Büyümek

  Amacsizca - Su Ufuk Uslu

 

I

Iki yil kadar onceydi. Bir sabah, posta kutumda pembe bir zarf buldum. Izmir'den Nesrin bir kart gondermisti. Kartta anlamini yalnizca ikimizin cozebilecegi birkac cumleden sonra bana yakinda bir surprizi olacagindan soz ediyordu.

Ya da belki boyle degildi. Belki bir bahar sabahi Nesrin'den boyle bir kart almamis olabilirim. Belki de boyle bir surprizi oldugundan bana telefonda soz etmistir. Belki onun Izmir'deki evinde yaptigimiz uzun kahvaltilardan birinde konusmusuzdur... Simdi bunu hatirlamak guc. Onemi de yok.

Onemli olan, bir yollu Nesrin'in surprizinden haberliydim ve bunu unutacaktim. Ta ki bir gun kapinin zili erken saatlerde beni yatagimda uyandirana kadar... Kapi ve telefon caldiginda genelde yaptigim gibi uyumaya devam ettim. Kapinin calmasi nicedir sinirlerimi iyiden iyiye bozar olmustu. Dupeduz ofkeleniyor, cogu kez de acmiyordum. Yakin dostlarim bu durumu bildiklerinden uzun uzun calarlardi kapiyi. Bu kez de oyle oldu. Birkac dakika direndikten sonra yataktan cikip kapiyi actim. Nesrin'di gelen. Elinde silindir seklinde 50 cm yuksekliginde bir paketle karsimdaydi.

"Kalk adam, kalk diyorum sana! Titre de kendine gel. Al bakalim sana soz ettigim surprizim."

 

II

Bir aksam evde oturup John Digweed dinlerken Gurcan,
"Biliyor musun, Semiha Londra'dan Tibet'e serce parmagim buyuklugunde bir penis getirdi" dedi. Kikirdamaya basladik.
"Semiha kim?" dedim.
"Aman canim kim olacak, Tibet'in sizofren arkadasi. Hani Tibet'le otururken bize geldiginde, zaman zaman evde karsilastigin depresif kadin"
"A aa, ne curet?"
"Isin o yanini ben de kurcalamadim. Ancak isin daha komik yani su... Bu kucuk penisi ici su dolu bir kaba koydugunda buyumeye basliyor."
"Nasil yani"
"Bayagi buyuyor iste. Sanirim suyu emen kaucuk gibi bir madde... Ancak gunler icinde oluyor bunlar. Zamanla penisin uzerinde cesitli yuzler beliriyor." Guluyoruz.
"Peki sen nasil tepki gosterdin?"
"Nasil olacak? Senden ayrildiktan sonraki hayatin iste bu penisi andiriyor dedim ona. Giderek su alip sisiyor, gittikce uzerinde korkunc yuzler beliriyor ve agirlasip batiyor. Ek olarak kendini bilmez bazi zevzeklere ilginc gelse de, dogasi giderek bozuluyor." CD bitiyor. 7. track'i yeniden dinlemek uzere uzaktan kumandaya uzaniyorum. Gulmekten gozlerimde biriken yaslar nedeniyle kumandayi cift goruyorum.

 

III

Nesrin geldigi gibi aniden gitti.

Masanin ortasinda taban capi 20-25 cm, yuksekligi 50 cm civarinda pleksiglas, saydam silindirik bir fanus var. Ust kapagindaki kucuk birkac delik disinda fanus tamamiyla kapali. Tabaninda birkac cm yuksekliginde toprak ve ortasinda dort yapraktan olusan bir bitki var. Iste Nesrin'in surprizi!

Dogayi da bitkileri de sevmem ben. Dogam geregi sevmem. Doga hayatin ziddidir bana gore. Temel ilke devamliliktir cunku onda. Yasam bu devamlilik ilkesi icin yalnizca bir bilesendir. Dogayi sevmem. Yasayan hicbir seyin de sevebilecegine inanmam. Buyumek gecersizdir onda, degismek de. Varsa yoksa sureklilik ve tekrar. Dogan olecektir. Yagan buharlasacak. Yasayan curuyecek. Ayrisacak ve tam tersi... Ancak degisen hicbir sey olmayacak.

