Diži

  Gizli Bahce - Yekta Kopan

 

Biyiklari turuncuydu. Hem de saclarinin kizilina ters dusecek kadar acik bir turuncu. Gunisiginda bakinca o bembeyaz teninin purussuzlugunde kaybolup gidecek kadar acik bir turuncu. Ama O'nu gunisiginda gormeyeli oylesine uzun zaman olmustu ki. Bundan sonra da boyle bir mutlulugu yasayabilecegime inanmiyordum artik.

Biyiklarinin goruntusune her zaman buyuk bir onem verirdi. Onu tanidigim ve delicesine asik oldugum o ilk gunden beri modelini hic degistirmemisti. Dudaklariyla burnu arasinda ince ve olculu bir cizgi olarak duran biyiklarini, badem yagiyla tarar, gunde uc dort kez yikardi. Bu yogun ilgisi su anda icinde bulundugu durumda bile devam ediyordu. Zaten bu durum onun hayata olan bakisinda hicbir degisiklik yaratmamisti ki. Kabullenemeyen, isyankar tavirlar sergileyen, dis dunyaya kendini giderek kapatan, sevimsiz, sevgisiz bir adam haline gelen bendim. O ise ozgurlugu tumuyle kisitlanmis olmasina ragmen hala tanidigim en mutlu, en sevecen, en gokkusagi yurekli kadindi. O sevdigim kadindi.

Camin arkasindaki sandalyeye oturup, bana bakar bakmaz, giymek zorunda oldugu cirkin tektip uniformaya ragmen kadinliginin en sicak nefesiyle gulumsedi. Canim benim.

-Nasilsin canim, dedim bir yandan bu kadar basmakalip bir cumleyle konusmaya girmemin ne kadar utanc verici oldugunu dusunerek. Ama aklima baska bir cumle gelmiyordu ne yapayim. O nu orada, o sekilde gormeye dayanamiyordum.

Guldu. Yo, yo buna gulmek denemez, yuzu isildadi. Bir anda gunesten gelen bir mesale kucagina dusup en guzel gunduzleri tasimisti yuzune.

-Iyiyim canim, gayet iyiyim, dedi. Konusurken biyiklari titriyor, ister istemez bana geceler boyunca nasil da deliler gibi sevistigimizi animsatiyordu. O kalin ve cirkin uniforma bile denize pike yapan marti cigligi guzelligindeki goguslerini gizleyemiyordu. Kimbilir hangi topragin kokusunu tasiyan cami kirmak, parcalamak ve sarilmak istedim. Sarilamazdim.

-Bir seye ihtiyacin var mi?

-Getirdigin kitaplarin hepsini bitirdim. Yeni bir seyler getirebilirsen iyi olur. Bir de o sevdigim saksi cicegini getir. Yukaridakilerle konustum, iceri sokmama izin verecekler. Bana guveniyorlar.

Tabi ki guvenirler dedim icimden. Guvenmek zorundalar. Asil ben onlara guvenmiyorum. Seni uzmelerinden, incitmelerinden korkuyorum. Soyleyemedim bu dusuncelerimi ona. Yuzume sahte bir gulumseme yapistirip, konusmaya devam etmeye calistim.

-Tamam canim, getiririm. Biraz daha kagit getireyim mi? Okurken not almayi seversin bilirim. Ha bir de, melegimizin cok guzel bir resmi var, cerceveletip onu getirecegim.

Biliyordum, yuzumdeki gulumsemenin sahte oldugunu anlayacagini biliyordum. Ama ne yapabilirdim ki. Buraya getirildigi gunden beri hic icten gulmemistim zaten. Bunu o da biliyordu. Simdi gercek bir gulus vermemi bekleyemezdi benden. Beklemezdi.

-Boyle yapma, dedi. Beni uzmemek icin yapay bir sevinc gostermemelisin. Neler hissettigini, neler yasadigini biliyorum. Ya da en azindan tahmin ediyorum diyelim. Benim icin bu kadar uzulmene gerek yok. Boyle olacagini bastan beri biliyorduk. Bir gelecegimizin olmadigini biliyorduk. Neydi o soz.Haa. Alt tarafi gelecek, ozlemlerimizden kuruludur, baska neden olacak. O yuzden kendini uzme artik, yasa, yasat.

-Yapamiyorum. Kafamdan butun bunlarin benim hatam oldugu dusuncesini atamiyorum. Boyle olmamasi icin caba gosterebilirdim, hatta engel olabilirdim. Ama sadece bencilligimden elim kolum bagli oturmayi tercih ettim. Bana ait olan bir sucun bedelini senin odemen, sucuma suc ekliyor. Ama artik hicbir seyi kontrol edemiyorum. Onlara her seyi aciklamak, gercegi anlatmak istiyorum, bildigim butun yollari deniyorum. Hickimse dinlemiyor. Oysa en azindan bir kisi ogrenmeli gercegi.

