
Diži
| Kaybolan
Bakire ya da The She - Deniz Ekin Ozsoysal
III. Bahar Donumu Sabahi Gunes Yukselirken Kargasa Saskinlik O sabah, dunyadaki ulusal muzelerde sergilenen tablolarda Meryem Ana figurlerinin yerlerini terk etmis oldugunu gorenler onmaz bir dehset duygusu icinde ne yapacaklarini bilemediler. Panik havasi bir salgin hastalik gibi ortaliga yayildi. Bu paha bicilmez tablolarda simdi sadece icleri bos giysiler vardi. Kafa, el ve ayak kisimlarindaysa soluk renkli bosluklar kalmisti. Bu halleriyle tablolarin hepsi birdenbire bitirilmemis, yarim kalmis eserlere donusuvermislerdi. Ornegin, resimlerden birinin yaninda "Cocuk ve Bakire" yaziliyken, Meryem'in sefkatli, yumusak elleri olmayinca, bebek Isa boslukta ucuyor gibi gorunuyor, dahasi resimle adi arasindaki anlam bagi kayboluyordu. Ayni sey "Kayalarin Bakiresi" adli muhtesem tablo icin de gecerliydi. Bakiresi olmayinca fondaki kayalarin hicbir anlami kalmamisti. Tabloda iki kutsal bebege uzanan koruyucu kollari ve saflik dolu, fedakar bakislariyla insana huzur veren o ruhani imge, yuzyillardir durdugu yerini ici bos bir giysiye birakinca, tablo tablo olmaktan cikiyor, sozcuklere sigmayacak denli acinasi, aciz bir gorunume burunuyordu. Bir baska muzede Munch'un Ophelia-Salome karisimi cilgin ciplak bakiresindense geriye sadece boslukta asili parlak kirmizi bir hare kalmisti. Daha binlerce ornek sayilabilirdi. Unlu tablolara sahip olmalariyla ovunen ve bu yolla kendileri de dunya capinda unlu olan muzeler, ovunecek eserleri kalmadigindan, Kutsal Bakiresini yitirmis resimlerden daha da acinacak duruma dusmuslerdi. Varolma nedenleri ellerinden ucup gitmisti. Kisa surede isin boyutunun sanildigindan da buyuk oldugu anlasildi. Kutsal imge, salt muzelerde degil kiliseler, resimli kitaplar, pullar ve akla gelebilecek her nerede resimlenmis ya da bir bicimde sembolize edilmisse oradan kaybolup gitmekteydi. Ona ithaf edilen, gonderme yapilan hersey, kavramlar, sozcukler, deyimler, saf asklar, imgeler hatta dualar bile anlamini yitirmek uzereydi. Ya belleklerden de kaybolursa? Yuzyillardir ince ince islenmis, saglamlastirilmis, kalici kilinmis duzenin zemininde catlaklar gorunuyor, kaos kacinilmaz olmaya basliyordu. Kutsal Bakire Meryem imgesinin ve bu imgenin yarattigi rollerin, resimlerde canlandirdigi seyden daha kalici hale gelmis oldugu anlasilinca ise gizli haber alma orgutleri el attilar. Meryem bulunmaliydi. Dunya capinda bir skandal olarak nitelendirilen bu gizemli olay, kacinilmaz bir bicimde medyanin da yegane haber kaynagi haline geldi. Daha olayin uzerinden bir kac saat bile gecmemisken gelen ihbarlar yuzunden telefon ve bilgisayar ag sistemleri kilitlendi. Bakire Meryem'i sehir parklarinda cirilciplak kosarken gordugunu iddia edenlerden tutunda, kiyamet gununun geldigi inanciyla oteki kehanetleri bildirmeye calisanlara, cagrilar yapmak isteyenlere, olayda uzaylilarin parmagi oldugunu savunanlara, hatta Meryem'in Windows 98'de desifre edilemeyen dosyalar bolumunde saklandigini soyleyenlere varincaya degin herkes iletisim agi