamadikca seversin. Agizlarindan cikan ses kadar o agizlarin acilisi da zurafa kadar yabancilastikca heyecanlanirsin. Senlik budur iste, butun bu kesmekes icinde yalniz oldugunu anlayamadigin, cocuk oldugun icin anlayamadigin bir beraberlik duygusu. Cop kutusu. Susmaliyim.

Penceremden denizin kokusunu duymayi, bayrakli goruntusune tercih ettim. Tozlu deniz. Televizyonu acmayacagim. Bu zafer degil yenilgi. Sessizligi kabulleniyorum. Hatamin yalnizligiyla beraber. Ama yapmam gerekiyordu. Ben demesem o diyecekti birseyler. Susup duruyorduk hep. Bu suskunluktan ikimiz de korktuk. Konusunca donan ani tekrar rayina sokup ilerletecegim sandim. Telefon caliyor ve kalbim. Cigirkan bir alet bu. Kim ararsa arasin ayni sesi cikariyor. Hangi ani harekete gecirdi bilmem. Bir kere daha calsin. Yirtti zamanimi. Alo. Hayir alo? Alo, ne gibi, nasil gibi, ama en cok kim gibi bir soru eki. Yine. Yine akay kirtasiye sandilar burayi. Burasi ev. Hep bu laf geliyor aklima, cig cig gulumsuyorum. Keske gercekten akay kirtasiye olsam. evet burasi, ben Sedef Akay. Ne farkli olurdu; evet mallari getirin. Gozlerimle etrafi yoklardim, her noktaya soru sorardim toptanciyi dinlerken ilgimden. Mallari dusunurdum bir tek. Kaleme kagida sarilip kucuk notlar tutardim. Tamam gonderin. Iyi gunler. Beklerdim. Ama bugun bayram. Bugun bayrak. Hem yaptigim isin mallarla ilgisi yok. Bugun dalgalanmayan tek sey benim. Taslar bile nisan sicaginda yayilip guneslenen canli vucutlar gibi.

Canli vucut. Evet bugun canli bir vucuda ihtiyacim var. Elbiseli, dokunabilecegim, gozleri ve elleri olan. Ama su tarihi resim albumu calismasi yuzunden herkese kustum. Tanidigim vucutlar biryerlerde soguyup donup kaldi mi acaba? Gecmise yapacagim yolculuk beni oyle heyecanlandirmisti ki. Bugune, su ana ait nefesli, terli insanlari tarih sayfalari arasinda kurutmak fikri cok iyi gelmisti bana. Steril, parlak, benden mutesekkil kucuk bir kurenin, karenin, -herneyse- icinde elimdekilerle ureyecektim. Ipek bocegi gibi sessiz sedasiz. Zaman dilimleri albumlesip her an olacakti. Su andan her ana yolculugumu basariyla tamamlayacaktim. O anlara gitmek degildi bu ama, butun anlar ellerimde kuklaydi, legoydu. Yeniden yapiyordum onlari ve yaptikca benim oluyorlardi. Hele o fotograflardaki insanlar. En cok onlar benimdi. Yari silindir kivrilmis kartonlarin icinden bana israrla, buyulenmis gibi bakiyorlardi. Cocuklar, dedeler, eniste ve pasalar. Hepsi bana bakiyordu. Orada onlarin bakislari altinda hareket eden tek bendim. Elbiseleriyle, ayakkabilari ve parmaklarinin bacak kenarlarindan sarktigi elleriyle benim icinlerdi.

Telefonun basindaymisim h,l,. Fotoraflarimin ozlemiyle kalktim ayaga. Bayrami onlarla kutlayacagim. Siyah omuzlardan sarkan beyaz dost ellerine bakacagim. Buyu bu. Seyredecegiz birbirimizi. Eski dolabimi actim. Gecen ay boyadigim icin garip bir kokusu var ve boyanin yaptigi kalinliktan sikisip citirdayarak aciliyor. Hah iste orada eski kodak 6x6 film kutusu. Kadife perdeleri kapali bir evin icine, modernlesmek icin dogum gunu yapan ailenin modernlesmek icin cektigi grup resmine bakacagim. Niye ince dudakli butun kadinlar, merak edecegim. Belki ayni ailedenler diye, ya da soyle biraz icerden boyuyorlardi dudaklarini. Ne bileyim. Cok hoslar, ve simdi yasanmayan bir an icinde kendilerini bana teslim etmisler. Kristal avizenin isigi hepsinin yuzunde farkli yansiyor. Su yere comelmis onalti yaslarindaki kizin bakislarini yumusatmis isik, ama israrli bakislari bir sure daha bakinca en arzulu hisleri yukleniyor.

