
Büyümek
| Tanri'nin
Sözleri - Murat Gülsoy
Kisa da olsa bir tatile ihtiyaci oldugunu dusunuyordu. Belki son yaptigi isin kendisini kucuk dusurdugunu sandigi icin, belki de son iki yildir hic tatil yapmadigi icin, belki de kendisinin bile farkinda olmadigi baska bir seyler yuzunden... Kafasinin icinde serseri sinekler vizildiyordu. "Oglum, otuzdokuz yasindasin ve bitmis durumdasin." Derginin bulundugu kata geldig yapip belden asaisi ezilen bedbahtlarin hikayelerini anlatiyor. Cocuun koca kafasiinde kendini toparlamaya calisti. Iste herkes tatilde. Bir tek Esra orada. Dun geceden agzina gelen pasli tadi bastirarak, yanina gitti. Hos bes ettikten sonra bir Talcid istedi. Rennie aldi, hizla toplantiya girdi. Aklinda Esra'nin bir gece once soyledikleri. Onune sermis oldugu Tarot kartlarina bakarak: "Senin tum yasadiklarinin altinda yatan neden, gecmiste yasamis oldugun bir seylerden dolayi duydugun utanc. Bu Seytan karti. Utanilasi, yuz kizartici, vicdani rahatsiz eden seyleri simgeliyor" deyip yesil gozlerini bir cevap beklercesine gozlerine dikmisti. Ne cevap verebilirdi ki. Yoktu boyle bir sey. Gecmisle ilgili bir sey hatirlamiyordu. Eselemekten hoslanmazdi. Gecmisten bulup cikarilan seyler insanin canini sikmaktan baska ne ise yarardi ki. Esra iyi kizdi. Uc yasindaki kizi Burcu da cok tatliydi. Sik sik onlara yemege gidiyordu. Arada sirada bu aile sicakligi ona iyi geliyordu. Sehrin bildik mekanlari coktan tuketmisti. Isinin bir parcasi gibiydi oralarda zaman gecirmek. Kafeteryalar ve barlar, ofisinin devami gibiydi. Fakat Esra'ya asik degildi (Neden "Fakat'?). Daha dogrusu asik olup olmadigini pek dusunmemisti. Ask acisi cekmek icin gelistirdigi kendine ozgu yontemler vardi. Ayni sarkiyi defalarca, defalarca dinleyerek herhangi bir kadini dusunmesi, derinlemesine dusunmesi yeterli olurdu. Bir ask benzetimi. Bastan sona yasanip bitirilen bir sey. Sorumluluk yok. Elini atese sokmak yok. Hem soksa ne olurdu ki. Zaten Esra'nin bir cocugu vardi. (Utanc karti!) O sirada toplanti bitmeye yaklasmisti. Genel yayin yonetmeni, son yaptigi Sakal-i Serif* isinden sonra Cem'in moralinin bozuk oldugu icin uzerine varmamis ve basit haberi ona pas etmisti: "Su kacik babayla bir gorussen, belki bir seyler cikarirsin." Hangi kacik baba diyememisti. Son gunlerde nedense her seye bir buzlu camin ardindan bakiyordu, insanlar birbirinin benzeri golgeler gibiydi. Hep ayni sarki caliyordu icinde, Oh Lord, please don't let me be misunderstood. Onune konulan gazeteleri alip masasina yoneldi. Son anda vazgecip pastaneye indi. Bir kahve alip disariya cikti. Sovdu icinde sigara icilmeyen binaya. Habere dalip gitti. *** Aksaray'da bir ev. Bir suru doktor muayenehanesinin oldugu bir apartmanin ucuncu katina tirmaniyor Cem. Kacik baba ile ilgili cikmis tum kisa haberleri toparlamis, sira baba ile gorusmeye gelmisti. Mahkemenin sartli olarak serbest biraktigi uzgun baba evinden cikmiyordu. Merdivenleri cikarken icinde tedirginlik cicegi hizla boy atiyordu. Bu cicegin en sevdigi ortamin ilk kez gidilen apartmanlarin