
Buluşma
| Avadama
- Ahmet Karcililar
'magister dixit' Kamer Lal Hatirci'yla tanismam onun söyleyisiyle hiç bir tez içermeyen binlerce tarama çalismasina olur diyen üniversite kurulunun tezini reddedecegi, hatta savunma firsati bile tanimayacagi söylentisinin yayildigi günlere, daha kesin bir ifadeyle benim tarih kürsüsü baskanligindan uzaklastirilmamdan üç ay kadar öncesine dayanir. Tezinin reddedilecegini ögrenen bütün asistanlar gibi o da koltugunda tezinin bir örnegiyle kürsü kürsü dolasip, çabasinin bosoldugunu bile bile destek aramaktaydi. Bana niye geldigini simdi bile bilmiyorum. Kuruldan ayrilali (ya da uzaklastirilali) bir yil olmus, bir zamanlarin gelecegi parlak tarih profesörüyken degisen degerler geregi yildizinin isigini kaybetmis, dekan olacagina kesin gözüyle bakilirken kürsü baskanligindan öteye gidememisbirinden yardim istemekle en hatali hareketi yaptigini belki sonradan fark etmisti. Ilk geldiginde kürsü farkliligi nedeniyle konuyla ilgim olmadigini belirtmeme ragmen israrla tezini okumami istemis, kurulda görevliyken edebiyat kürsüsü asistanlarina ait tezlerin bir çogunu degerlendirdigimi söylemisti. Tezi nasil olsa reddedilecekti, kurula karsi tavir almami ve kendisine destek olmami degil yalnizca tezi incelememi istiyordu. Kabul ettim. Tezi okuduktan sonra da altimdaki koltugun uzun süreden beri çikardigi gicirtilarin çatirdamaya dönüstügünü bilen biri olarak kendi çöküsümü hizlandirmaktan çok arastirmanin daha dogrusu arastirma konusu belgenin büyüsüne kapilarak kürsümü bile sallayan agirligimi kurula yansitmaya karar verdim. Tekrar görüstügümüzde kendisinden söz etti biraz, aslen Misir kökenlilermis. Çocuklugu Mardin'de geçmis, sonra Amasya'ya tasinmislar. Tezinin konusu olan elyazmasi belgeyi de Amasya Kütüphanesi'nde bulmus. Tezden söz etmeye basladigimizda oldukça heyecanlanarak anlatmaya baslamisti. Çevirdigi elyazmasi toplumsal kurallar belirlememesinse, diger kutsal kitaplar gibi emir ve yasaklar içermemesine ragmen ona göre zaman, esya ve varolusgibi felsefenin temel sorularina alternatif cevaplar verdiginden bir zamanlar bilemedigimiz bir uygarliga yol göstermisbir kutsal kitapti. Ama Hatirci tezinde böyle bir önerme sunmamisti. Sülüsle yazilmisve 1690 yilinda saray arsivine kaydedilmisbu eseri temel alarak dogmalara bakisve laiklik konularinda Osmanli ve Cumhuriyet dönemini karsilastirarak, laik olmayan Osmanlinin Cumhuriyet dönemine göre arastirmalara karsi daha demokratik tavri oldugu gibi yetersiz, yersiz, bir o kadar da tehlikeli ve tanitlanmasi göreceli önermelere dayali, sinirlari belirsiz iddialar ortaya atmisti. Elyazmasi, tarihte adi geçmeyen, bilinmeyen topluluklar arasindaki uzun ve anlasilmaz iliskileri, bugün bile bilinmeyen hatta fizige aykiri teknolojilerin yer aldigi olaylari, en çok da Evrenin Kralligi diye adlandirilan bir hanedan protokolünü konu edinmisti. Belgenin basinda yer alan kayda göre elyazmasini Farsçaya çeviren Burgazli Ali Hoca'nin, sik sik sam ve Istanbul arasinda kervan getirip götüren Ali Mustafa'dan aldigi, aslinin Latince oldugunu ve Latinceye de Sankskritçeden Keltli Samuel tarafindan çevrildiginin basinda yaziyor oldugu