Mumlari sonmus, yumusakligindan ufalanmis, yarisi bitmis pastali masanin kenarina yuklenmis hafif gobekli otuzundaki adam gulumsuyor. Aman Allahim disleri. Alayli gulumseyisindeki hafif cikik kopek disleri. Hayir buradan sizamazsin. Soylediklerimde hakliydim. Seninse susman gerekmezdi. Beni adam yerine koyup bir iki kelime de sen ederdin. Sustun ve saatine baktin, o ince bileklerine buyuk gelen saatine. Benim de hemen montumu giymeme gerek yoktu biliyorum, bogazina coreklenmeliydim ne dusunuyorsun, neden susuyorsun diye. Buyuk dayinin seni evde bekledigi yalanina yalanci bir saygi da ben duymamaliydim. Anlayislilik adi altinda ogretilen o aptal alttan alma duygusunun yeri degildi. Ama parmaklarin daha beyazdi saatine bakarken ve oluverecegimizden korktum orada. Kendimin degil senin olumunden. Buyuk dayina gitmeni iste o zaman ben de istedim. Cunku yetersizdim. Hem adamcagiz da simdi belki senin gibi evde saatine bakiyordur. Koridorda dolaniyordur. Bu aksamustu saatinde hersey golgelesirken isiklari bile acmamistir. Seninle demli bir cay icerken acacaktir avizeyi. Su yesil renkli bes kollu, ama kollarindan ikisi yanan avizeyi. Yuzlere farkli isiklar veren. Neresinde durduguna bagli isigin. Havasiz oldu gidelim. Beyaz ellerinle fitilli kadife montunu giydin agir agir. Ben hazirdim coktan. Ciktik. Gokyuzu lacivertti. Peki su veledin ne isi var orada. Kimin cocugu o. Su kivircik saclarinin her kivirini biryantinlerken saymis, aklinda da o rakami tutuyormus gibi dalgin duran ufak tefek genc kadinin olabilir. Ayni ince kemerli burun ve elmacik kemikleri, belki de isiktan. Cocugun gozlerinde annesinde olmayan bir pasta sevgisi piriltisi, hep beraberiz ve ben en kucugum ayricaligi. Dizlerinin hemen hizasinda bir sort, yok kisa pantolon demeli. Beyaz gorunuyor ama muhtemelen bejdir. Bu siyah-beyaz resimlerde renkle ilgili hayal gucumu en son bej ve kahverengiye kadar kullanabiliyorum. O zamanlarda pembe, yesil, turuncu var miydi bilmem... Olsa gerek, anneannemden kalan beli sararmis yesil benekli etekligi hatirliyorum. Annem sevgiyle bakardi etekligi iki ucundan gererek. Cok iyidir bunun kumasi, simdi boylesi bulunmuyor. Sirf yun, neyirin. Sana yapalim bunu, surasindan cekiveririm sana. Ama gozlerinde gordugum, tuylenmeyen yun sevgisini coktan asardi, sac teli, dis, gobek bagi gibi organlasan bir nesneydi bakip belli belirsiz kokusunu icine cektigi. Susardim ve citcitli plastik sapli eski ayakkabi torbasinin icine katlayarak yerlestirirdi, bir oluyu mezara koyar gibi. Durakta ayrildik. Onunu iliklese, usuyecek. Gozlerindeki nefreti degil dugmelerini gordum. Dugmelerine hoscakal dedim. Soguk aliminyum boruyu tutarken sallanan goruntumu sari otobus isiginda camdan seyrettim. Kendi ceketime baktim, fermuari acikti, sallaniyordum, saclarim daginikti, kestirdigimden beri boyleler, kucuk cocuklar gibi istediklerini yapiyorlar. Uzatip toplamak lazim. Sen yoksun yanimda. Yoksun. Hastaneye gideceklerdi dayisiyla, bobreginden rahatsiz dayisi. Dun sabah gitmis olmalilar. Uyandigimda yalanci bir merakla aramak istedigimin dayin degil sen oldugunu dusundugumde vazgecisim, hic gormedigim dayin yuzunden mi, yoksa senin yuzunden mi bilemedim. Gri telefona fazla gelismis iri bir fare gibi korkarak uzaktan baktim.