los merdivenleri oldugunu biliyordu. Her seferinde, yabanci bir eve giderken garip bir korku ile midesi yanardi. Oysa artik alismis olmasi gerekirdi. Onca sey yasadiktan sonra... Bu meslegi hem bu yuzden seviyor hem de sik sik birakmayi dusunuyordu. Fakat bu meslegin yarattigi o ozgurluk yanilsamasi her zaman galip geliyordu. Kendisi gibi bir cok insanin su anda toplum icinde kendileri icin tanimlanmis koordinatlarda gonullu kolelik yaptiklarini, kendisinin ise bir bilinmeze dogru adim attigini dusunerek heyecanini pekistiriyordu. Cem merdivenleri agir agir tirmanirken bir yandan bunlari, bir yandan da kacik baba hakkinda topladigi bilgileri ve bir gece once Esra ile yaptiklari planin parcalarini zihninde canlandiriyordu. Onemli gunluk gazetelerin hepsi haberi gecmislerdi. Ufak tefek degisiklikler olsa da anlatilan hikaye ayniydi. Kacik babanin bir yasindaki cocugunun uzerinde tuhaf deneyler yaptigi, annesinin evden kacmasi ile ortaya cikmisti. Babanin evlilik cuzdanindaki fotografi basilmisti gazetelere. Bir de annenin agzindan aktarilan ayrintilar. Bebek daha dogmadan once esinin rahatsizliginin artmaya basladigini (bu ifadeden ërahatsizligin' bir gecmisi oldugunu anlasiliyor), fakat sorunlarin cocuk dogduktan sonra tehlikeli bir boyuta geldigini, cocugu ozel bir odaya kapattigini, evde konusmayi yasakladigini hatta kendisinin cocugu yalniz goremedigini anlatmisti boluk porcuk. Annenin ifadelerinden cok da fazla bir sey anlasilmiyordu. Cem bu haberleri okur okumaz dergi gurubunun bagli oldugu gazetedeki muhabir ile temasa gecip babanin oturdugu evin adresini, annenin cocuk ile birlikte hangi hastanede oldugunu, babanin (artik!) hic bir sekilde cocugu gormek istemedigini, mahkemenin olayi yuklu bir nafaka ile cozumledigini ogrenmisti. Cocuk noroloji servisinde gozetim altina alinmisti. Doktorlar cocugun ve annenin gazetecilerle gorusmesini engelliyorlardi. Cocugun neden noroloji servisinde yattigini anlayamamisti Cem. Olayin bu kadar hizla kapatilmasi da garibine gidiyordu. Gorunen olaylarin ardinda daha ilginc bir hikaye oldugunu seziyordu. Fakat bir yandan da son macerasindaki basarisizlik artik sezgilerine bu kadar cok guvenmemesini soyluyordu. Belki yine yaniliyordu. Belki bu yanilgilar hayatinin her yanina coktan yayilmisti da kendisi fark etmiyordu. Meslege kendisi ile ayni zamanda baslamis olan arkadaslarinin cesitli dergilerin ve gazetelerin ust duzey yonetimine geldikleri dusunulurse bu kaygilarda bir gerceklik payi oldugu soylenebilirdi. Gerci bu onun secimiydi. Hayatta hic bir konuda gosteremedigi kararliligi isinde gostermisti. Nerede duracagini secmisti. (Kenarda!) Bir cok nedeni vardi bu secimi yaparken. Simdilerde cok da kolay savunamayacagi bazi ahlaki degerler... Yonetenlerden olmaktansa yonetilmeyi tercih etmek gibi... Kazananlardan olmaktansa kaybedenlerden olmak gibi... Simdi bundan tam olarak emin degildi. Daha dogrusu kazananlardan olmayinca neden kaybetmek zorunda olsundu ki? Kaybettikce sevdikleri de azalmisti sanki. Insanlar her gun biraz daha uzak, biraz daha