O, ciceklere dokundugunda bahar rengine donen ellerinden birini cama koyup digeriyle de sus isareti yapti. Sustu, o anda yuregim sustu.

-Boyle soyleme, bunun sonucunu ikimiz de biliyorduk. Bunu istedik ve eger odenen bir bedel varsa bunu da beraber oduyoruz. Ben burada, sen orada, ne farkeder& Ikimiz de buradayiz.

"Buradayiz" derken elini camdan ayirip yavasca yureginin ustune kaydirmisti. Elinin altindaki, o dunya guzeli gogsu hissediyor, o gogsun altindaki kalbin yanardag hircinligindaki atisini duyabiliyordum. Dogru, ikimiz de oradaydik.

Bir an icin ikimiz de sessiz kaldik. Sessizlik.

-Biyiklarina hala buyuk bir ozen gosteriyorsun bakiyorum, dedim havayi degistirmek icin. Hem bu konudan konusulmasindan hoslandigini da biliyordum.

-Evet, badem yagi bulundurmama kizmiyorlar. Dedim ya, bana guveniyorlar.

Ah, nasil da opmek istiyordum onu. Opmek sonra da kadinliginin en gorkemli sicrayisiyla beni uzaklara kacirmasina izin vermek. Hayir, neler dusunuyordum boyle. Zaten herseyin nedeni bu degil miydi?

-Melegimize uyumasi icin h,l, ayni masali mi okuyorsun, dedi.

-Tabi ki, bir gun kendi masalini yazana kadar da "Ciftlik" masaliyla uyuyacak.

-Hadi bana da anlatsana.

-Simdi mi?

-Simdi, hemen. Senin o guzel sesinden masalimizi dinlemeyeli, o masalin kanatlariyla buradan cikmayali o kadar uzun zaman oldu ki.Anlat hadi.

Gozleri gozlerimden gecip, bu masali yazdigimiz o guzel bahcenin yesilinde kayboldu, hissedebiliyordum. O her tur guzelligin, her turlu ozgurluge sarildigi bahcede, biz de elma agacinin altina uzanip birbirimize sarilmistik.

-Bir zamanlar ya da bu zamanlar, diye basladim. Hep boyle baslamaz miydik?

Sari irmaklarin, mavi yosunlari yalayip bodur yesilliklerle bulusturdugu cografyanin kimbilir kimler tarafindan talan edilmesinden yillar once, yalnizligin sarki soylemeyi cok sevdigi bir bolgedeydi ciftlik.

Binbir cesit meyva agacinin golgesinde daha adi konmamis cicekler biter, o ciceklerden toz alan arilar kovanlarina gidene kadar yorulmamak icin az otedeki golun kenarinda soluklanip, agustos boceklerinin tadina doyulmaz sarkilari esliginde danseden kelebekleri seyrederlerdi.

Ciftlik sahibinin tek katli evinin hemen ardinda uzanan ucsuz bucaksiz tarlada topragin en bereketlisine dusmus bir tohum olmanin kivanciyla sebzelerin en guzeli yetisir, agaclarin dallari agirliklarindan meyvalariyla topragi opustururlerdi.

Bu mutluluk diyari bir sabah ciftlik sahibinin kimbilir nereden getirdigi bir bogayla bir inege merhaba diyerek uyandi. Evin hemen yanina bu hayvanlarin guzelligine yakisir bir ahir yapti sahip. Ciftlik halki bu yeni konuklarin varligindan memnundu. Aile buyumustu, bundan guzel ne olabilirdi ki. O sabaha kadar huzurla beslenen guzellikler, buyuye buyuye bir mutluluk dagi olusturdu ciftlikte.

O sabah en genc ve en atesli ari, ahirin sakinlerine ciftligin sinirlarini belirleyen citlerin hemen otesinde ruyalarda bile gorulemeyecek kadar guzel bir otlak gordugunu soyledi. Binbir cesit kokulu, lezzetli, sifali ot renkten renge donerek uzanip gidiyordu. Genc ari anlattikca ahirdakilerin agizlarinin suyu akiyor, lezetten cok bilinmezin gizemi onlari cezbediyordu. Gerci ciftligin icindeki otlak da olaganustu lezetteki otlarla doluydu, o gizli bahcedeki otlarin daha lezzetli oldugunu dusunmuyorlardi. Ama bir sey vardi ki o bahceyi deli gibi merak etmelerine, hele boganin yerinde duramamasina neden oluyordu: Ciftlik sahibi citlerin disindaki her yeri yasaklamisti onlara. Yasak buyuluyordu.

