Diþi

  EFES-Yedi Asamada Maddeden Sonsuza - Zeynep Akture

 

Birazdan Foucault Sarkaci'ndan aktaracaklarimdan sonra, beni yakindan taniyan bazi cok sevgili arkadaslarimin birbirlerine bakip, kafalarini hafifce bir saga bir sola sallayarak alayci alayci "Bir kitap okudu ve butun hayati degisti!", dediklerini gorur gibi oluyorum. Ama, kendilerinin de pek iyi bildigi gibi, o kitabi okudugumda, benim hayatim coktan degismisti zaten. Ustelik, yine bilebilecekleri gibi, hayatimin degismesine neden olan, Efes Antik Tiyatrosu'nun Korunma ve Kullanim Modellerinin Bicimlenmesinde Yol Gosterici Ilkeler baslikli, Mimarlik Bolumu Restorasyon yuksek lisans programina binbir guclukle de olsa sonunda teslim ettigim tezimin arastirmalarini yaparken aklima takilan, hem de tum uzunlugu ve genelligi icinde bu basligin icerebilecekleri ile bile ilgisi olsa olsa uzaktan, coook uzaktan olabilecek bir soru idi: Dunyada h,l, atese tapanlar bile varken, nasil olur da "Yedi Uyuyanlar' denen adamlarin gozlerini kapatip acmalari arasinda gecen sure icinde Efes'de guzeller guzeli Artemis'e tapinan bir grup insan bile kalmaz ve bu binlerce yillik inanis tarihe karisir? Kafamin bir kosesi surekli bu tur sorulara aklimin kabul edebilecegi mantikli yanitlar gelistirmek gibi bir isle mesgulken, tezimi nasil binbir guclukle yetistirebildigimi, tez hocama ve yakin cevremdekilere ne "hos" gunler yasattigimi kolayca tahmin edebilirsiniz.

Ama ben boylesi bir felaketin yolda oldugunu yaklasik alti ay kadar once sezmis ve 1995 yili bahar aylarinda Efes Artemisi ile ilgili sorunlarimi "halletmek" uzere "Dunyanin En Eski Bekaret Kontrolu' baslikli bir deneme yazmaya girismistim. Turkiye'de basindan izleyerek adini guc bela ogrenebildigimiz herkesin dahil oldugu kapsamda olaylar henuz gundeme gelmemis oldugundan, o donemlerde liselerde kiz ogrencilere yapilan bekaret kontrollerinin yarattigi tartismalarla gun olduruyorduk:

Dunyanin En Eski Bekaret Kontrolu

Tarih, 7 Mart 1995... Bu yilin 'Dunya Kadinlar Gunu'nden bir gun once... Bir suredir yapmakta oldugum gibi, masamda oturmus, bir turlu bitirmedigim yuksek lisans tezimle uzaktan veya yakindan ilgili okumalarimi surduruyorum. Onumde, Ingiliz yazar Edward Falkaner'in 1862 yilinda basilmis 'Efes ve Diana Tapinagi' baslikli kitabindan, kitaba bir zarar verme korkusuyla cekine cekine cektirilmis fotokopiler duruyor. Okumakta oldugum sayfalar, Efes'deki Artemis, ya da, kitapta da yer aldigi bicimde, Roma donemindeki adiyla Diana Tapinagi ile ilgili.