soguk... Ornek: Esra'yi seviyordu; fakat onun hayatina girmeye cesaret edemiyordu. Bir baska insanin hayatina, sorunlarina ve acilarina ortak olma fikri onun kolunu kanadini kiriyordu. Boyle yetismisti belki. Belki de sectigi o soylu ahlaki ilkeler sadece bu gucsuzlugu ortmeye yarayan perdelerdi. Her ne olursa olsun buradaydi, iyi kotu yasiyordu; zaman zaman yaptigi haberlerin onemli oldugunu dusunuyor, keyifleniyordu. Yetinmesini bilmek de bir faziletti. Simdi bu kacik babaya ulasmanin yollarini acmasi gerekiyordu. Deneyimli bir gazeteci olarak kendine ozgu gelistirmis oldugu yontemleri vardi. Once haberin cevresinde dolanmaya baslar, uzerinde yurudugu cemberin saat be saat daralmasina ugrasirdi. Gecen gun binanin cevresinde dolanmis, apartmanin neredeyse doktor muayenehanelerinden olustugunu saptamisti. Dun de yarimsar saat arayla tum doktorlardan bir hasta kimligiyle randevu almis ve her birine teker teker gorunmus, agizlarini aramisti. Profesorlerin ikisi olayi hic duymamislardi, bu binada oyle bir sey olmadigne cevirmen." Bunun neini soylemislerdi. Iki ayri ic hastaliklari uzmani ayrica safrakesesinde sislik (ameliyat?) bulmus, ultrason ve kan tahlilleri istemisti. Ikinci kattaki kardiyolog, kalbinde bir sorun bulamamis, tarif ettigi carpintilar icin kahve ve sigarayi yasaklamis, anksiyete icin kapi komsusu psikiyatriste gorunmesini tavsiye etmisti. Evet kacik baba olayini da duymustu, fakat onlari tanimiyordu. En cok psikiyatrist yardimci oldu. Tavsiye ile gittigi icin ona ozel bir ilgi gosteren bu kisa boylu sevimli adam once sikayetlerini dinlemis, sonra cesitli sorularla rahatsizliginin gecmisini desmeye baslamisti. Nereden cikardiysa bir karanlik oda hikayesi uyduruvermisti Cem: Sozde yaramazlik yaptiginda babasi onu yukluk olarak kullanilan kucuk odaya kilitlermis ve kapali yerlerde duydugu rahatsizligin kokeninde bu olabilirmis. Psikiyatrist anlattiklarini ilgiyle fakat inanmaz gozlerle dinliyordu. Cem ise hem yalanlarini abartmamak icin bir caba sarfediyor hem de lafi dondurup dolastirip nasil kacik babaya baglarim diye kendini zorluyor, bu yuzden de agzindan gercekler cikiveriyordu. Hayir babasi onu dovmezdi. Sadece karanlik oda cezasi verirdi. Annesi? Annesi mudahale edemezdi. Cunku genellikle evde olmazdi. Hem dukkanin isleri gec saatlerde biter hem de bakmakla yukumlu oldugu annesine ugrardi. Babasi? Babasi dukkana gitmezdi. Karsiydi onun calismasina, fakat... Herseyi anlatmak bu kadar kolay miydi? Hersey bu kadar basit miydi? Psikiyatristin agzini aramak icin mi o koltukta oturuyordu yoksa su aptal asansor fobisinin izlerini surmek icin mi oradaydi? Hatta oyle bir an geldi ki genel yayin yonetmeninin, son yaptigi isten sonra, ozellikle, kendisini su koltuga oturtmak icin bu isi kendisine verdigini bile dusunmeye basladi. Olabilirdi. Her sey olabilirdi. Yorgundu. Geri adimlar atmaya basladi: hayir babamla hic bir zaman sorun yasamadim. Yani o verdigi cezalar su kacik babaninkiler gibi degildi hic bir zaman. Fakat psikiyatristin gozleri bir anda isildadi: Sozunu