
Büyümek
| Yaz
Buyumesi - Buket Turkmen
Mavi denizin eski Rum evleri ve sekilsiz apartmanlarla bulustugu bir ilcede tanidim seni. Yazlari ailece gittigimiz bu yer benim icin yaz tatili, senin icinse yasamin kendisi, dunyanin merkezi, hayatin gectigi yerdi. Beraber gecirilen yazlarla buyuduk. Oyunlarin yerini sohbetlerimiz almaya basladi buyudukce. Beraberce kurulan hayallerimize denizin siriltisinin disinda, yavas yavas gunes batarken, sularin kumsalla oynastigi noktaya cektigimiz sezlonglarimizda oturarak ictigimiz biralarimiz eslik etmeye basladilar. Sen kislari pek icmezdin, ben de... Kucuktuk zaten "kislari da icmek" icin. Alkol, daha dogrusu bira ve en fazla sarap, yaz tatillerine ozgu bir minik ozgurluktu. Ask da oyle... Kislari dondugumuz kiz okullarimiza, yazin asik olduklarimizin hayallerini tasirdik. Ben o koca sehirde, denizin tuzunun biranin tadina karistigi gun batimlarini yeniden yeniden yasardim derslerden bunaldikca, firtinanin sesine aldirmadan. Seninse o donemlerde, o kis gunlerindeki halini hayal bile edemedigim ilcede ne yaptigini bilemezdim hic. Bilmek ister miydim, emin degilim. Sen yaz arkadasimdin benim, o ilce ise yalnizca yazlari vardi. O donemlerde de sezer miydim benden baska bir dunyada yasadigini? Ne bileyim? Aslinda herseyimiz ayniydi: ayni oyunlari oynardik cocukken, ayni seyleri giyerdik, ayni cocuga asik olduk ilk kez, ve ilk kez bu yuzden kustuk. Sonrasinda nasil barismistik, hic hatirlamiyorum, onbir yasinda miydik neydik... Sonra ayni kaygilari tasidik buyumenin getirdigi carpintilarda. Hem hayallerimizi de paylasmiyor muyduk? Ayni danslari etmiyor muyduk, yakamoz bile ayni degil miydi sarkilarimiza eslik eden? Nereden yakalayabilirdik ki farki? Bir orta sinif yazligin yeni yetme kizlariydik iste, yaz tatili yasamaktaydik. Ve de buyumekte yavas yavas. Kadin olacagimizi, ve kadin olmanin ne getirecegini bilmeden, hevesle buyumekte... Bir donem sonra romantizm de yetmemeye basladi tabii... Delirdik beraberce! Daha dogrusu sen gitgide delirmeye basladin, ben de mecburen uydum. Delilik gunlerimiz diyecegim donemimiz basladigi zaman, olumlerden donmelerimizin altinda yatan, senin gitgide bir takinti haline gelen surekli sinirlari zorlama durtundu. Artik araba kullaniyorduk ve sanirim en buyuk hatalari, sana bir araba vermek olmustu. Her yeni buyuyup de dis goruntusunun hapishanesine kapatilan genc kadin gibi, bir ortu olarak benimsemistin arabani, gitgide seni belirlemeye baslayan kadinligini gizledigi icin, geceleri gec vakitlerde guvenle sokaklarda olmani saglayan o metal tesetturunu pek sevmistin. Basip-giderdin, yaninda da ben, tatilini gecirip cekip-gitmis yaz askinin ardindan, Ankara yolunu tuttururdun gecenin bir yarisi, benzinin bitip benzincide durana dek ikiyuzle giderdik yollarda, ve o saniyede ben direksiyona gecer, seni biraz uyuman konusunda ikna eder, ilceye tipis tipis geri gotururdum. Nereden bilebilirdim senin mahpuslugunun sinirlarinin orasi olacagini ben? Nereden bilebilirdim ki gittigin yerin bir sevgilinin yani olmaktan cok, sadece uzaklar oldugunu? O yazin sonunda gittim universite okumak icin baska bir ulkeye. Yuksek lisansiydi, isiydi derken, yedi yil kadar gorusemedik. O yedi yilda, buralardan cok uzakta, yalnizlikla orulu, bambaska bir buyume surecine girdim. Ilk baslarda mektuplarla sana da tasiyordum bu sureci, sen ise bana gitgide uzak mektuplar yazmaya baslamistin. Son aldigim mektupta bir suredir birlikte oldugun kisiden ayrildigini, detaylara girmeden kisaca anlatiyor, ve ustu kapali bir bicimde cok yakisikli bir gencin ideal koca adayi olmasindan soz ediyordun. Sana yazdigim cevapta biraz kati oldugumu, en azindan senin icinde yasadigin sureci anlamaktan