Tapinagin dokunulmazligi hakkinda okuyorum: Baslangici Efes'de Artemis kultunun kurulus efsanelerine kadar uzanan bir ozellik bu. Strabo'dan aktarildigina gore, Efes yakinlarinda Ortygia'da, cesit cesit agaclardan, ozellikle de selvi agaclarindan olusan bir koru vardi. Korunun icinden, Leto'nun dogum yaptiktan sonra yikandigi Cenchrius irmagi akiyordu. Leto, capkin tanri Zeus'un beraber oldugu kadinlardan biriydi; iki titanin, Coeus ve Phoebe'nin kizi. Karninda Olympia'nin en onemli tanrilarindan, Zeus'un cocuklari, Apollo ve Artemis, Zeus'un kiskanc (yasal) karisi Hera'nin gunesin isinlarinin erisebildigi hicbir yerde dogum yapamamasi icin pesine taktigi yilan Python'dan kacarken, bu koruya siginmisti. Koruda, cocuklarina sutannelik yapacak Ortygia ile karsilasti. Korunun ust tarafindaki tepede yasayan Kuretler, silahlarini birbirine vurarak cikarttiklari sesle kiskanc Hera'yi sagir ederlerken, Leto, Artemis'i bu koruda, bir zeytin agacinin altinda dogurdu. Sonra, Hera'nin gazabindan kacmaya devam etti ve ikinci cocugunu, Apollo'yu, o zamanlar yuzen bir ada olan Delos'da, yeni dogurdugu kizinin yardimiyla, ondan dokuz gun sonra dogurdu. O gunden sonra, Delos, denizin icinde sabitlendi ve bir daha orada kimsenin dogmasina ve olmesine izin verilmedi; Ortygia ise, hastalarin iyilesmeleri, hamile kadinlarin dogum yapmalari icin gemi ile gonderildikleri bir yer oldu. Iste, bu oykuden dolayi, Efes, Artemis'in dogum yeri olarak bilinir ve Efesliler, Artemis'in dogumuna yardimci olmus olmaktan antik donem boyunca hep mutluluk ve gurur duymuslardir.

Bu kutlu olaydan sonra kutsal kabul edilen korunun daha sonraki siginmacilarini da yine efsanelerden ogreniyoruz: Amazonlar. Trakya'ya Frigya'dan geldikleri dusunulen bu savasci kadinlar kabilesi, once Dionysos'a yenilmelerinin ardindan kacarken, sonra da Heracles'in Amazon kralicesi Hippolyte'yi yenmesi uzerine koruya sigindilar ve burada ilk Artemis mabedini kurdular. Zaferlerinin ardindan, Dionysos'un, Artemis'e siginan bu kadinlari affettigi soyleniyor. Ingilizce'deki 'sanctuary' sozcugunun, hem 'mabet' hem de 'siginak' anlamina gelmesi, oykuyu daha da renklendiriyor. Yine efsanelere gore, sonradan, tum Lydia topraklarini fetheden Hercules, Amazonlar'in sunaginin oldugu yere bir tapinak insa ettirdi ve tum tapinmalari ve torenleriyle Artemis kultunu 'resmen' baslatti. Ne istilaci Pers krallari, ne de Makedonyali fatih 'barbar' oldugunu dusundukleri icin bazi antik donem yazarlarinin pek az sozunu ettigi Buyuk Iskender kultun kutsalligina dokunmayi dusunmedi bile. Romalilar da her zaman tapinak topraklarinin kutsalligina ve dokunulmazligina kesin bir bicimde saygi gosterdiler. Dokunulmazlik, hem tapinagin kendisini, hem tapinaga ait arazileri ve urunlerini, hem tapinagin hazinesinióki, bu nedenle, Pers krallarinin bile kendi hazinelerini Artemis Tapinagi'na emanet ettikleri soyleniyoróhem de tum tapinak ahalisini kapsiyordu: rahipler, rahibeler ve siginmacilar; ancak, ilginctir, Artemis'in ilk siginmacilari olan kadinlar haric!