ettiginiz kacik babanin bu apartmanda yasadigini biliyorsunuz degil mi? Bu yuzden mi beni sectiniz? Cem saskinlikla kekelerken doktor devam etti: Fakat Mahmut Bey'in durumu cok farkli. Hastam degil, komsum. Arada sirada gorusuruz. Gazetelerin yazdigi gibi bir canavar degil. Evet, sorunlari var. Hallolmasi da guc. Fakat cocuguna eziyet etmeyi aklinin ucundan bile gecirmiyordu. Bir ceza degildi uyguladigi. Eziyet etme amacini da tasimiyordu. Bir tur deney... Fazla ileri gittigini dusunerek sustu. Recetesini cikarip ona Prozac benzeri, duzenleyici bir hap yazdi. Diyet yapmasini, ickiden uzak durmasini onerdi. Cem apartmandan ciktiktan sonra hemen eve gidemedi. Agir bir gun gecirmisti. Durduk yere ciddi bir tibbi bakimdan gecmisti. Yakinda safrakesesi ameliyati olabilirdi. Asansor fobisinin altinda yatan her neyse tum hayatina yayilmis olabilirdi. Babasi, annesi, cocuklugu, ve hatta doktora anlatmadigi bir cok sey kafasinin icinde cirit atmaya baslamisti. Yalniz hissetmisti. Cok yalniz. Butun bu olup bitenlerle basa cikacak gucu kendinde bulamadigini farketti. Esra'ya vardiginda onu nese icinde karsilayan Burcu'yu kucagina alip derin derin kokladi. Onun babasi olabilirdi. Neden kaciyordu ki. Esra'nin sevkatli bakislari ile karsilasinca yillardir giydigi maskesini saniyenin binde biri bir surede yuzune geciriverdi. Cikis yok! (Utanc karti!) Esra'ya yasadigi gunu ayrintilariyla anlatti. Tum teshisleri de aralara sikistirdi. Bu teshisleri ve yasaklari hic umursamiyormus gibi anlatiyordu ve lafi psikiyatristin verdigi degerli ipuclarina getiriyordu aklinca; fakat ne Esra aptaldi ne de o bu sefer gercekten saklamaya calisiyordu. Esra onu teskin edecek yontemleri biliyordu. Doktorlari ciddiye almasi gerektigine ikna etti. Hatta onu ertesi gun tahlile kendisinin zorla goturecegini ve gerekirse ameliyatinda da bulunacagini, birazcik kesilmesinin belki yararli olacagini bile soyledi. Sakayla karisik kizginligin altindaki sevkati gormemek icin kor olmak gerekiyordu. Kor degildi. Sadece gucsuzdu. Saglik meselesini hallettikten sonra ipuclarini degerlendirmeye basladilar. Kacik babaya, Mahmut Bey'e nasil ulasacaklarinin planini yaptilar. Ve ertesi gun, basarili plan meyvelerini vermeye basladi: sabah adamdan randevuyu almisti bile! Simdi merdivenlerin son basamagina geldiginde acaba asansor fobimden kurtulursam, boyle dik merdivenleri cikmak zorunda kalmazsam, hareketsizlik, kalbimi daha mi kotu etkiler diye dusunuyordu. Fobisine bir sempati duydugunu hissetti. Belki de ruhsal yapisinin oyle bir kapali sistemi vardi ki, bir kismiyla oynayinca her sey zincirleme degisikliklerle cokecekti. Bu da hayatin cilvesiydi. Kapiyi Mahmut Bey acti. *** Once gecmis olsun demek istiyorum. Gazetelerdeki uzucu haberler umarim sizi cok yipratmamistir. Fakat insanlari bilirsiniz, bu gun buyuk bir istahla okuduklari haberi bir hafta sonra hatirlamazlar bile. Her gun yeni bir seyler oluyor. Ben, telefonda da sozunu ettigim gibi deneylerinizle ilgileniyorum. Sonuclarini merak ediyorum. Insanlik icin cok onemli olabilecek bu