Diži

  Aptalin Seyir Defteri - Derya Erkenci

 

24 Nisan 1997 / Aptalin Seyir Defteri:

Megafonlu arabacidan aldigim uzumleri mecburen yikamadan yiyorum, kentin cerehatini tozunu daha beter emebileyim diye. Guvertenin dar uzantisindaki uzun oturagin, iki pencere arasindaki sirta gelen yeri duz kisimlarindan bir yer bulamadim; pencerenin demir denizlik cikintisi sirtima batiyor. Solumda gorebildigim marti besleyen kopuklere yakin kic altinda, soparimsi hirpani bir cocuk, sol elindeki bali torbasini bir mikrofon gibi kullanarak, rihtimdaki seyyar kasetcinin caldigi populer parcalar esliginde cilginlar gibi dansediyor. Sagimda, kendi saginda oturan zipir kizlardan medet ummaktan sikilmis yuruyenadamli genc burnunu istahla karistiriyor. Iskeleleri sasirmis resim dosyali esmer bir kiz, bizim iskeleye dogru kosuyor. Ortama gore ara sira cimacilik da yapan ve piknik tupunde pisirdigi iskeleyemeklerinin aluminyum bulasiklarini rihtimin kosesinde dokme su ve arapsabunuyla yikayan kapi gorevlisi, halatlarin atilmasi beklentisi icerisinde, kapiyi kapamak icin firsat kolluyor. Kiz yolun ortalarinda biryerlerde, kapaklanip dusuyor. Genis ve paspal kumlu bir kumsal bulundugunda, rahatlikla guclu bir erkekle guresebilecek biri; hemen toparlanip ayaga kalkiyor, dizlerindeki tozlari silkeleyerek kosmaya devam ediyor. Sagimdaki genc cebinden son koz olarak cikardigi afili benzinli cakmagi serin hareketlerle isaret parmagiyla bas parmagi arasina yerlestiriyor. Ileri dogru kisa fakat hizli bir dirsek hamlesiyle hareketini yapiyor. Terli avuclarin hesaba katilmamasiyla, cakmak once kupestenin alt demirine carparak cinliyor ve oradan sekip denize cupluyor. Kiz jeton turnikeleri yonunde gozden kayboluyor. Kapi gorevlisi, kapiyi kapama denemeleri yapiyor. Ayak tirnaklari yesil ojeli kizlar kikirdiyorlar. Guzelim cakmagi Kadikoy'un sidikli sularina gomulen cocuk, kendini kotu hissediyor, kusacak gibi bakiyor. Cimacilar halatlari atiyor; bilyali tekerlekli vucudum kadar eski portatif iskeleler gurultuyle rihtimda kaliyor. Yogun gun isigi altinda karanlik ve serin kalmis bekleme salonunun hayal meyalligi icerisindeki kiz kapiya dogru kosuyor. Daha tornistanini yapmamis sehir hatlarini isaret ederek, gorevliyle tartisiyor. Yanimdaki cocuk aceleyle kasetin tersini cevirip, kupesteye dayanmis cesit cesit ayaklari yararak ilerliyor; bali kafasinin garip enerjisiyle dansina devam eden cocugun etrafindaki merakli-salak kitleye katiliyor. Kapi gorevlisi pustluk ediyor; vapur rihtimdan bes parmak kadar aciliyor. Ceyrek geceye yetismisligin ferahligi ve ceyrek kalayi beklemenin muhtemel sikintisiyla kiz, gorevliyi iterek iskeleye firliyor ve bir uzun atlamaci atlet gibi rihtimin son noktasindan sicrayarak havada agir agir suzuluyor. Ince siyah tokalarla yanlari desteklenmis kuzguni kivircik saclari, iri mendiregin kirilma etkisiyle neseli bir melteme donusmus poyrazda ucusuyor. Bahcevan tulumlu mavi bulicininin cebinden birkac bozukluk denize dokuluyor. Tam toparlanamamis, dosyanin disinda kalmis koltuk altindaki resim kagidinda, yuzu tamamlanamamis bir erkek eskizi gorunuyor. Burnu, cizgifilim kahramanlarini andiriyor. Beklenenden cok daha iyi bir atlayis oluyor. Vapurla karsidan karsiya geciyoruz.