cok uzak oldugumu kabul ediyorum: aklini basina devsirmeni ogutlemistim cok bilmis ve gormus-gecirmis bir abla edasiyla. Hayatta verecegin kararlarda dikkatli olmani soylemis, onceden belirlenmis cizgilerin disina cikabilecegini hatirlatmis, senin akilliligindan, ozgur ruhundan dem vurmustum. Yillar otesinden yolumu isitan minik ozgurluk tanrima bir ufak yakarmaydi sanki bu, gozumdeki resmini bozmamasi icin. Biraz ukalacaydi, kabul, fakat su kadarini soylemeliyim ki, o kadar uzaktayken, bazen icine sinsice alindigimiz o tatli uyusuklugun aglari cok daha net gorunur. Soylediklerimin tonu oldukca sert olmakla beraber, hakli oldugumu dusunuyordum. Bunu yillar sonra, senden tek bir mektubun bile gelmedigi dort yildan sonra bir kez daha aciyla anlayacaktim. Bu arada bu son mektupta nereye kadar sana olan hayranligimin verdigi destek, nereye kadar tam da bu hayranligin, her hayranlik gibi, seni herseyden fazla cendereye almasi vardi, bilemiyorum. Sonucta yedi yil aradan sonra gelip buldugum kasaba, gitgide daha da modern apartmanlarla dolmus, sekilsizligiyle bir huzun havasi tasiyan mahalleler icinde yolumu zorla bulur olmustum. Gelir-gelmez evinin yerini, telefonunu arastirmaya koyuldum. Butun o sessizlikle gecen dort yilin ardindan, beni gorunce yine eskisi gibi parlayacaklarindan emin oldugum gozlerine bakacak, neler yasadigimi anlatacaktim, seni dinleyecek, turlu deliliklerine saskinlikla bakakalacaktim. Ve sen...Bana neler neler anlatti senin piriltilarini hala saklayan, ama delilikleri huzunle maskelenmis bakislarin! Dul kalman degildi, ne de olsa evlenivermistin onca flortun ardindan son sevgiline tepen atip, ilcenin en yakisikli genciyle, "adam psikopat cikinca" da ayrilivermistin, ne vardi yani, asik falan da degildin zaten. Evlenmek gerekiyordu, evlenmistinÖ Bana kizdigin dogruydu o son mektuptan sonra, birsey anladigim yoktu, ne yasadiginizdan haberim bile yoktu. Sonucta aslinda gozlerindeki isigi sonduren dulluk falan degildi. Gozlerindeki isigi, bizzat "onlar" sondurmuslerdi: dost diye bildigimiz, eglence kaynagimiz o sevgi yumagi kalabalik. "Onlar"la benden cok gizli bir yerlerde surekli mucadele etmissin sen, ben nereden bilecektim bu yaz tatillerinin dayandigi o yipratici mucadeleleri? Hepimizin bir sekilde ister-istemez ucundan-kosesinden, sadece eglenme iznini alabilmek icin bulastigi mucadeleyi sen her an ve her yerde, her boyutta etmeyi aliskanlik edinmistin. Susarak. Sessiz ve inatci bir mucadeleydi bu. Sinirlari zorlama istegin hep bundandi, bundandi her zaman benden daha cesur olman. Daha kalin duvarlari yikmak icin, daha temelde mucadeleler vermekte gizliydi senin gucun. Birlikte gittigimiz karanlik koydaki yeni acilan restoranda, dort senedir bir dul olarak kapandigin evden yeni yeni bu sene cikmakta oldugunu anlattin. Seninle oturdugumuz o masaya cevrili bakislar altinda yemegimizi yiyip sarabimizi bir suclu gibi icerken, durmadan, alcak sesle konusuyordun, sanki utanilacak birseyler soyler gibi - utanc her zaman yanlis adreslerde kendine yer bulur konaklamak icin. Kadin olmaktan soz ettin. Kadin olmanin ne oldugundan, benim asla bilmedigim bir kadinliktan soz ettin. Bir kismimizin bilip de hep bilmezlikten geldigimiz, bizden coook uzaklarda oldugunu dusundugumuz, gecistirip, sirasinda dalga unsuru yaptigimiz o acaip baskilardan, ofkenin siddete donustugu mantik otesi sarhosluklardan, herkesin ortasinda asagilanmaktan, sozunun dinlenmemesinden, ve butun bunlarin yaninda gorunmez olmaktan soz ettin. Ayni dunyada yan yana duran farkli yaratiklardik, bunca beraber ve bunca apayriydik. Gorunmezligin ortusuyle seni ortmuslerdi, seni gormek, varligini bilmek, basini dik bulmak istemiyorlardi. Seni