bilgilerin gun isigina cikmasini arzuluyorum. Evet ben de gazeteciyim fakat sizin rizaniz olmadan ve siz gormeden tek bir satir bile yayinlamayacagima soz vermistim biliyorsunuz... Cem iyi gidiyordu. Adamin fazla bir sey soylemesine firsat birakmadan onun zihninin icine giriyor, onu dunyada anlayan tek kisi kendisiymis izlenimini basariyla yaratiyordu ki Mahmut Bey uzun sure konusmayan insanlarin acemiligiyle sozcukleri yanlis yerlerinde vurgulayarak araya girdi. Calismalarim hakkinda ne biliyorsunuz? Iste en zor kisma gelmisti Cem. Bir gece once Esra ile ellerindeki ipuclarini bir araya getirip acayip bir senaryo yazmislardi. Ve tum yollar bir noktada kesisiyordu. Tanri'nin sozcukleri. Bu iki kelimeyi soyledikten sonra Mahmut Bey'in yuzune bakarak beklemeye basladi. Tepkisiz bir sekilde bekliyordu Mahmut Bey. O anda, hastalikli zihninden kim bilir neler geciyordu. Cem elinde olmaksizin gerildi. Gozlerini ayirmaksizin ortami kolacan etti. Mahmut Bey tehlikeli olabilir miydi? Hele yanilmislarsa, Tanri'yla falan bir ilgisi yoksa yaptiklarinin... Fakat psikiyatrist de bunlarin birer deney oldugunu ve bu konuda baska seyler bildigini soylemisti, ayrica Esra'yla karistirdiklari ktaplarda da benzer deneylere rastlamislardi... Fazla bir sey elde edemedim. Daha zamana ihtiyacim vardi. Cem derin bir nefes almisti. Aklinin montaj masasinda derginin sayfalari kurulmaya baslamisti bile. Mahmut Bey'in golgeler icindeki bir pozu, karanlik odanin kapisi, gecmiste baskalarinin yaptiklari deneylerle ilgili kutular... Mahmut Bey bir yandan anlatiyor bir yandan da odanin icinde yuruyordu. Kafasi mesgul bir bilim adami gibiydi. Cem teybinin alicisini sonuna kadar acmis olmasina ragmen bir yandan da not almayi ihmal etmiyordu. Hic bir seyi kacirmaya niyeti yoktu. Mahmut Bey karmakarisik bir sirayla anlatiyordu. Belli ki bunlari ilk kez birisiyle konusuyordu. Bu calismanin kokeni cok eskilere dayanir. Neden farkli diller konusuyoruz? Cunku cezalandirildik. Babil'de. O kulenin insasi her seyin sonu oldu. Tanri Adem'e tum kelimeleri tek tek ogretti. Cennetin diliydi bu. Hayvanlarin, agaclarin anladigi dil. Sema anlayamadi beni. Ne kadar onemli bir sey oldugunu anlamadi. Ben O'nunla konusmak istiyorum. Soracaklarim var. Yildizlari, olumu ve cenneti gormek, anlamak... Bu calismanin kokeni cok eskilere dayanir. Baskalari da denedi. Fakat yakayi ele verdiler. Bir cocuk nedir? Bir melek degil de nedir? Bir melek bilmeyecekse cennetin dilini kim bilecek? Fakat unutuyoruz. Bu lanetli dili ogrendikce unutuyoruz. Tanri'nin dilini ogrenmenin tek yolu vardir. Bir cocuga hic bir dili ogretmemek. O zaman ne olur? Sema aglar. Durmadan aglar. Ona defalarca anlatmaya calistim. Susmamiz gerektigini. Sessiz olmamiz gerektigini. Cocugun biz fanilerin dunyasindan hic bir sozu duymamasi, bilmemesi, ogrenmemesi gerekiyor. Ancak o zaman... O zaman kacti Sema. Cocugu da alip kacti. Ona ad verdi. Ne hakla! Ne hata... Daha bir yasina basmadi. Tanrinin sozlerini soyleyemeden gitti... Melegimin kanatlari yok artik. Artik Sema da