icinde sesini duyuracak bir yer bulmak icin ugras veriyordu. Paparaziler ise Papa'nin pesindeydi, ama o hicbir yerde gorunmuyor, odasindan cikmiyordu. Meryem'in bakire olarak donmesi icin dua ettigi soylentisini yaydilar. Vatikan, aniden dedikodu sayfalarina girmenin sokunu atamadigindan sessiz kalirken, radikal kadin orgutleri meydanlarda Meryem'i oven bildiriler yayinliyor, pankartlar aciyorlar, "Zaman Geldi", "Buraya Kadar" benzeri sloganlariyla onu baskaldiri sembolu haline getirmeye calisiyorlardi. Hatta unlu modacilardan biri resimlerdeki giysilerden esinlenerek bir "Bakire Meryem" defilesi tasarladigini acikladi. Isadamlari, bu kaybolma olayindan nasil gelir saglayacaklarini planliyor, televizyonlarda, Internette tartismalar, yorumlar, kehanetler almis basini gidiyordu. Aile ici anlasmazliklar, bosanmalar, kurtajlar bile birden bire artis gostermeye basladi. Bu arada, fallus merkezli iktidar odaklarinin sarsilmaya basladigini soyleyen aydinlar grubu durum analizlerine yoneliyor, gelecege yonelik cozum onerileri uretiyorlardi. Oylesine kisa bir surede oylesine buyuk bir hizla yasaniyordu ki gelismeler, kimin neyi savundugu, neyi tartistigi, ne yapip ne yapmadigi anlasilmaz olmustu. Boylesi bir panik ve kargasa herhalde dunya tarihinde yasanmamistir. Sonunda dunyanin super gucleri birlestiler. Kutsal Bakire olmadan baba ve ogul da olamazdi. Kaos engellenecekti. Kaybolusun ardinda bir "Neden?" sorusu bile aramadilar. Kutsal Kadin bulunmaliydi..
I. Bahar Donumu Sabaha Karsi Oslo Ulusal Muzesi Henuz gun dogmamisti. Sessizligi bozan tek sey, muze gorevlilerinin uzaktan koridorlara yankilanan miriltilariydi. Karanligin icinde birden o sesi yine duydu. Sanki ses yureginde derinlerden bir yerden yukseliyordu ama uzaklardaydi da. Sesin onu cagirip cagirmadigini bilmiyordu. Belirgin bir sey soylemiyordu. Sadece bir ses. Yukselip alcalan bir ses. Melodisi yoktu. Ciglik da degildi, fisilti da. Sesdi. Bir ses. Insani ona ulasmaya zorlayan, kendine ceken bir ses. Sadece ses. Dilsiz bir ses. Belki bir dusuncenin sesi. Belki duslerin. 1894 den beri kapali duran gozlerini acti. Cerceveden cikmak once onu urkuttu biraz. Yabanci. Yine de yuregini isitan o sese kulak verdi. Oylesine guzel ve bastan cikariciydi ki, karsi konulmaz bir arzuyla kollarini one uzatti ve kendini kaygan parkelerin uzerinde buldu. Urkek bakislarla etrafini suzdu, ellerine bakti, burnunu yokladi. Hayir, cadiya donusmemis, tirnaklari ve burnu uzayip cirkinlesmemisti. Saclari da hic olmadigi kadar parlak ve guzel dokunustaydilar. Goruntusu bir gece oncesinden, hatta bir yuzyil oncesinden farkli degildi. Ciplak vucudunu inceledi. Hicbir tuhaflik yoktu, ama goruntusuyle ozdes olmadigini biliyordu. Basini arkaya cevirdi, duvardaki tablonun ortasinda koca bir bosluk gordu. Figur gorunmez olmus, sadece fondaki kirmizi hare boslukta oylece asili kalmisti. Yureginde bahar atesi, gozlerinde yasam, yurumeye basladi sese dogru. Tipki diger muzelerdeki benzerleri gibi. Hepsi sese dogru yuruduler. Aslinda ayni ve birdiler. Muzeden cikti.
