
Diži
| Disi
Oldurur mu? - Asli Kizikli
Yuzleri kirik cocuk heykellerdik, hayalleri sonuk, dusleri boluk porcuk. Sonra yuzumuzu ucgenlere bolduk. Buyuduk, icimizdeki disiyle kisa surede olduk. Sizlanmayi baskalarina biraktim, aglamayi da. Iyi hissetmemi saglayacak goruntuler aramayi da, iyi bir intihar planlarini da. Bir disi oldurur mu? Oldururken olur mu? gibi hayatimin en anlamsiz sorularini da, zamanini da. Kaplanlar atliyor bilgisayarin sagindan solundan. Iyi bir gezi yazisi cikartabilmek amaciyla basindayim ekranin. (Iyi bir gezi yazisi ne demekse.) Dus icime islemis, cikip gidip dinlenmek bilmiyor. Hersey en cok isteyebilecegim sey kadar kotu; civit mavisi. Zaman zaman gerilerde biraktigim bir motoru yeniden dusluyorum. Bir disiyle gecmiste kalmis sohbetlerimizden 'Biz 300'e dayasak, 300 bize dayasa' sozlerini animsiyorum. Animsiyorum hayat icerisinde tanrinin bana karsi hep tutarli davrandigini. 300'e dayamanin ne demek oldugunu bilmeme goz yuman, ama yasamama hicbir zaman izin vermeyen tanriyi animsiyorum hayal meyal. Onun yuzude kirik. Sanirim onun da hayalleri boluk porcuk. Bir kadin. Bir yemek sofrasi. Bir saat cizimi duvarda. Bir senlik. Sensakrak insanlar. Uyarilar, sakilganliklar, aldirmazliklar. Bir yere oturturuyorlar beni binlerce uyariyla; ne cok gozonune, ne de insanlarin aldirmadigi bir noktada katiliyorum geceye. Bu kadar uyari neden, dusunmuyorum. Bir dogumgunu kutlaniyor anladigim kadariyla. Bir adam yeni yasina girecek az sonra. Bir saat cizimi meydan okuyor duvarda asili duran diger saatin tiktaklarina. Saatin altindaki yirtik, siyah deri koltuga gomuluyorum ve usuyorum. Saati soruyor davete katilan hemen hemen herkes bana. Surekli cizimdeki yelkovanin ve akrebin uzandigi duragan rakamlarla soyluyorum saati. 'Ama o yanlis' deyip cekip gidiyor insanlar. Bagiriyorum arkalarindan 'Kim dogru dedi ki size'. Bir kadin dansediyor, dansi kuskun, kivrimlari kosnul. Yillar oncesinde az gelismis (olasilikla mercek yeterince acik kalmadigindan develope edilememis) topraklarin ask kadini, kuskusuz alismislikla gezdiriyor etrafinda derin su yesili gozlerini; kuskusuz bir parca aldirmazlikla saliniyor bedeninin incelikleri. Gecenin en ozel yemegini uzatiyorlar ona. Uzun uzun bakiyor fanusun icindeki rengarenk baliklara. Kaygan ve puruzsuz olmali ki uzatilanlar, adamin biri ona, nasil yemesi gerektigi konusunda hicbir bilgisi olmadigini acikca ortaya doken saskin bakislarla dolu kadina yutmasini isaret ediyor. Tek tek cikariyor rengarenk baliklari kadin, kokluyor, opuyor. Sanirim kimilerini kapakli sanip acmak icin ugrasiyor. Kimilerini uzun uzun sevip arkasina firlatiyor. Sonunda geri veriyor fanusu kendine uzatana. "Ben bunlari yemegi bilmem ki' diyor. Bu senin annen diye fisildiyorlar, salak bir ask kurbani diye zivirdayanlar da var. Ne kadar guzel, ne kadar genc diyorum. Gurur varsa duyumsuyorum kadina her baktigimda. Kadin halen gulumsuyor, bu sefer ki daha da buyuk bir alismislikla. Kimin dogumgunu bu ve nedir beni buraya atan bilmiyorum. Ozenli hazirlandigi her halinden belli bir sofra. 