yok... Aniden Mahmut Bey'in ablasi eve gelmeseydi belki daha cok fotograf cekecekti, fakat cektikleri de yeterliydi. Abla gazetecinin salonlarinda oturdugunu gorunce beti benzi solarak hangi gazeteden oldugunu sordu ve kibarca onu kapi disari etti. Oysa Cem haberin sonunu baglamisti bile... *** Cem bantlari cozup yazisini yazdiktan sonra keyifle basligi atti: Tanri'nin Dilini Arastiran Adam! Bilgisayar ekranindaki dergi sayfalarini gozden geciriyordu. En son paragrafta cocugun alti ay kadar karanlikta kaldigi icin gorme sorunu yasadigini fakat atlatabilecegini, eger biraz daha dunyadan yalitilmis bir bicimde yasasaydi gorme ve konusma yetenegini kaybetme riski oldugunu fakat annenin kacisi ile cocugun sagligina kavusacagini yazmisti. Mutlu sonun okuru rahatlatacagini dusundu. Haberi zenginlestirmek icin uc tane de kutu yapmisti. Birinci kutu uygarliktan uzak kalmis, bir bicimde yalitilmis cocuklarla ilgiliydi. Bir baska kutu, tam Mahmut Bey gibi bir amacla hareket eden bir katolik papazin oykusuydu. Ucuncu kutuda da... Sigarasini yakip derin nefesler alirken icinde bir yerlerde bir seylerin kaydigini hissetti. Agzina acimsi bir tad geldi. Basi donerken Esra'nin telefonunu tusluyordu. *** Basi hala donuyordu. Korkunc bir kuyunun icinden debelenerek, zor zar cikmisti. Basucunda ne zaman gozunu acsa Esra'nin hayalini goruyordu. Zaman duygusunu yitirmis gibiydi. Ilk sozleri Burcu'yu kime biraktin? olmustu. Daha sonraki uyanislarinda yaziyi dergiye teslim edip etmedigini sordu. Aksama dogru ayilmisti fakat yine de yorgun bir uykuya daldi. Uyurken dusunebildigini fark etti kisa bir sure. Narkoz olumun benzetimi... Fakat Cem icin ertesi gun pek parlak baslamadi. Hastabakicinin getirdigi dergide yazisinin olmadigini gorunce sinirlendi. Hemen genel yayin yonetmenini aradi. Dikislerini sizlatan bir sesle, kibar olmaya calisarak, isini neden kestiklerini sordu (Mahmut Bey'in ablasi!). Aklinda firil firil donen sorular... Genel yayin yonetmeni soruyu duymazliktan gelerek gecmis olsun dedi. Aksamuzeri ugrayacagini, o zaman konusabileceklerini, gerci durumu Esra'ya anlattigini soyleyip Cem'i yatistirmaya calisti. Esra iceri girer girmez ona durumu anlattirdi. Isin ic yuzu aydinlandiginda yine baltayi tasa vurdugunu anladi. Tahmin ettigi gibi Mahmut Bey'in ablasi duruma engel olmustu. Bizzat dergiye giderek buyuk patronla konusmus ve bu haberin yapilmamasini rica etmisti. Onemli bir asker ve devlet adaminin oglu olan Mahmut Bey'in dramini anlatirken aba altindan sopa gostermeyi ihmal etmemis, konustuklari sirada ust duzey birinin patronu aramasini da saglamisti. Zaten haber de gozden cikarilmayacak bir haber degildi ve olay kapanmisti. Peki ayrintilar? Mahmut Bey neden delirmis? Babasi kimmis? Karisinin ailesi? Cem hala hikayenin ayrintilarini merak ediyor, kafasindaki dosyayi kapatabilmek icin baska bilgilere de ihtiyaci oldugunu biliyordu. Esra sabirla anlatmaya giristi: Mahmut Bey gencliginden beri tuhaf bir cocukmus. Ruhsal yapisi zayif, ice kapali, zaman zaman vehimlere kapilan (ablasinin deyimleri