II. Bahar Donumu Sabaha Karsi Bilincin Anlik Cokusunde Dingin ve Odamdayim geceleri uyanik kalmak gerek gunduzun baskisindan uzak belirsiz ve belirlenmemis ozgur ve dingin zamanlari hissetmek gerek calisma odamda oturmus muze katologlarina bakiyorum oradan buradan topladigim Sasha kucagima atliyor disi bir kedi kataloglarda kadin resimleri ben de bir kadinim kendimi seyrediyorum ressamlarin gozlerinde ama kedim disi ona kimse kadin demiyor kimse bir kadin gibi resmedemez onu bir kadin gibi ne demek bir kadin gibi birden iki ayri katalogda iki ayri resime takili kaliyor gozlerim koyu mavi giysileri icinde kayalarin bakiresi ve kirmizi hareli ciplak madonna dusunceler akmaya basliyor resimlere bakarken oda doluyor ucusan dusuncelerle rengim degisiyor saydamlasiyorum su gibi onlara bakiyorum renkler anlamlarini imgeler boyutlarini asiyor sanki derinlerden bir ses yukseliyor ki onlar iki karsi noktadaydilar iki ayri parca birlesme gerceklesse kimlikleri taninacakti oyunun duzeninde boyle varedilecektiler dogustan olani kulture bagli olanla ozdes kilinarak kaosdu oysa korktuklari kaos kirmizi rengi kirmiziydi koyu maviyse kayaliklarda duranin rengiydi belki gozleri mavidir bilemem kirmizi 1894den beri gozlerini acmamisti ama hep gozlerinin menevisleri oldugunu dusunmusumdur ela ya da bal rengi saclari uzun simsiyahti omuzlarindan parlak kirmizi gogus uclarina dogru dagilmis yari beline kadar ciplak trans halinde gonuyor ucar gibi daireler cizerek sanki donuyor boslukta kirmizi bir bosluk uykuyla uyaniklik arasi bir kendinden gecis hali yatiyor mu ayakta mi boslukta bir kolu basinin ardinda bir sis icine gomuluyor obur kolu belinin arkasinda kayboluyor yuzune ayisigi vuruyor siyah yay kaslari bir de o inanilmaz parlak kirmizi haresi var ayisigiyla birlesip gogusuclarindan gobek deligine yansiyan parlak kirmizi haresi ucar gibiydi uykuyla uyaniklik arasi bir kendinden gecis hali hep gozlerini merak etmisimdir yuzyildir gozlerini acmamisti ressami onu boyle boyadigindan beri olum yasam ve aski birlestiren madonna sislerin ardindan gelen kimseyi beklemiyor kimseyi sonsuza kadar sevmeyecek kimseyi ozlemiyor dogustan olan dogal olanin kendisi o bir disi o bir kadin degil disiligin kadinlik denen uysal masum bir ozu oldugu inancini yaratmaya calisanlari umursamaz bir alanda bu oyunda ona uygun gorulen rolu oynamayacagi bir alanda onlarin duzeninde varolabilmesi icin kimliginin taninmasi gerekmeyen bir alanda yuruyor simdi dogal olanin dogustan olanin kendisi bir disi o bir kadin degil baba yasasinin dilinde konusamaz orada bir yeri yok kendini anlatacak sozcukleri yok orada dilsiz orada sessiz onun dili disi dili zamani cizgisel degil zamani disi zamani kopuk kesintili ve sesi doganin sesi dusleri kirmizi saclari siyah ne baskaldiran cadi ne uysal bakire sadece disi o kirmizi hareli ciplak madonna ve koyu mavi elbiseli kayalarin bakiresi ikisinin de goz rengini bilmiyorum seslerini duymuyorum burada otururken ozdes olmadiklari imgelerini goruntuleyen aynalarin gozbagi cozuldu ne erkek bakisindan kendilerini seyretmek ne de buna karsi cikmak ugrasindalar onlar sadece disiye ozgu bir yasantinin dili ve estetigi icinde kendi oykulerini bulmaya yazmaya yasamaya deneyimlemeye ciktilar yola bu yuzden mi bilmiyorum bakiyor oldugum katalog sayfalarinda birden yuzleri siliklesti bosluklar burudu tablolari muzelerde yoklardi artik resimler soluk bosluklarla kaldigindan beri artik gozleri kendilerini goruyordu aynaya ihtiyac duymadan derinlerde bir yerlerden tuhaf bir ses yukseliyor alcaliyor beni kendine cekiyor geri donerler mi dersin donseler resimlerdeki bosluklara uyar mi cizgileri yine yoksa kataloglari firlatip atmali mi
|