1974 yilinin kirmizi, nadide ickisi. Civit mavisi bir masa ortusu boyamis boydan boya ustundeki konuklari. Peceteler magenta diye tabir edilen renkte, o kadar ozenle katlamislar ki kendilerini, onlari kullanmak istediginizde eskenarli bir ucgenin sizi yutmayacagina dair bir guvence almaniz sozkonusu olabilir. Kozlenmis kirmizi biberler, patlicanli pilav, bogurtlenler.... Solenin kutlandigi baska bir kose. O ve ben. "Adiniz neydi animsiyamiyorum da' diyor bana. 'Onemli degil tanistirmalar bassagligi sozcugu gibidirler, nezaket geregi fisildanirlar' diyorum. 'Ve aslini sorarsiniz biz sizinle hic tanisamadik. Sanirim siz hep tanistigimizi sandiniz'. Dinlemiyor beni farkindayim ama hangi kelime bir kulaga varma kaygisi guderek varligini korumus ki. 'Hep birseyler anlatirdin bana, devam etsene, bir disiden ve bana gece yurumek istediginden bahsetsene' diyor. Anlatiyorum. Animsadigim kadariyla hic anlat dediginde anlatmadigim olmadi. Basliyorum kucukken bize okunan masallarin benzerini fisildamaya: Ara sira seni animsiyorum. Belki hep buralardasin da, isin asli ara sira seni unutuyorum. Oyle iyi geliyor ki seni unutmak bilemezsin. Animsadigimla kalsin istiyorum hersey, olmuyor, gecmis tum agirligiyla caliyor gramafonunu. Inanamiyorum gizliligime. Inanamiyorum gecmisin hala uzerimde hincla tepinmesine, unuttukca gramafonu daha bir agir calisina. Kaplanlar ucusuyor bu sefer sagdan soldan. Elimde bir sivrisinek kovalayicisi kovaliyorum onlari. Sen kaplanlari severdin,bu kadarini ne yapacaksin' diye soruyor. Korku bunun hemen otesinde basliyor. Once yalvariyorum ona, inanmasi icin kaplanlara, bana. Cok gec oldugunu soyluyor, hem de hersey icin. 'Asigim biliyor musun?' diyorum. Ask artik bende unutturulmus, flue, siyah-beyaz bir fotograftan ibaret oldugu halde. 'Biz birbirimize aitiz ve sen disisin, hic bahsetmediler mi' diyor. 'Kim bahsedicekti' diyorum. Guluyor, sesi, goruntusu bir zamanlardaki adamdan cok uzak. Cok yorgun, cok uzgun gorunuyor. Hem aciyorum ona, hem de canimi yakiyor, biliyorum. 'Ne zaman tanistiniz' diyor; 'Sanirim hicbir zaman' diyorum. 'Kim tanistirdi' sizi diyor; 'Kimse' diyorum. 'Taniyor mu seni' diyor; bilmiyorum diyorum. 'Kapan ve agla' diyor bana. 'Hemen sonra da gideriz'. Guluyorum ona. Kahkahalarimla gargara yapiyorum. Yuzune sinir dusuyor, gergin yuz hatlari biraz daha geriliyor, yuz kaslari biraz daha kasiliyor. Ses tonu eskisinden de urkutucu ama urkmuyor karsisinda duran disi, bunu biliyor. 'Kapan ayaklarima ve agla' diyor tekrar. Guluyorum. Kahkahamin arasinda kaliyor sozleri. Dislerimin arasinda kaliyor gergin ve uzgun yuz ifadesi. Huznu sanirim o dakikadan itibaren kana bulaniyor. Kan icinde hersey. Etrafta bir dolu kaplan. Hepimizin disleri onun uzerinde. Surekli bagiriyorum. Kaplanlarima inanmamistinnn. Kaplanlarima inanmamissttiinn. Sesim gittikce siniyor. Saskinligima karisiyor hersey. Sari, siyah desenli vucudumu goruyorum. Pencelerim hala onu tutuyor sikica. Canim aciyor. Canini acitiyorum, biliyorum.Tirnaklarim batiyor etine hissediyorum. Diz cokuyorum. Kanli bedeninin uzerine tum agirligimla