
Diži
| Bayrakkadinin
Saclari - Buket Turkmen
Ellerinde balonlar olmasi degildi dikkatleri ceken. Baslarindaki ortuleriydi. Bir metrekarelik kumaslara sigmisti isyanlari. Bogazin kahvelerinde insanlar sabahin uzun golgelerinde kahvalti edip caylarini icerlerken, onlara bakiyorlardi. Kizil, siyah, kumral ve sari saclari dalgalanan kadinlarin oldugu masalarda baslar gazetelerden kalkmis, ne yapacagini bilemeyen bakislarla onlara donmustu. Kumral saclarimla, yanimdaki "cagdas aydin" gorunumlu adamlar ve masamizdaki gazetelerin ifsa ettigi siyasal konumlanmamizla onlara bakarken, onlarin yeni bicilmis birer bayrak gibi yollarda dalgalandiklari her anda, sandiklara tikilmis eski bayraklarin da birden agizlarda sloganlarla ortaliga ciktigini biliyor, o bildik prensipleri birden hatirlamis gibi savunan solmus ve yenilenememis bayraklarla ayni kutba itildigimizi fark ediyordum. Modern ideolojilerin her zaman kullandiklari, kamusal gorunurluk bayraklari olan kadinlar, yollari isgal etmisler, ogrenme hakki talep ediyorlardi ve bizler, biz diger kadinlar, onlarin birer metrekarelik giyim fazlaligini savunmak veya kinamak durumunda birakiliyorduk. Bir secim yapmaya itiliyorduk, saclari ve basortuleri ayni yonden eserek ucuran ruzgarda, kadinin saciyla ugrasip-duran atasozlerinin medeniyetinde, saclardan veya ortuden yana olmamiz beklenmekteydi. Birer bayrak olmayi secmeliydik, arkamizdaki koca kitlelerin onunde dalgalanmaliydik, goruntumuzle. Yeniden uretim mekanizmalarinin temel araclari olmayi kabullenmemiz gibi, bu savasta bir cephe secmeyi; bizimle ayni cepheden olmayan kadinlari dislamayi;onlara saldiran ordularin onundeki bayraklar olmayi ve bize tanimlanan gorunurluk sinirlarini, bizleri asan idealler adina sonuna kadar savunmayi da kabul etmemiz gerekiyordu. Karsisindakini yok etmeye yonelik bir ozne-nesne iliskisini dayatan modern ideolojilerin nesneleri kadinlar, simdi olduklari cephenin oznelesmesi icin ellerine balonlar, bayraklar ve pankartlar alarak sokaga cikmislardi. Sokakta hangi goruntuyle goruneceklerini belirleyenlere karsi cikiyorlardi, ancak kendilerine yonelik baska bir belirlenimi sahiplenmekte gizliydi belki de asil celiskileri, ya da belki kadinin varolusu bir celiskiydi, kimbilir? Otekini yok etme uzerine kurulu modern oznellik savasinin kadinlarca, kendi nesnelesmelerinin tehlikelerinden habersiz bir sekilde sahiplenilmesi sonucunda surup-giden bir sagirlar diyalogu hakim olmaya baslamisti kamusal alana. Ustelik bu kez, onun kurbani hic olmamislarcasina bu sagirlar diyalogunu bizzat kadinlar yurutuyorlardi. Ve bizler de oradaydik. Cinsiyetin sinirlarinin belirsizlestigi goruntulerimizle, caylarimiz kursagimizda, okuyamadigimiz gazetelerimiz onumuzdeki masalarda, her birimizden habersizce kurgulanmis bir "biz"e hapsolusu kutlamaktaydik. Yasanamayan kadinliklarimizi kutlamakla mesgulduk: Cagdasligin sinirlarini kabullenmisligin guldurusuydu oynanan. Ellerimizde ciddi gazetelerimiz vardi. Masalarimiza ilismis bos sandalyelere okunmadan, atilmak uzere birakilmis, pazar gunlerinin Viva ve Gala ve Samdan'larinin ruzgarda acilan sayfalarinda parildayan boy boy kadin vucutlarini, kadinin ozgurlugunu savunmaya calisirken kursaklarimiza tikanan cayla beraber kusmaya calistik. Saclarimiz ruzgarda piril pirildi, ne guzel, hemen olmamisti ama, bir yil kullaninca o sampuanlari, piril pirildi saclarimiz ve onlari savurduk ruzgarda. Acaip gururlu olmamiz gerekirdi ya, birseyler vardi sanki, sanki birileri bize birseyleri yutturmustu da, onlari sinidremiyor muyduk ne. Halide Edip'in