Ertesi sabahtan itibaren boga, sahibin yanlarinda olmadigi, basbasa kaldiklari her an o bahceden sozetmeye basladi inege. "Oraya gitmeliyiz, oradaki otlarin basdondurucu kokularini cigerlerimize cekip, lezzet denizinde kendimizi kaybetmeli, citin otesindeki sinirsizligin sarhoslugunu yasamaliyiz" diyordu durmadan. Ama inek, buna gerek olmadigini citlerin onlara sinir degil huzur getirdigini iddia ediyordu. Oysa bu tartismalar yuzunden ahirdaki huzur coktan kacmisti.

"Sen esir olmaktan hoslaniyorsun, kendi kararini vermekten, belirsizlikten korkuyorsun. Sen kalsan da ben gidecegim o gizli bahceye. Mutluluguma, huzuruma, hayatima mal olsa da gidecegim." dedi sonunda bir gun boga. Tam o sirada sahip ahira gelmis, huzursuzlugu hissetmisti. Inege ters ters bakti sahip, her zamanki gibi huzursuzlugu yaratanin o oldugunu dusunerek. Sonra da cekip gitti.

Ertesi sabah boga uyandiginda, inegin kendisine sevgi dolu gozlerle baktigini gordu.

"Hadi gidelim" dedi inek. "Asmamiz gereken engelleri asalim, yikmamiz gereken citleri yikalim, cigerlerimizi baska bir cografyanin havasina emanet edelim, gidelim. Cunku bil ki ey sevgili, ne karar vermekten korkarim ne de belirsizlikten. Cunku bil ki ey sevgili, icimde senin merak firtinalarini yutacak kasirgalar vardir. Sunu da bil ki, sadece seninle bu sevginin esiri olmayi seven yuregim, sensiz kalmaktan baska hicbir seyden korkmaz. Hadi gidelim."

Genc arinin kilavuzlugunda saatlerce yuruduler. Canlari acidi, derileri kavruldu, gozlerine kan oturdu. Sonunda ciftligin sinirlarini, kendi sinirlarini belirleyen citin onune geldiler. Citin hemen ardinda tepeler gorunuyordu. "Iste" dedi genc ari, "Hemen o tepelerin ardindadir en buyuk zevklerin bahcesi." Bu sozu duyar duymaz, gozlerini kapatip, buyuk bir istahla gerilerek, citlere saldirdi boga. Tahtalarin tellerin, derisini paralamasina aldirmadan gerilip gerilip tekrar vuruyor, koca vucutlarinin sigicagi bir gedik acmaya calisiyordu. Bir ara citin direncinin azaldigini hissetti. Gozlerini araladiginda sevdiginin de onunla birlikte cabaladigini gordu. Citler direnemezdi artik. Direnemediler de.

Kosmaya basladilar o en bilinmez bahceye dogru. Tepenin eteklerine ulasmislar, hedeflerinin havasini solumaya baslamislardi. Ve sonunda.

Artik yesilin diger butun renklere ev sahipligi yaptigi, en guzel kokularin kendilerini kanitlamak icin delicesine dans ettigi, meyva agaclarinin bu gorsel soleni siirsellestiren sarkilariyla gok kubbeyi cinlattigi gizli bahcedeydiler. Artik kendi yerlerindeydiler. Kokularla lezzetleri birbirine harmanlayarak, tam ortadaki gorkemli elma agacinin altina dogru yuruduler. Bir ara gozgoze geldiklerinde zaman durdu, sevgi zamanin onunde kosuyordu. Askla doldular, oyle cok oldular. Elma agaci ilk kez tanidigi bu gorkemli duygunun esiri olup, en guzel meyvasini hediye etmek istedi onlara. Gokten bir elma dustu asklarinin tam ortasina.

Gokten bir golge dustu, mutluluklarinin kahkaha dolu isiltisina. Ciftlik sahibi tepenin ustunde yenilmez bir savasci, mutlulugu ve mutsuzlugu yaratan bir heykel gibi durmus, kukruyordu. "Dinlemediniz beni, terkettiniz size verdigim evi. Dinlemediniz beni, astiniz sizi bana baglayan citleri. Yasattigim huzurla yetinmeyip, gizemin buyusune kapildiniz. Zevki ararken felaketle tanistiniz. Simdi ya bu bahcenin bir tek eserine bile dokunmayip gelirsiniz benimle, ya da lanetim nesliniz boyunca yurur sizinle."