diz cokuyorum. Agirligimi ve pencelerimin verdigi aciyi sonuna kadar hissediyorum. "Coktum iste, agliyorum' diyorum. "Ne oldu, ha ne oldu?' Etraf solen. Etraf yemek artiklariyla iki parmagimi agzima cabucak sokmami ve ne var ne yoksa cikartmami emreder gibi gorunuyor. Baliklar annemin kokusuyla civit mavisi gokte yuzuyor. Bir yazarin kaleme aldigi gibi, baliklarin aslinda hic dusunmediklerini dusunuyorum. Hemen ardindan da baliklarin cunku herseyi bildiklerini. Etraf korkuya bulanmis, konuklar gozlerini etrafa salmislar, onlar da gorev geregi bakiniyor ve ariyorlar: Evsahibi nerede?? 'Onu oldurdum, dogumgunu kutlu olsun' diyorum. Dansediyorum. Kivrimlarim kosnul, dansim kuskun. Yillar oncesinde birakilmis huzunlu bir oykunun guzel kadininin kaldigi yerden surdururcesine saliniyor vucudum, biliyorum. Bir disi oldurur mu? Oldururken olur mu? Oldururken olur, bunu biliyorum. Uyandim. Yari uyanik, terli, aceleci bir kirmizi isikla. Dakikalar birbirini izliyor ama hala kirmizi etraf. Onu anlamlandiramiyorum. Panik, sanirim ta icimde. Korku, sanirim beynimin artik tek hakimi. Ta ki karanlik odamda uyuyakaldigimi anlayana kadar. Kirmizi isik o kadar kuvvetli ki, kivrildigim yeri bastan asagi boyamis. Uyku da uykusuzluk kadar direngen olabiliyor, bunu anliyorum. Korku yerini derin bir Of'a birakiyor. Kaplanlar negatiflere donusuyor. Baska olumler icin hazirlar. Agrandizorun kirmizi isik komutunu tekrar bekliyorlar, uykularima her an hucum etmek icin. O, yerini yasayan O na birakiyor. Biliyorum o bir yerlerde yine ayni, sanirim tek farki hala soluk aliyor olmasi. O isigi gordugume hic bu kadar sevinmemistim, Ilk fotograf baskimi yaptigim zamanda bile. Onu hic bu kadar sevmemistim, uyudugunu seyrederkende. Telefona sariliyorum. Beni yuklenen bir adam var uzun zamandir hayatimda. Soruyorum ona verecegi cevaplardan korkarak. 'Biz tanismis miydik sizinle acaba'. Gulumsuyor soruma, nefes alisindan hissediyorum. 'Hayir', diyor gulumsemesini biraz daha belli ederek. 'Tanistirdilar mi bizi' diyorum. 'Hayir', diyor cok net bir ses tonuyla. 'Beni taniyor musunuz' diyorum, diyorum ama verecegi cevabin korkusundan soruyu nerdeyse anlasilmaz bir dille soruyorum. 'Sanirimmm, cok fazla' diyor. O anda daha serinletici bir sey olabilir mi, dusunuyorum ama bulamiyorum. Cevap Wim Wenders'in panaromik fotograflar ugruna kosturdugu Avusturalya'da, Moda'nin kis aksamlarinda estirdigi ruzgarlarin esmesi hali kadar serin, bu geliyor sadece aklima. Bir yazinin ilk paragrafi o yazinin son paragrafi olabilir mi? Hem de her zaman. Ama hep degisir aslinda yazilanlar. Sizlanmayi kendime saklamisim bilmeden, aglamayi da. Iyi hissetmemi saglayacak goruntuler aramayi da, iyi bir intihar planlarini da. Bir disi oldurur mu? Oldururken olur mu gibi hayatimin en anlamsiz sorularini da, zamanini da. Desiyorum duslerimi delice. Boluyorum icimdeki disiyi ucgenlere. Disdise, didise didise yasiyorum icimdeki disiyle. Boguluyorum icimdeki disiyle, dusumle. Adamim dus dusebildigin kadar derine, duse, diyor. "Tutarim, yuzunu ucgenlerlerle kestiginde. Disi'ce."
|