belirtiliyordu. Hatirci tezinde, giris bölümünde yer alan "süphesiz sizin yolunuz karanlik, süphesiz elleriniz tutmuyor ve korkuyorsunuz. Bizim dahi yol göstericimiz Avadama size isik olsun." sözlerinden yola çikarak metnin adinin Avadama oldugunu, sözcügün Ava ve Adam sözcüklerinden olustugunu, belgenin Popol Vuh veya Gilgamisgibi mitolojiyi degistirecek, tarihi yeniden olusturacak bir kaynak oldugunu öne sürüyordu. Bunun heyecaniyla ürperdigimi itiraf etmeliyim. Kurul tezlerin savunma tarihlerini açikladi ve bekledigimiz gibi Hatirci'nin tezi savunulmaya layik görülmediginden tarih verilmedi. Kararin dayanagi tezin edebiyat bölümü konusu olmadigiydi. Bunun üzerine "Edebiyatin Konusu Olmayan Konu Var midir?" baslikli bir makale yazip ögrenci derneginin de baskisiyla fakülte dergisinde yayinlattim. Elyazmasindaki; "Alemler ve alemlerde türlü yaratilmislar sonsuzluga yayildi. Toprak ve su, hava ve isik oldu. Her esyanin ardinda baska bir esya oldu ve esya sonsuz oldu." ... "Sizden önce ve sizden sonra yaratilanlar sonsuz zaman aksin diye yaratildi ve zaman hiç akmadi. Çünkü zamanin rakamlari hep sifirdan yaratildi ve birlesmis iki sifirla gösterildi. Bizim dahi tek hatamiz budur ve kuskusuz sizden ne bahaneler ileri sürerek bagislanma dileyecegiz ne de bu nedensiz varolus ve sonsuz aci için çareler."... "Biz sonsuz sifirlarin içindeki 1'dik ve sonsuzlugumuzun ve akmayan zamanin acisini duyduk. Bu yüzden sizi ölümlü yarattik ve size her ölümden sonra baska bir yasam verdik ve siz aciyi fark etmeyesiniz istedik." bölümlerini alintilayip tez önermesine hiç deginmeden elyazmasinin edebiyata konu olabilecek en güzel metinlerden biri oldugunu öne sürdüm. Elyazmasinin ilk kutsal kitaplardan biri olabilecegini, anlamsiz ve temelsiz bir çok arastirmayi kabul eden kurulun bu tehlikeli kitaptan korkarak tezi reddettigini ima ettim. Hatirci bu yaziyla tezinin savunusunun kabul edilmeyeceginin farkindaydi. Belki benim bu saldirimin kendisinden çok baska nedenlere dayandigini ve benim kendisini kullandigimi düsünüyordu. Ne düsünürse düsünsün kurul baskaninin derginin bir sonraki sayisina yolladigi yaziyla savas resmi olarak baslamis oldu. Kurul adina yayinlanan yazida Hatirci'nin elyazmasinin örnegini aldigi Amasya Kütüphanesi'ne aslinin aynidir onayini yaptirmadigi, saray arsiv kaydinin onayli bir kopyasini arastirmaya eklemedigi, elyazmasinda tezi destekleyen bir önerme olmadigi, öne sürülen iddianin edebiyat bölümünden çok siyaset veya tarih bilimini ilgilendirdigi öne sürülmüsve daha önce kurul üyeligi yapmisbirinin su siralarda kürsüsünü yitirme korkusuyla kendisini ilgilendirmeyen konulara yöneldigi ima edilmisti. Belgelerin eksikligi konusunu Hatirci'ya sordugumda, bir tezin reddi için bu savlarin yetersiz oldugunu, elyazmasini Amasya Kütüphanesi'ne onaylatip saray arsiv kaydini getirecegini söyledi. Getirdi de. Bu kez olaylari bastan alarak ulusal bir gazetede "Üniversitelerde Arastirma Zorluklari" adli bir yazi yayinlattim. Yazida sig kafali, yobaz ve bilim adami olmaktan uzak akademik ünvanlari suçladim. Elyazmasindaki "Önce rakamlar vardi. Sonsuz sifirdan zaman yaratildi ve birlesmis iki sifirla gösterildi. Zaman