
Diži
| Palimpsest
- Nurdan Besergil
Su ilerideki sazlik, cevresindeki agaclarin da etkisiyle yolcular icin cok cekici bir konaklama alani olusturur. Dinlenmek, yemek yemek, gol suyuyla serinlemek, kimi zaman da geceyi gecirmek icin pek cok yabanci burada konaklar. Yeni birinin geldigini gordugumde o nilufer yapragindan bu saza atlayarak solugu yaninda alirim. Patlak gozlerim, yesil, kaygan derimle cogunun dikkatini cekmeden yanibaslarinda beklerim. Yorgunlugunu atan, karnini doyuran her yabanci, gol kiyisinin dinginligiyle neredeyse uyusur. Ic gecirmeler, islikla bir melodi tutturmalar ya da sarki mirildanmalar baslar. Yolcu, issizligin ortasinda kendi sesinin gucunu duyumsar. En hirsli tuccarin da, en kibirli askerin de, en ketum ulagin da dili cozulur. Iste her sey boyle baslar. Kopuk kopuk, basi sonu olmayan birkac kirik tumceyle yoldan, yolculuktan soz ederler. Geldikleri yeri anlatirlar. Gittikleri yeri. Kimlerden ayri dustuklerini, kimlere kavusacaklarini. Baslarindan gecenleri anlatirlar. Kendilerini bekleyen sikintilari, mutluluklari. Sonra zamani gelir, kendilerini anlatmaya baslarlar. Anilar oykuleri kovalar. Konular dallanip budaklanir. Ben dinlerim. Anlatilanlar gercek midir, merak etmem. Onlari dinlerken gercegi hic merak etmem. Duyduklarim beni bazen ofkelendirir, bazen uzer. Bazen yaziklanirim. Ama dinlemekten baskasi elimden gelmez. Gece olur. Gunduz olur. Yolcunun yeni dunyalari ust uste kuran ve sonra yikan sesi yukselir; agaclari, sazlari kesecek denli keskinlesir. Dallar derinlerden gelen hisirtilarla yapraklanir. Kayalar parcalanir, toz olur; gol suyu gunesin sarisina yenik duser, bulut olur, yagmur olur. Yildizlar goz kirpar. Ay, merakli aydinligini ustumuzde gezdirir. Anlatan ses, tum bunlari bir tek eliyle kavrayacak kadar guclenir. Gece olur. Gunduz olur. Ben dinlerim. Soru sormam. Sonunu merak etmem. Anlatilandan ne fazlasiyla ne aziyla ilgilenirim. Once gol kiyisindaki bu sazlikta, sonra golun ustunde ve sonucta halkasi oldugum zincirin tumunde egemenlik kuran bu sesin gosterdigi yerlerde gezerim. Onun actigi kapilardan girerim, aydinlattigi pencerelerden bakarim. Nedenleri cope atarim. Dogrular ve yanlislar golun dibini boylar. Anlatan silahini ceker ve kulagima dayar. Sozler agzindan dokuldukce, birlesip buyudukce mermiler birer ikiser ates alir. Onu dinlemiyorsam hicbiri bedenime ulasmaz. Silah ondadir ama tetigi ben cekerim: Dinleyerek. Zafer, benim dinleme tutkumda gizlenir; dinleme lutfumda. Ayagimizin altinda yer sarsilir. Kuslar, sincaplar kacisir. Sirtimizi yasladigimiz agac bir yildirimla kibrit copu gibi yanar. Gene de yolcunun anlatan sesi dunyayi cevirmeye yeter. Ekseninden ben tutuyor olurum. Ve ben dinlerim. Dinleyisimin kavrama ve ogrenme gibi cikarci cabalarla nitelik degistirmesine ve gucten dusmesine izin vermeden dinlerim. Ama gene de herkes gibi degil de kendim gibi dinlerim. Kac aydir, kac yildir bu gol kiyisinda yasadigini bilmeyen, gene de prenses tarafindan opulerek eskiden oldugu gibi yakisikli bir prense donecegi gunu umutla bekleyen bir kurbagaymisim gibi dinlerim. Iste gunler burada boyle fazla olgun meyvelerin bali gibi agir agir akar. Masala bakilirsa prenses eninde sonunda gelip beni opecek. Ama karsisinda bekledigi gibi yakisikli bir prens bulabilecek mi, artik ilk gunlerdeki kadar emin degilim. Ondan daha guzel bir prensese donusursem hayalkirikligina ugrayip ugramayacagini dusunmeden edemiyorum.
|