Balikpazarina geldigimizde hala arkasindaydim; bahcevaninin uzun pacalari, kedi kadar sicanlarin yasam ozsuyu balikkanli sularla islana islana yuruyordu. Durup meydandaki manavin sergisindeki kizarmis imbatlari inceledigini farkettim. Iri bir karidesin bacaklarini saymaya calisarak bir sure vakit gecirdim. Arakladigi zeytinimsi meyveyi kemirerek Yedi sekiz Hasanpasa ya girdi. Iceride olusmus birkac kisilik kuyrukta hemen arkasindaydim; traslanmis esmer ensesine baktim. Susamli cubuk ve meyveli kurabiye aldi. Ben de aceleyle bir tane tahinli corek sardirarak yeniden pesine dustum. Stok kunduralardan birinin sokak vitriniyle ilgilenir gibi yaparken bir bucuk kilo kavak inciri tarttirdi. Hemen orada, bir parayi verdin vermedin kavgasi cikti. Seyyar satici yenilip, bir milyon ustu vermeye hazirlandigi sirada, yandaki kahvehanenin cami buyuk bir gurultuyle kirildi. Koyu renklerin her tonunda cesit cesit takim elbiseler giymis adamlar ellerinde okey istakalariyla disari cikip, dusmenin ve yuzlerce cam parcasinin kan revaninin etkisiyle yerde kivranan yine takim elbiseli diger adama vurmaya basladilar. Mese odunu hammaddeli istakalarin sivri taraflari adamin beynine beynine indikce, yerlere yuvarlanan kavak incirlerine kanlar sicriyordu. Adamlarin neden seyyar saticiyi da dovmeye basladiklarini anlamaya calisirken O'nun kucukhamamin sokagina dogru yoneldigini gordum. Hizli adimlarla yuruyerek eski yenicinin karsisindaki seksenlerin videocu goruntusu standarti hic bozulmamis video dukkanina girdi. Durup vitrine baktim, bandrol oncesinin en populer turlerdeki video filmlerinin afislerinin renk ayrimlari gunesten kaymisti, hepsinin rengi yesile calmisti.Afisler kadar eski, ayaklarimin dibinde duran agac kasa yipranmis Pioner hoparlorde tipki onbes yil once O nu ilkkez gordugumu varsaydigim, kirik kucuk mendiregin yanindaki kumda oldugu gibi , Every time you go away caliyordu. Iceride kasanin basinda oturup sigara icen adam da bol tizli ve plak hisirtili ozel studyo doldurumu kaset kadar eskiydi. Yuzunden, yazkadinlarindan kalan, goz altlarina birikmis esrarli bir hayatsikintisi rahatca okunuyordu. Fotokopyayla cogaltilmis koseleri zimbali film listelerine baktim, klasik bir teknikle birer numara verilmis film isimlerinin yanlarinda aralari tire isaretiyle ayrilmis iki kelimeyle tanimlanmis film turleri yaziyordu. Ayni numara ve tur belirtecleri kasetlerin uzerindede vardi. O, bir yabanci filmler rafinin basinda sag elinin isaret parmagi kasetler uzerinde tarayarak ilerliyordu. Paul Young, problemleri cozebiliriz dedikce bogazim dugumleniyordu; film turleri bir su gibi akiyordu:

Erotik-heyecan, intikam-polisiye, genclik-porno, fantastik-seksi, eglence-senlik, duygusal-korku, dublaj-orjinal, erotik-macera, tarihi-bilimkurgu, paranoya-seks, korku-porno, duygusal-ortayas, erotik-gerilim, cinselli-polisiye, psikolojik-drama, sirk-show, porno-belgesel, politik-seks, entrika-tedirgin, romantik-serseri, erkek-fahise, karate-sevgi, anarsik-ask, intikam-tedirgin, muzikal-bilimkurgu, absurt-siyaset, siirsel-memeli, korkunc-dizi, ozgurluk-sansurlu.