I.S. 20li yillarda, Tiberius doneminde, tapinaklarin dokunulmazliklarinin kaldirilmasiyla ilgili tartismadan ogreniyoruz: Daha Augustus doneminde bile, kutsal alanlarin dokunulmazliklarinin kotuye kullanilmasi coktan baslamisti. Dindarlik kisvesi altinda, efendilerinden kacan koleler, alacaklilarindan kacan borclular, adaletten kacan suclularla doluydu tapinaklar. Tapinaklara siginmalariyla birlikte denetimden, yargidan ve her turlu yasal yaptirimdan uzaklasan bu hain insanlar toplulugu, kendi suclarini tanrilarin sunaklarina tasiyorlardi ve, onlarin da destegiyle, Yunan topraklarinda tapinaklarin sayisi gun gectikce artiyordu. Tiberius zamaninda, bu ayricaliga sahip olma hakkini eskiden beri tasidigini ispat edebilen Efes Artemis Tapinagi gibi tapinaklar disindaki tum tapinaklarin dokunulmazligi kaldirildi. Ancak, I.S. 1. yuzyilin ikinci yarisinda yasamis olan Plutarch'dan ogrendigimize gore, boylece, Efes'de tapinilan Diana, Tiberius'un da izniyle, tapinagina kacan tum borclulara ozgurluk ve guvence saglamaya devam etti. Tum yabancilar nezaketle tapinaga buyur edildi; ozgur kadinlar ise asla! Gerci, ayricalikli durumlar da soz konusuydu tabiióornegin, bakirelerin tapinaga siginmasina izin veriliyorduóama, siginma talebinde bulunan evli kadinlar buyuk cezalarla karsilasiyorlardi. Ozgur olmayan kadinlardan ise, ornegin, sahibinin kotu davrandigi kole kadinlarin, sahiplerinden kacip tanricaya siginma haklari vardi. Boyle durumlarda, tapinagin diger siginmacilari uzerinde herhangi bir yaptirimi bulunmayan Roma valisi kole ile sahibinin durumunu yargilar, eger sahibinin kole kadina zarar vermedigine hukmederse, sahibin, kactigi icin onu cezalandirmayacagina yemin ettikten sonra, kolesini geri almasina izin verirdi. Kolenin sikayetlerinde hakli oldugunun anlasilmasi durumunda ise, kadin tapinakta kalir ve tanricanin hizmetine girerdi...

Bunlari okurken, dalmis, dusunurken buldum kendimi: 'Dindarlik kisvesi altinda' lafi ile birlikte gozumun onune gelen 'Turkiye manzaralari'... Ya da, cok kisa bir sure once, sosyal demokrat belediyeler tarafindan acilan kadin siginma evlerinin yonetim degisikligi sonrasinda kapatilmasi konusunda halkin goruslerini alan bir televizyon muhabirine yapilan bir aciklama: "Kapanmasi iyi olur, bence. Kari-koca arasinda her zaman sorunlar olur. En ufak problemde, bir-iki fiskede hanim evden gidecek olursa, isimiz var!", ya da bu anlama gelecek sozler... Gercekten de bunlarla okuduklarim arasinda bir benzerlik var miydi, yoksa, ben, birbiriyle iliskilendirip kendi tez metnimi olusturabilecegim turden bilgiler arayarak okumaya alistigim icin, ilgisiz konulari surekli birbirine baglama egiliminde miydim?

Daldigim ve de kaldigim yerden kitaba geri dondum. Tapinak yapisini antik donem yazili kaynaklarina gondermelerle anlatan bolumden sonra, yapiyi cevreleyen, yine Artemis kultuyle ilgili diger yapilari ve tamamlayici mekanlari anlatan bolume geldim. Bunlar arasinda, tapinagin arka tarafinda ve yapidan biraz uzakta bulunan bir korudan da soz ediliyoróbelki de, Strabo'nun anlattigi gibi, icindeki bir zeytin agacinin golgesinde Leto'nun Artemis'i dogurdugu koru bu. Kitaptan, agaclarin ve korularin antik pagan dinlerin tapinaklarinda sikca rastlanan ogeler oldugunu, ozellikle de, ayni zamanda avcilik tanricasi olan Artemis adina yapilan tapinaklara bitisik, ici av hayvani dolu korular bulundugunu ve Strabo'nun ozellikle belirttigi selvinin, zaman zaman da camin Artemis kultunde kutsal agac olarak kabul edildigini ogreniyorum. O donemlerin buluntulari arasinda yer alan, Efes kentinin bastirdigi antik bir sikkenin uzerinde de bir selvi resmedilmis.