bunlar, bence bal gibi sizofren) bir cocukmus. Aslinda tum gunlerini resim yaparak, ya da kitaplarin sayfalarini karistirarak gecirebilirmis. Fakat peder bey bu durumu bir turlu kabullenmek istemiyormus. Doktorlar durumun ancak bu kadar iyi olabilecegini, daha fazla bir sey beklememesi gerektigini soylemisler ama dinletememisler. Oglunu evlendirmeyi ve olmeden once kucagina bir torun almayi kafasina koymus bir kere. Sema'yi kimsesizler yurdundan almislar. Sema iyi bir kiz. Liseyi bitirmis, oturup kalkmasini bilen, eli yuzu duzgun, talihsiz bir kiz. Biliyorsun onsekiz yasina gelince yurdun kapisinin onune koyuyorlar cocuklari. Kisacasi kizin basina talih kusu(!) konmus. Mutevazi bir dugunle evlendirmis oglunu yasli adam. Oglunun durumunda ise sanki bir duzelme var gibiymis. Hatta kisa bir sure sonra Sema hamile kaldiginda ev halki bayram etmis. Dogacak cocugun kotu giden her seyi duzeltecegini umuyorlarmis. Fakaaat torununu kucagina almasina az bir zaman kala yasli babanin kalbi iflas eder ve babasiz kalan Mahmut Bey agir bir uykudan uyanir gibi silkinir, kendini gecenin koynunda bulan bir cocuk gibi panige kapilir ve derinlerinde gizli olan ruhsal akimlarin girdabina kapiliverir. Sonrasi bildigin hikaye. Dogar dogmaz cocugu odasinda karanlikta birakmak icin onlemler alir. Disaridan ses gelmemesi icin odasini iyice yalitir. O kadar siki sikiya ayirir ki cocugu dis dunyadan, bebek havasizliktan avaz avaz aglar gunlerce. Mahmut Bey sadece karisinin odaya girmesine izin verir. Tabii kendi gozetiminde. Konusmak yine yasaktir. Ninni soylemek, cocugu oksamak hep yasak. Onceleri Mahmut Bey'in ablasi bebege cok duskun oldugunu dusunur fakat Mahmut Bey sabukladikca Sema durumun kotuye gittigini anlar ve cocugunu kurtarmanin yollarini arar. Abla ile de konusamaz cunku o eve adimini attigi gunden beri ablanin soguk ve dusmanca bakislari altinda ezilip durmus. Atesli oldugu bir gun bebegi hastaneye goturur ve hemen psikiyatri bolumune kosup kocasinin durumunu anlatir. Bu sekilde kurtulmus olurlar. Cem hikayenin geri kalanini dinlerken hala kafasinin icindeki dergi sayfalarini susluyordu. Hala bunun muthis bir haber, iyi bir hikaye oldugunu dusunuyordu. Bastan sona tuhafliklarla dolu bir hikaye. Bir takim sapkin papazlarin ayni amacla Mahmut Bey gibi yeni dogmus cocuklari dunyadan yalitma hikayelerini de biriktirmisti. Degisik zaman dilimlerinde, baska baska ulkelerde benzer ulkunun pesinde kosan ëkacik'larin varligi Mahmut Bey'in deliligine farkli bir boyuttan bakmayi zorunlu kilacakti. Paylasilan bir delilikten daha tehdit edici ne olabilir ki? *** Cem bir hafta sonra, tam olarak iyilestiginde bir takim kararlari kendiliginden vermis oldugunu sasirarak farketti. Acaba narkozun etkisi mi diye bir sure suphelendiyse de (narkoz: olup yeniden dogmak!)su asansor fobisinden baslamali diyerek Aksaray'daki apartmanin merdivenlerini bir kez daha tirmanmaya basladi. Fakat bu sefer Mahmut Bey icin degil, kendisi icin tirmaniyordu. Esra icin, belki Burcu icin. Bu sefer cemberi kendisi icin daraltacakti.
|