romanlarindan cikan, kadinligini ancak erkekleserek gururla tasiyan, bagimsizlik kavgasinin yaralarini anneligin sefkati ve kizkardesligin ictenligine yarasir bir derin duyguyla saran, her erkegin asik oldugu, ancak asla dokunmayi dusunmedigi, bedenine dokunuldugunda hakaretlerin en buyugune ugramis gibi bu izi tasiyan, bedeni ancak savasta tecavuz edildiginde kayitlara giren, bedensiz ve cinselliksiz bir kadin imgesinin yansidigi erkeksi bakislarimizda bir tereddut muydu o sabah okunanlar? Kadini agoraya cikaran cumhuriyetin torunlari degil miydik biz? Bedenlerimiz cumhuriyet dizalti eteklerle sarilmis olmaliydi ve bu etekler sapkalarla, 19 Mayislarda asla hicbir cumhuriyet beyefendisinin kotu gozle bakamayacagi sortlarimizla elele vermeliydi. Erkeklerle omuz omuza oturmaliydik bu giden arabada, ama her zaman sofor koltugunun yerine yan koltugu tercih ederek, onlara direksiyonu birakarak... Buyukannelerimizin icinde kendilerini ciplak hissetikleri cagdas kilik-kiyafetlerin, cumhuriyet ideallerinin cizdigi namuslu ve erdemli kadin imgesinin ortusuyle vucutlarimizi korudugunu savunmak sirasiydi simdi. Kadinin ozgurlugunu ve "ozgur" kadinin erdemini olcen kilik-kiyafetleri savunmaliydik. Genele ahlaka aykiri olmadikca namusa halel getirmeyen acikligi savunmali, genel ahlakin cenderesini gormezden gelmeli ve kadin ozgurdur, ozgur kalacak diye girtlagimizi patlatircasina haykirmaliydik, karsimizdakinin koleligini yirtip-atmaliydik baslarindaki o bir metrekarelik ortuyu yirtarak! Oysa tuhaf birsey olmustu simdi: Kadinin agoraya cikmasi icin bunca ugrasmis cumhuriyet, simdi "Girin evlerinize! Erkekleriniz gelsin!"mi diyordu, biz mi yanlis duyuyorduk? Cephemiz ve kodumuz belliydi, karsi cikilacak dusman ise kafasindaki ortuden taninacakti. Ancak yine de yolunda gitmeyen birseyler vardi bu kadinligimizin haykiran sesinin kulaklarimizi tirmalamasinda. Birer bayrak olmanin yapay gururuyla aldatilmistik. Erkeklerimiz bizlere, bu sac-ortu savasinda destek vermekteydiler. Sanki bu savas, bizim temel savasimiz haline gelmisti. Kadinin ozgurlugu terimleri uzerinden yasanmaktaydi bu kavga, ama feministlerin soylemlerinden eser yoktu. Erkeklerimiz, destek mi veriyordu, yoksa kadini yine, onlar icin "daha temel" kabul ettikleri baska savaslarda bayrak mi yapiyorlardi, bilmiyorduk, ama biryerlerde kadinlara fena bir dumen cevrilmis gibiydi. Bir kisim erkegin kafasina sardigi turbanla yollarda yuruyerek "bacilarina destek vermeleri" aslinda yasanan olgudaki cinsiyet ayrimciligina isaret eden en onemli hareketti belki de. Erkeklerin serbestce her turlu ideolojiyi tasiyarak dolastigi agora, kadinin ideolojilerin bayrakligini ustlendigi bir toplumda, tipki Eski Yunan'da erkegin evdeki sahipliginin bir parcasi olmanin disinda varligi olmayan kadin gibi, kendisi olarak degil, rakip ideolojilerin bayragi olarak muamele gordugu yer olmustu. O noktadan itibaren, inanc ozgurlugunden yola cikarak haykirilan sloganlar da anlamsizlasiyordu artik. Karsi kutuptakilerin ise "kadinin ozgurlugunden" soz ettikleri yer, kaygan zeminler uzerinde dengede durmaya calismaktaydi. Kadinlar tamamen kaybolmuslardi bu ciftkutuplulukta. Kadinin oznelligine agit okumaktan baska yapilacak birsey kalmamisti. Bogaz boyunca elele tutusmuslardi. Bizler kahvede oturuyorduk. Medya, onlarla beraber elele tutusmus basi acik kadinlari, genc kizlari gosteriyordu. Bayrakkadinlarin saclarini ve basortulerini ucuran ruzgar, kadinligin agitini yakip uzaklara tasidi, destekci arabalarin kornalarinin gurultusu onu bastiriyordu bogaz kiyilarinda.
|