Korunun icinde bir de magara bulunuyor ve bu magara bizi, Artemis Tapinagi'na siginma hakki bulunan ayricalikli ozgur kadinlar, yani bakireler konusuna geri donduruyor. Achilles Tatius'dan aktarilan oykuye gore, magara girisinin biraz ic kisminda, basit bir flut olarak tanimlanabilecek bir calgi, duvara dayali olarak duruyor. Syrinx adli bu calginin ve icinde bulundugu magaranin oykusu soyle: Syrinx, Pan tarafindan izlendigi icin, magaranin bulundugu bu yere kacan cok cok guzel bir perinin adi. Pan periyi yakalayip, saclarindan kavradiginda, genc kiz, aniden, topraga kok salan sazlara donusuveriyor. Pan, perinin sazlarin arasinda saklandigini dusunerek sazlari kesip onu yine de bulamayinca, kizin donusum gecirdigini birden kavriyor ve, onu oldurdugunu dusunerek, opmek uzere sazlari dudaklarina yaklastiriyor. Pan'in nefesi, sazlari seslendiriyor. Bunun uzerine, Pan, sazlardan bir tanesini magaranin duvarina yaslayip magarayi kapatiyor ve syrinxi calmaya basliyor. Daha sonraki zamanlarda, Artemis'e tapinan cevre sakinleri, tanricalarini onurlandirmak amaciyla, bu calgiyi ona adiyorlar ve bakireler disindaki kadinlarin magaraya girmesini yasakliyorlar. Bu yasaklamayla birlikte gundeme gelen bir baska uygulamadan da sozetmis, Achilles Tatius: Bir kadinin 'iffet'inden suphe edildigi durumlarda, kadin, halk tarafindan, ozel bir kiyafet icinde, bu magaraya getiriliyor. Kadin iceri girer girmez, magaranin kapilari gorunmez eller tarafindan kapatiliyor. Eger icerideki 'bakire' ise, syrinx'den yumusak ve ilahÓ bir nagme duyuluyor; magaranin kapisi yine kendiliginden aciliyor ve bakire, cam yapraklarindan buketlerle taclandirilmis bir sekilde, kapida gorunuyor. Eger icerideki 'suclu' ise, bir aglama sesi duyuluyor ve halk, kadini kaderiyle basbasa birakip, gidiyor. Uc gun sonra, Artemis rahibelerinden biri magaraya girdiginde, magarayi bos ve syrinxi yere dusmus olarak buluyor. Yazar, oykuyu Tatius'dan aktardiktan sonra, dipnot olarak, guzel kadinlarin genellikle 'suclu' bulunarak magaradan kayboldugundan kuskulanmak gerektigini belirtiyor. Tapinakta hizmet veren Artemis rahibelerinin genellikle bakirelerin en guzellerinden secildiklerini biliyoruz; ayni kitaptan, Plutarch'dan aktarilan bir kayittan da Buyuk Antiochus'un, Artemis rahibelerinin olaganustu guzelligi karsisinda nefsine hakim olamayarak bir gunah islemekten korktugu icin, sehri bir an once terkettigini ogreniyoruz. Bu bilgiler de yazarin kuskularini destekler nitelikte gozukuyor; akla, magaradan kaybolan guzellerin tapinakta rahibe yapilmis olmalari olasiligini getiriyor.

Sinsi sinsi gulerek, Achilles Tatius'un oykusune 'Dunyanin Bilinen En Eski Bekaret Testi' notunu dusmekten alamadim kendimi; ustelik de, benim bilmedigim, baskalarinin bildigi daha eski bekaret testi oykuleri oldugundan, her nedense, emin oldugum halde... Ilgisiz iki konuyu birbiriyle iliskilendirme egilimimin ustesinden gelemeyerek, Tatius'un oykusunun gectigi topraklarda, I.S. 1990larda h,l, suregelen, 'iffet' sozcugu ile 'bekaret' sozcugunun esanlamli kabul edildigi bir tartismayi hatirladim. Hani, su, orta ogretim kurumlarinda gecerli disiplin yonetmeliginde yapilan bazi degisikliklerle, ogrencilerin yazili sinavlarda kopya cekmesi, okulda alkollu icki ve sigara bulundurup kullanmasi ve bunlara benzer, eskiden 'disiplin sucu' sayilan bazi eylemler 'suc' olmaktan cikartildigi halde, okul yoneticilerine kiz ogrencileri bekaret testine yollama olanagi saglayan maddeye dokunulmamasi uzerine baslayan tartismayi...