Bir merdivene dizilmisler yandan. Ama merdiven basamaklari gibi gorunmuyorlar, cunku uniformalari ayni olsa da boylari ve enleri farkli. Ama yuzlerindeki ayni gulus, muhtemelen yine kendilerinden bir uniformalinin ayni gulumsetme esprisine gulmelerinden. Turkan Soray'i yari ciplak gormus gibi yapin. O kadar siritmiyorlar ama purnese olduklari kesin. Bana bakislarinda somurtkan yuzumu ve Turkan Soray olmayisimi farkettim. Sevgilimin beni aramadigini, hatta sevgili bile olamadan ayrilisimizi, acik dugmesini, ince bileklerini. Askerler, sevgili onemli birseydir. Askerler, siz teskerenizi purnese beklerken, ben gorunmez tezkereleri hic ama hic purnese olamadan bekliyorum. Askerler siz birsurusunuz, ben bir taneyim. Siz eskisiniz, ben yeniyim, simdideyim ve iste o derisine, burun deliklerine, kumral saclariyla ayni renkteki kaslarina, sasirtici buyuklukteki ayaklarina hic insan gormemis gibi hayranlikla bakan ben burada dizleri dizlerimin izini almis kotu bir esofman altiyla sizin yari silindir karton yuzunuze bakiyorum, ve evet aliyorum. Bogazim cenemi zorlayan bir agri yapiyor. Ne garip, elimdeki tanimadigim insan fotograflarina bakip aglamak. Askerler gulmeye devam ediyor. Ama gormuyorum, gozumde sudan bir perde yagmurlu bir pencere gibi.

Anneannemin etekligi. Annem. Milli bayramlar kutlanir miydi? Gozlerimi silerken kendini doven annesine sarilan cocuk gibi caresiz gri telefonuma bakiyorum. Anne cocuk bayramin kutlu olsun. Evet temizledim. Yok biliyorsun bulasik makinesi aldim, dolunca yikiyorum. Evet aradim, onun da sana selami var. Gozde okula baslamis bu yil biliyor musun? Cok caliskanmis, coktan sokmus okumayi, koroya da girmis. Bugun de solo sarki soyleyecekti ama karsi tarafta onun okulu, gidemedim. Tatil gunu malum, kalkamadim. Sevgi dolu ama meraklidir annem. Her sorusunu cevaplamakla, karsiliginda elde edecegim ana sevgisi arasinda karar veremiyorum, telefon yine farelesiyor. Sinsi ve birden cigirtkanlasiveren ruh hastasi bir alet bu. Bekliyor.

Aysel teyzemin cocugunun boyle simariklik fiskiran bir adinin olmasi beni delirtmisti. Kimin gozdesi. Ailenin kucuk tek cocugu ama dunyanin kucuk tek cocugu olamayacak. O oyle zannedip ona inanmaya calisacak. Sonra sinifinda biri ondan iyi not alinca, asik oldugu cocugu en iyi arkadasiyla piril piril bakisirlarken yakalayinca kimin gozdesi, hangi gozde sasiracak. Ama karisamadim. Hem yegenim seftaliye benziyordu dogdugunda, insana degil ki. Ismi olmasa da olurdu kucuk sicak seftalinin... Sarki soyluyormus solo. Gozde. Hayirlisi. Kucuk yegenimi dusunmek biraz ferahlatti beni. Parmaklarimin arasinda terden burusmaya baslayan resimleri halinin uzerine birakip pencereye yoneldim. Hafif aralamali, iceri hava girsin, biraz perdeler oynasin, hareket. Motor sesi duydum disardan, asagi baktim kaldirimda yakalari sallanan iki ilkokul ogrencisi. Ellerinde birer karanfil. Musamereden geliyorlar. Yasamaliyim. Nasildi musamere cocuklar? Saskin bakislarina yenilmemeliyim, yabancilamalarinda yabancilasmamaliyim. Alti ustu ablalariyim onlarin, bugun cocuk bayrami. Guzeldi, Tugba siir okudu dedi sarisin sac telleri bahar ruzgarinda alnindan fiskiran cocuk. Tokasi yetmemis toplamaya gur guzelligi. Oyle mi ne guzel, karanfilleri kim verdi? Hatice ogretmen. Hatice ogretmen gozumun onune geldi. Hafif tombuldur, mavi onlugu, pembe ruju vardir ve Ataturk'ten cocuklara armagan taklidi gulumser, okul aile birliginden ailelere birer cicek. Aman kirmayin, annenize verin. Tugba ve sarisina bayraminiz kutlu olsun diyerek el salladim yanaklarimdaki gozyasi kurusunun catlayarak tuzlarinin dokuldugunu hissederek. Kucuk eller karanfilli sallandilar. Siyah beyaz degildiler, yuruyorlardi, sarisinin saclari ucusuyordu, konusuyorlardi. Aglamistim. Kafam karisti. Telefona baktim. Yuruyordun, saatine bakiyordun, dugmelerin vardiMutfaga gidip suyu actim, sofben gurultuyle calisti. Bugun bulasik makinasi dolmadan elimle, sicak suyla, deterjanlari kopurte kopurte, yagli tabak ve bardaklari gicir gicir yapacagim. Sungeri kopurttukten sonra aklima geldi, kucuk radyomun dugmesini kopuklu parmagimla ittim, Vivaldi'den yeniden ev isini sevdirdi bize marc... Mutfagimin aldigi gunes yuzume vuruyor. Gulumsedim.

 

 

Hosted by www.Geocities.ws

1