kapatmislardi her anlamda. Ve sen, bunu kabullenmistin. Neden kabullenmistin, hic anlamadim. Hicbir zaman hicbirinizi anlamadim belki de, belki sen haklisin ama bunu soylemeye dilim varmiyor. Seni kapatanlari, hepsini taniyordum. Aralarinda kuzenlerim de vardi, birlikte buyudugum bir suru arkadasim da. Universitelerini bitirip gelmislerdi ilceye ve burada yasiyorlardi. Hepsi iciyorlardi yan masalarda, bana selam verip senin de hatirini sorarlarken, zoraki bir nezaketle gorusme isteklerini dile getiriyorlar, "es"leri ise nazikce gulumseyip suskun bir edayla oturuyorlardi. Bu esler aciktan aciga bir cinsel imgeye gonderme yapan, modaya uygun minik elbiselerinin dekolteleri ardina, hicbir cinsel hazzin sizamadigi puritenlik ve zorbaligin kurbani hayatlarini gizlemislerdi. Bakimli yuzleri, saclari ve minik cantalari ile uzerlerinde tasidiklari markalarin mankenleri kadar kusursuz ve mutlu gorunuyorlardi, ve hersey yolunda gibiydi hayatlarinda. Hersey yolundaydi, televizyondaki reklamlar misali, gulumseyen yuzler ve guzel kizlarla dolu bir Hollywood dizisi cevirmekteydik. Surflerimizi yuklenip plaja gider, geceleri barlarda ickilerimizi icer, deliler gibi danslar ederdik gece elbiselerimizin icinde, artik buyumus guzel kadinlar olarak...Ta ki... Yakamozu izlemek ve eski yeni-yetme kizlar gibi dans etmek, neseyi sonsuza kadar surecekmiscesine, ter icinde kalana kadar etrafa yaymak, ta ki icilen alkole bir turlu tasiyamadigi o agir yuku, surekli kadininin ahlak gardiyani olma yukunu, "erkek olma"nin gorunmez ve yazisiz kati kurallarinin agirligini yukleyen o sevgili erkek arkadaslarimizdan biri, o yuk kadar guc tasidigi alkol gobeginden beklenmeyecek bir ceviklikle atilip, kadinini, biricigini, pistin ortasina firlatana dek... O bircok mini elbiseden birinin cirpinisi bir dans olabilirdi o sicak ulkelerin muzigine eslik eden, ve onun eteklerine de bu yakisirdi; oysa o eteklerin altindan gorunen guzelim bacaklar, uzerine inen tekmeler karsisinda morarmis, o guzelim saclar cekilmeye hazir ve cigliklar muzige eslik ederken, hepimiz saskindik. Yoksa tek saskin ben miydim? Tek midesi bulanan ben olamam, beraber buyuduk, kendinize gelin! Midem bulaniyor, fakat tuvalete bunun icin degil, bir kurtarma ekibi olarak kizi arka kapidan kacirmak icin dolusuyoruz. "Oldurecek kizi hayvan!" diyorlar. O'ndan soz ediyorlar, hayvan diyeÖOnbir yasinda ugruna kustugumuz o "yakisikli cocuk"-simdi gobekli ve asabi -, kapinin ardindan bagiriyor, sesinin zayiflayip catladigi bir anin ortaya cikardigi ufacik bir sessizlikte uzaktan duyulan bir muzik kulagima caliniyor, bir mucize gibi, yillar otesinden. "Duyuyor musun?" diyorum seni kolundan cekip, kizla ugrasmayi birakip bana donuyorsun, gozlerin doluyor, simdi cok uzaklarda kalmis uzak bir aninin etkisiyle. Muzik bizi kumdan kalelerin ardindan gorunen gunbatimlarinin, sevimli kucuk kavgalarin ve kusmelerin zamanina goturuyor sanki birkac dakikaligina. O esnada biri seni durtup fisiltiyla kizi buradan cikarmamiz gerektigini soyluyor. Kendimizi toplayip organize oluyoruz cabucak, arka kapiyi buluyor, onu gizlice disari cikariyor, senin evine goturmeye karar veriyoruz, yaralarini temizlemek icin. Arabaya biniyoruz. Sessizlik dayanilmaz boyutlarda, kimse aglamiyor, kimse yakinmiyor. Bizbizeligimize hapsedilmis gibiyiz sanki, ve ne tuhaftir, hicbirimiz birbirimizle olmak istemiyoruz, bu "suc ve utanc" ortakligi psikolojisinin agirligi havaya yayilmis, soluklarimizi kesiyor... ...Birden direksiyonu sol yerine saga kiriyorsun! Araba hizlaniyor. Otoyolda gittikce hizlanan motorun delirmis gurultusune, digerlerinin attigi dehset cigliklari ve ikimizin kahkahalari eslik ediyor. Nereye gittigimizi biliyorum.
|