Ustelik bitkilerden korkarim hem. Mesela evde bitki bulundurmam hic. Salonda onlar saksilarinda soluk alip verirken arka odada uyuyamam. Yapraklari isiga, sese, neme karsi bu kadar hassasken ucuncu turun dilsiz tanikliginda guven icinde hayatimi surduremem. Ve Nesrin'in surprizi...

Ama ne surpriz! Ben masanin ortasindaki silindire bakarak bunlari dusunurken Gurcan geldi. Evde kapi pencere kapali beni yaratikla basbasa gorunce gulmeye basladi. Durumu ona aciklamaya calisirken yaratik karsisindaki dehsetim giderek artti. Gurcan'in durum karsisindaki alayci tavri da oyle. Neyse cok gecmeden gelen telefonlarla gecenin plani yapildi ve disariya ciktik.

Eve geldigimde koridordan sizan isigin yari aydinliginda salonda gozume ilisen ilk sey bilin bakalim neydi? Ruhumda baslayan catisma buyuk bir gurultuyle buyuyordu.

Nesrin belli ki uzun uzun dusunup planlayarak secmisti bu hediyeyi. Amacladigi seyi gormek ve bunun icindeki hainligi sezmek pek o kadar guc degil. Beni hem egitmek, hem cezalandirmak istemisti kurnazca. Yasayan bir seyle beni direkt iliskiye sokarak bir terapi sureci baslatmak ve giderek artan sosyopatolojik saplantilarimdan kurtulmami saglamak istemisti. Bunu yaparken de turlu "simariklik"larimla (!) coktandir hayati zehir ettigim tum dostlarim adina bir intikami hedeflemisti. Ikimiz de cok iyi biliyorduk ki bu bitkinin basina herhangi bir sey gelirse Nesrin ciddi bir rezalet cikaracakti. Boylesine inceden dusunulerek secilmis bir armagan, onu sunan kisiye duyulan saygi nedeniyle bile uzun sureler korunmaliydi. Hem zaten basina gelebilecek her turlu kazaya karsi guvenlik onlemleriyle donatilmis bir armagandi bu. Hicbir seye ihtiyac duymadan yasayip buyuyordu. Onun icin yapilmasi gereken tek sey yilda bir kez sulamak disinda onu unutmakti. Bitki, kapali bir sistem olusturan fanusu icinde kendi ekolojik dengesini kurarak hayatini surdurebiliyordu. Yapraklardan ve topraktan buharlasan nem, fanusun ic yuzunde yogunlasarak yeniden topraga donuyordu. Ta ki kapaktaki kucuk deliklerden olusan nem kaybini bir yil sonra yerine koyuncaya degin. Bu durumun benim icin bir sinav oldugunu dusunmeye baslamistim. Boylesi bir sureci anlamsiz bulmama ragmen onunla yasamayi, ya da unutmayi becermeliydim.

Bitki hakkinda bilmedigim bir sey vardi. Nesrin, bir gizem birakarak benim iflah olmaz merakimi koruklemek istemisti.

"Yilda yalnizca bir kez sulaman gerekiyor. Yalnizca bir kez de her seyi tersine cevirmen." Bunun ne anlama geldigini aciklamamisti.

"Zamani gelince her seyi kendisi anlatir" demekle yetinmisti.

El mecbur bu bitkiyle yasayacaktim. Gercekten Nesrin'in cikaracagi rezaleti gogusleyecek gucum yoktu. Rezalet cikarmak konusunda Gurcan'dan sonra tanidigim en iddiali kisilerdendi. Bu olaya nasil cinayet susu verecegini, kisisine gore ne tip hazin detaylarla besleyerek anlatabilecegini ve beni nasil bir caniye donusturebilecegini tahmin edebiliyordum. Sonra eve gelecek telefonlar, 'cok kalpsizsin'ler, 'Nesrin'e bunu nasil yaparsin'lar... O da uzaktan butun bu olanlara kis kis gulecekti.