Parca yavas yavas karisarak, Save a prayer'a donusurken, O istedigi video kaseti bulmustu. Casusluk-seks turunde bir filmdi bu. Bogazli spor ayakkabili ve dar paca kotlu adama kaset kirasini pesin oderken adam, O'na benim gozlerimle bakiyordu. Kasanin onunde yan yana geldik ve beni ilk defa farketti. Elindeki kaseti gostererek, "Casusluk-seks benimde cok sevdigim bir turdur " dedim. "Ben sevmem, babam icin aliyorum, ben daha cok intikam-ihanet turunun tadini severim" dedi. Sessizce ve anilarinda dolasmanin verdigi gunluk hayat moronluguyla bizi izleyen adama aldirmadan, seksenli yillarda kararsiz kadinlari canevlerinden vurmaya yonelik her turlu tuzak cumlesini, tuzak kurmak icin degil, baska cumleler bilmedigim icin soylemeye hazirdim:

Yanlis yasiyorsun. Babani hic sevmiyorsun, degil mi? Saclarini acsana. Yanlis yasiyorsun. Gozluklerini bir kez cikarir misin? Yalnizca birini istiyorum.Yanlis yasiyorsun. Benimle uzak denizlere acilir misin? Yanlis yasiyorsun.

Bindokuzyuzdoksanyedi baharinda, kirgin videocu kasanin cekmecesini itip, bir sigara daha yakarak basini one egdi. Forever young'in yavas seceneginin sesini biraz daha acti, ekolayzirin kirmizi isikli dugmelerinden ucu asagiya bakan bir ucgen yapti. O, adamin gozleriyle benim gozlerim arasinda bir fark gormeyen bakislarla gozlerime bakti. Intikam-ihanet tadindaki kaseti cantasina koyarak gecmisten daha uzaklara, ikibinli yillara dogru uzaklasti.

 

24 Nisan 2O87 / Aptalin Seyir Defteri:

Cevizle birlikte, ortak bir kararla basladigimiz seyin, atmisinci gunundeyiz. Sey demek zorundaymisim gibi, cunku yeni bir hayat, farkli bir yasam tarzi demenin zorlugu beni engelliyor. Anakaralarin hemen hepsinde, yasam belki ama hayat yok artik. Ceviz'in ve benim sevismeye basladigimiz gunlerde, yasa yapici tarafindan, bir cesit uzaktan kumandali laser kilit sistemiyle, on yillik bir igdis edilmeye ugratilan ureme yetilerimiz, denize acildiktan yaklasik elli mil sonra eski hallerine dondu. Toprakta kalanlarin cogu -uyduya uctular-, olusturulan yapay gunes ve atmosfer projesinin, son gonullu kobaylari olarak yerkureyi terkettiler. Saydam metalin ilk kullanim yillarinda, bir tur mekik olarak tasarlanan teknemizi buyuk hurdalikta bulduk; sabit bir form aldiginda, bir daha asla sekli bozulamayacak kadar saglam oldugundan, binlerce mekik hurdasini ne yapacagini bilemeyen yasa yapicidan, tekneyi cok zorlanmadan aldik. Ters cevrildiginde yillar oncesinde, kozmonotlarin fezayi izledigi tavan bizim karinamiz oluverdi. Kredimiz yetmedigi icin, dusunceyle sekillenebilen molekul yapili ic yapi malzemesinden kullanamadik. Ceviz'le birlikte yapay agactan, kirkiki adet elektrik kontrollu fars tahtasi insa edip, karinanin uzerini kapladik. Bunun uzerine iki bolumlu bir kamara ve basit bir yemekhane olusturduk. Yelkenleri, asit yagmuru tehlikesine karsi aluminyum asamali kumastan Ceviz kendi elleriyle dikti. Direklerimizi, eski rafineri borularindan yaptim. Hurda bir havaarabasi pervanesine bagladigim dinamo elektrik uretiyor. Tuketilemeyen enerji motorlari, siyah kafesimsi haznelere hapsedilebilen gunes enerjisiyle calisacaklar ve ruzgar kesildiginde seren direginden gelen kucuk bir elektrik sinyaliyle devreye girecekler.

 

 

Hosted by www.Geocities.ws

1