Inek bir sahibe, bir de sevdiginin gozlerine bakti. Nefreti ve aski kokladi. Diretmeyi ve inanci dinledi. Dunu ve yarini seyretti. Sonra da onundeki elmanin yarisini buyuk bir istahla isirdi, damagindan genzine sevginin guctanimaz sulari akti. Sonra diger yarisini sevgilisine uzatti. Bu duygunun onu da sarhos etmesini, sarhosluklarinin nesiller boyu surmesini istedi.

Boga, once sevgilisinin gozlerine bakti. Gozleri gozlerinden gecip, o guzel bahcenin yesilinde kayboldu. Sonra sahibe bakti. Gozleri kendinden gecip, baska bir zamanin esiri oldu. Elmaya bakacak cesareti kalmamisti. Hicbir sey soyleyemeden, tepeye dogru yurudu.

Gitti.

Gokten bir elma dusmustu, bunun degerini yalnizca sevgi dolu yuregiyle seven bildi.

Masalimizi anlattigim sure boyunca gozlerine bakamadim. Zaten ne zaman bu masali anlatacak olsam basimi hafifce yana yatirir, gozlerimi boslukta bir noktaya diker sonra da hic ara vermeden konusurdum. Neden gozlerine bakamiyordum? Korkuyordum. Bir piriltinin, bir gozyasinin, bir gulusun beni kendi gercegimle yuzyuze getirmesinden, onun burada olmasina neden olacak kadar zavalli olusumu bir tokat gibi yuzume vurmasindan korkuyordum. Boyle olmasini istememistim ama engel olmak icin de hicbir sey yapmadim. Oysa hic degilse onlara gercegi soyleyebilir, bir kisinin, en azindan bir kisinin bana inanmasini saglayabilirdim.

Gozlerine baktim. Aglamisti. Elini cama koydu, yuzume dokunmak istercesine. Ben de elimi koydum, elini oksarcasina. Ama olmuyordu, olamiyordu.

-Ne kadar guzel anlattin, her zamanki gibi, dedi.

-Senin masalin bu, dedim. Onemli olan anlatisim degil, anlattiklarim. Onemli olan bana anlattirdiklarin. Ah, bir bilsen nasil da ozluyorum seni. Bir bilsen nasil da zor geciyor geceler duymadan ensemde nefesini. Her aynaya bakisimda gozlerim bir kez daha sucluyor beni. Melegimizi yatagina her yatirisimda bir kez daha duyuyorum suclusun diyen o sesleri.

-Bu konuda anlastigimizi saniyordum. Suc diye bir sey yok. Karar ve suc birbirinden o kadar ayri ki. Aradigin gercekse eger.neydi o soz.mmmm.rastlantidan baska nedir gercek olan?..

Suclama artik kendini. Zayif hissettigin anlarda bile zaaflarinin seni yenmesine izin verme, zaten bir arada olamazdik, olsaydik da basaramazdik. Boylesi daha iyi, cok daha iyi.

Biyiklari yukari dogru hafifce kivrildi gulerken, su anda her zamankinden daha guzel gorunuyorlardi gozume. Bir an benim hic biyigim cikmadigi icin mi boylesine cok seviyorum onlari diye dusundum. Nasil bir duyguydu biyik sahibi olmak bilmiyordum, belki de kiskaniyordum. Kiskancligimi ortbas edebilmek icin boylesine tutkuyla seviyordum. Melegimizi karninda tasirken de ayni seyleri hissetmemis miydim? Bunun icin mi en korkunc korkularin sahibiydim? Bunun icin mi onlara gercegi soyleyemiyor, bir kisinin, en azindan bir kisinin bana inanmasini saglayamiyordum.

-Hadi artik, gitme zamanin geldi.

-Biliyorum.

-Hicbir sey dusunmeden yasa, melegimize iyi bak. Op onu benim icin.

-Her sabah ve her gece senin dudaklarinla opuyorum onu, merak etme.

-Git.

Son bir sey istedim ancak sonda bir sey istemeye hakkim oldugunu dusunerek. Hic degilse kendimi inandirabilmek icin.

-Son bir sey istiyorum senden, op beni.

Yavasca dogrulup dudaklarini cama dogru uzatti. Gozlerimi kapayip camdaki dudaklarini bulmaya calistim. Kimbilir hangi topragin kokusunu tasiyan cama ragmen sicakligini, sevgisini, inancini hissettim. Dudaklarimdan kiskancligimi, utancimi, korkularimi silmeye calistim ama biyiklari buna engel oluyordu. Biyiklari her zamankinden daha yumusakti ama yuregime her gun biraz daha batiyor, biraz daha dagliyordu.

Gokten bir elma dusmustu.

 

 

Hosted by www.Geocities.ws

1