öncesinde ve sonrasinda hep var oldu ya da yok. Zamanin sifirlari içine 1 konuldu ve hiç bir sey olmayanin içinde bir tohum yaratildi. Ve tohum tohumsa 1'den 2 olmak zorundaydi ve 2'den 3. Ve hiç bir sey olmayanin içinde çok seyler oldu." bölümünü kullanarak Incil'in "Önce söz vardi" cümlesiyle karsilastirdim. Öyle cosmustum ki bu esrimeyle varolus teorilerine yeni teoriler ekledim. Hatirci'nin da yardimiyla "Biz size incir çekirdeginin içinde alemler verdik ve aleminizi bir incir çekirdeginin içinde yarattik ve biz dahi incir çekirdeginin içinde bir alemdeyiz."... "Bizim de sizin gibi bir inandigimiz var ve bizim inandigimizin da bizim gibi bir inandigi. Alemler baska alemlerin içindedir ve alemler alem içredir."... "Biz sizin hikayenizi en sonunda en basa dönebileceginiz gibi yazdik ve bizimki dahi öyle yazildi. Bize gelen, size gelen ve sizin gönderdiginiz tüm kitaplarda tek anlatilan karanligin ve aydinligin, diplerin ve doruklarin, baslangicin ve sonun, yitigin ve bulunmusun, bütünün ve zerrenin, bizim ve sizin ayni oldugu, en içte olanin en dista kaldigidir."... "Kimse içinde bulundugu andan gayrisini yasayamaz. Tatarcik ne kadar yasarsa sizin de yasadiginiz o kadardir. Ve bizim ve sizin ve her seyin ömrü ezelden ebede kadar uzundur ya da o denli kisa." bölümlerini alintilayip Islam ögretisinin disinda disiplinlerin yer aldigi elyazmasinin saray arsivine girerek laik Cumhuriyet'e göre Osmanli'nin daha demokratik bir tavri oldugu tezini destekledigini yazdim. Düsünülebilen her seyin edebiyatin konusu oldugu fikrimi tekrarladim. Yazinin gazetede yayinlanisindan sonra ülkenin dört bir yanindan, gazetelerden ve üniversitelerden destek mektuplari alsam da yetersiz oldugum bir konuya girmenin acisi ve çaresizligini kurul baskaninin cevap hakkini kullanarak ayni gazetede yayinlattigi yazidan sonra anladim. Yasananlar bir doktora tezinin reddinden çok rektörlükle aramda bir savasa dönmüstü. Bu zamana degin kürsüden alinmamisolmam savasin sonuçlanmamis olmasindan kaynaklaniyordu. Kurul baskaninin yazisi bütün tartismalari sonuçlandirdi. Yazida Avadama'nin edebi açidan olumlu notlar alabilecegi, ancak Hatirci'nin tezini desteklemesi açisindan iddia edildigi gibi mitolojik bir metin olmadigi için yetersiz kaldigi, Avadama'nin Kamer Lal Hatirci'nin bir ürünü oldugu öne sürülüyordu. Amasya Kütüphanesinin onayli metni reddettigi ve kendilerinde böyle bir metin olmadigina iliskin mektup yazi ekinde verilmisti. Ayni tavrin saray arsiv idaresi tarafindan da gösterildigi, üstelik metnin bazi bölümlerinin bu sahtelige isik tuttugu söyleniyordu. "Ve sizden bazilariniz aciyi farketti ve biz onlara kendi sifamizi verdik. Onlara yirmiiki harfi gönderdik. Onlar yirmiiki harfin çesitlemeleriyle sonsuz oyunu buldular. Onlara sonsuz iliskiler ve sonsuz manalar mümkün kilindi. Kuskusuz çivi çiviyi söker ama hep bir çivi içerde kalir."... "Biz dahi size yazi diye göründük. Sizin en hayirliniz bir kitaplikta kör oldu."