Ben bunlari dusunurken, 'Guzel Artemis' bana guzel guzel gulumsuyor. Selcuk'daki arkeoloji muzesinin su anda gorevde bulunandan bir onceki muduru Sabahattin Turkoglu'nun, kendi alaninda bir hayli populer olmus Efes'in Oykusu (1991) adli kitabindan ogreniyoruz: 1956 yilinin 18 Eylul gunu, Odeon'un yakinlarindaki Belediye Sarayi (Prytaneion) oldugu sanilan yapida surdurulen kazilarda gorevli bir isci, Avusturya Arkeoloji Enstitusu adina Efes antik kenti kazilarinin baskanligini yuruten Avusturyali arkeolog Franz Miltner'e, altin bir heykel bulundugu haberini getirdi. 1894 Yilindan beri yurutulmekte olan kazilar boyunca bulunabilen ilk Efes Artemisi heykeliydi bu.

Profesor sevincinden ne yapacagini sasirmisti. Heykel gozlerinin onunde yuz ustu yatiyordu. Biraz dikkatli bakinca belden ust kisminda bazi altin kaplama izleri goruluyordu. Isci, altin diye bunlari kastetmis olmaliydi. Heykeli sirt ustu cevirince butun guzelligi meydana cikmisti. Civarin en iyi mermerinden yapilmisti. Simdiye dek dunyada bundan daha guzel bir Efes Artemisi bulunmamisti. Miltner heykele "Guzel Artemis" adini takti. Iscilere gelince onlar cikan heykeli biraz komik bulmuslar yahut garipsemislerdi. Kis kis gulup duruyorlar, tanricanin gogsundeki yumrulari goz ucuyla inceliyorlardi. Dogrusu boylesine bir kadin heykelini de ilk kez goruyorlardi: "Bir kadinda ikiden fazla meme olur mu hic?" (Turkoglu, 1991: 152)

Yunan Olympia tanrilari arasinda en onemlilerinden biri olan Artemis, genelde, oklarla ve yayla silahlanmis olarak dolasir ve, erkek kardesi Apollo gibi, olumlulere hem felaketler ve ani olumler gondermeye, hem de onlari tedavi etmeye kadirdir. Cocuklarin ve tum memeli hayvanlarin koruyucusu olarak bilinen Artemis'in, ayni zamanda da, annesi Leto'nun Apollo'yu dogurmasina yardim ettigi gibi, tum hamile kadinlarin dogumuna yardim ettigine inanilir; daha once de belirtildigi gibi, antik donemlerde hamile kadinlarin dogum yapmalari icin Artemis'in dogum yeri Ortygia'ya gonderilmeleri de, belki de, bundan dolayidir. Efes'de, Artemis adina, cesitli nedenlerle yikildiktan sonra tekrar tekrar insa edilen tapinaklarin en muhtesemi oldugu soylenen yedinci tapinagin oykusu de Artemis'in bu sifatiyla ilgili: Yedinci tapinagin ihtisami, Herostratus adli birinin aklina, tapinagi yakarak, kendi adini olumsuzlestirme fikrini getirmisóbizler bile adini h,l, bildigimize gore, planinin basarili oldugunu kabul etmek gerekiyor dogrusu. Herostratus'un, I.O. 356 yilinda, tapinagi yaktigi gun, ayni zamanda da, Buyuk Iskender'in Pella'da dogdugu gun. Soylenceye gore, Artemis, Iskender'in dogumuyla mesgul oldugundan, Efes'deki tapinagini koruyamamis ve tapinak yanip kul olmus. Efesliler'de buyuk hosnutsuzluk yaratan bu olay, Efes'de yasayan buyuculer tarafindan buyuk bir felaketin habercisi olarak yorumlanmis ve, bu yorum, tum Asya'da bir tedirginlik yaratmis. Yillar sonra, Iskender'in Asya fetihleri baslayinca, tum Asyalilar, yanginin bu felaketi haber verdigi sonucunda birlesmisler.