Bu nedenle bitkiyi evin goz onunde olmayan bir kosesine koydum ve unutmaya calistim. Unuttum da. Vucudunuzun kimsenin goremeyecegi bir yerinde iflah olmaz bir yara oldugunu bilerek yasamak gibiydi onu unutmak. Geceleri su icmek icin uyandigimda onun bulundugu odaya girmeden once elimle yoklayarak isiklari acip o yana bakmadan geciyordum salondan. Sanki derin fisilti ve ugultularla icten ice surekli konusup solur gibiydi. Yapraklarindaki ve govdesindeki iletim kanallarinda hareket eden sivilarin sesini duyarak uyaniyordum bazi geceler. Ya da sabahin ilk saatlerinde klorofillerden gelen ince citirtilar... Bazi gunler fanusu alip asagi yukari sallayarak koklerini gormeye calisiyordum. Beni taniyanlar icin bitki ve ben alay konusu olmustuk. Gun gecmiyordu ki benim ve onun basindan gectigi iddia edilen yeni bir hikaye telefon ve net uzerinden tum kente yayilmasin. Tibet yurtdisina gidip gelmis, giderek amorf bir hal almisti. Gurcan ve ben habire beynimizin kimyasi ile oynuyorduk. Gunler bildik sekilde akip geciyordu, etrafimizdaki herkes step by step deliriyordu. Bunlari baska bir zaman anlatmak uzere erteliyorum. Gecen gunlerle birlikte bitki de canavarca bir hizla buyuyor, kucuk sekilsiz cicekler aciyor ve bu cicekler kisa surede siyah tohumlara donusuyordu. Fanusun her noktasi tikabasa yesil yapraklarla dolmustu. Tedirginligim giderek artiyordu. Nesrin Izmir'de idi ve uzun suredir gorusemiyorduk. Telefonu ne zaman arasam mesguldu. Durmaksizin net'te chat yapiyordu. Bu yamyam bitkinin daha ne kadar buyuyecegini merak ettigim gunlerde bir sabah yesil yapraklarin sararmaya basladigini gordum. Sonraki gunlerde yapraklar cogaldiklari hizda, hatta daha da hizli sararmayi surdurdu.

 

IV.

Iki yil kadar onceydi, aradan cok zaman gecti. Gurcan'la hala oturup yuksek sesle muzik dinleyip olup bitenlere kikirdiyoruz. Telefonlar surekli caliyor. Acele planlar yapip evden cikip cok gec saatlere kadar disarida kaliyoruz. Pek cok arkadasimiz oradan oraya savruldu. Olup bitenler bizi biraz buyuttu. Nesrin Izmir'de hala. Bazi sabahlar posta kutumda mektuplarini, kartlarini ve kucuk surprizlerini buluyorum. Tibet yurtdisina yerlesme hazirliklari icinde. Kendini ici su dolu bir tanka birakarak hayatin disinda kalmak istiyor. Bu tanki sinir otesinde bulacagini saniyor. Belki haklidir. Bir gun ona o penisin nereye kadar buyudugunu ve sudan ciktiktan sonra ne oldugunu sormak istiyorum. Yeniden eski haline gelinceye kadar kuculdu mu acaba? Keske boyle suya atinca buyuyen kollarimiz bacaklarimiz yuregimiz bobregimiz olsa ve sudan cikinca kurusak. Yeniden eski halimize donsek. Sonra yeniden suya salindigimizda...

Canavar bitkiye gelince... Artik yok. Yapraklar sararmaya basladiginda bu salgin bir hastalik gibi butun bitkiyi sardi ve kisa surede tamamiyla kurudu. O zaman Nesrin'in her seyi tersine cevirmekten neyi kastettigini anladim. Tamamiyla kuruyan bitkiyi fanusuyla bir kum saati gibi cevirmem gerekiyordu. Toprak kuru yapraklari ve tohumlari ortecek ve her sey yeniden baslayacakti. Sonra ilk filizle birlikte bitki yeniden buyumeye baslayacakti. Bunu anlayinca bir gun butun olasi rezaletleri goze alarak elimde fanusla dogru mutfaga gittim ve kapagi acarak icindeki her seyi cope bosalttim.

 

V.

Gurcan'la muzik dinliyoruz. Telefon caliyor. Ortak bir arkadasimiz arayan... Birbiriyle celisen ve gercekle ilgisi olmayan onlarca sey soyluyorum ona. Gurcan kikirdayarak,

"Inanmiyorum sana oolum, yine ortalik birbirine girecek, neden boyle yaptin ki? Bak sana soyluyorum ben kesinlikle ugrasmayacagim olacaklarla ve habersizmis gibi davranacagim" diyor. uzun uzun guluyoruz. "Kendine gel artik koca adamlar olduk" diyor. Muzigin sesini yukseltip her seyin tersine cevrildigini dusunuyorum.

 

 

Hosted by www.Geocities.ws

1