... "De ki her sey zaman geçsin diyedir." bölümlerinde anlatilan kisinin Arjantinli yazar Borges oldugu, bu iddianin "manastirin kör rahibi bilir gülün adini..." cümlesinde Umberto Eco'nun Borges'e yaptigi bir göndermeye gönderme yapilarak ve "kör anlatici bilir kum çocugun sirrini..." cümlesinde Tahar Ben Jelloun'un yaptigi göndermeye gönderme yapilarak desteklendigi, bütün 20. yüzyil olaylarinin, mitolojik oldugu iddia edilen bir elyazmasinda yer almasinin olanaksizligi vurgulaniyordu. Yine Isa ve havarilerinin anlatildigi bölümlerde ki Isa hiç bir mitolojik metinde yer almamaktadir, "Gece gün olmadan ve aciyi farketmeyen onu öpmeden önce isik saçanlar onunla ve yalniz ondan tarafta bir masaya oturdular. Onlara verdigimiz iki nimetle, un ve üzümle karinlarini doyurdular. O aralarinda bir hain oldugunu söylediginde isik saçanlarin gözleri bir daha hiç açilmayacak kadar çok açildi. Yalniz aciyi farketmeyen son aksam yemeginde kendinden sonrakilere yüzünü göstermemek için yüzünü baska birinin boynuna sakladi ve hiç sasirmadi. Siz de farketmediniz mi biz yalniz ona isik vermedik?" cümleleriyle betimlenen olay Isa ve havarilerinin son aksam yemegi degil Leonardo da Vinci'nin La Scena'sidir. Yani gerçek degil gerçegin yansimasinin yansimasidir. Yine "Ona inanan ama aciyi bilmeyen, ona inanmayan ve aciyi bilene geldi ve dedi ki, sen yarin asilacak ve bu dünyadaki yasamini bitireceksin. Bu yüzden seni kutsamama ve günahlarini çikarmama izin ver. Aciyi bilen karsi çikti, günaha ve ölümden sonra yasama inanmadigini söyledi. Inanan hayretle sordu, ölümden sonra yasama inanmamak, yok olup yitecegini düsünmek sana çildirtici gelmiyor mu? Aciyi bilen dedi ki, beni asil ölümden sonra yasamak fikri çildirtiyor." bölümünde anlatilan olayin Albert Camus'nün Yabanci'sindan alintilandigi, hal böyleyken elyazmasinin orijinal bir metin oldugunun kurul tarafindan kabul edilmesinin olanaksiz oldugu anlatiliyordu. Çaresizlik içinde Hatirci'yi aradim. Elyazmasinin onun tarafindan yazilmis olabilecegini hiç düsünmemistim. Kaldigi pansiyondan ayrilmis Amasya'daki evine dönmüstü. Hemen bir arkadasimdan Vinci'nin Son Aksam Yemegi tablosunun röprodüksiyonunu edinerek elyazmasindaki bölümle karsilastirdim. Camus'nün Yabanci'sinda da, Eco'nun Gülün Adi romaninda da, Jelloun'un Kum Çocuk romaninda da ayni saskinligi yasadim. Kurul hiç bir dönemde bir tez üzerinde bu kadar arastirma yapmamisti. Yasadigim asagilanma ve alçalma duygusunun üzerine bir de araci koyarak kürsüyü terketmemi istediler. Istifa ederek onurumun bir parçasini kurtardim. Hatirci'yla son iliskim bana gönderdigi bir mektupla oldu. Ben gazetede yazimi yayinlattiktan sonra kurulla anlasmisti. Bir yil sonra sadece Avadama'nin kendisiyle basvuracak ve tezi kabul edilecekti. Bunun karsiliginda kurula Avadama'nin elyazmasi olmadigini kanitlayan ayrintilarin bazilarini vermisti. Böylesi onun için daha iyi olmustu, çünkü kurul hiç bir zaman metnin degerini bu bilgiler olmadan ölçemezdi. Kurulun tez üzerinde bu çalismalari yapmis olabilecegini zaten hiç bir zaman mantikli bulmamistim. Hatirci benim yanimda savasa devam ederek kendi akademik kariyerini yok ettigini düsünmüs ve kurulla anlasarak sonsuza dek onlarin öfkesini üzerinde tasimaktan kurtulmustu. Bense Avadama'ya inanmaya devam ediyorum. Bütün ömrümü harcasam da Avadama'yi bulup Hatirci'nin doktorasini iptal ettirecegim. |