Olympiali Artemis'in diger ozellikleri arasinda, av tanricasi ve de, erkek kardesi Apollon gibi, bir isik tanrisi olmasi, ozellikle de ayla baglantisi geliyor. Bizim yazimizla baglantili bir baska ozelligi de bakire bir tanrica olmasi. Yunan (Olympiali) Artemis tasvirlerinden cok fakli bir bicimde tasvir edilen Efes Artemisi'ni dusunun: cok memeli ama bakire bir tanrica!

Gercekte, Artemis'in de, diger Yunan tanrilarinin pek cogu gibi, Yunanistan'da Olympia Dagi'nda yasayan tanrilarin dunyasi kurgulanmadan onceki toplumlarin tanricalarinin bir turevi oldugu yolunda genel kabul gormus bir gorus var. Falkaner'in kitabinda, bu yaklasim dogrultusunda, iki bolgenin uygarliklarina gondermeler buluyoruz. Bu bolgelerden ilki, Misir deltasi: "Diana heykelini kaplayan ve Diana'nin 'cokmemeli' olarak anilmasina neden olan cok sayidaki hayvan memesi, bazi bilge kisilerin, Misirli Isis ve Yunan Diana'nin, adinin "beslemek" anlamina gelen Ibranice 'Rehah' sozcugunden turetilmis oldugunu kabul ettikleri RhSa ile ayni tanri oldugu yolundaki gorusunu dogruluyor. Dunyevi nesneler uzerindeki hakimiyetini vurgulamak icin, Diana da, RhSa gibi, ufak kulelerle taclandirilmis. Diana figurlerinde sikca gorulen yengec motifinin de, Nil'in tastigi kiyida olusturdugu burc isaretine denk dustugu dusunuluyor.". Bu goruse gore, Efes Artemisi oniki burcu temsil ediyor: onde gorulen memeleri Koc, Boga, Ikizler, Yengec ve Arslan, saatlere gore bolunup, yerlestirilmisler. Gerdanligi, eski donemlerin temel besin maddesi olan 'acorn' veya bazi baska kaynaklarda gectigi haliyle 'eincorn' bugdayindan, yani, Basak. Gucunu simgeleyen Arslan'lar kollarinda ve elleri kendisine gelecek herkesi kabul edecegini gosterecek sekilde acilmis.

Plan? Oyun? Cember?

Diger burclari ve gonderme yapilan ikinci bolgeyi anlatamadan, yaziyi burada birakmisim. Birkac satirlik bir bosluktan sonra, en alta yazdigim adimin ve Nisan 1995 tarihinin hemen uzerinde su paragraf var:

"Sonunda, iliskili olduklarini dusunsem de, artik hicbir seyi birbirine baglayamaz hale geldim. Bereket tanricasi, dogurganlik simgesi anac Kybele'den Isa'nin bakire anasi Meryem'e uzanan bu uzun yolun sonunda, insanlar h,l, hastalarini Ortygia'ya getiriyorlar, Meryem'in kutsal sularinda care ariyorlar ve, bizler bekaret tartismalari yaparken, 'Guzel Artemis', Selcuk Muzesi'nde ziyaretcilerine guzel guzel gulumsuyor."

Bunlari okuduktan sonra, gelin de benim Foucault Sarkaci'nin satir aralarinda sahsima yoneltilmis gibi duran elestiriler arayip bulmama hak vermeyin. Plan'i olusturduklari gunleri anlatirken ne dedirtiyordu Eco "Bum"a? "Ama ritm ne olursa olsun, sans odullendiriyordu bizi; cunku insan isterse, her zaman, her yerde, her seyle her sey arasinda bagintilar bulur; dunya ansizin, her seyin her seye yollama yaptigi, her seyin her seyi acikladigi bir akrabaliklar agina donusur." (Eco, 1997: 434) Ustelik, bunu bir kez anladiktan sonra bile, bu bagintilari ariyor olmayi yegleyebiliriz, tipki yalnizca gizi bilmemekle kalmayip, onun varolmadigini bile bilmeyen ya da yapmacik bir giz oldugunu bilen ve iki kez "Hayir" deyip, Sarkac'in ucunda sallanan Belbo gibi; hem de "Guc istegine boyun egmek istemediginden degil; anlamsizliga boyun egmek istemediginden. Varolus ne denli kirilgan, dunyayi sorgulamamiz ne denli sonsuz, amacsiz olursa olsun, tum geri kalanlardan daha anlamli bir sey oldugunu bir bicimde biliyordu Belbo." (Eco, 1997: 584)

Bu olagandisi roman kisisinin bildikleri, ya da en azindan bilmedigini bildiklerinin neye dair oldugunu dusunmek beni yillar once basladigim su bekaret hikayesi ile ne yapmaya calistigima geri goturdu. Size daha ilk satirlarda aktardigim gibi, benim tum derdim, kendime Efes Artemisi ve Meryem gibi bu tur bir kurmacaya son derece uygun iki simge secerek kuracagim bir dizi nedensellik ve sureklilikle uygarlik tarihinin kafami surekli mesgul eden karmasasini aklimin alabilecegi mantikli bir hale getirmekti. Acaba cabalarimi sonlandirmam gercekten de mumkun muydu ve bunu basarabilseydim gercekten de kafam berraklasabilir miydi? Sacma bir soru, oyle degil mi? Basaramadigima gore, demek ki benim icin boyle bir sey mumkun degilmis!

Simdi, hani su hayatimi degistiren kitabi okuduktan sonra, geriye baktigimda anliyorum ki benim yapmaya calistigim, Eco'nun kisilerinin Plan'i tum inandiriciligini saglayan karmasikligi ile olusturma girisimine degil de, bundan cok once oynadiklari, "Cagrisim yoluyla yedi asamada sucuktan Platon'a gecmeniz gereken oyuna benziyordu biraz. Bir deneyelim bakalim: sucuk-domuz-kil-firca-Bicemcilik-Idea-Platon. Cok kolay." (Eco, 1997: 217) Bir devlet buyugumuzun vaktiyle dedigi gibi, bunu ben de yaparim! O halde biz de Efes icin bir deneyelim bakalim: Doga-Bereket-Ana-Disi-Bakire-Uc-Bir.

Biraz zorlasak ve kendimize bir donemin insanbilim kitaplarindan da destek bulsak, insanbicimli tanrilara tapinmanin oncesinde, Efes'in eski halklarinin da, gunumuzun ve tarihin "ilkel" kultur asamalarinin pek cogunda oldugu gibi, doga ve doganin unsurlarina tapindigini one surebilir, hatta Efes sikkelerinin uzerine resmedilen selvinin ve daha sonraki donemlerde Artemis figurunun muhtelif yerlerindeki hayvan cagrisimlarinin bu donemin kalitlari oldugunu iddia edebiliriz. Peki, nedir doga ve insana tum sunduklarinin en belirgin niteligi, ozellikle de Bati Anadolu kiyilarinda bitek topraklar uzerinde yasayan insanlar icin? Bereket!!! Insanlar yasamlarinin ta kendisine bakarlar, yetistirdikleri urunlere, avladiklari ve onlar avladikca cogalan hayvanlara, dogan cocuklarina& ve doga ile tum sunduklarina "ana" olma sifatini yakistirirlar. Bereketli olan, anadir. Sizleri daha fazla ayrintiya bogmamak icin adini anmayacagim pek cok baska (akraba?!?) kulturde de oldugu gibi, bu "Ana"ya daglarin doruklarindaki oyuklarda taparlar. Oyugun kendisidir analigi simgeleyen ve Efes'de benim sevgili tiyatromun bir yamacina yerlestigi Panayirdag'da boyle bir nisi vardir, Tanrilar Anasi'nin. "Ana"dan "disi"ye gecis kolaydir, ozellikle de Bati Anadolu'nun kultur tarihinde gerceklesmis gizli bir planin varligina hukmetmis benim gibilerin disindakiler icin: Tanrilar Anasi-Kibele-Artemis. 1995 Yilinda giristigim denemede aktardigim oykulerin de acikca gosterdigi gibi, asil zoru, bereket yani dogurganlikla bekaret yani hic dogurmamisligi birlestirerek, Efes Artemisi basarir. Insanin disisine atfedilen tum niteliklere sahiptir o ve bu nedenle de Artemis den herhangi bir insanoglu dunyaya getirmemis Bakire ye, Meryem e gecis kolaydir. Ama, bu gecisle birlikte, doga ve onun parcasi olan insanin bicimindeki evren geride kalir. Artik soz konusu olan ayaklarimizin altinda ve basimizin uzerindeki maddesel evren ve onu aciklayan bilge kisiler degildir. Gustav Klimt'in resimlerini ilk gordugum zamanlarda kendi kendime, "Herhalde bu adam yasama dair anlatmak istedigi her seyi kadina yukleyerek anlatabilir.", diye dusunmustum. Yillar sonra, Klimt uzerine bir kitap aldim; bir de baktim kitabin alt basligi "Disi Biciminde Dunya'*. Meryem sayesinde gecilen dunya ise artik Artemis kadar "disi" degildir ve bizim Efes'de Artemis'den Meryem'e bir cirpida yapiverdigimiz gecis, yuzyillar alir, binlerce hayata malolur. 1800lerde bir rahibenin gordugu bir dus uzerine aranip bulunan temellerin uzerine Efes'in bugunku ziyaretcilerinin "Meryem Ana Evi' olarak bildigi yapinin insa edilmesi ve Artemis ile Meryem figurlerinin Efes'de, benim gibilerin zihnini mesgul edecek sekilde yanyana gelmesi icin daha binyillar gecmesi gerekecektir. Arada gecen yillarin galibi ise Sen Jan'dir ve bu unlu kilisenin kralligini simgeledigi, madde ile sonsuzu bir arada tutan Kutsal Uc. Ve Uc, Islam da Bir dir. Ne kolay oldu, oyle degil mi?

Hayir, hic de kolay olmadi, ne bizler ne de bu oyunun kisileri olanlar icin. Ustelik, biz zaten isin en basinda bunun bir oyun oldugunu kabul etmistik. Onlar ise bizim oyunumuzda rol alacaklarini bilmiyorlardi bile. Bilselerdi de keske bize nasil oynadiklarini daha iyi anlatsalardi! Cunku, bakiyorum da, bir cirpida geciveririm sandigim yedi asama sucuktan Plato ya gecisle boy bile olcusemiyor. Iki nedenle olabilir: Bir kere, bana oyle geliyor ki, Efes de "Bakire"den "Uc"e oyunun kurali degisiyor, yani dunyayi algilama ve bu algilari cagristirma aliskanliklari, hem "onlar" hem de "bizler" icin. Ip burada kopuyor ve, yillar suren cekismelerden sonra, mezhep savaslarinin golgesinde, yeniden dugumleniyor.

Ya da, aslinda oyunun kurali yanlis. Belki de aslinda Plato sucuktur, Idea domuzun ta kendisi, Bicemcilik son derece kildir& ve firca ortada kalir. Ve doga birdir, uc bereket, ana bakiredir ve oyunun bozuldugu, dengelerin kactigi yerde, ortada kalir disi. Bir cember kurulur ve alan ikiye bolunur; dunya ikililere ayrilir, biri cemberin icinde digeri disinda: madde ve maddesiz, bakire ve ana, disi ve erkek, yer ve gok, tanri ve kul. Aslinda insan usunun kendi kendisini kapattigi cemberdir buóyedi asamada maddeden sonsuza ve baska bir yoldan tekrar geri.

Kaynakca:

Eco, Umberto, 1997 ( 1988). Foucault Sarkaci. Italyanca aslindan ceviren Sadan Karadeniz. Istanbul: Can Yayinlari.

Falkaner, E. , 1862. Ephesus and The Temple Of Diana. London: Day&Son.

Turkoglu, S., 1991 (ilkbasim: 1986). Efes'in Oykusu. Bolge, Sehir ve Semt Monografileri Dizisi: 2. Istanbul: Arkeoloji ve Sanat Yayinlari.

 

 

Hosted by www.Geocities.ws

1